<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
   <channel>
      <title>Misyon Gazetesi</title>
      <link>https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/</link>
      <language>tr</language>
      <description>Türkiye ve dünya gündeminden haberler ve son dakika gelişmeleri takip etmek, editör ve yazarların gündeme dair kaleme aldıkları güncel köşe yazılarını ve analizlerini okumak için, doğru adrestesin!</description>
      <category>Newspaper - Sağlık</category>
      <lastBuildDate>Tue, 19 May 2026 18:19:50 +0300</lastBuildDate>
      <ttl>1</ttl>
      <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	  <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
      <atom:link href="https://www.misyongazetesi.com/rss/haberler/saglik/" rel="self" type="application/rss+xml"/>
      <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com"/><atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.superfeedr.com"/>
        <item>
            <title><![CDATA[Emel'in 3000 levaya ihtiyacı var...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/emel-in-3000-levaya-ihtiyaci-var/1740/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/emel-in-3000-levaya-ihtiyaci-var/1740/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 17 Jan 2021 17:35:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>Öncelikle herkese Merhaba!</strong><strong>Tüm insanlık olarak her zamankinden farkı bir süreçten geçiyoruz. Varlık, yokluk, sağlık, ve ölüm, hatta her şeyin yeni bir kimlik ve anlam kazandığı zamanlar. Yaşanan bazı şeyler ne kadar acı olursa olsun, bir şekilde atlatılıyor ve yolumuza devam ediyoruz, her ne kadar güç olsa da. Hayatın zor zamanlarının insana kattığı aydınlanma ve içsel uyanış hem yaşayana hem de çevresindekilere ışık oluyor sonrasında.</strong><strong>Şu an fotoğrafını paylaştığım kişi de zorlukların üstesinden gelmeye çalışan çok özel bir kişi.</strong><strong>Yüksek bir binadan düşüp, doktorların pek çok parçasını bir araya getirdiği biri.</strong><strong>Hikayesini ve yaşadıklarını kendisinden de dinleyebilirsiniz.</strong><strong>İyi olması adına katkıda bulunmak isterseniz, bu fırsat sizin elinizde&hellip;</strong><strong>Hastası ve hastalığı olanlara Allah&#39;tan acil şifalar diler, zor durumda olanlara uzanan yardım ellerinin artarak devam etmesini temenni ederim.</strong><strong>Sağlık ve huzur her daim sizinle olsun. Sevgiler!</strong><strong>Nurcan Ahmet</strong> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/emel-in-3000-levaya-ihtiyaci-v_1610895081_KgF1SP.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Emel'in 3000 levaya ihtiyacı var... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/emel-in-3000-levaya-ihtiyaci-v_1610895081_KgF1SP.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Vitamin eksikliğinin belirtileri]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/vitamin-eksikliginin-belirtileri/1633/</link>
            <description><![CDATA[Medicana International İstanbul Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Uğur Dilek Calap, vitamin eksikliği ve hlsizlik arasındaki ilişki hakkında ayrıntılı bilgiler verdi.Dr. Calap, 'Kişinin sağlıklı bir yaşam sürmesinde, gıdalar ile alınan vitamin ve mineraller büyük rol oynar. Yağda ve suda eriyenler olarak iki ana gruba ayrılan vitaminlerin büyüme, hücre yenilenmesi, enerji üretimi gibi pek çok görevi vardır. Bu anlamda vitaminlerin vücudun biyokimyasal işlevlerinin sürdürülebilmesi konusundaki önemi tartışılamaz. Cilt, doku, organ ve kemiklerin sağlıklı işleyişini sağlayıp normal fonksiyonlarını yerine getirmesine katkıda bulunan vitaminler, gıdalar yoluyla yeterince alınamadığında hekim kontrolünde takviye olarak alınabilir. Bir ya da birden fazla vitaminin eksikliğinde kişide pek çok farklı şikayet görülebilir' diye konuştu.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/vitamin-eksikliginin-belirtileri/1633/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 18 Jul 2020 14:37:14 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Medicana International İstanbul Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Uğur Dilek Calap, vitamin eksikliği ve hlsizlik arasındaki ilişki hakkında ayrıntılı bilgiler verdi.Dr. Calap, 'Kişinin sağlıklı bir yaşam sürmesinde, gıdalar ile alınan vitamin ve mineraller büyük rol oynar. Yağda ve suda eriyenler olarak iki ana gruba ayrılan vitaminlerin büyüme, hücre yenilenmesi, enerji üretimi gibi pek çok görevi vardır. Bu anlamda vitaminlerin vücudun biyokimyasal işlevlerinin sürdürülebilmesi konusundaki önemi tartışılamaz. Cilt, doku, organ ve kemiklerin sağlıklı işleyişini sağlayıp normal fonksiyonlarını yerine getirmesine katkıda bulunan vitaminler, gıdalar yoluyla yeterince alınamadığında hekim kontrolünde takviye olarak alınabilir. Bir ya da birden fazla vitaminin eksikliğinde kişide pek çok farklı şikayet görülebilir' diye konuştu.</p><p><br /><strong>DERİ VE KEMİK RAHATSIZLIKLARINA DİKKAT</strong></p><p><br />Dr. Calap, 'Kansızlık ve sinir sistemine ait şikayetlerin yanı sıra göz, deri ve kemik rahatsızlıkları, sıklıkla vitamin eksikliklerine bağlı olarak oluşur. Kişinin bellek fonksiyonlarının gerilemesi, enerji düşüklüğü, hlsizlik ve yorgunluk gibi belirtiler ise vitamin eksikliklerine bağlı olarak ortaya çıkan semptomlardan bazılarıdır. Vitamin eksikliğine bağlı olarak yaşanan enerji düşüklüğü, vücut ağrıları ve uykusuzluk, günümüzde en sık rastlanan vitamin eksikliği belirtilerindendir.</p><p><br /><strong>'B12 VİTAMİN EKSİKLİĞİ ANEMİYE YOL AÇABİLİR'</strong></p><p><br />Enerji düşüklüğü, hlsizlik, kayıtsızlık, bitkinlik, uyuşukluk ve yorgunluk dendiğinde çoğunlukla fiziksel yorgunluk akla gelse de bu yakınmaların zihinsel de olabileceğini aktaran Dr. Calap, 'Fiziksel yorgunluk, kişinin normalde yapabildiği işleri kas yorgunluğuna ya da enerji düşüklüğüne bağlı olarak yapamaması olarak açıklanabilir. Zihinsel yorgunluk ise kişinin düşüncelere ve olaylara konsantre olamamasına yol açar. Kişinin uykulu ve dalgın olmasına yol açan zihinsel yorgunluk da fiziksel yorgunluk gibi vitamin eksikliğinden kaynaklanabilir' dedi.</p><p><br />Dr. Öğr. Üyesi Uğur Dilek Calap, günümüzde sık rastlanan enerji düşüklüğünün sıklıkla vitamin eksikliklerine bağlı olarak geliştiğini söyledi. B12 vitamin eksikliğinin toplumda yaygın olarak görüldüğünü belirten Dr. Calap, B12 vitaminin alyuvar olarak bilinen kırmızı kan hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olduğunu ve kişinin sinir sistemini güçlendirdiğini sözlerine ekledi. Dr. Calap, 'Gıdalar yoluyla alınan proteinin vücut tarafından kullanılmasını kolaylaştıran B12 vitaminin referans aralığından daha düşük düzeyde olması kişide yorgunluk, hlsizlik, iştahsızlık ve anemiye yol açabilir. Kişinin düşüncelerini toplamasında ve harekete geçmek konusunda zorluk yaşamasına yol açan B12 vitamin eksikliği, suda çözünebilen bir vitamin türü olan B12&#39;nin vücutta çok az miktarda depolanmasından kaynaklanır' ifadelerini kullandı.</p><p><br /><strong> HANGİ VİTAMİNLERİN EKSİKLİĞİNDE YORGUNLUK GÖRÜLÜR?</strong></p><p><br />İnsan vücudunda yaklaşık 4 miligram kadar depolanabilen B12 vitaminin yaklaşık olarak yarısının karaciğerde depolandığını anlatan Dr. Calap, 'DNA ve miyelin sentezinde önemli bir paya sahip olan B12 vitamini aynı zamanda kırmızı kan hücrelerinin üretilmesini sağlar. Vücut tarafından sentezlenemeyen vitaminlerden biri olan D vitamini ise gıdalar yoluyla alınabilse de asıl D vitamini kaynağı, güneş ışığıdır' diye konuştu.</p><p><br />D vitamini eksikliğinde de yorgunluk ve sürekli hlsizlik hissedilebileceğini belirten Dr. Calap, D vitamini ile enerji düşüklüğü arasında önemli bir bağlantı olduğunu vurguladı. Kişinin kendini güçsüz, isteksiz ve sürekli yorgun hissetmesine yol açabilen D vitamini eksikliğinin, miktarı doktorunuz tarafından belirtilen D vitamini takviyesi ve açık alanda güneşlenerek, kolaylıkla ortadan kaldırılabileceğini belirten Dr. Calap, yeterince güneş ışığına çıkmanın mümkün olmadığı durumlarda D vitamini takviyesinin öneminin daha da arttığını ifade etti.</p><p><br />Dr. Calap, 'B12 ve D vitaminin yanı sıra hormon salınımı ve kırmızı kan hücrelerinin üretiminde rol oynayan B5 vitamini eksikliğinde de sıklıkla hlsizlik ve yorgunluk şikayetleri oluşabilir. Yumurta başta olmak üzere, balık, tavuk, peynir ve kuru baklagiller gibi pek çok besin kaynağında bulunan B5 vitamini eksikliğinin gıdalar yoluyla giderilmesinin son derece kolay olduğunu, ancak gerekli durumlarda kişiye B5 vitamin takviyesinde de bulunulabilir' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/vitamin-eksikliginin-belirtileri.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Vitamin eksikliğinin belirtileri ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/vitamin-eksikliginin-belirtileri.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA['Diyabetliler yeni ayakkabıyı 2 saatten fazla giymemeli']]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/-diyabetliler-yeni-ayakkabiyi-2-saatten-fazla-giymemeli-/1631/</link>
            <description><![CDATA[Hastaların diyabet nedeniyle his kaybı yaşadığını ve ayaklarına giden kan akımı azaldığı için bu yaraların kolayca açılabildiğine ve enfekte olabildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Uğur Anıl Bingöl, şu bilgileri verdi: 'Ayakta yara açıldığında, önce açık sarı akıntı oluyor daha sonra ise ayakta üreyen bakterinin cinsine göre akıntı rengi farklılaşabiliyor. Diyabet hastalarının gözlerinde de problem olduğu için bu akıntılar kolayca gözden kaçıyor ve özellikle koyu renkli çorap giyildiğinde enfeksiyon dahi fark edilemiyor. Özellikle bu hastalarda şeker hastalığı nedeniyle his kaybı da olduğu için yara ne kadar büyük olursa olsun ağrı oluşmuyor. Tek belirti olan akıntının gözden kaçması ampütasyon ya da hayatını tehdit eden enfeksiyonlarla sonuçlanabiliyor.']]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/-diyabetliler-yeni-ayakkabiyi-2-saatten-fazla-giymemeli-/1631/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 18 Jul 2020 12:04:07 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Hastaların diyabet nedeniyle his kaybı yaşadığını ve ayaklarına giden kan akımı azaldığı için bu yaraların kolayca açılabildiğine ve enfekte olabildiğine dikkat çeken Doç. Dr. Uğur Anıl Bingöl, şu bilgileri verdi: 'Ayakta yara açıldığında, önce açık sarı akıntı oluyor daha sonra ise ayakta üreyen bakterinin cinsine göre akıntı rengi farklılaşabiliyor. Diyabet hastalarının gözlerinde de problem olduğu için bu akıntılar kolayca gözden kaçıyor ve özellikle koyu renkli çorap giyildiğinde enfeksiyon dahi fark edilemiyor. Özellikle bu hastalarda şeker hastalığı nedeniyle his kaybı da olduğu için yara ne kadar büyük olursa olsun ağrı oluşmuyor. Tek belirti olan akıntının gözden kaçması ampütasyon ya da hayatını tehdit eden enfeksiyonlarla sonuçlanabiliyor.'</p><p><br /><strong>UZUN SÜRE HEKİM KONTROLÜNDE OLMAMA DİYABETİK AYAK VAKALARINI ARTIRIYOR</strong></p><p><br />Koronavirüs salgını nedeniyle birçok hastanın uzun süre doktora gidemediğini ve şu dönemde diyabetik ayak yaraları ile başvuruların arttığını gözlemlediklerini belirten Yeditepe Üniversitesi Plastik, Rekonstrüktif, Estetik Cerrahi AD Başkanı Doç. Dr. Uğur Anıl Bingöl çeşitli uyarılarda bulundu. Yaz aylarının gelmesiyle birlikte diyabet hastalarının ayak bakımına daha çok dikkat etmeleri gerektiğine işaret eden Doç. Dr. Bingöl, sözlerine şöyle devam etti: 'Öncelikle, hastalar istirahat halindeyken ayaklarını sarkıtmamalı. Ayakların altına otururken yumuşak bir yastık koyulması ya da uzatılması ayakların şişmesini engelleyecektir. Çoraplar da çok önemli. Mutlaka pamuklu ve beyaz renkte olması gerekiyor. Çünkü akıntı ancak bu şekilde fark edilebiliyor.'</p><p><br /><strong>'AYAK TIRNAKLARI MUTLAKA DÜZ KESİLMELİ'</strong></p><p><br />Diyabet hastalarının ayak tırnaklarını da mutlaka iyi gören bir kişinin kesmesi gerektiğini belirten Doç. Dr. Bingöl, 'Diyabet hastalarının ayak tırnakları mutlaka düz şekilde kesilmeli. Tırnakları keserken mümkünse diyabet hastaları için özel üretilen tırnak makasları kullanılmalı, mümkün değilse de hafif uzun ve düz şekilde kesmeye dikkat edilmeli. Birçok hastanede diyabetliler için profesyonel ayak bakım merkezleri var. Buradaki görevliler tarafından ayak tırnaklarının kesilmesi daha uygun olur' dedi.</p><p><br /><strong>'AYAKKABILARI DİK ŞEKİLDE BIRAKIN'</strong></p><p><br />Diyabetlilerin ayakkabılarını da dik şekilde bırakmaya özen göstermesi gerektiğinin de altını çizen Doç. Dr. Bingöl, 'Diyabet hastaları ayakkabılarını bizimki gibi yatay şekilde değil, dik şekilde bırakmalı. Çünkü içine çok küçük bir taş parçası ya da yabancı bir cisim bile düşse bile bunu asla anlamıyor. Hasta bu cisimle yürüdüğü zaman da ayağına batarak yaralar açılmasına neden olabiliyor. Bunu önlemek için ayakkabı giyilmeden önce içi mutlaka gözle ve elle kontrol edilmeli yabancı bir cisim varsa çıkartılmalı. Bununla birlikte ayakkabı ve terlikler asla güneş altında bırakılmamalı. Güneş altında kalan bu ayakkabılar bazen 40-50 dereceye kadar ısınabiliyor, bu nedenle ayaklarda yanık oluşabiliyor. Ayrıca, terlikleri seçerken de mutlaka önü kapalı, parmakların travma görmesini engelleyen terlikler seçilmeli' diye konuştu.</p><p><br /><strong>'YENİ AYAKKABILARI 2 SAATTEN FAZLA GİYMEYİN'</strong></p><p><br />Yeni alınan ayakkabıların günde 2 saatten fazla giyilmemesi gerektiğine de dikkat çeken Doç. Dr. Bingöl bu konuda dikkat edilmesi gerekenleri şöyle sıraladı: 'Diyabet hastaları yeni ayakkabılarını  normalden 1 numara büyük almaya ve 2 saatten fazla giymemeye dikkat etmeli. Eğer uzun süre giyilmeyen bir ayakkabı tekrar giyilecekse, ayaklarının şiş olmadığından emin olmalı ve ayakla ayakkabı arasında çok hafif boşluk olmalı. Pandemi süresince birçok hasta evde oturduğu ve dışarı çıkmadığı için, bu süre içinde ayakları da şişmiş olabilir. Bu nedenle sokağa çıkarken ayakkabılarını giymeden önce bu konulara dikkat etmeli. Ayaklar bir nedenle su topluyorsa, ayakkabı mutlaka gözden geçirilmeli. Bu hastalarda ayrıca terleme ve nemlenme bozukluğu da bulunduğu için ayak derisinin kuruma ve çatlamaya eğilimi vardır. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı bir ürün ile düzenli olarak nemlendirilmeli. Çünkü ayak derisi çatladığında buradan mantar ya da bakteri girmesi çok kolaylaşıyor. Diyabetik ayaklar için uygun ürünler var. Bunları kullanmaya dikkat etmek önemli.'</p><p><br /><strong>NELER YAPILMALI?</strong></p><p><br />Diyabetin neden olduğu dolaşım bozukluklarında erken müdahaleyle uzuvların kurtarılabildiği ancak ilerlediğinde bu şansın çok daha az olduğunu belirten Doç. Dr. Uğur Anıl Bingöl diyabet hastalarının dikkat etmesi gerekenleri şöyle sıraladı;</p><p><br />Beyaz renkte ve pamuklu çorap tercih edilmeli ve çoraplar her gün değiştirilmeli</p><p><br />Ayak tırnakları asla dipten ve oval kesilmemeli. Mutlaka düz ve hafif uzun şekilde kesilmeli</p><p><br />Ayakkabılar, içine herhangi bir şey kaçmaması için dik olarak gölgede bırakılmalı</p><p><br />Yeni alınan ya da uzun süre giyilmeyen ayakkabılar ilk zamanlar 2 saatten fazla giyilmemeli</p><p><br />Ayaklar her gün mutlaka nemlendirilmeli ve güneşten korunmalı</p><p><br />Diyabet takip isteyen bir hastalık olduğu için kan şekeri düzenli olarak ölçülmeli ve her 3 ayda bir endokrinoloji uzmanı tarafından kontrol edilmeli</p><p><br /> Ayaklar şişmişse ayakkabı giyilmemeli</p><p><br /> Sivri burunlu olmayan, ayak parmaklarını sıkıştırmayan ayakkabılar tercih edilmeli</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/diyabetliler-yeni-ayakkabiyi--saatten-fazla-giymemeli.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ 'Diyabetliler yeni ayakkabıyı 2 saatten fazla giymemeli' ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/diyabetliler-yeni-ayakkabiyi--saatten-fazla-giymemeli.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Güneş lekelerinden korunmanın yolları]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/gunes-lekelerinden-korunmanin-yollari/1628/</link>
