ÇALIKUŞU

Yaşamla ölüm arasındaki nefes

ÇALIKUŞU

 
Araftayım ben...
Ne yaşamın tam içindeyim,
ne de ölümün sessizliğinde.
Bir ayağım hatıraların toprağına
basıyor, diğer ayağım
bilinmeyene uzanıyor.
Ömür dediğin şeyi tattım ben.
Sevdayı da gördüm, ayrılığı da...
Dostluğu da tanıdım, ihaneti de...
Kazandım, kaybettim,
yeniden ayağa kalktım.
Her şeyi emekle elde ettim.
Ama anladım ki; insan hayatın
birçok nimetini çalışarak kazanabilir,
fakat bir kalbin sevgisini,
bir ruhun sadakatini, bir ömrün
anlamını emekle satın alamaz.
Şimdi geriye dönüp baktığımda,
yaşadıklarım bir nehir gibi akıp
gidiyor önümden.
Soruyorum kendime:
Yaşam nedir?
Doğduğumuz günle öldüğümüz gün
arasına sıkışmış birkaç nefes mi?
Yoksa ardımızda bıraktığımız
izler mi?
Ölüm nedir?
Bir son mu?
Bir kavuşma mı?
Yoksa insanın kendi hakikatiyle
yüzleştiği son kapı mı?
İşte ben o iki kapının
arasında duruyorum.
Gitmek istiyorum, gidemiyorum.
Kalmak istiyorum, kalamıyorum.
Çünkü yaşam beni bırakmıyor;
ölüm ise henüz çağırmıyor.
Ve ben ikisinin arasında,
zamana asılmış bir yaprak
gibi sallanıyorum.
Kimsin sen beni burada bekleten?
Kader misin?
Özlem misin?
Vicdan mısın?
Yoksa yıllardır peşimden gelen
yalnızlık mı?
Ben zaten teslim olmuşum.
Hayata da...
Yazgıya da...
Kaybettiklerime de...
Ama insanın teslim olması,
unutması demek değildir.
Bazı yaralar kapanır ama izi kalır.
Bazı insanlar gider ama sesi kalır.
Bazı sevgiler biter ama ruhu kalır.
Belki de Araf budur;
Yaşamak için yeterince nefesin olduğu
hâlde, eksik kalan bir parçan yüzünden
kendini tamamlanmamış hissetmek...
Ölümü düşünmeyecek kadar hayata bağlı,
hayata sarılamayacak kadar yorgun olmak...
Ve yine de her sabah gözlerini açıp,
içindeki kırık ışığı taşımaya devam etmek...
Çünkü insan bazen yaşamla ölüm arasında
değil, geçmişiyle geleceği arasında kalır.
Ve en uzun yolculuk, bir ömür boyunca
kendi ruhuna ulaşmaya çalışmaktır.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları