DİNİ İNANÇLAR SANATIN DEĞİL, HUKUKUN EŞİTLİK ALANIDIR
ÇALIKUŞU
Geçenlerde Bansko caz festivalinde çok büyük bir rezillik ve kepazelik yaşandı. İsrail'den gelen bir caz müziği grubu, giyim kuşamıyla ve sahne performansıyla adeta Müslüman kadınları tiye aldı.
Mesele bir festivalde hangi grubun sahne aldığı değildir. Mesele, aynı eylemin farklı dinlere mensup insanlar tarafından yapıldığında farklı ölçülerle değerlendirilip değerlendirilmediğidir.
İfade özgürlüğü, sanat ve mizah elbette korunmalıdır. Ancak bu özgürlük, hiçbir inancı aşağılamanın, bir topluluğu hedef göstermenin veya dini sembolleri kitleleri provoke edecek biçimde kullanmanın sınırsız ruhsatı değildir.
Eğer bir ülkede Yahudilerin dini kimliğine yönelik aşağılayıcı bir gösteri hukuken ve siyaseten tepki görüyorsa, aynı hassasiyet Müslümanlar için de gösterilmelidir. Bunun tersi de aynı şekilde geçerlidir.
Avrupa'nın temel ilkesi olması gereken şey çifte standart değil, hukuk önünde eşitliktir.
Bugün Müslümanlara yapılanı görmezden gelip yarın başka bir dini topluluğa yapılan haksızlığa itiraz etmek tutarlı değildir.
Bulgaristan'da yaşayan herkesin hakkı aynıdır:
Yahudinin onuru da Müslümanın onuru da Hristiyanın onuru da hukuk tarafından korunmalıdır.
Bu nedenle konu “hangi din daha kutsal?” tartışması değildir.
Konu, devletin ve toplumun aynı hukuki standardı herkese uygulayıp uygulamadığıdır.
Ne nefret söylemini savunalım ne de ayrımcılığı.
Ne provokasyonu meşrulaştıralım ne de hukuksuzluğu.
Çünkü demokrasi, çoğunluğun istediğini yapması değil; azınlığın da hakkının çoğunluk kadar korunmasıdır.
Sessizlik bazen tarafsızlık değildir.
Bazen çifte standardın sessiz ortağı olmaktır.
Eşit hukuk, eşit saygı, eşit vatandaşlık.
Gerçek demokratik düzenin ölçüsü budur.