            <description><![CDATA[Uzun saatler güneş maruz kalan ciltlerde lekelenmeler olduğunu söyleyen Çetinkaya 'Güneş lekeleri, beyaz tenli, zor bronzlaşan, kolay kızaran cilt tiplerinde daha sık rastlanıyor. Lekeler, ani yanma, soyulma ve kızarma olarak kendini gösteriyor. Özellikle beyaz tenli olanların güneşten korunması gerekiyor' diye konuştu. ]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/gunes-lekelerinden-korunmanin-yollari/1628/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 17 Jul 2020 10:34:16 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Uzun saatler güneş maruz kalan ciltlerde lekelenmeler olduğunu söyleyen Çetinkaya 'Güneş lekeleri, beyaz tenli, zor bronzlaşan, kolay kızaran cilt tiplerinde daha sık rastlanıyor. Lekeler, ani yanma, soyulma ve kızarma olarak kendini gösteriyor. Özellikle beyaz tenli olanların güneşten korunması gerekiyor' diye konuştu. </p><p><br />Özellikle yaz aylarında güneş maruz kalınca başta yüz olmak üzere vücudun bazı bölgelerinde lekelenmeler olduğuna dikkat çeken Güzellik Koçu Aylin Çetinkaya, güneş lekelerinin oluşmaması için bilgi vererek, alınması gereken önlemleri sıraladı.</p><p><br /><strong>11.00-15.00 SAATLERİNDE GÜNEŞTE KALMAYIN</strong></p><p><br />Her ne olursa olsun düzenli cilt temizliği yaptırmak gerektiğini vurgulayan Çetinkaya, 'Güneş altında kalmak cildin su kaybetmesine ve kurumasına neden olur. Ciltteki kuruluk nedeniyle deriniz pul pul dökülebilir. Bu nedenle cilt yapınıza uygun bir kremle cildinizi her banyodan sonra nemlendirin. Güneşe çıkmadan 20-30 dakika önce açık tenli kişiler 30 ve üstü, koyu tenli olanlar 15 ve üstü koruma faktörlü koruyucu ürünleri uygulamalı. Ayrıca olabildiğince 11.00-15.00 saatleri arasında güneşte kalınmamasını öneriyorum' diye konuştu.</p><p><br /><strong>2 YA DA 3 SAATTE BİR GÜNEŞ KREMİ KULLANIN</strong></p><p><br />Güneş lekelerinin geçirilmesi için öncelikle uzmanlardan yardım almak gerektiğini aktaran Çetinkaya, 'Cilde lekenin derinliğine göre işlem uygulamak daha doğru olacaktır. Kremler, kimyasal peeling ve kimyasal soyucular tedavi seçeneklerinin başında geliyor. Ancak siz yine de güneşin dik açıyla geldiği saatlerde açık alanlarda bulunmayın. 2 ya da 3 saatte bir güneş koruyucunuzu kullanın. Nemlendirici ürünler ile kuruyan cildinizi nemlendirin. Güneşe çıkılan dönemlerde epilasyon benzeri işlemlerden kesinlikle uzak durun' ifadelerini kullandı.</p><p><br />Güneş lekeleri için kişiye özel lazer tedavileri ve Hydrafacial cilt bakımını da öneren Çetinkaya, 'Hydrafacial, kuru, yağlı, karma ve hassas tüm cilt tipleri için uygundur. Eğer profesyonel bir cilt bakımı yaptırmak istiyorsanız ve güneş lekeleri ya da cilt lekeleriniz bulunuyorsa bu uygulama tam size göre olabilir. Ama cildinizde güneş yanığı varsa bu bakımı tavsiye etmiyorum. Bu cilt bakım uygulaması, ciltte acı ya da ağrı hissi oluşturmaz. İlk defa cilt bakımı yaptırmaya başlayacak olan kişiler için cilt tipine ve cilt sorununu göre 4 ile 6 seans arasında uygulanabilir, daha sonra ihtiyaca göre tekrarlanabilir' ifadelerini kullandı. </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/gunes-lekelerinden-korunmanin-yollari.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Güneş lekelerinden korunmanın yolları ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/gunes-lekelerinden-korunmanin-yollari.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sağlıklı karaciğer için tüketilmemesi gereken besinler]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/saglikli-karaciger-icin-tuketilmemesi-gereken-besinler/1626/</link>
            <description><![CDATA[Medipol Mega Üniversite Hastanesi Organ Nakli Bölümünden Prof. Dr. Onur Yaprak, günümüzün en büyük sorunlarından biri haline gelen karaciğer yağlanmasına ilişkin beslenme önerisinde bulundu. Her 3 kişiden birini etkileyen karaciğer yağlanmasına dikkati çeken Prof. Dr. Yaprak, 'Önlem alınmazsa zamanla karaciğerde siroz veya kansere yol açabilir. Karaciğerde görülen yağlanma basit yağlanma şeklinde kalabileceği gibi daha ileri evrelerde iltihapta eklenirse karaciğer sirozu gelişme riski de artar. Karaciğerinde yağlanmaya ilaveten yoğun iltihapta gelişmiş olan kişilerde 10 yıl içinde karaciğerde siroz veya kanser gelişme riski yüzde 5 ila 10 arasındadır. Basit yağlanmada 10 yılda siroz gelişim riski yüzde 3 iken, iltihaba karaciğerde fibrozis dediğimiz sertleşme de ilave olursa siroz riski yüzde 30'a yükselir' dedi.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/saglikli-karaciger-icin-tuketilmemesi-gereken-besinler/1626/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 13 Jul 2020 10:42:26 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Medipol Mega Üniversite Hastanesi Organ Nakli Bölümünden Prof. Dr. Onur Yaprak, günümüzün en büyük sorunlarından biri haline gelen karaciğer yağlanmasına ilişkin beslenme önerisinde bulundu. Her 3 kişiden birini etkileyen karaciğer yağlanmasına dikkati çeken Prof. Dr. Yaprak, 'Önlem alınmazsa zamanla karaciğerde siroz veya kansere yol açabilir. Karaciğerde görülen yağlanma basit yağlanma şeklinde kalabileceği gibi daha ileri evrelerde iltihapta eklenirse karaciğer sirozu gelişme riski de artar. Karaciğerinde yağlanmaya ilaveten yoğun iltihapta gelişmiş olan kişilerde 10 yıl içinde karaciğerde siroz veya kanser gelişme riski yüzde 5 ila 10 arasındadır. Basit yağlanmada 10 yılda siroz gelişim riski yüzde 3 iken, iltihaba karaciğerde fibrozis dediğimiz sertleşme de ilave olursa siroz riski yüzde 30&#39;a yükselir' dedi.</p><p><br /><strong>FAST FOOD YERİNE BALIK TERCİH EDİN</strong></p><p><br />Özellikle obezitenin karaciğer yağlanmasında önemli bir rol oynadığına değinen Prof. Dr. Yaprak, şöyle devam etti:</p><p><br />'Kronik alkol kullanımı dışında karaciğerde yağlanmaya yol açan en önemli faktörler, sağlıksız beslenme alışkanlıkları, obezite, diyabet, egzersiz yapmamak ve yüksek kolesterol düzeyleridir. Sağlıklı bir karaciğer için beslenmede püf nokta; karaciğere dost besinleri tüketmekten daha önemlisi karaciğere zararlı besinlerden uzak durmaktır. Bunu yaptıktan sonra da mümkün mertebe dost besinleri soframızda bulundurmaktır. Karbonhidrattan zengin gıdaları, fastfood ürünlerini, doymuş yağ içeren gıdaları azaltın. Akdeniz tipi beslenmeye ağırlık verin. Omega-3, Selenyum, Glutation, C vitamini, E vitamini içeren antioksidan içerikli yiyecekler karaciğere faydalıdır ve bunlardan tüketmeye gayret edin. Zeytinyağı ile yapılmış sebze yemekleri, balık, salata, kuru baklagiller, turp, lahana, karalahana, Brüksel lahanası, karnabahar, brokoli, roka, tere, kırmızı pancar, havuç, sarımsak, limon, greyfurt, yeşil çay, zerdeçal, siyah üzüm, günde 1 avuca kadar ceviz, çiğ badem gibi çerezler örnek olarak verilebilir.'</p><p><br /><strong>GÜNDE 3 FİNCAN TÜRK KAHVESİ ÖNERİSİ</strong></p><p><br />Prof. Dr. Yaprak, Türk kahvesi tüketiminin karaciğer sağlığı için oldukça önemli olduğunu belirterek, tavsiyelerini şöyle sürdürdü:</p><p><br />'Günde 2-3 fincan Türk kahvesi içenlerde karaciğer enzimleri olan AST, ALT, GGT düzeylerinin gerilediği, karaciğerdeki sertleşmenin düzeldiği, karaciğerde siroz ve kanser gelişim riskinin azaldığı görüldü. Hatta kahvenin metabolik sendrom ve diyabet üzerine de olumlu etkilerinin olduğu birçok çalışmada kanıtlandı. Kahvede bulunan klorojenik asit antioksidan etkiye sahiptir. Antioksidan etkinin altında karaciğerde glutation düzeylerinin artışı önemli bir rol oynar. Aynı zamanda glukoz intoleransını da düzeltirler. Klorojenik asidin iltihap azaltıcı özellik taşıması da avantajlarından bir tanesidir. Ancak günde 3 fincandan fazla içilmesinin de bazı zararları olabileceği için önermiyoruz.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/saglikli-karaciger-icin-tuketilmemesi-gereken-besinler.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sağlıklı karaciğer için tüketilmemesi gereken besinler ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/saglikli-karaciger-icin-tuketilmemesi-gereken-besinler.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Nefes darlığının nedeni astım mı, psikolojik mi?]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/nefes-darliginin-nedeni-astim-mi-psikolojik-mi/1618/</link>
            <description><![CDATA[ ]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/nefes-darliginin-nedeni-astim-mi-psikolojik-mi/1618/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 09 Jul 2020 11:19:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Astım vakaları, bahar geçiş mevsimleri ve yaza girişlerde artış gösteriyor.  Ancak bu yıl önceki yıllardan farklı olarak maske ve dezenfektanlar bu artışın sebebi olarak gösteriliyor. Kimyasal her ürünün astıma neden olabileceğini belirten Medipol Mega Üniversite Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhammed Emin Akkoyunlu, &ldquo;Dezenfektan ve kolonyalarda var olan parfüm içeriği nefes darlığı, astım ve alerjiye katkı sağlayabilir. Dikkat edilmesi gereken hususlardan bir tanesi hastalık sürecinde insanların hastalıktan bağımsız olarak nefes darlığında bir artış var. Bize nefes darlığı şikayetiyle başvurular hızla artmaya başladı. Bunların büyük bir kısmını psikolojik kabul ediyoruz. Altında herhangi bir organik neden söz konusu değil. Bu nefes darlığının iki nedeni var. İlki insanlar evlerinde kapalı kaldılar. Ayrıca hastalık korkusu hala devam ediyor. Eve kapanma ile hastalık korkusu ile &lsquo;acaba bende de bir semptom var mı?&#39; diye düşünürken kişi nefes darlığı yaşayabiliyor. Astımın artmasından daha fazla toplumda artan psikolojik nefes darlığını görüyoruz&rdquo; diye konuştu.</p>&quot;ÖNCELİĞİNİZ SU VE SABUN OLSUN&quot;<p>Virüse karşı en önemli korunma yöntemlerinin başında su ve sabunun geldiğini anlatan Prof. Dr. Muhammed Emin Akkoyunlu, &ldquo;Koronavirüs öncesi dezenfektanları çok fazla kullanmayın diyorduk. Bunun yerine su ve sabunun yeterli olacağını söyledik. Fakat koronavirüs salgınıyla birlikte dezenfektanları daha fazla kullanıyoruz. Su ve sabun yine bizim için çok daha önemli. En önemli önlem yine su ve sabundur. Bu yeterli olur. Fakat buna her zaman her sosyal ortamda ulaşamıyorsunuz. Bunun yerine dezenfektanlar daha fazla kullanılıyor ve öneriyoruz. Ama mümkünse suyu ve sabunu daha ön planda kullanarak dezenfektanlardan olabildiğince uzak kalarak bir şekilde korunmayı sağlayabiliriz&rdquo; ifadelerini kullandı.</p>ASTIM OLDUĞU NASIL ANLAŞILIR?<p>Astım ve nefes darlığının karıştırıldığını belirten Prof. Dr. Akkoyunlu ikisi arasındaki ayırımı şu sözlerle anlattı:</p><p>&quot;Astımda nefes darlığı var. Fakat astımdaki nefes darlığı herhangi bir şeyle tetiklenebilen bir nefes darlığı. Kokuyla, parfümle, enfeksiyonlarla tetiklenebilir. Beraberinde balgam olasılığı var. Hapşırık ve burun akıntısı olduğunda yine astımı düşünmek gerekir. Organik bir neden olması lazım. Astımda genellikle akşamları daha fazla olan öksürük, hırıltı vardır. Hava akımının kısıtlanmasına bağlı olarak ortaya çıkan ıslık sesiyle ciğerlerinde hisseder kişiler. Bunlar organik bir nedeni olan nefes darlığıdır. Astım olmasa bile astım benzeri bir hastalıktır. Eğer hiçbir şey yoksa nefes alıyorum ama yetmiyor düşüncesi oluyorsa bunlar genellikle psikolojik olarak değerlendiriliyor.&quot;</p>&quot;ERKEN TEDAVİ EDİLMEZSE GERİ DÖNÜŞÜ OLMAZ&quot;<p>Astım uzun dönem umursanmadığında geri dönüşü olmayan hava akımı kısıtlamasına neden olacağı uyarısında bulunan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Muhammed Emin Akkoyunlu, &ldquo;Astım hastası genç insanlar geldiği zaman biz bunları tedavi ediyoruz ve çok kolay bir şekilde dönüyorlar. Ciğerlerinde herhangi bir sakatlık kalmıyor. Eğer hasta uzun bir süre kontrolsüz şekilde devam ederse hava akımındaki kısıtlama geri dönüşü olmayacak şekilde kapanıyor. Tedaviye rağmen bu noktadan sonra kişinin nefesi açılmıyor. Ömür boyu süren bir nefes darlığı gerçekten çok rahatsız edici bir tablodur&rdquo; dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/nefes-darliginin-nedeni-astim-mi-psikolojik-mi.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Nefes darlığının nedeni astım mı, psikolojik mi? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/nefes-darliginin-nedeni-astim-mi-psikolojik-mi.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Gerçekten çok mu zor ?]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/gercekten-cok-mu-zor/1609/</link>
            <description><![CDATA[*** Şu sıralar bizim göçmen toplumunu bir belirsizlik ve telaş sardı, çünkü aldığımız duyumlara göre Bulgaristan'daki resmi merciler, PCR testini kabul etmiyorlar. En azından bu konuda resmi bir açıklama yapılmıyor. Belki de, resmi kanal yoluyla kendileri henüz bilgilendirilmedi.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/gercekten-cok-mu-zor/1609/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2020 18:10:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>Birkaç gün öncesi, Türkiye Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı ve Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı ortak bir bildiride yurtdışına çıkmak isteyen vatandaşlara sevindirici bir haber sundular.</strong><strong>İşte bunun detayları:</strong><strong>Yaşadığınız ülkelere geri dönüşünüzde 14 günlük karantinaya tabi tutulmamak için Türkiye genelinde 137 Covid -19 tanı laboratuvarında, 110 TL karşılığında PCR testi yaptırabilirsiniz. </strong><strong>Türkiye&#39;nin uyguladığı Covid -19 testini kabul eden ülkelere geri dönüş yapacak vatandaşlarımız PCR testlerini 48 saat içinde yaşadıkları ülkelere vermeleri durumunda herhangi bir karantinaya tabi tutulmayacaklardır. </strong><strong>Test sonuçlarına İngilizçe dilinde e-devlet üzerinden ulaşılabilecektir. </strong><strong>Bildiri güzel de, şu sıralar bizim göçmen toplumunu bir belirsizlik ve telaş sardı, çünkü aldığımız duyumlara göre Bulgaristan&#39;daki resmi merciler, PCR testini kabul etmiyorlar. En azından bu konuda resmi bir açıklama yapılmıyor. Belki de, resmi kanal yoluyla kendileri henüz bilgilendirilmedi.</strong><strong>Bizim paylaştığımız bildiri metnini TC Sofya Büyükelçiliği ve Filibe Başkonsolosluğu&#39;nın sosyal medya hesaplarında da görmekteyiz, fakat daha fazla bir bilgi alınamıyor, hatta, TC Filibe Konsolosluğu görevlileri vatandaşların sorularına bile aydınlatıcı cevap vermemişler.</strong><strong>Gerçekten çok mu zor, bu konunun cevabını Bulgaristan Sağlık Bakanlığı yetkilerinden öğrenmek ve acilen bilgi bekleyen binlerce vatandaşımızı memnun etmek?</strong> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/gercekten-cok-mu-zor_1593444186_2tUxiw.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Gerçekten çok mu zor ? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/gercekten-cok-mu-zor_1593444186_2tUxiw.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Afrika sıcakları geliyor, beyin kanaması riskine dikkat!]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/afrika-sicaklari-geliyor-beyin-kanamasi-riskine-dikkat/1610/</link>
            <description><![CDATA[Geçtiğimiz hafta su baskınlarına neden olan aşırı yağışlar bu hafta yerini sıcak havaya bırakıyor. Uzmanlar, Afrika üzerinden gelen sıcak hava dalgasının bunaltacağı uyarısında bulunarak, sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerine çıkacağını açıkladı. Aşırı sıcakların güneş çarpması ve beyin kanaması riski taşıdığını hatırlatan Altınbaş Üniversite Hastanesi Medical Park Bahçelievler Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kenan Kıbıcı, iki durum arasındaki farklılıklara dikkat çekti. Yaz aylarında beyin kanamalarının çok fazla görüldüğünü anlatan Dr. Öğr. Üyesi Kenan Kıbıcı, Özellikle hastaların tansiyonlarında dengesizlikler meydana geliyor. Ortamdaki sıcaklık artıyor, nem fazlalaşıyor.  Nemin fazla olması da terlemeyi engelliyor, bu nedenle de kan basıncında artışlar meydana geliyor. Biz yaz aylarında beyin kanamalarını daha fazla görüyoruz diye konuştu.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/afrika-sicaklari-geliyor-beyin-kanamasi-riskine-dikkat/1610/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 29 Jun 2020 10:19:49 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Geçtiğimiz hafta su baskınlarına neden olan aşırı yağışlar bu hafta yerini sıcak havaya bırakıyor. Uzmanlar, Afrika üzerinden gelen sıcak hava dalgasının bunaltacağı uyarısında bulunarak, sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerine çıkacağını açıkladı. Aşırı sıcakların güneş çarpması ve beyin kanaması riski taşıdığını hatırlatan Altınbaş Üniversite Hastanesi Medical Park Bahçelievler Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kenan Kıbıcı, iki durum arasındaki farklılıklara dikkat çekti. Yaz aylarında beyin kanamalarının çok fazla görüldüğünü anlatan Dr. Öğr. Üyesi Kenan Kıbıcı, 'Özellikle hastaların tansiyonlarında dengesizlikler meydana geliyor. Ortamdaki sıcaklık artıyor, nem fazlalaşıyor.  Nemin fazla olması da terlemeyi engelliyor, bu nedenle de kan basıncında artışlar meydana geliyor. Biz yaz aylarında beyin kanamalarını daha fazla görüyoruz' diye konuştu.</p><p>SICAK ÇARPMASI MI, BEYİN KANAMASI MI?</p><p>Güneş çarpması ve beyin kanamasının ayrımına dikkat çeken Kıbıcı, 'Beyin kanaması ani ölümcül bir durumdur. Sıcak çarpmasında ise tedavi kısa sürede ve uygun şekilde yapılırsa kişi ölümcül durumdan kurtarılabiliyor. Beyin kanaması olduğunda damar yırtılıyor ve beyin içerisinde kan birikiyor. Kafa içerisinde bir basınç oluşuyor ve bu basınç artıyor. Kişinin o güne kadar yaşamadığı şiddetli bir baş ağrısı ve sonrasında bulantı, kusma, şuur kaybıyla kendini gösteren bir tablo ortaya çıkıyor. Beyin kanamasını sıcak çarpmasıyla asla karıştırmamak gerekiyor çünkü beyin kanamasında hastanın hemen acil olarak hastaneye götürülmesi gerekiyor' dedi.</p><p>HALSİZLİK VE KONSANTRASYON BOZUKLUĞU VARSA...</p><p>Sıcak çarpması sonrasında ise en önemli belirtinin halsizlik olduğunu söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Kenan Kıbıcı, 'Sıcak bitkinliği tablosu genelde halsizlik, bitkinlik, konsantrasyon bozukluğuyla kendisini gösterir. Daha ileri seviyede ise kişi çok yoğun bir biçimde sıcağa maruz kalmışsa yani saat 10.00 ile 16.00 arasında çok uzun süre güneş altında kalmışsa vücut üzerindeki deride bozulma meydana gelir. Bunun sonucunda da deride aşırı sıcaklık artışı nedeniyle kızarıklıklar meydana gelir. Daha da ileri safhaya giderse beyindeki sıcaklık merkezini etkiliyor. Normalde 36-36,5 derece olan vücut sıcaklığımız 40-41 derecelerin üzerine çıkıyor. Bu durum vücudumuzdaki tuz, sodyum gibi birtakım elektrolitlerin kaybına neden oluyor. Bu da beyinde ve böbreklerde ciddi hasarlara neden oluyor. Sıcak çarpması oluştuğunda kişide önce halsizlik, bitkinlik, yorgunluk fakat daha sonrasında şiddetli baş ağrısı olabiliyor. Bu hastalıkta da bulantı ve kusma meydana geliyor ama beyin kanamasındaki gibi şiddetli ve şuuru kaybettirecek türde olmuyor' ifadelerini kullandı.</p><p>İLK MÜDAHALE ÖNEM TAŞIYOR</p><p>Tedavide ilk etapta vücut sıcaklığını düşürmeye çalıştıklarını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Kıbıcı, 'Bu amaçla vücudun özellikle koltuk altları ve kasık bölgesine soğuk uygulamalar yapmamız gerekiyor. En basit yapabileceğimiz tedbir, musluk suyuyla ıslatılmış bir çarşafı kişiye sarmaktır. Bunun dışında kişinin şuuru açıksa ağzından sıvı verebiliriz. Eğer şuur bulanıklığı varsa asla ağızdan bir şey vermememiz gerekir. Çünkü verdiğimiz sıvı akciğerlerine kaçabilir ve ölümcül sonuçlara yol açabilir. Aşırı sıcağa maruz kalmak beyin içerisindeki damarlarda sızıntılara neden olabilir. Kişide tansiyon, şeker ve böbrek hastalığı ya da ileri düzeyde yaşlı hastalarda beyinde daha önceden oluşmuş baloncuklar olabilir. Sıcak çarpması beyinde oluşmuş baloncukların kanamasına da neden olabilir. Zemininde mutlaka beyin damarlarında bir hasar vardır ya da hastada bir tansiyon şeker hastalığı vardır. Bunlar da o damar baloncuğunun yırtılmasına ya da o damarlardan dışarıya kan sızmasına neden olabilir' uyarısında bulundu.</p><p>SICAĞIN YAN ETKİLERİNDEN KORUNMAK İÇİN YAPILACAKLAR</p><p>Aşırı sıcağın beyin kanamasına yol açabileceği uyarısında bulunan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Kenan Kıbıcı, şunları söyledi:</p><p>'Asıl korunması gerekenler 5 yaşın altındaki çocuklar ve 65 yaşın üzerindeki erişkinlerdir. Bunun dışında tansiyon, şeker, böbrek ve kanser hastalarının saat 10.00 ve 16.00 arasında aşırı sıcağa maruz kalmaması gerekiyor. Sıcağın altında direkt bulunmamak en önemli konu. Şapka kullanmak, gözlük takmak, şemsiye altında oturmak ve günde 2,5-3 litre sıvı almak, aşırı ağır yiyeceklerden kaçınmak, alkol tüketmemek, gazlı içecekler tüketmemek de sıcak çarpmasını önleyen en önemli etkenler. Hasta tedavi olduktan sonra yine yaklaşık 1 ay izlemek lazım. Bu hastayı zaman zaman poliklinik kontrollerine çağırmak gerekiyor. Bu hastaların vücudunda elektrolitlere karşı bozukluk, daha sonra böbreklerde ya da beyindeki damarlarda bir harabiyet oluşur. Buna bağlı sorunlar gelişebilir.'</p><p><br /> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/afrika-sicaklari-geliyor-beyin-kanamasi-riskine-dikkat.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Afrika sıcakları geliyor, beyin kanaması riskine dikkat! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/afrika-sicaklari-geliyor-beyin-kanamasi-riskine-dikkat.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Uzmanından YKS'de alınacak koronavirüs önlemleri]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/uzmanindan-yks-de-alinacak-koronavirus-onlemleri/1608/</link>
            <description><![CDATA[Damlacık yolu ile bulaştığı bilinen korona virüsten korunmak için kişisel mesafenin önemli olduğunu ve ÖSYM'nin oluşturduğu sıra düzeninin de kişisel mesafeye uygun olduğunu söyleyen İstanbul Rumeli Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdür Vekili Ayşe Tanşu damlacık ile bulaşan enfeksiyonlarda temas önlemlerine de dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Temas önlemleri kapsamında öğrencilerin sınav kağıdı, kalem, masa ile temasları sonrasında yüzleri ve gözleri ile temas etmemelerini fakat unutularak temas edilmesi halinde bu durumun virüs ile doğrudan enfekte olacakları anlamına gelmeyeceği ve sadece riskin artabileceği ifadelerini kullandı.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/uzmanindan-yks-de-alinacak-koronavirus-onlemleri/1608/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 25 Jun 2020 11:58:08 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Damlacık yolu ile bulaştığı bilinen korona virüsten korunmak için kişisel mesafenin önemli olduğunu ve ÖSYM&#39;nin oluşturduğu sıra düzeninin de kişisel mesafeye uygun olduğunu söyleyen İstanbul Rumeli Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Müdür Vekili Ayşe Tanşu damlacık ile bulaşan enfeksiyonlarda temas önlemlerine de dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. Temas önlemleri kapsamında öğrencilerin sınav kağıdı, kalem, masa ile temasları sonrasında yüzleri ve gözleri ile temas etmemelerini fakat unutularak temas edilmesi halinde bu durumun virüs ile doğrudan enfekte olacakları anlamına gelmeyeceği ve sadece riskin artabileceği ifadelerini kullandı.</p><p>BU UYARILARA DİKKAT</p><p>Sınava girecek olan öğrencilerin sınav esnasında korona virüs bulaşma endişelerinin çok doğal olduğunu söyleyen Ayşe Tanşu, koronavirüs önlemleri ile ilgili adayların dikkat etmesi gerekenleri şöyle sıraladı:</p><p>'Sayfayı çevirirken parmaklarınızı ağzınıza götürerek ıslatmamak bu noktada önemlidir. Sınav sonrasında eve girişte tüm vücut banyo yapmanız ve kıyafetlerinizi yıkamanız faydalı olacaktır. Sınav çıkışı aile bireylerinizle ya da karşılaştığınız arkadaşlarınız ile sarılmamalı, öpüşmemelisiniz. Tırnaklarınızı kısa tutulmalısınız. Gereksiz teması ve bulaşı önlemek adına sınav salonuna girmeden önce saçlarınızı toplamak uygun olacaktır. Tahminen kişiler sınav salonuna sıra ile gireceklerdir, eğer kalabalık görürseniz bekleyebilir, boşaldıktan sonra salonu ya da koridoru terk edebilirsiniz. Eldiven kullanımı şart değildir, stresli bir işlem esnasında kullanılacağı için ellerinizi terletecek ve konforunuzu düşürecektir. Salon çıkışında ellerinizi uygun şekilde ve sürede yıkamak faydalı olacaktır. Bu süreçte vitamin yönünden zengin, sağlıklı ve dengeli beslenmeniz hem mental süreciniz hem de bağışıklık sisteminizin güçlenmesi için etkili bir yöntemdir.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/uzmanindan-yksde-alinacak-koronavirus-onlemleri.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Uzmanından YKS'de alınacak koronavirüs önlemleri ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/uzmanindan-yksde-alinacak-koronavirus-onlemleri.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Havuz ve denizden koronavirüs bulaşır mı?]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/havuz-ve-denizden-koronavirus-bulasir-mi/1601/</link>
            <description><![CDATA[İstanbul Rumeli Üniversitesi Sağlık Bilimleri Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Nedime Köşgeroğlu, normalleşme sürecinde havalarında ısınmasıyla tatile giden insanların tereddüt ettiği, 'havuza ve denize girmek koronavirüsü için risk oluşturur mu?' sorusuna yönelik bilgi verdi.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/havuz-ve-denizden-koronavirus-bulasir-mi/1601/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2020 14:45:01 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İstanbul Rumeli Üniversitesi Sağlık Bilimleri Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Nedime Köşgeroğlu, normalleşme sürecinde havalarında ısınmasıyla tatile giden insanların tereddüt ettiği, &#39;havuza ve denize girmek koronavirüsü için risk oluşturur mu?&#39; sorusuna yönelik bilgi verdi.</p><p><strong>ODA SICAKLIĞINDAKİ SUDA 12 SAAT YAŞIYOR</strong></p><p>Koronavirüsün deniz veya havuz suyundan bulaştığına dair herhangi bir bulgu olmadığını söyleyen Prof Dr. Köşgeroğlu, 'Koronavirüsün, oda sıcaklığındaki bir suyun içinde on iki saate kadar yaşadığı, kanalizasyon aracılığı ile deniz, nehir ve göllere taşınabildiği biliniyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi&#39;nin (CDC) internet sitesinde, virüsün havuz, spa, hamam gibi ortamlardan bulaştığına dair herhangi bir kanıt olmadığı belirtilmişti' dedi.</p><p><strong>'DENİZDEKİ YOĞUN TUZ VİRÜSÜ ETKİSİZ KILABİLİR'</strong><br />Koronavirüsün sudan bulaşma olasılığının çok düşük olduğunu belirten Prof. Dr. Köşgeroğlu, 'Benzer şekilde İspanya&#39;da Bilimsel Araştırmalar Üst Konseyi (CSIC), denizde çözülme olması ve yoğun tuz bulunmasının virüsü etkisiz kılabileceğine yönelik açıklamaları, İngiltere&#39;de ise Havuz Suyu Değerlendirme ve Danışma Grubu&#39;nun (PWTAG), salgın sırasında yüzmenin genel olarak güvenli olduğunu belirtmesi, virüsün su ile bulaşmasında risk yokmuş şeklinde yorumlanabilir. Bu bilgiler belki de bizim geçmişte olduğu gibi özgürce deniz ve havuz suyundan yararlanabilme isteğimizi canlı tuttuğu için, kendimizi bu konuda iyi ve mutlu hissedebiliriz. Virüsün deniz veya havuzdan bulaştığını gösteren kesin bir bilgi yok. Mevcut bilgilerin kanıt temelli bilgiler olmadığını, virüsün sudan bulaşma olasılığının çok düşük olduğunu söyleyebilirim' diye konuştu.</p><p><br /><strong>'SOSYAL MESAFEYİ MUTLAKA KORUMALIYIZ'</strong><br />Bu yaz yine de rahat şekilde havuza ve denize girmemek gerektiğini aktaran Prof. Dr. Köşgeroğlu, 'En önemli kural, sosyal mesafenin korunması, maske kullanımına ve hijyene sıkı sıkı uyulmasıdır. Virüs havuz içinde klordan etkilenebilir ya da deniz suyunun tuzuyla pasif olabilir. Ancak saydığımız üç korunma yöntemi ihmal edildiğinde bulaşma kaçınılmaz olacaktır. Maalesef virüsün boyut değiştirme potansiyeline sahip olduğu apaçık ortada. Koronavirüsün bulaştığı fakat bazı kişilerde hastalığın yaygın semptomları ortaya çıkmadığı yani kendisi hiçbir hastalık belirtisi göstermeyen, kişilerin varlığı yine bulaşma konusunda dikkat etmemiz gereken önemli bir noktadır' ifadelerini kullandı. </p><p><br /><strong>'KALABALIK OLMAYAN SAATLERİ TERCİH EDİN'</strong><br />Bunaltıcı sıcaklarda, kalabalık olmayan saatleri tercih etmeyi öneren Prof. Dr. Köşgeroğlu, 'Öncesinde ve sonrasında duş almak koşuluyla kısa süreli havuz ve deniz suyundan yararlanabilirsiniz. Bu süreçte sürenin ve sıklığın önemlidir' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/havuz-ve-denizden-koronavirus-bulasir-mi.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Havuz ve denizden koronavirüs bulaşır mı? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/havuz-ve-denizden-koronavirus-bulasir-mi.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sinekten koronavirüs bulaşır mı?]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/sinekten-koronavirus-bulasir-mi/1600/</link>
            <description><![CDATA[Her yıl yaz aylarının kabusu olan sivrisinek ve karasineklerin verdiği rahatsızlığa bu yaz 'koronavirüs bulaştırır mı?' endişesi eklendi. Bugüne kadar sıtma, sarıhumma, Dengue-Humması (DENV), zika, Batı Nil virüsü gibi birçok hastalığın taşıyıcısı olan sivrisinekle evlerde çokça görülen karasineklerin koronavirüs taşıyıp taşımayacağı merak ediliyor. Uluslararası ve ulusal sağlık kuruluşları da salgın başladıktan sonra zaman zaman yaptıkları açıklamalarda bugüne kadar sivrisinek ve karasinekten Covid 19 virüs bulaştığı yönünde bir vaka ve tespit olmadığını belirtiyor.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/sinekten-koronavirus-bulasir-mi/1600/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 19 Jun 2020 12:51:38 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Her yıl yaz aylarının kabusu olan sivrisinek ve karasineklerin verdiği rahatsızlığa bu yaz &#39;koronavirüs bulaştırır mı?&#39; endişesi eklendi. Bugüne kadar sıtma, sarıhumma, Dengue-Humması (DENV), zika, Batı Nil virüsü gibi birçok hastalığın taşıyıcısı olan sivrisinekle evlerde çokça görülen karasineklerin koronavirüs taşıyıp taşımayacağı merak ediliyor. Uluslararası ve ulusal sağlık kuruluşları da salgın başladıktan sonra zaman zaman yaptıkları açıklamalarda bugüne kadar sivrisinek ve karasinekten Covid 19 virüs bulaştığı yönünde bir vaka ve tespit olmadığını belirtiyor.</p>'BULAŞTIRMASI KABUL EDİLMİYOR'<p>Covid-19&#39;un öncelikle havayoluyla, enfekte kişinin öksürük, burun akıntısı, hapşırması sonucu damlacık yoluyla sosyal mesafeyi (kişiler arası 1,8 metre uzaklık) korumayan kişilere bulaşabildiğini vurgulayan Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Genel Dahiliye Bilim Dalı Öğretim üyesi Doç. Dr. Gülbüz Sezgin, 'Virüsün bulunduğu bir yüzeye temas sonucu yüz, burun, göz (gözyaşı kanalı) kanalından bulaşabilir. Sivrisineklerden bulaşmanın gerçekleşmesi için ise virüsün sivrisineğin salyasında veya bağırsağında çoğalması, öncelikle de sivrisineğin enfekte olması gerekir. Dünya Sağlık Örgütü de Amerikan Sivrisinek Kontrol Birliği, Hastalık Kontrol Merkezi de sivrisineğin Covid-19&#39;a vektör olamayacağını kabul ediyor. Bunun sebebi sivrisineğin bulaş olması için önce kendisinin enfekte olması gerektiğidir. Ancak bu olmadığı için bulaştırması kabul edilmiyor' dedi.</p>'SİVRİSİNEKTEN BULAŞAN BU VİRÜSE DİKKAT'<p>Koronavirüs bulaştırıcılığıyla ilgili bir tespitin olmamasına rağmen, sivrisineğin pek çok başka ciddi hastalığı bulaştırdığına dikkat çeken Doç. Sezgin, Dengue- Humması&#39;nın (DENV)son on yılda dünya çapında hızla yayılan ve sivrisinek yoluyla bulaşan en önemli virüs hastalıklarından birisi olarak kabul edildiğini hatırlattı. Sezgin, 'Dengue ateşi virüsünün 4 ayrı serrotipi var yani 4 kez aynı hastalığa yakalanma riski bulunuyor. Latin Amerika ve Asya ülkelerinde bu hastalığın ölümcül olabilen şekilleri rapor edilmiştir. Her yıl dünyada 100-400 milyon insanın Dengue virüsü ile infekte olduğu DSÖ tarafından bildiriliyor. Ateş ve soğuk algınlığı belirtileriyle kendini gösterir ancak iyi bakım, profesyonelce erken tanı ve tedaviyle ölüm oranını yüzde 1&#39;in altında tutmak mümkün olur' diye konuştu.</p><p>Sıtmanın (Malarya) sivrisinek yoluyla bulaşan öldürücü bir diğer hastalık olduğunu belirten Sezgin, 'Dünya Sağlık Örgütü 2018&#39;te 91 ülkede 228 milyon sıtma hastası olduğunu bildirdi. En çok Afrika&#39;da görülen bu hastalığın üçte ikisi beş yaş altı çocuklarda görüldü. Bir diğer virüs enfeksiyonu; 2015 Zika virüs salgınında 84 ülkede hastalık olguları rapor edildi' dedi.</p>KORUNMAK İÇİN ÖNERİLER<p>Sivrisinekle mücadelenin önemine dikkat çeken Sezgin, sivrisineklerden korunmak için önerilerini şöyle sıraladı:</p><p>'Durağan suyu kurutun, Sivrisinek bir çay kaşığı durgun suda bile yaşayabilir. Hava akımını sağlayın, sivrisinek güçlü uçamaz. Günün belli saatlerinde dikkatli olun, sivrisinek akşam karanlığını sever. Dışarıda böcek uzaklaştırıcı kıyafet giyiniz. Sinek kovucu sıvılar kullanabilirsiniz.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sinekten-koronavirus-bulasir-mi.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sinekten koronavirüs bulaşır mı? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sinekten-koronavirus-bulasir-mi.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Uyku problemini yenmenin püf noktaları]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/uyku-problemini-yenmenin-puf-noktalari/1591/</link>
            <description><![CDATA[Uykunun günlük yaşam döngüsünde önemli bir yere sahip olduğunu aktaran Medicana International İstanbul Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Sema Yıldız, uyku bozuklukları hakkın bilgi verdi. Dr. Yıldız, 'Uyku insan ömrünün uzun bir dönemini kapsamaktadır. Bu önemli ihtiyacımızı karşılayabilmemiz diğer bedensel fonksiyonel işlevlerimizi yerine getirebilmemiz açısından da önemlidir. Bireyler arası uyku döngüsü saatleri, süresi değişkenlik gösterebilir. Fiziksel koşullar ve dış etkenlerde uyku düzeninde önemli yer tutmaktadır' diye konuştu.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/uyku-problemini-yenmenin-puf-noktalari/1591/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 12 Jun 2020 16:43:09 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Uykunun günlük yaşam döngüsünde önemli bir yere sahip olduğunu aktaran Medicana International İstanbul Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Sema Yıldız, uyku bozuklukları hakkın bilgi verdi. Dr. Yıldız, 'Uyku insan ömrünün uzun bir dönemini kapsamaktadır. Bu önemli ihtiyacımızı karşılayabilmemiz diğer bedensel fonksiyonel işlevlerimizi yerine getirebilmemiz açısından da önemlidir. Bireyler arası uyku döngüsü saatleri, süresi değişkenlik gösterebilir. Fiziksel koşullar ve dış etkenlerde uyku düzeninde önemli yer tutmaktadır' diye konuştu.</p><p><br /><strong>KORONAVİRÜS UYKU DÜZENİNİ DEĞİŞTİRDİ</strong></p><p><br />Koronavirüs salgınının uyku düzenimizde değişiklikler oluşturduğunu belirten Dr. Yıldız, 'Bu süreçte hepimizin hayatında etkilenmeler hissettik, uyku düzenimizde bozukluklar gelişti. Düzensiz aralıklar ile uyumak, çok uzun süreli ya da tam tersi kısa ve derin olmayan uyku hali, uykuya dalamama, gece uyanmaları, dinlendirmeyen uyku şeklinde şikayetlerde artış gözlemledik' ifadelerini kullandı.  </p><p><br /><strong>'YANLIŞ BİLGİLENDİRMELERDEN UZAK DURUN'</strong></p><p><br />Kronik bir hastalığı olmayan sağlıklı bireylerde uyku problemini önlemek için hijyenin önemine vurgu yapan Dr. Yıldız, 'Uyku hijyeninde uykuya dalmayı zorlaştırıcı faktörler gözden geçirilebilir. Akşam saatlerinde uyarıcı etkili yiyecek–içecek ve elektronik eşyalardan mümkün olduğunca uzak durulmalıdır. Geç saatlerde tüketilen alkollü ve kafeinli içecekler, enerji içecekleri, yüksek kalorili ve karbonhidrat ağırlıklı beslenme uykuya dalmayı zorlaştırabilmektedir. Akdeniz tipi ve düşük kalorili beslenme düzenini benimsememiz gerekmektedir. TV, bilgisayar ve cep telefonu kullanımını yine belli saatlerden sonra azaltmamız da uyku kalitesi ve uykuya dalma açısından önemlidir' dedi.</p><p><br /><strong>STRESTEN UZAK DURUN</strong></p><p><br />Dr. Yıldız, 'Pandemi süreci haberleri ile sosyal medya paylaşımları hepimizin son dönemdeki en çok ilgimizi çeken ve zaman harcadığımız uğraşlarımız oldu. Güncel konuları ve bilgileri takip etmemizin faydalarının yanı sıra kirlilik oluşturan yanlış bilgilendirme yazıları da görüyoruz. Bilgi kirliliği, fiziksel yaşantımızı etkileyerek, stresi de arttırmakta ve psikolojik etkilenmeleri beraberinde getirmektedir. Bunların sonucu olarak günlük uyku düzenimizde bozulmalar olmaktadır. Negatif yönde etkilendiğimizi düşündüğümüz internet haberleri, sosyal medya paylaşımlarından mümkün olduğunca uzaklaşmak ruh sağlığımız için de önemlidir. Stres ve takıntıların artması ve buna bağlı uyku düzensizlikleri pandemi döneminde sık görülmektedir' diye konuştu.  </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/uyku-problemini-yenmenin-puf-noktalari.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Uyku problemini yenmenin püf noktaları ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/uyku-problemini-yenmenin-puf-noktalari.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA['Koronavirüsle agresifleştik']]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/-koronavirusle-agresiflestik-/1587/</link>
            <description><![CDATA[Agresif tepkilerin sınırlı olan sosyal ilişkilerde bozulmaya yol açacağını belirten Elli, 'Pandemi sürecinin yarattığı söz konusu psikolojik etkenlerle baş edebilmek için en önemli unsur, kişinin hissettiği kaygı, korku, belirsizlik, öfke gibi duyguların, aşırı olmadığı, kişinin işlevselliğini ortadan kaldırmadığı müddetçe işe yarar olduğunu hatırlamaktır. Söz konusu duygular yakınlarla paylaşıldığında, sosyal destek unsurları artacağından, bunların olumsuz etkileri ile baş edebilmek daha kolay olacaktır' ifadelerini kullandı.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/-koronavirusle-agresiflestik-/1587/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 11 Jun 2020 15:52:03 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Agresif tepkilerin sınırlı olan sosyal ilişkilerde bozulmaya yol açacağını belirten Elli, 'Pandemi sürecinin yarattığı söz konusu psikolojik etkenlerle baş edebilmek için en önemli unsur, kişinin hissettiği kaygı, korku, belirsizlik, öfke gibi duyguların, aşırı olmadığı, kişinin işlevselliğini ortadan kaldırmadığı müddetçe işe yarar olduğunu hatırlamaktır. Söz konusu duygular yakınlarla paylaşıldığında, sosyal destek unsurları artacağından, bunların olumsuz etkileri ile baş edebilmek daha kolay olacaktır' ifadelerini kullandı.</p><p><br /><strong>'STRES OLUMSUZ ETKİLER YARATIR'</strong></p><p><br />Kişinin psikolojik sağlıklılığı ile bedensel sağlıklılığı arasında ilişki olduğunu hatırlatan İstanbul Gelişim Üniversitesi&#39;nden Klinik Psikolog Ünal Erdem Elli, 'Kişi psikolojik açıdan yoğun stres deneyimlemezse, bağışıklık sistemi de daha dirençli olur. Stres, bağışıklık sisteminin vereceği tepkiler üzerinde olumsuz etkiler yaratır. Bu sebeple psikolojik sağlığı korumaya yönelik önlemler, hastalığa karşı da daha dirençli olunmasını sağlar' dedi.</p><p><br /><strong>'SPOR YAPIN, İYİ BESLENİN, UYKU DÜZENİNE DİKKAT EDİN'</strong></p><p><br />Bedensel sağlığı koruyor olmak için fiziksel aktivitelerde bulunulması gerektiğine vurgu yapan Elli, 'Çünkü daha iyi bedensel sağlık, psikolojik iyi oluşla ilgilidir. Bu sebeple pandemi sürecinde düzenli olarak spor yapmak, iyi beslenmek, uyku düzenine dikkat etmek gibi önlemler hem bedensel sağlığı hem psikolojik sağlıklılığı korumak açısından değerlidir' şeklinde konuştu.</p><p><br /><strong>'İNSANLIK SALGIN İLE ÇOK İYİ BAŞ EDİYOR'</strong></p><p><br />Bütün dünyada pandemiyi deneyimleyen insanların önemli bir kısmının, yaşadıkları döneme böyle bir salgının denk gelmiş olmasından dolayı kendilerini şanssız hissetiğini belirten Elli,  'Geleceğe baktığımızda kendimizi iyimser hissetmek için halen iyi sebepler olduğunu unutmamakta fayda var. İnsanlık 100 yıl önceki İspanyol gribi ile kıyaslandığında bu salgın ile çok daha iyi baş ediyor. İspanyol gribi yaklaşık 15 aylık bir sürede toplam dünya nüfusunun 1/3&#39;ünü enfekte edip, yaklaşık yüzde 3 ile yüzde 5 arasında insanın ölmesine sebep olmuştu. Bu oran Covid-19 için yaklaşık yüzde 01 enfekte ve yüzde 001 ölüm olarak seyrediyor. Tüm bunlara karşın ısrarlı ve yoğun şekilde kaygı, depresif duygu durum ya da başka psikolojik belirtiler deneyimleyen bireylerin, psikiyatrik ve psikolojik yardım almanın bu sorunlarla baş etmede etkili bir yöntem olduğunu unutmamaları ve profesyonel destek almak için uzmanlar ile iletişime geçmeleri oldukça önemlidir' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/koronavirusle-agresiflestik.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ 'Koronavirüsle agresifleştik' ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/koronavirusle-agresiflestik.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Uyku kalitesini korumak ve artırmak için 5 tavsiye]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/uyku-kalitesini-korumak-ve-artirmak-icin-5-tavsiye/1583/</link>
            <description><![CDATA[Beykent Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Özge A. Kadırhan, Covid-19 pandemisi sürecindeki normalleşme uygulamaları kapsamında, çalışma ve ofis hayatına dönülmesiyle, kişisel korunma önlemlerine daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/uyku-kalitesini-korumak-ve-artirmak-icin-5-tavsiye/1583/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 10 Jun 2020 12:44:09 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Beykent Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Özge A. Kadırhan, Covid-19 pandemisi sürecindeki normalleşme uygulamaları kapsamında, çalışma ve ofis hayatına dönülmesiyle, kişisel korunma önlemlerine daha fazla dikkat edilmesi gerektiğini söyledi.</p><p><br /><strong>&#39;EVDE KAL&#39; SÜRECİNDE UYKU DÜZENİ BOZULDU</strong></p><p><br />&#39;&#39;Evde Kal&#39;&#39; çağrısına uyulan dönemde, bireylerin gece daha geç saatlerde yattığını, sabahları da daha geç saatlerde uykudan kalktığını, uykuya daha geç daldığını belirten Dr. Kadırhan, &#39;&#39;Tüm bunlarla birlikte, pandemi nedeniyle yoğun stres ve endişe duyguları ile uyku kalitesinin bozularak uyku süresinde sık sık kbus görme ve uykudan uyanma ve yeniden uykuya dalamama durumu çok yaygınlaştı. Özellikle; yatak odasının uyku dışında evden ofis çalışmalarımızı yürüttüğümüz alan olarak kullanılması, &#39;mesai&#39; kavramını unutturdu. Gün içerisinde sabah belli saatte alarm kurarak uyanma, belli zaman aralığında öğlen yemeğinin yenmesi ve molalar şeklindeki rutinleri aksatma davranışları mevcut uyku düzenimizi bozan ve zaten bozuk olan uyku düzenimizin daha da kötüleşmesine yol açan nedenler oldu.&#39;&#39; dedi.</p><p><br /><strong>KADINLARDA UYKU BOZUKLUĞU DAHA FAZLA</strong></p><p><br />Dr. Kadırhan, Covid-19 pandemisi sürecinde uyku bozuklarını hakkında birden çok merkezli ve ülke katılımlı bir araştırma sonuçlarını paylaştı;</p><p><br />&#39;&#39;Yüzde 22 insanda kötü uyku alışkanlığı kazanıldı ve uyku kalitesi yetersiz olanlarda sorunlar insomnia &#39;kronik uykusuzluk&#39; tanısı alacak seviyeye geldi. Kadınlarda yüzde 26 uyku kalitesi bozukluğu erkeklere yüzde 17 göre daha çok etkilendi. Covid-19 yoğun bölgelerde yaşayan halkın yüzde 21&#39;i uyku kalitesinin çok yetersiz olduğunu ifade ederken; Covid-19 yoğun bölgelerde yaşamayan halkın ise daha az sıklıkta yüzde 17&#39;si uyku kalitesinin kötü olduğunu ifade etmiştir. Covid-19&#39;a yakalanma korkusu ile yoğun stres ile tetiklenen uyku kalitesi bozukluğu halkın yüzde 19&#39;unda görülmüş ve özellikle bu durum 60-65 yaş üzerindeki yaşlı popülasyonda gözlemlenmiştir.&#39;&#39;</p><p><br /><strong>SAĞLIKLI VE KALİTELİ UYKUNUN PÜF NOKTALARI</strong></p><p><br />Sağlıklı kaliteli uykunun, daha verimli ve yüksek enerjili çalışan bir beyin olduğunu ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Özge A. Kadırhan, &#39;&#39;Covid-19 pandemisinin özellikle uyku kalitesi üzerindeki etkileri göz önüne alınınca, normalleşme süresince yapılacak hayatımıza katılacak davranışlarla bu süreç daha etkin ve sağlığımız yıpranmadan geçirilebilir&#39;&#39; dedi ve uyku kalitesini korumak ve artırmak için 5 tavsiyede bulundu.</p><p><br />Dr. Özge A. Kadırhan&#39;ın 5 tavsiyesi şöyle;</p><p><br />1. Öncelikle ilk adımımız, her kişinin kendine uyku rutini oluşturmasıdır. Kişinin gece yatacağı zaman ile sabah kalkacağı zaman belli olmalıdır. Belli bir süre geçtikten sonra vücudumuz, bu saatlere alışmış olacak ve iç ritmimizden zamanı gelince uyku sinyalleri gelmeye başlayacaktır. Böylece iyice dinlenmek ve daha zinde hissetmek için kaliteli uyku rutinimiz oluşmaya başlayacaktır.</p><p><br />2. Özellikle akşam saatlerinde olan ve yarım saatten fazla süreli uyku şekerlemeleri gece uyku süresini kısaltmakta ve uykuya dalmayı engelleyebilmektedir. Çalışma saatlerinde mümkün olmasa da hafta sonu evde dinlendiğimiz dönemde gün içerisinde yorgun hissedersek, uzun süreli uyku şekerlemesinde kaçınılması gerekir.</p><p><br />3. Sağlıklı uyku sağlıklı beslenme ile olur. Nikotin ve alkol kullanımı kısıtlanmalı ve kafeinli içecekleri özellikle gün içerisinde ve akşam saatlerinde uykudan evvel tüketmemiz gerekmektedir. Aynı zamanda, evde ofis şeklinde çalıştığımız dönemde eğer yatak odasında yatakta yemek yeme içecek içme alışkanlığı ve yatakta oturarak bilgisayar ile ofis çalışması yapma alışkanlığı terk edilerek, uyku hijyeni için beynimiz tarafından &#39;uyku-yatak ilişkisi&#39; kurulması amacıyla, sadece uykumuz geldiğinde yatmadan önce yatak odasına geçmeliyiz. Diğer aktivitileri ayrı bir çalışma odasında ya da yemek salonu-mutfakta yapılması önerilir.</p><p><br />4. Yatak odası havası temiz ve sık sık havalandırılmış olmalıdır. Bu durum çalışma saatlerinde geçerlidir. Bakanlıkların yayınladığı &#39;Normalleşme sürecinde Çalışma Rehberlerindeki&#39; önerilerine göre; çalışma ortamında pencere bulunan meknlarda sık olarak pencere açılarak havalandırma yapılmalıdır ve özellikle salon tipi klimalar ve vantilatörler ortak kullanım alanlarında çalıştırılmamalıdır. Merkezi havalandırma sistemlerinde temiz hava dış ortamdan alınarak kullanılabilir.</p><p><br />5. İç ritmimiz &#39;sirkadian ritmi&#39; düzenleyen, iştah, ruhsal durum,kalp damar sistemi, yaşlanma, hafıza iyileştirici etkileri olan uyku hormu olarak bilinen melatonin özellikle akşam saatlerinde salgılanmaya başlanır ve gündüz gün ışığıyla salgılanması yavaşlar. Gece 02.00 - 04.00 saatlerinde maksimum düzeyde salgılanır. Bu nedenle yatak odamızın mümkünse karanlık ya da loş ışıkla aydınlaması ve uyuduğumuz sürece düşük derecede ışığa maruz kalınması gerekir. Gün içerisinde de gün ışığından mümkün olduğunda faydalanarak, sirkadien ritmimin doğru kaliteli çalışmasını sağlamalıyız.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/uyku-kalitesini-korumak-ve-artirmak-icin--tavsiye.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Uyku kalitesini korumak ve artırmak için 5 tavsiye ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/uyku-kalitesini-korumak-ve-artirmak-icin--tavsiye.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kırcaali'de koronavirüs yeniden hortladı]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/kircaalide-koronavirus-yeniden-hortladi/1571/</link>
            <description><![CDATA[*** İki haftalık bir süreçten sonra, dün gece geç saatlerde iki sağlık çalışanı kadının testleri pozitif çıktı ve derhal ev ortamında izolasyona alındılar.*** Sadece bir günde Türkiye'den 783 konuğumuz geldi, fakat şimdilik memlekete gelmeseler daha iyi olur, en azından karantinalı günlerin düşmesi beklenebilir diye düşünüyorum.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/kircaalide-koronavirus-yeniden-hortladi/1571/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 06 Jun 2020 11:17:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Kırcaali BG Vesti medyası Genel Yayın Yönetmeni Georgi Kulov&#39;la, bu sabah gerçekleştirdiğimiz telefon görüşmesinde, koronavirüs pandemisi ile ilgili yeni bilgiler öğrendik;&quot;İki haftalık bir süreçten sonra, Kırcaali&#39;de koronavirüs yeniden hortladı denebilir, çünkü dün gece geç saatlerde iki sağlık çalışanı kadının testleri pozitif çıktı ve derhal ev ortamında izolasyona alındılar. Şimdi emniyet güçleri bu hastaların temas kurduğu şahıslar belirlemeye çalışıyor.Bilindiği gibi Türkiye&#39;den gelen bir hayli vatandaşımız 14 günlük ev karantinasına alındı, fakat bunların bazıları, imzaladıkları taahhütnameye uymadı ve para cezasına çarptırıldı.Sadece bir günde Türkiye&#39;den 783 konuğumuz geldi, fakat şimdilik memlekete gelmeseler daha iyi olur, en azından karantinalı günlerin düşmesi beklenebilir diye düşünüyorum.&quot;Aysel MERT ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kircaalide-koronavirus-yeniden-hortladi.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kırcaali'de koronavirüs yeniden hortladı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kircaalide-koronavirus-yeniden-hortladi.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kafelerde maske kullanımına dikkat: Çene altına indirmeyin, peçeteye sarın]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/kafelerde-maske-kullanimina-dikkat-cene-altina-indirmeyin-peceteye-sarin/1565/</link>
            <description><![CDATA[Koronavirüs salgını nedeniyle getirilen kısıtlamalar 1 Haziran itibariyle 'yeni normal'e döndü. Bu kapsamda şehirlerarası seyahat yasağı kısıtlaması kalkarken, kafeler, restoranlar, çay bahçeleri de hizmet vermeye yeniden başladı. Yaz ayının gelmesiyle birlikte insanlar da tatil planı yapmaya hazırlanıyor.  İstinye Üniversitesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Celalettin Kocatürk, normalleşme sürecini değerlendirdi. Kocatürk, 'Çok hızlı bir sürede yeni normale adapte olmaya başladık. Hastalık tamamen bitti gibi davranıyoruz. Dünyadaki son iyileşecek hasta da iyileşmeden bu hastalık bitti diyemiyoruz. Hastalığın bulaşıcılığı hala yüksek. Hastalık hala çok bulaşıcı ve bu yüzden bireysel tedbirlerimizi asla gevşetmememiz lazım' diye konuştu.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/kafelerde-maske-kullanimina-dikkat-cene-altina-indirmeyin-peceteye-sarin/1565/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 05 Jun 2020 12:29:20 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Koronavirüs salgını nedeniyle getirilen kısıtlamalar 1 Haziran itibariyle &#39;yeni normal&#39;e döndü. Bu kapsamda şehirlerarası seyahat yasağı kısıtlaması kalkarken, kafeler, restoranlar, çay bahçeleri de hizmet vermeye yeniden başladı. Yaz ayının gelmesiyle birlikte insanlar da tatil planı yapmaya hazırlanıyor.  İstinye Üniversitesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Celalettin Kocatürk, normalleşme sürecini değerlendirdi. Kocatürk, 'Çok hızlı bir sürede yeni normale adapte olmaya başladık. Hastalık tamamen bitti gibi davranıyoruz. Dünyadaki son iyileşecek hasta da iyileşmeden bu hastalık bitti diyemiyoruz. Hastalığın bulaşıcılığı hala yüksek. Hastalık hala çok bulaşıcı ve bu yüzden bireysel tedbirlerimizi asla gevşetmememiz lazım' diye konuştu.</p><p><br /><strong>'BULAŞMAZ HİSSİNE KAPILMAYIN'</strong></p><p><br />Sıcakların başlamasıyla birlikte insanlarda bir rehavetin söz konusu olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Kocatürk, 'Sıcaklarda ultraviyole ışınıyla ve hava sıcaklığının artmasıyla hastalığın bir miktar azalacağını biliyoruz ama yok olmayacağı kesin. Artık kişisel önlemlerimizi almamız gerekiyor. &#39;Bu hastalık yeterince yayıldı, artık bana bulaşmaz&#39; hissine kapılmamak gerekiyor. Yapılan çalışmalar şuan da yüzde 2, yüzde 5 civarında bu hastalıkla karşılaştığımızı gösteriyor. Toplumun hala çok büyük bir kısmı bu hastalıkla karşılaşmadı. Bu virüsün hastalandıracağı çok insan olabilir' ifadelerini kullandı.</p><p><br /><strong>KAFELERDE MASKE KULLANIRKEN BUNLARA DİKKAT EDİN!</strong></p><p><br />Bireysel korumada maskenin önemini hatırlatan Prof. Dr. Kocatürk, sözlerine şöyle devam etti:</p><p><br />'Maske hem koruyucu hem de bize bu hastalığı hatırlatıcı bir obje. Bu nedenle restoranlarda sadece yemek yerken çıkartılmalı ama hemen arkasından elimizi bile yıkamaya gidecek olsak ya da sohbet etmeye başladığımız anda maskeyi takmamız gerekiyor. Maskeyi hala düzgün kullanamayan kişiler var. Burun açıkta kalmamalı, çeneye takmamalıyız. Sürekli elimizi ön tarafa götürmemeliyiz. O zaman maskenin hiçbir anlamı olmuyor. Ellerimizle virüsü dokunduğumuz her yere taşıyoruz. Maskeyi 4 saat dolduğunda ya da ıslandığında mutlaka değiştirmeliyiz. Hapşırık ve öksürükten sonra da değiştirmek gerekiyor. Çıkardıktan sonra kirli bir yere koyduğumuzda da kullanmamamız gerekiyor. Kulak iplerinden elimizi ön tarafa değdirmeden çıkardıktan sonra temiz bir peçeteye sarabiliriz. Bu şekilde bıraktıktan sonra üstünü örtmeli ve ön ve arka kısımlarını unutmamak gerekiyor. Çay içmek için çıkardığımız maskeyi temiz yerden alıp kullanabiliriz. Temiz olmadığını düşündüğümüz yere bıraktıysak onu kullanmamamız lazım.'</p><p><br /><strong>SOSYAL MESAFEYİ TATİLDE DE KAYBETMEYİN!</strong></p><p><br />İnsanların tatil planı için hazırlıklarda bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Kocatürk, sosyal mesafenin deniz ve havuzlarda da korunması gerektiğine dikkat çekti.</p><p><br />Prof. Dr. Kocatürk, 'Sosyal mesafe korunmayınca kalabalıklar çok daha tehlikeli hale gelebilir. Deniz için herhangi bir ekstra korkuya gerek yok. Düzenli bir mesafeyi koruduktan sonra ister denizde, ister dağda olun fark etmez. Herhangi bir ek riskiniz olmaz. Burada dikkat etmek istediğimiz şey hava akımı olabilir, klimanın olduğu ortamlar olabilir' dedi.</p><p><br /><strong>KAHKAHA ATILAN YERDE SOSYAL MESAFE 2 KATINA ÇIKMALI</strong></p><p><br />Sıcaklıkla beraber klima kullanımının da arttığını ifade eden Kocatürk, 'Normalde 1,5-2 metrelik sosyal mesafe istiyoruz ama arkadan bir hava akımı geliyorsa, konuşuyorsak, öksürüp, kahkaha atıyorsak sosyal mesafeyi en az 2 katına çıkarmamız gerekiyor. Hava perdelerinin çalışmamasına dikkat edelim, ellerimizi kuruladığımız yüksek hava akımlı cihazları kullanmayalım, evdeki klimaların mutlaka bakımını yaptırıp, filtrelerini değiştirelim' diye konuştu.</p><p><br /><strong>GÜNEŞİN ULTRAVİYOLE ETKİSİNDEN YARARLANABİLİRİZ</strong></p><p><br />Ultraviyole ışınlarının bakteri ve virüslerde etkili olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Kocatürk, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:</p><p><br />'Ultraviyolenin aynı zamanda insanlar için de zararlı olduğunu unutmamak lazım. Özellikle geceleri ve insanların bulunmadığı zamanlarda çalıştırılması gerekir. Güneşin de kendi ultraviyole etkisi var. Güneşin kendi UV etkisinden kaçmaya gerek yok o virüsler için de iyi bir şey. Cihazları yanlış kullanıyorsak bizlere ciddi zararlar vereceği için dikkatli olmak gerekir.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kafelerde-maske-kullanimina-dikkat-cene-altina-indirmeyin-peceteye-sarin.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kafelerde maske kullanımına dikkat: Çene altına indirmeyin, peçeteye sarın ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kafelerde-maske-kullanimina-dikkat-cene-altina-indirmeyin-peceteye-sarin.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Koronavirüs gözleri vurdu, şikayetler arttı]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/koronavirus-gozleri-vurdu-sikayetler-artti/1558/</link>
            <description><![CDATA[Karantina sürecinin ilerleyen zamanlarında göz polikliniklerine başvuruların arttığını söyleyen Medicana International İstanbul Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Apa, Yanma, batma, sulanma hatta bazen odaklanma problemleri gibi şikayetlerde artış yaşandı dedi.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/koronavirus-gozleri-vurdu-sikayetler-artti/1558/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2020 12:44:42 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Karantina sürecinin ilerleyen zamanlarında göz polikliniklerine başvuruların arttığını söyleyen Medicana International İstanbul Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Apa, 'Yanma, batma, sulanma hatta bazen odaklanma problemleri gibi şikayetlerde artış yaşandı' dedi.</p><p>MAVİ IŞIK DEPRESYONA NEDEN OLUYOR</p><p>Mavi ışığın, gece salgılanmaya başlayan ve uykuya dalmayı kolaylaştıran melatonin hormonunun salgılanmasını engellediğini ifade eden Dr. Apa bu hormonun azalmasıyla depresyonun baş gösterdiğini belirterek sözlerine şöyle devam etti: 'Televizyon, tablet gibi araçların yaydığı ışınlar var. Mavi ışınlar gözün arka kısmında zararlı etkilerde bulunabiliyor. Mavi ekran ile melatonin arasında da bir bağlantı var. Dolayısıyla melatonin bizim uyku fonksiyonumuzu düzenliyor. Bu ışınların gözdeki etkileri nedeniyle melatonin salgısı bozuluyor. Bu da uyku problemlerine daha sonrasında ise depresyona yol açıyor. Beyinden salgılanan bir hormon olan melatonin en fazla gece 01:00 ile 02:00 saatleri arasında salgılanıyor. Bu salgılama bir sekteye uğradığı zaman depresyon gibi belirtiler ortaya çıkıyor.'</p><p>'32 İNÇ BÜYÜKLÜKTE BİR EKRANA EN AZ 2 METRE UZAKTA OLUN'</p><p>Bu dönemde ekran bağımlılığının artması nedeniyle görme kabiliyetinde bozulmaların oluştuğunu vurgulayan Dr. Mustafa Apa, televizyonların boyutuna göre farklı mesafelerden izlenmesi gerektiğini de söyledi ve sözlerine şöyle devam etti: '32 inç bir ekranda en optimum görme mesafesi 2 metre iken bu mesafe ekranın büyümesi ile 2,5 metreye kadar uzatılabilir. 32 inç bir ekrana bakarken tavsiye edilen ekran mesafesi 2 metredir. Ancak bu ekran çözünürlüğü farklı olan HD ve SD ekranlarda değişiklik gösteriyor. Full HD olan ekranlarda bu rakam 1.6 metre iken SD ekranda daha farklı. 40 inç büyüklüğündeki bir ekranda ise 2 metre 30 santim gibi ideal bir mesafe olarak değerlendirebiliriz. Yine HD ekran için bu rakamı 1 metre 84 santime kadar kısaltmamız mümkündür.'</p><p>'TELEVİZYON İZLERKEN IŞIK KARŞIDAN VURMAMALI'</p><p>Televizyonu karanlıkta izlemenin de tehlikeli olduğunu ve gözü daha fazla yorduğunu söyleyen Dr. Apa ayrıca ışıklandırmanın kişilerin arkasından gelmesinin göz sağlığı açısından daha iyi olduğunu açıkladı. Dr. Apa sözlerini şöyle noktaladı: 'Karanlıkta ve aydınlıkta görmemizi sağlayan hücreler gözümüzde farklıdır. Gece karanlıkta televizyon izlemek gözün ekstradan efor sarf etmesine neden olur. Televizyonu özellikle aydınlık ortamda izlemeliyiz ve ışık da mümkünse televizyonun arkasında değil de tepede ya da bizim arkamızda olması daha ideal olur.'</p><p>TELEVİZYON KAÇ METRE MESAFEDEN İZLENMELİ?</p><p>Televizyon izlerken ekran büyüklüklerine ve türüne göre izleme mesafeleri birçok televizyonun arkasında uyarı olarak bulunurken önerilen mesafeler şöyle;</p><p><br />EKRAN        FULL HD             SD               TAVSİYE EDİLEN</p><p><br />32 inç ekran 1.20 - 1.59 metre 1.99-2.39 metre          2 metre</p><p><br />37 inç ekran 1.38 - 1.84 metre 2.30-2.76 metre          2.30 metre</p><p><br />40 inç ekran  1.49 - 1.99 metre 2.49-2.99 metre          2.50 metre</p><p><br />46 inç ekran 1.72 - 2.29 metre 2.86-3.44 metre          2.90 metre</p><p><br />52 inç ekran  1.94 - 2.59 metre 3.24-3.89 metre          3.30 metre</p><p><br />60 inç ekran  2.24 - 2.99 metre 3.74-4.48 metre          3.80 metre</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/koronavirus-gozleri-vurdu-sikayetler-artti.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Koronavirüs gözleri vurdu, şikayetler arttı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/koronavirus-gozleri-vurdu-sikayetler-artti.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Böbrek nakliyle gelen mutluluk: Rahat rahat su içebileceğim]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/bobrek-nakliyle-gelen-mutluluk-rahat-rahat-su-icebilecegim/1557/</link>
            <description><![CDATA[İstanbul'da yaşayan 34 yaşındaki Semra Karuç ve 59 yaşındaki Kenan Uzunsoy, beyin ölümü gerçekleşen bir hastadan nakledilen böbreklerle aynı kaderi paylaştı. 20 yaşında böbrek yetmezliği tanısı alan Semra Karuç, 14 yıl boyunca diyaliz tedavisi gördü. Yıllarca rahat rahat su içemeyen, gezip dolaşamayan genç kadın, yeni böbreğiyle  hayata tutundu.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/bobrek-nakliyle-gelen-mutluluk-rahat-rahat-su-icebilecegim/1557/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 04 Jun 2020 12:43:24 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İstanbul&#39;da yaşayan 34 yaşındaki Semra Karuç ve 59 yaşındaki Kenan Uzunsoy, beyin ölümü gerçekleşen bir hastadan nakledilen böbreklerle aynı kaderi paylaştı. 20 yaşında böbrek yetmezliği tanısı alan Semra Karuç, 14 yıl boyunca diyaliz tedavisi gördü. Yıllarca rahat rahat su içemeyen, gezip dolaşamayan genç kadın, yeni böbreğiyle  hayata tutundu.</p><p>KARDEŞLERİ BÖBREK VERMEK İSTEDİ KABUL ETMEDİ</p><p>Kardeşleri defalarca böbreğini vermek istemesine rağmen onlara kıyamadığından kabul etmediğini ifade eden Semra Karuç, nakil öncesi yaşadığı zorlukları şu sözlerle anlattı:</p><p>'Böbrek yetmezliği teşhisini konulduğunda 20 yaşındaydım. Şu an 34 yaşındayım ve 14 yıldır böbrek bekliyordum. Yıllarca diyaliz tedavisi gördüm. Böbrek yetmezliğinin zorlukları çok oldu. Rahat rahat su içemedim, hareket edemedim, rahat bir yaşamım olmadı. Benim için hayat çok zordu. Her türlü kısıtlandım. Evden dışarı çıkamadığım günler oldu. Gençliğin verdiği güçle hayatıma devam ettim. Ailem, kardeşlerim böbreğini bağışlamak istedi ama kardeşlerim benden küçük olduğundan onlara kıyamadım. Bu yaşıma kadar yapmayı isteyip de yapamadığım çok şey oldu. İnşallah bundan sonra onları yapacağım. Rahat rahat su içeceğim. Artık sıvı tüketebileceğim.'</p><p>Böbrek nakli olacağını duyduğu an çok sevindiğini ifade eden Karuç, 'Bir yandan da çok üzüldüm. Biri ölürken diğerinin seviniyor olması beni üzdü. Böbreğini bağışlayan aileye çok teşekkür ediyorum. Bütün dualarım onlar için. Allah gani gani rahmet eylesin ve ailesine sabırlar versin' dedi.</p><p>'17 YIL YAŞAYACAĞIMI TAHMİN ETMEZDİM'</p><p>17 yıldır diyalize girdiğini anlatan Kenan Uzunsoy ise 'Yıllarca diyaliz tedavisi gördüm. Bu kemiklerime bile zarar verdi. Arada sırada değerlerim yükseldi ve böyle yaşamak beni zorladı. Allah organlarını bağışlayan kişiden ve ailesinden razı olsun. Ben 17 yıl yaşayacağımı hiç tahmin etmiyordum. Koronavirüs süreci de beni korkutmadı. Bu süreçte önlemimi, aldım kendimi korudum, 2 ay hiç evden çıkmadım. Böbreği bağışlayan aileye minnettarım' ifadelerini kullandı.</p><p>SAĞLIK SİSTEMİMİZİN BAŞARISI</p><p>Medicana Sağlık Grubu Organ Nakli Bölüm Başkanı Prof. Dr. Murat Tuncer, her iki hastanın da başarılı bir ameliyat sonrası sağlığına kavuştuğunu söyleyerek, 'Her iki hastaya da kadavradan nakil gerçekleştirildi ve vefat eden kişinin karaciğeri İstanbul&#39;da başka bir hastaya nakledildi. Bir hasta 14, diğeri ise 17 yıldır böbrek nakli bekliyordu. İki operasyon da gayet başarılı geçti. Hastaların kreatinin değerleri yavaş yavaş düşüyor. 16-17 yıldır diyalize giren hastaların kadavradan böbreğe sahip olmaları hayatlarına devam edebilmeleri ve bu ameliyatın koronavirüs salgını döneminde gerçekleştirilmesi Türk tıbbının ne kadar ileri gittiğinin bir kanıtı. Koronavirüs salgını döneminde bile böyle ameliyatları yapabiliyorsak sağlık sistemimiz açısından şanslıyız diyebiliriz' değerlendirmesinde bulundu.</p><p>Koronavirüs salgını döneminde hastaların ameliyat olmaktan kaçınabileceğini hatırlatan Prof. Dr. Murat Tuncer, 'Bu süreçte Sağlık Bakanlığı ve Bilim Kurulu&#39;nun önerilerine uysunlar. Sağlık Bakanlığı ne öneriyorsa biz de onları yapıyoruz. Bakanlık gerekli olan ameliyatların yapılabileceğini söyledi. Bu sebeple hastalarımızın gerekli ameliyat ve tedavileri varsa bunları geciktirmesinler' uyarısında bulundu.</p><p>SALGIN SÜRECİNDE NELERE DİKKAT EDİLİYOR?</p><p>Medicana International İstanbul Hastanesi Organ Nakli Koordinatörü Dr. Orçun Subaşılar da koronavirüs sürecinde gerçekleştirilen böbrek nakillerinde uygulanan prosedür hakkında şunları söyledi:</p><p>'Organı nakledeceğimiz hastayı virüse karşı korumamız gerekiyor. O nedenle kişinin koronavirüs testi pozitifse organlarını almıyoruz. Bu hastamıza da önce bir toraks grafisi çektik. Akciğerlerden koronavirüse bağlı herhangi bir görüntü olup olmadığına baktık. Testleri negatif çıktı ve diğer tahlilleri de nakil için uygundu. Koronavirüs süreci nakil operasyonları için de zorlu bir süreç. Kadavradan nakil de zor. İster bu süreç olsun ister normalleşme sonrası olsun organlarınızı bağışlamayı düşünüyorsanız lütfen bu durumu ailenizle paylaşın. Onlara da bu kararınızla ilgili bilgi verin.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bobrek-nakliyle-gelen-mutluluk-rahat-rahat-su-icebilecegim.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Böbrek nakliyle gelen mutluluk: Rahat rahat su içebileceğim ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bobrek-nakliyle-gelen-mutluluk-rahat-rahat-su-icebilecegim.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[15 yaş altı sigara içme oranı artıyor]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/15-yas-alti-sigara-icme-orani-artiyor/1548/</link>
            <description><![CDATA[ ]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/15-yas-alti-sigara-icme-orani-artiyor/1548/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 29 May 2020 11:53:50 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Tütün mamulleri ve bunların başında da sigara kullanımı giderek yaygınlaşıyor. 2015 verilerine göre, tüm dünyada 15 yaş üstü 942 milyon erkek, 175 milyon kadın sigara içiyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu Musaffa Salepçi, istatistiklerin artış gösterdiğini ve yaş sınırının 15&#39;in altına inmesinin durumu ciddi boyutlara taşıyabileceğini söyledi. Prof. Dr. Salepçi, 'Özellikle gençlerde nargile ve elektronik sigara kullanımının da yaygınlaştığı görülüyor. Nargile sigaradan 50 kat daha fazla hasara neden oluyor' ifadelerini kullandı.</p><p><br /><strong>1 SAAT İÇİLEN NARGİLE 50 ADET SİGARAYA BEDEL</strong></p><p><br />Gençlerde nargile ve elektronik sigara kullanımının da yaygınlaştığını belirten Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu M. Salepçi, 'Sigarada bulunan kanserojen maddeler özellikle nargile ve puroda daha fazla oluyor. Nargile, sigaradan 50 kat daha fazla hasar veriyor. Bir saat aralıksız nargile içilmesi 50 adet sigara içmeye bedel.  E-sigaralarda da DNA hasarı ve mutasyona yol açan kimyasalların bulunduğuna dair önemli kanıtlar bulunuyor' dedi.</p><p><br /><strong>HER YIL ALTI MİLYONA YAKIN KİŞİNİN YAŞAMINA MAL OLUYOR</strong></p><p><br />Prof. Dr. Banu. M. Salepçi, sigara kullanımının tüm dünyada her yıl yaklaşık 5.4 milyon insanın ölümüne yol açtığını belirterek, 'Sadece 2016 yılında tüm dünyada tütün kullanımına bağlı 7.1 milyon ölüm (5.1 milyon erkek, 2 milyon kadın) bildirilmiştir, bunun 6.3 milyonu aktif sigara içmeye, 884.000&#39;i pasif içiciliğe bağlıdır' ifadelerini kullandı.</p><p><br /><strong>GÜNDE 4&#39;TEN AZ SİGARA İÇENLERDE AKCİĞER KANSERİ RİSKİ 5 KAT ARTIYOR</strong></p><p><br />Kanserin birçok türünün sigarayla bağlantılı olduğunun bilindiğini hatırlatan Prof. Dr. Banu M. Salepçi, baş, boyun, boğaz, akciğer kanserlerinin yüzde 80-90&#39;ınin tütün kullanımı ile ilişkili olduğunu belirtti ve sözlerine şöyle devam etti:</p><p><br />'Günde 10 veya daha az sigara içenlerde akciğer kanser riski 20 kat, günde 4&#39;ten az sigara içenlerde ise 5 kat artıyor. Sigara kullanımı solunum yolu kanserleri dışında mesane, pankreas, yemek borusu, rahim ağzı kanseri ve akut lösemiye de yol açmaktadır. Meme kanseri ve kolon kanseri riskini de arttırmaktadır. İkinci el sigara dumanının (pasif içicilik) da erişkinlerde akciğer kanseri yaptığına dair kesin kanıtlar, üst solunum yolu kanserleri yaptığına dair güçlü kanıtlar mevcuttur. Çocuklarda da ikinci el sigara dumanının lösemi ve lenfoma gibi hematolojik kanserler başta olmak üzere beyin tümörleri ve karaciğer kanserine sebep olduğu gösterilmiştir. Hamile iken anne sigara içmediği halde babanın içtiği sigarayla ilişkili olarak çocuklarda beyin tümörü ve lösemi riskinin arttığı çalışmalarda gösterilmiştir.'</p><p><br /><strong>KOAH&#39;TAN OKUL BAŞARISIZLIĞINA KADAR BİRÇOK SORUNA YOL AÇIYOR</strong></p><p><br />Tütün kullanımının kanser dışında pek çok hastalığın temel nedenlerinden biri olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Banu M. Salepçi, şu an dünyada yaşam kayıplarına neden olan 4. neden olan KOAH&#39;ın yüzde 80-90&#39;ının nedeninin sigara olduğunu söyledi.</p><p><br />Prof. Dr. Salepçi diğer sağlık riskleri konusunda şunları anlattı: 'Dünyada 1. ölüm sebebi olarak bilinen kalp damar hastalıkları ve 2. ölüm sebebi olan beyin damar hastalıkları da tütün kullanımı ile yakından ilişkilidir. Enfeksiyon riskini ciddi oranda arttırdığı gibi yara iyileşmesini de geciktirmektedir. Kadınlarda kısırlık, erken menopoz, kemik erimesi gibi pek çok hastalıktan sorumlu olduğu gibi erkeklerde de kısırlık ve impotansa yol açmaktadır. Gençlerde ciltte erken kırışma, ağız ve vücut kokusu, dişlerde sararma, fiziksel aktivitelerde zayıflama, okul başarısızlığı gibi pek çok olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Son olarak 2019 Aralık ayından beri tüm dünyada pandemik olarak yayılan Corona virüs enfeksiyonunun da sigara kullananlarda daha ciddi seyir gösterdiği çalışmalarda tespit edilmiştir.'</p><p><br /><strong>ELEKTRONİK SİGARALAR CİDDİ SAĞLIK RİSKİ YARATIYOR</strong></p><p><br />Elektronik sigaraların şu anda dünyada hiç sigara içmeyi düşünmeyen gençler arasında bile çok yaygın olarak kullanılmaya başlandığını söyleyen Prof. Dr. Banu M. Salepçi, tütün endüstrisi tarafından dumanı olmayan zararsız tütün ürünü olarak tanıtılan E-sigaraların çok ciddi sağlık tehdidi oluşturduğuna dikkat çekti.</p><p><br />Ortaya çıkan risklerle ilgili şunları anlattı:</p><p><br />'Kendiliğinden patlama sonucu yüz, el ve vücut yanıklarına yol açmasının yanı sıra hayvan deneylerinde KOAH&#39;a yol açtığı gösterilmiş, akciğerde ciddi hasara yol açtığı kanıtlanmış, buharında ve sıvı içeriğinde kanserojenler tespit edilmiştir. Son olarak ta 2019 yılında Ekim ayından itibaren Amerika&#39;da elektronik sigara kullanımına bağlı akut solunum yetmezliği ile yüzde 70&#39;i erkek, yüzde 80&#39;i 35 yaş altı gençler olmak üzere çok sayıda hastane başvurusu, yoğun bakım yatışları ve ölümler olmuştur. EVALI (E sigaraya bağlı akut akciğer hasarı) ismi verilen bu hastalık çok sayıda gencin ölümüne yol açmıştır. En son Şubat 2020&#39;de 2807 EVALI vakası ve EVALI&#39;ye bağlı 68 ölüm olduğu bildirilmiştir.'</p><p><br /><strong>BIRAKTIKTAN SONRA TEK BİR NEFES BİLE ALIŞKANLIĞI GERİ GETİRİYOR</strong></p><p><br />'Sigara bırakıldıktan sonra dikkat edilmesi gereken en önemli şey asla bir nefes bile çekilmemesidir' diyen Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Banu M. Salepçi, bunun nedenini şöyle açıkladı:</p><p><br /> 'Çünkü beyindeki nikotin reseptörleri, sigara bırakıldıktan sonra yok olmaz, sayıları azalır. Bırakıldıktan 10 yıl sonra bile bir nefes çekildiğinde nikotin hızla beyine ulaşarak mevcut nikotin reseptörlerine bağlanır ve onların hızla çoğalmasına yol açar. Bu da kişinin tekrar sigara içmesine yol açar. Sigara bırakıldığında spora başlamak (haftada en az 5 gün, en az yarım saat olmak üzere) sigara içme isteğini önemli ölçüde azaltır. Bunun dışında bir hedef konarak her gün sigaraya verilen paranın biriktirilmesi, istek olduğunda derin nefes egzersizleri veya 1 bardak su içmek, yemeklerden sonra hemen diş fırçalamak, tatlı ve yağlı gıdalardan uzak kalmak ta yardımcı olmaktadır. Ama en önemli iki püf noktası bir bırakma günü belirleyip o güne sadık kalmak ve bıraktıktan sonra asla bir nefes bile çekmemektir.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/-yas-alti-sigara-icme-orani-artiyor.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ 15 yaş altı sigara içme oranı artıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/-yas-alti-sigara-icme-orani-artiyor.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Gıda mühendisi uyardı çilekte görülen kurtçukların zararı yok]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/gida-muhendisi-uyardi-cilekte-gorulen-kurtcuklarin-zarari-yok/1540/</link>
            <description><![CDATA[ ]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/gida-muhendisi-uyardi-cilekte-gorulen-kurtcuklarin-zarari-yok/1540/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 26 May 2020 16:34:58 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Prof. Dr. Nazlı, 'Suda bolca yıkamalıyız. Özellikle çileğin yaprak kısımlarını alıp bol su ile meyveyi yıkamalısınız. İçinizin rahat etmesini istiyorsanız sosyal medyada yayılan videolar gibi bir miktar tuz atıp temizlenmesini sağlayabilirsiniz. Sirkeli su da önem taşıyor. Kurtçuklar düşük asit değerlerine dayanamadıklarından meyve veya sebzeden uzaklaşıyorlar. Bu tür uygulamalar yapılabilir' tavsiyesinde bulundu.</p><p>Çilek tüketenleri yakından ilgilendiren bir olay dün sosyal medyada gündem oldu. Paylaşılan videolarda tuzlu su içerisine atılan çilekten böceklerin çıktığı görüldü. Çileklerin iç kısmında ve yapraklarının olduğu bölümde küçük böceklerin yer aldığı videolar birçok kişi tarafından paylaşıldı. Bazı sosyal medya kullanıcıları bir daha çilek yemeyeceğini söylerken bazıları ise videoları gerçekçi bulmadıklarını ifade etti. Yapılan bu deneyle ilgili değerlendirmede bulunan İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi (İZÜ) Gıda Mühendisliği bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Bülent Nazlı, korkulacak bir durum olmadığını belirtti.</p>'DOĞANIN DOĞAL BİR DÖNGÜSÜ'<p>Çilekle yapılan deneyi sosyal medyada izlediğini söyleyen Prof. Dr. Bülent Nazlı, 'Hatta bunu ben de evde su ve tuzla birlikte denedim. Ama ben de aynı sonuç olmadı. Ancak meyve ve sebzelerde kurtçuk görülmesi normal bir durum ve görülebilir. Bu doğanın doğal bir döngüsü. Bazı kelebek, böcek ve sinekler üreme dönemlerinde yumurtalarını meyvelerin üzerine bırakıyor. Bu yumurtalar kurtçukları oluşturuyor. Bunlar belli bir dönem meyvenin içerisinde yaşamlarını sürdürüyorlar. Sonra tekrar o meyveyi terk ediyorlar. Tekrardan böcek veya sinek haline dönüşüyorlar. Meyvede görülen bu durum doğal bir döngü. Şimdiye kadar belki de defalarca bu şekilde kurtlu meyve tükettik. Yani çiğ olarak tüketilen gıdalarda bunlar özellikle önem taşıyor. Bu durumdan fazla ürkmemek gerekiyor' diye konuştu.</p>SAĞLIK AÇISINDAN BİR RİSK YOK<p>Meyvelerle görülen bu kurtçukların insanlara zarar verdiği yönünde bir bilgi olmadığına dikkat çeken Prof. Dr. Bülent Nazlı, 'Zararlı olduğuna veya zehirlenme yaptığına dair bir bulguya rastlanmadı. Ama insanlar kurtlu meyveleri gördükleri zaman hoşlanmayabiliyorlar. Dolayısıyla meyveleri bu şekilde tüketmek istemiyorlar. &#39;Meyvelerden kurtçuklar çıkıyor, bunları tüketmeyeceğiz&#39; diye bir düşünce yanlış. &#39;Eğer bir meyvede kurt yoksa o meyvede çok kimyasal vardır&#39; diye bir düşünce var. Ama meyvelerle birlikte alınacak kimyasalların zararı çok daha büyük. Kansere kadar giden zararlara yol açabilir. Meyvelerden tek tük kurtçuklar çıkabilir. Bu durumu büyütmemek lazım. Avrupa&#39;da kurtlu meyveler daha pahalı satılıyor' değerlendirmesinde bulundu.</p>'TARIMDA HİJYEN KURALLARI GÖZ ARDI EDİLMEMELİ'<p>Meyveleri yetiştirirken çevre hijyenine dikkat etmek gerektiğini anlatan Prof. Dr. Nazlı, 'İyi tarım uygulamaları dediğimiz meyvelerin yetiştirilmesindeki çevre hijyeni göz ardı edilmemeli. O bölgede fazla sinek ve böcek olmamalı. O zaman kurtlanma olayları daha az olacaktır. Bu tür sebze ve meyveleri pişirerek yeme şansımız olmadığı için hijyen koşullarına dikkat etmeliyiz. Suda bolca yıkamalıyız. Özellikle çileğin yaprak kısımlarını alıp bol su ile meyveyi yıkamalısınız. İçinizin rahat etmesini istiyorsanız sosyal medyada yayılan videolar gibi bir miktar tuz atıp temizlenmesini sağlayabilirsiniz. Sirkeli su da önem taşıyor. Kurtçuklar düşük asit değerlerine dayanamadıklarından meyve veya sebzeden uzaklaşıyorlar. Bu tür uygulamalar yapılabilir' tavsiyesinde bulundu.</p>TUZLU SU DENEYİ NASIL YAPILIYOR?<p>Evde bu testi gerçekleştirmek oldukça kolay. Derin bir kaba bolca su ekleniyor ardından çilekler kabın içine boşaltılıyor. Bir tatlı kaşığı kadar tuzu suya ekleyerek karıştırılıyor.  Videolarda yer aldığı gibi çileğin içerisinde küçük böcekler olduğu takdirde su yüzeyine çıkıyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/gida-muhendisi-uyardi-cilekte-gorulen-kurtcuklarin-zarari-yok.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Gıda mühendisi uyardı çilekte görülen kurtçukların zararı yok ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/gida-muhendisi-uyardi-cilekte-gorulen-kurtcuklarin-zarari-yok.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Tatlı krizine tarçın, karanfil ve limon üçlüsü]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/tatli-krizine-tarcin-karanfil-ve-limon-uclusu/1536/</link>
            <description><![CDATA[Koronavirüs salgınıyla birlikte başlayan karantina süreci ve ramazan ayı ile birlikte kilo kontrolü zorlaştı. Evlerde vakit geçiren insanlar ekmek yapmaya, daha sık hamur işi ve tatlı tüketmeye başladı. Bu süreçte kilo alımında ciddi artışlar gözlemlediğini belirten Emsey Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Evnur Saray, bayramın ilk gününden itibaren kontrolü sağlamanın mümkün olduğuna dikkat çekti.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/tatli-krizine-tarcin-karanfil-ve-limon-uclusu/1536/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 23 May 2020 13:08:51 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Koronavirüs salgınıyla birlikte başlayan karantina süreci ve ramazan ayı ile birlikte kilo kontrolü zorlaştı. Evlerde vakit geçiren insanlar ekmek yapmaya, daha sık hamur işi ve tatlı tüketmeye başladı. Bu süreçte kilo alımında ciddi artışlar gözlemlediğini belirten Emsey Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Evnur Saray, bayramın ilk gününden itibaren kontrolü sağlamanın mümkün olduğuna dikkat çekti.</p><p><br />'KALP HASTALIĞI VE KARACİĞER YAĞLANMASINA NEDEN OLUR'</p><p><br />Karın bölgesi yağlanmalarında artış yaşandığını hatırlatan Diyetisyen Evnur Saray, 'Ramazan öncesinde başlayan koronavirüs karantinası nedeniyle insanlar evlerinde ekmek, hamur işleri ve tatlılara yöneldi. Ramazanın gelmesiyle birlikte bu gıdalara olan talep daha da arttı. Bu süreçte çok fazla kilo alındı. Bundan sonraki süreçte nasıl kilo verileceği merak konusu oldu. Hamur işleri ve tatlıların sıkça tüketilmesi göbek bölgesinde yağlanmaya neden oldu. Bu bölgelerde meydana gelen yağlanma kalp hastalıkları, insülin direnci, karaciğer yağlanmalarına yol açtı' diye konuştu.</p><p><br />TATLININ SAATİNE DİKKAT</p><p><br />Önceki bayramlardan farklı olarak bu yılın evde geçirileceğini hatırlatan Diyetisyen Evnur Saray, Türk toplumunun tatlı tüketiminden vazgeçmeyeceğinin altını çizdi. Tatlı tüketiminde porsiyon kontrolünün önemini vurgulayan Saray, şunları söyledi:</p><p><br />'Ramazan sonrası bayramın ilk günü güzel bir kahvaltı yapmak gerekiyor. Protein ağırlıklı yani peynir, yumurta ve sütün olduğu bir kahvaltı yapmak sağlıklı bir tercih olacaktır. Bunun ardından öğle ve akşam yemeklerini düzenlemelisiniz. Öğlen et tüketiyorsanız, akşam yemeği tercihiniz sebze olmalı. Ramazan ayında kan şekeri dengesi bozuldu. Kan şekerini dengelemek için mutlaka bu süreçte ara öğün yapın. Ara öğün terciniz de meyve, süt, yoğurt, kuruyemiş olabilir. En çok merak edilen ise Ramazan Bayramı&#39;nda tatlı tüketimi. Tatlının porsiyonu ve tüketildiği saat çok önemli. Baklava tüketecekseniz 3 dilim ile sınırlandırmalısınız, sütlü tatlı ise 1 kase tüketilmelidir, bunu 3-4 kare bitter çikolata ile değiştirebilirsiniz. Saat terciniz akşamüstü olmalıdır. Bazı yörelerde daha tok tutması ve şekeri dengelemesi için baklavanın yanında ayran ya da süt ikram edilir. Gün içinde içeceğiniz bir bardak yeşilçay da antioksidan içeriği bakımından etkili olacaktır.'</p><p><br />BU KARIŞIMLA TATLI KRİZİNİ BASTIRIN</p><p><br />Önceki yıllarda bayram ziyaretleri nedeniyle daha fazla tatlı tüketildiğini belirten Diyetisyen Evnur Saray, 'Önceki senelerde misafirliklerde dikkatli olun, yeri geldiğinde ikramı geri çevirin uyarısında bulunuyorduk. Bu sene misafirlik söz konusu değil. Tatlı ve hamur işi tüketimini daha kontrol altına alabiliriz. Tatlı kontrolünü sağlamak adına tarçını öneriyoruz. Akşam yatmadan bir bardak suyun içine bir adet çubuk tarçın, 2 karanfil, 1 dilim limon ekleyin. Sabah kalkar kalkmaz bu suyu için. Bu gün içindeki kan şekerini kontrol altına almanızı sağlar, tatlı ihtiyacını bastırır' önerisinde bulundu.</p><p><br />'MEYVE DEYİP GEÇMEYİN'</p><p><br />Ramazan ayı ve karantina süreci nedeniyle alınan kiloların önümüzdeki dönemde sağlıklı bir program ile verilebileceğine dikkat çeken Saray, şu uyarılardan bulundu:</p><p><br />'Sağlıklı kilo vermede yüzde 70 beslenme, yüzde 30 ise spor etkili. Beslenmenin önemi çok büyük. Karbonhidratı azaltarak protein, sebze ve meyve ağırlıklı beslenin. Akdeniz tipi beslenmeye geçmeniz gerekiyor. Bunu sporla desteklemeniz şart. Karantina süreci ve ramazan ayı ile birlikte çok hareketsiz kaldık. Bu süreçte evde yapılacak egzersizlere de yönelmeniz gerekiyor. Su tüketimi de çok önemli. Ramazan ayında su tüketimi azaldı. Günde 2-2.5 litre su içmelisiniz. Sıcaklığın da arttığı şu günlerde su tüketime dikkat edin. Yaz geldi meyve çeşitliliği arttı. Ancak meyce deyip geçmeyin porsiyon kontrolüne dikkat edin. Çünkü erik, çilek masum görünüyor ancak 12 erik, 10 çilek şeklinde tüketmeliyiz. Yanında çiğ fındık, badem ya da ceviz tokluk süresini artıracaktır.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/tatli-krizine-tarcin-karanfil-ve-limon-uclusu.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Tatlı krizine tarçın, karanfil ve limon üçlüsü ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/tatli-krizine-tarcin-karanfil-ve-limon-uclusu.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ramazan Bayramı'nda nasıl beslenmeli?]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/ramazan-bayrami-nda-nasil-beslenmeli/1534/</link>
            <description><![CDATA[İstanbul Aydın Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Indrani Kalkan, bu yıl COVID-19 pandemi sürecine denk gelen Ramazan Bayramı'nda sağlıklı beslenmenin yollarını anlattı.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/ramazan-bayrami-nda-nasil-beslenmeli/1534/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 23 May 2020 13:08:08 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İstanbul Aydın Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Indrani Kalkan, bu yıl COVID-19 pandemi sürecine denk gelen Ramazan Bayramı&#39;nda sağlıklı beslenmenin yollarını anlattı.</p><p>NORMAL BESLENME DÜZENİNE NASIL DÖNÜLMELİ?</p><p>Sağlığın sürdürülmesi ve korunması için yaşamın her döneminde sağlıklı ve dengeli beslenmenin önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kalkan, 'Ramazan Bayramı gibi özel günlerde beslenmeye özellikle özen gösterilmeli. Ramazan ayı boyunca azalan günlük öğün sayısı beslenme düzenindeki değişiklikleri de beraberinde getirmekte. Normal yeme düzenine geçişte bazı konulara özen gösterilmeli. Örneğin hafif bir kahvaltı ile başlanmalı. 3 ana ve 2 ara öğün şeklinde beslenilmeli, gün boyunca öğün atlanmamalı. Öğünlerde süt grubuna ait süt ve yoğurt, et grubundan et, tavuk, balık, yumurta, tahıl grubuna ait ekmek, bulgur, makarna, pirinç, kurubaklagiller, sebze ve meyve tüketimine özen gösterilmeli. Tatlı tüketiminde sütlü tatlılar tercih edilmeli. Düzenli evde yapılabilecek fiziksel aktiviteye özen gösterilmeli. Ramazan ayı süresince kısıtlı olan sıvı tüketimi arttırılmalı. Günde 1,5- 2 litreye yakın su tüketilmeli' dedi.</p><p>BESLENME DÜZENİ NASIL OLMALI?</p><p>Dr. Öğr. Üyesi Kalkan, bir ay boyunca oruç tutan bünyeyi yorup sarsmadan normal beslenme düzenine geçerken yapılması gerekenleri ise şöyle sıraladı:</p><p>'Oruç döneminden sonra vücudun eski beslenme alışkanlıklarını kazanabilmesi için ilk önce 3 ana öğün ile başlanmalı. Ara öğünler yavaş yavaş ilave edilmeli ve başlangıçta kuru meyve, kuru yemiş ve süt ürünleri tercih edilmeli. Sabah erken hafif bir kahvaltı ile güne başlanmalı. Yemek yerken besinler iyi çiğnenmeli. Aşırı miktarda yemekten kaçınılmalı. Pişirme yöntemlerinden ızgara, fırında pişirme ve haşlama kullanılmalı. Ramazan ayından kalma gece yemek yeme alışkanlıkları gece ara öğün ile desteklenebilir. Tercihler yoğurt veya meyveden yana olmalı. Ramazan ayı boyunca kısıtlı sıvı tüketimi nedeniyle susuzluğa alışmış olanların bu alışkanlığını gidermek için öğünlerine ayran eklenebilir veya saat başı bir bardak su tüketimi ile azalmış olan sıvı tüketimi arttırılabilir.'</p><p>ŞEKERLİ GIDA TÜKETİMİNE DİKKAT!</p><p>COVID-19 salgını döneminde sürekli evde kalma durumu ve artan endişenin, insanların sağlıklı beslenme alışkanlıklarından uzaklaşmasına ve etrafta ne varsa atıştırmalarına neden olabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Kalkan, 'Kan şekerini hızla yükselten şeker ve şekerli yiyecekler bu dönemde sınırlandırılması veya tüketilmemesi gereken besinlerdendir. Kan şekeri ve COVID-19 arasında bir bağlantıdan söz etmek için yeterli verinin olmamasıyla birlikte, yüksek kan şekerinin beyaz kan hücrelerinin enfeksiyonla mücadele yeteneğini etkileyebileceği olasılığı paylaşılmıştır. Şekerin besin değeri yok denecek kadar azdır. Birçok çalışma şeker tüketimini obezite, diyabet, yüksek tansiyon ve kalp hastalığına yol açabilen yüksek trigliserit düzeyleri ile ilişkilendirmiştir. Bu nedenle şeker tüketiminin azaltılması veya tüketilmemesi COVID-19 döneminde bağışıklık sistemi üzerine olumlu etkisi ve kronik hastalık gelişimini azaltması olasılığını değerlendirmekte faydalı olacağını düşünüyorum' ifadelerini kullandı.</p><p>'EGZERSİZ VE UYKU DÜZENİ ÖNEMLİ'</p><p>Dr. Öğr. Üyesi Kalkan, sözlerini şöyle noktaladı:</p><p>'Yetersiz fiziksel aktivite ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının COVİD-19&#39;a duyarlılık ve iyileşme sürecine olan etkisi dikkate alınmalı. Sağlıksız diyetler ile zayıflamış bağışıklık sistemi popülasyonda kötüleşecek bir artışa neden olabilir. Dengeli beslenilmeli ve sağlıksız atıştırmalıklardan uzak durulmalı. Bağışıklığın desteklenmesi ve arttırılması için turunçgiller ve kırmızı biber gibi C vitamini açısından zengin, kuru yemişler, sığır eti ve yumurta sarısı gibi çinko miktarı fazla olan besinler tüketilmeli. Bazı çalışmalarda C vitamininin bağışıklık sistemini desteklediği ortaya konmuştur. İyi birer magnezyum kaynağı olarak bilinen kuru baklagiller, kuru yemişler, tohumlar, yeşil yapraklı sebzeler ve tam tahıllar bağışıklığımızı desteklememize yardımcı olarak gösterilebilir. Kefir gibi probiyotk ve yoğurt gibi postbiyotiklerden zengin besinler tüketilmeli. Antioksidanlar açısından zengin olan çilek, dut, enginar, domates, fındık, yeşil çay ve balık gibi besinlere yer verilmeli. Evde yapılacak sağlıklı bir egzersiz programı ve uyku düzeni sürdürülmeli. Sigara ve alkolden uzak durulmalı. Beslenme ile ilgili yanlış bilgilerden etkilenmemek adına bir beslenme uzmanından görüş alınmalı.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ramazan-bayraminda-nasil-beslenmeli.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ramazan Bayramı'nda nasıl beslenmeli? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ramazan-bayraminda-nasil-beslenmeli.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA['Kadınlar önsezilerini daha çok kullanıyor']]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/-kadinlar-onsezilerini-daha-cok-kullaniyor-/1526/</link>
            <description><![CDATA[Yapılan çalışmada kadınlarda büyüsel düşünce (düşünce veya eylem ile nesneleri etkileyebilme, düşünce gücü ile yağmur yağdırılabileceğine inanma, rüyalarda görülenin gerçekleşmesi gibi) seviyelerinin erkeklerinkinden daha yüksek saptandığını belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi'nden Psikiyatrist Dr. Onur Okan Demirci, 'Karar verirken erkeklerin daha çok risk alarak, kadınların ise daha çok önsezilerini kullanarak sonuca ulaşmaya çalıştıkları görülüyor. Önsezilerinin kuvvetli olduğunu söyleyen insanların hayali bir dünyanın içine daha fazla girdikleri, büyüsel düşüncelere daha fazla inandıkları görülüyor. Bu nedenle kuvvetli önsezi hisseden kişilerin gerçeklikten kopma ve kognitif düşünceden (mantıksal bilinçli düşünce) uzaklaşma ihtimalleri artıyor' diye konuştu.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/-kadinlar-onsezilerini-daha-cok-kullaniyor-/1526/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 18 May 2020 12:46:01 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yapılan çalışmada kadınlarda büyüsel düşünce (düşünce veya eylem ile nesneleri etkileyebilme, düşünce gücü ile yağmur yağdırılabileceğine inanma, rüyalarda görülenin gerçekleşmesi gibi) seviyelerinin erkeklerinkinden daha yüksek saptandığını belirten İstanbul Gelişim Üniversitesi&#39;nden Psikiyatrist Dr. Onur Okan Demirci, 'Karar verirken erkeklerin daha çok risk alarak, kadınların ise daha çok önsezilerini kullanarak sonuca ulaşmaya çalıştıkları görülüyor. Önsezilerinin kuvvetli olduğunu söyleyen insanların hayali bir dünyanın içine daha fazla girdikleri, büyüsel düşüncelere daha fazla inandıkları görülüyor. Bu nedenle kuvvetli önsezi hisseden kişilerin gerçeklikten kopma ve kognitif düşünceden (mantıksal bilinçli düşünce) uzaklaşma ihtimalleri artıyor' diye konuştu.</p><p>Çocukların hayal dünyasına gerçek dünyada yaşadıkları veya hissettikleri sıkıntılar yüzünden daha fazla girmeye eğilimli olduklarını dikkat çeken Dr. Demirci, 'Yani çocuklar bunu bir savunma şekli olarak kullanabiliyor. Hatta bazı çocuklar hayali arkadaşlar edinebildiği gibi düşünce ile birçok şeyi kontrol edebildiklerine de inanabiliyorlar' şeklinde konuştu.</p><p>Kadınlarında büyüsel düşüncelerin erkeklere göre daha fazla olduğuna değinen İstanbul Gelişim Üniversitesi&#39;nden Psikiyatrist Dr. Onur Okan Demirci, şunları söyledi:</p><p>'Toplumsal olarak baskı altında hissetmek, cinsiyet rollerindeki kısıtlamalar, travmatik yaşam olaylarına kadınların daha fazla maruz kalması, arzuların gerçekleştirilmesinde erkeklere göre daha zorluk yaşamak gibi durumlar kadınlarda anlık stres seviyelerini ve yaşam boyu stres düzeylerini artırarak bundan bir kaçış yolu olarak hayal dünyalarına doğru daha fazla eğilim göstermelerine neden olmuş olabilir. Stres düzeyleri arttıkça da gerçeklikten kopma eğilimi göstereceklerinden bu durum ciddi bir yaşamsal ve psikolojik bir sorun teşkil edebilir.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kadinlar-onsezilerini-daha-cok-kullaniyor.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ 'Kadınlar önsezilerini daha çok kullanıyor' ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kadinlar-onsezilerini-daha-cok-kullaniyor.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Virüs ile savaşa aromatik destek tavsiyesi]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/virus-ile-savasa-aromatik-destek-tavsiyesi/1527/</link>
            <description><![CDATA[Altınbaş Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, Farmasötik Botanik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Ebru Özdemir Nath, bitkiler ile tedavinin insanlık tarihi boyunca hep ilgi çektiğini ve büyük bir öneme sahip olduğunu belirtti. İlaç teknolojisinin gelişmediği çağlarda da insanların doğadaki bitkileri farklı hastalıkların tedavisinde yaygın olarak kullandıklarını ifade eden Nath 'Günümüzde bütün ülkelerin ortak problemi haline gelen yeni tip coronavirus (Covid 19) nedeniyle bağışıklık sistemini güçlendiren ve virüslere karşı etkili bitkiler daha da önem kazandı' diye konuştu.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/virus-ile-savasa-aromatik-destek-tavsiyesi/1527/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 18 May 2020 12:30:50 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Altınbaş Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, Farmasötik Botanik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Ebru Özdemir Nath, bitkiler ile tedavinin insanlık tarihi boyunca hep ilgi çektiğini ve büyük bir öneme sahip olduğunu belirtti. İlaç teknolojisinin gelişmediği çağlarda da insanların doğadaki bitkileri farklı hastalıkların tedavisinde yaygın olarak kullandıklarını ifade eden Nath 'Günümüzde bütün ülkelerin ortak problemi haline gelen yeni tip coronavirus (Covid 19) nedeniyle bağışıklık sistemini güçlendiren ve virüslere karşı etkili bitkiler daha da önem kazandı' diye konuştu.</p>BOL SU İÇ, SEBZE TÜKET, EGZERSİZ YAP<p>Birçok faktörün etkisiyle zayıflayan bağışıklık sistemini ayakta ve güçlü tutmak için çeşitli yöntemlerin kullanılabileceğini anlatan Öğretim Üyesi Dr. Ebru Özdemir Nath şöyle konuştu:</p><p>'Örneğin güneş ışınlarını doğrudan alan meyve ve sebze gibi taze gıdaların düzenli tüketilmesi bunlardan biri. Hava karardıktan sonra akşam yemeğinde, bedenin dinlenmesini engelleyen sindirimi uzun süren protein ağırlıklı gıdalar tüketmemeye dikkat edilmeli. Yeterli su tüketmek, sabah güne başlarken yapılacak 15 dakikalık farkındalık meditasyonu, uykudan önce yapılacak dengeleyici ve sakinleştirici nefes çalışmaları ile gündüz saatlerinde yapılacak egzersizler ve özellikle evde uygulanabilecek yoga çalışmaları bu dönemde bize destek olabilir.'</p>VİRÜS VE BAKTERİYE KARŞI BİTKİ AROMASI<p>İnsanların bağışıklık sistemine zarar verebilecek virüs ve bakteri bulaşmasına karşı kendilerini korumasının önemine işaret eden Nath, 'Antiviral, antibakteriyel etkileri ile yaşadığımız ortamı, giysilerimizi, ellerimizi steril tutmak için aromatik bitkilerden destek alabiliriz. Bu konuda bitkilerin uçucu yağları ile yapılan farklı aromaterapi uygulamaları var. Bugüne kadar yapılan çalışmalarda farklı uçucu yağların antiviral etkileri tespit edilmiştir' dedi.</p>HAVANIZI TEMİZLER, ELİNİZİ DEZENFEKTE EDER<p>Uçucu yağların, yeni tip coronavirus (Covid 19) etkisiyle ilgili yapılmış bir araştırma henüz olmasa da antiviral olarak bilinen uçucu yağların korunmak için farklı şekillerde kullanılabileceğini kaydeden Öğretim Üyesi Dr. Ebru Özdemir Nath şöyle devam etti:</p><p>'Antiviral etkili uçucu yağları, oda difüzörü içine ekleyerek bulunduğumuz odanın havasının temizlenmesinde kullanabiliriz. Bunları distile su ile karıştırarak bir sprey şişesi yardımıyla üzerimizdeki giysilere sıkarak da kullanabiliriz. Antiviral etkili uçucu yağlar ve Aloe vera jeli ile hazırlayacağımız jel karışımlarıyla, ellerimizi sterilize edebiliriz. Bu karışımda bulunan doğal yağlar ellerimizin yıpranmadan steril kalmasını sağlar. Ayrıca buğu yöntemi ile sıcak suyun içine damlatılan birkaç damla uçucu yağların burundan teneffüs edilmesi özellikle üst solunum yollarında anti-viral etki ile koruma sağlayacaktır.'</p>ANTİVİRAL ETKİSİ OLAN BAZI AROMATİK BİTKİLER<p>Öğretim Üyesi Dr. Ebru Özdemir Nath, antiviral etkili bazı aromatik bitki türlerini şöyle sıraladı;<br /><br />Adaçayı (Salvia fruticosa)<br /><br />Bergamot (Citrus bergamia)<br /><br />Beyaz kekik (Coridothymus capitatus)<br /><br />Biberiye (Rosmarinus officinalis)<br /><br />Çay ağacı (Melaleuca alternifolia)<br /><br />Itır (Pelargonium graveolens)<br /><br />Karanfil (Syzygium aromaticum)<br /><br />Limon otunun (Cymbopogon winterianus)<br /><br />Melissa (Melissa officinalis)<br /><br />Mercan köşk (Origanum dictamnus)<br /><br />Ökaliptus (Eucalyptus globulus)<br /><br />Paçuli (Pogostemon cablin)<br /><br />Tarçın (Cinnamomum zeylanicum)<br /><br />Tatlı portakal (Citrus sinensis)</p><p>Altınbaş Üniversitesi, Eczacılık Fakültesi, Farmasötik Botanik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Ebru Özdemir Nath, uçucu yağların antiviral etkisini gösteren bazı bilimsel çalışma örneklerini ise şöyle sıraladı:</p><p>'Ökaliptus (Eucalyptus globulus) ve Çay ağacı (Melaleuca alternifolia) esansiyel yağları difüzor ile kullanıldığında havada asılı kalan virüsler üzerinde etkili olmuştur.<br /><br />Karanfil tomurcuğu (Syzygium aromaticum) uçucu yağında bulunan öjenol, test edilen grip suşlarının otofaji indüksiyonunu inhibe etmiştir.<br /><br />Melissa (Melissa officinalis) uçucu yağı in vitro olarak kuş gribine (H9N2) anti-viral etkili olmuştur.<br /><br />Tarçın kabuğu (Cinnamomum zeylanicum), Karanfil tomurcuğu (Syzygium aromaticum), Tatlı portakal (Citrus sinensis), okaliptüs (Eucalyptus globulus) ve Biberiye (Rosmarinus officinalis) esansiyel yağları içeren bir karışım, in vitro grip virüsü aktivitesine karşı koruyucu olmuştur.<br /><br />Beyaz kekik (Coridothymus capitatus), Mercan köşk (Origanum dictamnus) ve Adaçayı (Salvia fruticosa) uçucu yağlarını içeren bir karışım, influenza virüslerine ve in vitro bir rinovirüse karşı antiviral etki göstermiştir. <br /><br />Tarçının (Cinnamomum zeylanicum) temel bileşeni olan sinnamaldehit, influenza büyümesine karşı in vitro ve in vivo antiviral aktivite göstermiştir.<br /><br />Bergamot (Citrus bergamia), Ökaliptüs (Eucalyptus globulus), Itır (Pelargonium graveolens), Tarçın (Cinnamomum zeylanicum)  ve Limon otunun (Cymbopogon winterianus) uçucu yağlarının influenza virüsüne karşı etkili olduğu tespit edilmiştir.<br /><br />Paçuli (Pogostemon cablin) ile alkol karışımı, in vitro ve in vivo antiviral etki göstermiştir.<br /><br />Çay ağacı (Melaleuca alternifolia) esansiyel yağı, influenza virüsüne karşı antiviral aktivite göstermiştir.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/virus-ile-savasa-aromatik-destek-tavsiyesi.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Virüs ile savaşa aromatik destek tavsiyesi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/virus-ile-savasa-aromatik-destek-tavsiyesi.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Duştubak köyü karantinaya alınıyor]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/dustubak-koyu-karantinaya-aliniyor/1510/</link>
            <description><![CDATA[*** Razgrad İl Covid -19 Kriz Masası'nın aldığı karara göre, yarın 16 Mayıs tarihinden itibaren Razgrad'ın Duştubak köyünde 14 günlük karantina ilan edilmiştir.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/dustubak-koyu-karantinaya-aliniyor/1510/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 15 May 2020 20:38:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Razgrad İl Covid -19 Kriz Masası&#39;nın aldığı karara göre, yarın 16 Mayıs tarihinden itibaren Razgrad&#39;ın Duştubak köyünde 14 günlük karantina ilan edilmiştir.</p><p>Böylece, köye bütün giriş çıkışlar yasaklanmış olacak. Kurulan polis kontrol noktalarından sadece önemli mazereti olanların geçişine izin verilecek.</p><p>Bilindiği gibi, Razgrad bölgesinde, bu salgın en geç ortaya çıkmıştı.</p><p>Aysel MERT</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/dustubak-koyu-karantinaya-aliniyor.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Duştubak köyü karantinaya alınıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/dustubak-koyu-karantinaya-aliniyor.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Alerji hastalarına 'korona' uyarısı]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/alerji-hastalarina--korona--uyarisi/1506/</link>
            <description><![CDATA[Dünya genelinde koronavirüs salgını tehlikesi devam ederken, havaların ısınmasıyla birlikte polen alerjisi mevsimi de başladı. Alerji ve astım hastalarının bu süreçte daha dikkatli olması gerektiğini belirten uzmanlar, hapşırık, burun akıntısı, gözde kaşınma gibi temaslar nedeniyle bulaşma riskinin artacağına dikkat çekiyor. Uzmanlar kış aylarında tüm dünyayı etkisi altında bırakan yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgının bahar aylarının başlamasıyla birlikte alerji ve astım hastalarında endişe yarattığını belirtiyor. Polenlerden etkilenen alerji ve astım hastalarının ev tozlarının da etkisiyle hapşırık nöbetleri geçirdiklerinde koronavirüs kaptıkları korkusu yaşadıklarına dikkat çekiliyor.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/alerji-hastalarina--korona--uyarisi/1506/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 15 May 2020 09:54:18 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Dünya genelinde koronavirüs salgını tehlikesi devam ederken, havaların ısınmasıyla birlikte polen alerjisi mevsimi de başladı. Alerji ve astım hastalarının bu süreçte daha dikkatli olması gerektiğini belirten uzmanlar, hapşırık, burun akıntısı, gözde kaşınma gibi temaslar nedeniyle bulaşma riskinin artacağına dikkat çekiyor. Uzmanlar kış aylarında tüm dünyayı etkisi altında bırakan yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgının bahar aylarının başlamasıyla birlikte alerji ve astım hastalarında endişe yarattığını belirtiyor. Polenlerden etkilenen alerji ve astım hastalarının ev tozlarının da etkisiyle hapşırık nöbetleri geçirdiklerinde koronavirüs kaptıkları korkusu yaşadıklarına dikkat çekiliyor.</p><p><br />BAHARDA NELER YAPILMALI</p><p><br />Koronavirüse karşı özellikle bahar aylarında neler yapılması gerektiğini merak eden alerji ve astım hastalarının sorularını Maltepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nesrin Sarıman yanıtladı. Prof. Dr. Sarıman alerji ve astım hastası olmanın tek başına koronavirüs bulaşması açısından fazladan bir risk yaratmadığını ancak orta ve ağır dereceli astım hastalarının 'Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi' tarafından risk grubuna dahil edildiğini söyledi. Koronavirüsün ateş, nefes darlığı, öksürük ve yorgunluk gibi belirtilerle ortaya çıktığını hatırlatan Sarıman, alerjik nezlede ise burun akıntısı, gözlerde sulanma, hapşırığın ön planda olduğunu ancak ateş olmadığına dikkat çekti.</p><p><br />TEMASA DİKKAT</p><p><br />Özellikle ot, çimen, çiçek ve ağaç polenlerinin yoğun olduğu bahar aylarında burun kaşınması, hapşırık ve burun akıntısı nedenli eli buruna ve göze götürmek, eli ağza kapamak gibi davranışların sıkça yapıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Sarıman, bu temaslar ile bulaşma riskinin artabileceğini söyledi. Alerjik kişilerin elini yüzüne götürme olasılığının daha yüksek olması nedeniyle hastalık kapma riskinin de arttığını anlatan Sarıman, maske ve sosyal mesafe kuralı gibi önlemleri almaması durumunda hapşırma ve burun akıntısı yoluyla etrafına da bulaştırabileceği uyarısında bulundu.</p><p><br />ALERJİ VE ASTIM HASTALARINA ÖNERİLER</p><p><br />Prof. Dr. Nesrin Sarıman alerji ve astım hastalarının virüs riskini azaltmaları için şu önerilerde bulundu:</p><p><br />Hapşırma sırasında tek kullanımlık mendiller kullanın. Mendil yoksa kolun iç yüzü ile ağzınızı kapatın</p><p>Polen yoğunluğu yoğun olduğu sabahın erken saatleri ve akşamları mümkünse evden çıkmayın</p><p>Her birey gibi Dünya Sağlık Örgütü&#39;nün önerdiği sosyal mesafe, el yıkama ve hijyenle ilgili kişisel korunma önlemlerini uygulayın</p><p>Dış ortama çıktığınızda mutlaka maske takın, en az bir buçuk metre olmak üzere sosyal mesafeyi koruyun</p><p>Tercihen koruyucu gözlük, uzun kollu giysiler ve pantolon giyin</p><p>Dış ortamda giyilen giysileri eve gelince çıkarın. Duş alıp, saçlarınızı yıkayın</p><p>Polenlerin yoğun olduğu aylarda kapı ve pencereleri kapalı tutun. Araba yolculuğunda da pencereler kapalı olmalı</p><p><br />EVDE TOZ VE DETERJAN UYARISI</p><p><br />Prof. Sarıman özellikle ev tozu akarı alerjisi olan hastaların evde geçirdikleri süre arttığından daha dikkatli olmalarını, başta yatak odasında olmak üzere toz barındıran halı, kilim gibi eşyaların kaldırılmalarını, HEPA (Yüksek Etkili Partikül Emicisi) filtreli elektrik süpürgesi kullanmalarını ve zeminde ıslak temizlik yapılmasını önerdi. Sarıman, şöyle devam etti:</p><p><br />'Nevresimler haftada bir 60 derecede yıkanmalıdır. Klima filtreleri değiştirilmeli, tercihan alerjen tutan filtreler kullanılmalıdır. Astımlı ve alerjisi olan hastaların deterjan ve çamaşır suyu kullanarak temizlik yapmamaları, evde çamaşır kurutmamaları gerekir. El temizliğinde sabun ve su tercih edilmelidir. Virüse karşı hijyen amaçlı kullanılan çamaşır suyu astım atağına neden olabilir. Çamaşır sularının sulandırılarak kullanılması, yağ çözücüler ve dezenfektanlarla birlikte kullanılmamaları gerekir. Aksi takdirde bu karışımların solunması ciddi astım ataklarına neden olur. Lateks eldivenler bazı astımlılarda astım atağı riski yaratabilir. Evde tüylü hayvan beslenmesi alerjik kişilerde hastalığı tetikleyici nedenler arasındadır.'</p><p><br />İLAÇLARA DEVAM EDİLMELİ</p><p><br />Prof. Dr. Sarıman astım hastalarının doktorlarının önerdiği ve sürekli kullandıkları ilaçlara salgın döneminde de devam etmeleri gerektiğini söyledi. Bu ilaçları bırakmanın hastalığın kontrolünün bozulmasına neden olabileceğini ve astımı tetikleyebileceğini belirten Sarıman, ağızdan alınan alerji hapları ve kortizonlu burun spreylerinin kullanımında da bir sakınca olmadığını söyleyerek, alerji aşısı olanların doktorlarının belirlediği protokolde tedavilerine devam edebileceklerini ekledi.</p><p><br />DHA-Sağlık - Türkiye-İstanbul / Merkez - DHA</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/alerji-hastalarina-korona-uyarisi.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Alerji hastalarına 'korona' uyarısı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/alerji-hastalarina-korona-uyarisi.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kuaförler de tek kullanımlık ürünlere geçti: Randevusu olanlar dikkat!]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/kuaforler-de-tek-kullanimlik-urunlere-gecti-randevusu-olanlar-dikkat/1495/</link>
            <description><![CDATA['Kontrollü Sosyal Hayat' kapsamında berber, kuaför ve AVM'ler bugün açılırken, vatandaşın aklına da hijyen ile ilgili birçok soru takılıyor. Özellikle berberler, kuaförler ve güzellik merkezlerinde alınması gereken birçok yeni önlem de normalleşme süreciyle birlikte hayatımıza girdi. Berber Sedat Sarıkaya, 'Müşterilerimiz salona girerken ateşlerini ölçüyor ve maskesiz içeri almıyoruz ve ellerine dezenfektan sıkıyoruz. Tamamen kişiye özel ürünlere geçiş yaptık. Randevusuz işlem kabul etmiyoruz. Müşteriler tek kullanımlık ürünlere dikkat etmeliler. Makaslar, taraklar, havlular onlara özel değilse orada işlem yaptırmasınlar' diye konuştu.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/kuaforler-de-tek-kullanimlik-urunlere-gecti-randevusu-olanlar-dikkat/1495/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 11 May 2020 10:48:24 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>&#39;Kontrollü Sosyal Hayat&#39; kapsamında berber, kuaför ve AVM&#39;ler bugün açılırken, vatandaşın aklına da hijyen ile ilgili birçok soru takılıyor. Özellikle berberler, kuaförler ve güzellik merkezlerinde alınması gereken birçok yeni önlem de normalleşme süreciyle birlikte hayatımıza girdi. Berber Sedat Sarıkaya, 'Müşterilerimiz salona girerken ateşlerini ölçüyor ve maskesiz içeri almıyoruz ve ellerine dezenfektan sıkıyoruz. Tamamen kişiye özel ürünlere geçiş yaptık. Randevusuz işlem kabul etmiyoruz. Müşteriler tek kullanımlık ürünlere dikkat etmeliler. Makaslar, taraklar, havlular onlara özel değilse orada işlem yaptırmasınlar' diye konuştu.</p><p>HER MÜŞTERİYE ÖZEL; HAVLU, MAKAS VE MANİKÜR SETİ</p><p>Sektörde birçok değişiklik yaşandığını ifade eden Sarıkaya, 'Müşteriler içeri girerken ateşini ölçüyoruz, maskesiz içeri almıyoruz, maskesi olmayan müşterilerimize de maske verebiliyoruz. Tamamen kişiye özel ürünler kullanıyoruz. Makaslarımız da steril makinesinde steril edilerek paketleniyor' dedi.</p><p>RANDEVUSUZ MÜŞTERİ ALINMIYOR</p><p>İçeriye randevusuz müşteri almadıklarına vurgu yapan Sarıkaya, 'Salonumuza randevusuz müşteri almıyoruz. Randevularımızı da saat başı almaya özen gösteriyoruz. Telefondan randevuları ayarlayabiliyoruz. Salonumuzda bekleyen müşterimiz bulunmuyor. İçerde VIP bölümümüz var ve orada da kronik hastalığı olan kişilere hizmet veriyoruz' ifadelerini kullandı.</p><p>PERSONELE DE MASKE-SİPERLİK ZORUNLULUĞU</p><p>Sarıkaya, personellere de bir takım yaptırımların uygulandığına dikkat çekerek, 'Personellerimiz de maske, eldiven ve siperlik takmak zorundalar. En üst seviyeye kadar bu hususlara dikkat ediyoruz' dedi.</p><p>FIRÇA TARAK KULLANILMIYOR, MÜŞTERİYE KESİM SİPERLİĞİ TAKILIYOR</p><p>Hijyen açısından müşterilere fırça tarak kullanmadıklarını söyleyen Sarıkaya, 'Hijyen açısından kesinlikle fırça tarak kullanmıyoruz. Gözlerine kıl gelmemesi için kesim siperliği kullanıyoruz.  Tek kullanımlık kesim örtüleri ve havlularımız var. Ense fırçaları yasaklandı ve biz kesinlikle ustura tıraşı yapmıyoruz' dedi.</p><p>60-90 DERECE KURALINA UYUYORUZ</p><p>Tek kullanımlık havluların yanında, diğer havluların da 60-90 derece aralığında yıkanarak tekrar paketli şekilde kendilerine ulaştığını ifade eden Sarıkaya, şunları söyledi:</p><p>'Diğer havlularımız da 60-90 derece aralığında yıkanarak bize tekrar paketli geliyor. Bu havluları da her müşteriye özel kullanıyoruz. Kullandığımız havluları kirli sepetinde biriktiriyoruz ve yıkama şirketinden teslim alınarak bize tekrar paketli halde geliyor.'</p><p>MÜŞTERİLER DURUMDAN MEMNUN</p><p>Sarıkaya, çay ve kahve servislerinin de artık son bulduğunu dile getirerek; 'Sadece paketli halde su servisi yapabiliyoruz. Müşteriler de bu durumdan memnun olduğunu söylüyor. Çünkü sağlık hem bizim için hem de müşterilerimiz için çok önemli. Tedbirlerimizi en üst seviyede alıyoruz' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kuaforler-de-tek-kullanimlik-urunlere-gecti-randevusu-olanlar-dikkat.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kuaförler de tek kullanımlık ürünlere geçti: Randevusu olanlar dikkat! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kuaforler-de-tek-kullanimlik-urunlere-gecti-randevusu-olanlar-dikkat.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ailelere 'çocuk sağlığı' konusunda önemli tavsiyeler]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/ailelere--cocuk-sagligi--konusunda-onemli-tavsiyeler/1496/</link>
            <description><![CDATA[Çocuk sağlığı ve hastalıkları çok geniş ve kendi içinde bazı farklılıklar gösteren bir alan. Medicana International Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü hekimleri çocukların sağlığını ilk günden bu yana korumak adına ailelere uyarılarda bulundu.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/ailelere--cocuk-sagligi--konusunda-onemli-tavsiyeler/1496/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Mon, 11 May 2020 10:47:37 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Çocuk sağlığı ve hastalıkları çok geniş ve kendi içinde bazı farklılıklar gösteren bir alan. Medicana International Ankara Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü hekimleri çocukların sağlığını ilk günden bu yana korumak adına ailelere uyarılarda bulundu.</p><p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Shahın Guliyev, anne sütünün ilk 6 ay boyunca bebeğin tüm ihtiyaçlarını karşıladığı uyarısında bulundu. Bebek için en uygun besinin anne sütü olduğunu açıklayan Uzm. Dr. Shahın Guliyev, 'Türkiye&#39;de her yıl 1 milyon 200 binden fazla bebek doğuyor. Doğar doğmaz anne sütü ile beslenen bebeğin zihinsel ve fiziksel açıdan çok önemli. Anne sütü, bebek için en uygun ve en sağlıklı besini oluşturuyor. Her zaman taze, temiz şekilde bebeğe verilmelidir. Üretilen en sağlıklı besin dahi anne sütünü taklit edilebilecek yapıda geliştirilemez. Anne sütü ilk 6 ay boyunca bebeğinizin tüm ihtiyaçlarını karşılamakla beraber, aynı zamanda tüm hastalıklardan korur, anne ve bebek arasındaki duygusal bağı güçlendirir' dedi.</p><p>'KALP HASTALIKLARININ BİR KISMINDA HİÇBİR BELİRTİ OLMAZ'</p><p>Hastaların büyük bir kısmını doğuştan kalp hastalıkları olduğunu ifade eden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Çocuk Kardiyolojisi Uzmanı Dr. Sancar Eminoğlu, 'Doğumsal kalp hastalığı her 1000 bebeğin 8&#39;inde görülüyor. Anne, baba veya yakın akrabalarda doğuştan kalp hastalığı varsa doğacak bebekte risk artabilir. Doğumsal kalp hastalıklarının büyük kısmını kalp odacıklarını ayıran duvarlardaki delikler, kalp kapaklarındaki ve damarlardaki darlıklar oluşturur. Bazı durumlarda ise kalpteki bir odacığın, kapağın, damarın hiç gelişmemiş olması gibi daha ağır hastalıklar söz konusudur' diye konuştu.</p><p>Çocuklarda kalp hastalıklarının bir kısmında hiçbir belirti olmadığını ya da çok hafif olduğunu vurgulayan Dr. Eminoğlu, bazen de bebekte morarma, beslenme güçlüğü, emerken yorulma, hızlı soluk alıp verme, nefes darlığı, kilo alamama veya sık alt solunum yolu enfeksiyonu şeklinde çok ağır seyirlide olabileceğini açıkladı. Dr. Eminoğlu, 'Anneler çabuk yorulma, çarpıntı, göğüs ağrısı ve bayılma ya da yüksek tansiyon gibi yakınmalarla veya spor yapabilirlik açısından değerlendirilmek üzere bir hekime başvurmalarını tavsiye ediyorum' ifadelerini kullandı.</p><p>ERKEN TANI, TEDAVİNİN BAŞARISINDA OLDUKÇA ÖNEMLİ</p><p>Çocuklarda eklemde ağrı ve şişliğe sebep olabilecek 100&#39;den fazla neden olduğunu vurgulayan Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ve Çocuk Romatolojisi ve Nefrolojisi Uzmanı Prof. Dr. Faysal Gök şu uyarılarda bulundu:</p><p>'Erken tanı, tedavinin başarısında çok önemli, bu nedenle bu annelere tavsiyem bu gibi durumlarda ilk başvurması gereken çocuk romatoloji uzmanı olmalıdır. Halk arasında çocuk yaşlarda hipertansiyon görülmeyeceği gibi bir düşünce olsa da çocukların yüzde 1-3 kadarında hipertansiyon görülüyor ve bunun yüzde 60-70 kadarı böbrek hastalıkları ile ilişkilidir. Gelişmekte olan ülkelerde kronik böbrek yetmezliğin yüzde 40 yakını, önlenebilir veya geciktirilebilir tedavisi mümkün idrar yollarındaki gelişimsel bozukluklarla ilişkilidir. Bu neden ile gecikmeden zamanında tanı ve tedavi imkanı sağlanmalıdır.'</p><p>'YENİDOĞAN SÜNNETİ SON DERECE KONFORLU VE SAĞLIKLI'</p><p>Yenidoğan sünneti son derece konforlu ve sağlıklı olduğunun altını çizen Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Banu Kumrulu 'Aile ve bebek için bu kararı vermek oldukça önemlidir. Bebeğin etrafını henüz tanımlayamadığı yaklaşık 3 ila 5 kg ağırlık arası olduğu dönemde yapılmalıdır. Lokal anestezi ile yapıldığı için bebeğin aç kalması bile gerekmeden yapılabilir. En önemlisi de bebek büyüdüğünde sünnetle ilgili bir şey hatırlamayacağı için psikolojik bir travmaya sebep olmaz' değerlendirmesinde bulundu.</p><p>'DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ HER YAŞ GRUBUNDA GÖRÜLEBİLMEKLE'</p><p>Çocuk Hematolojisi ve Onkolojisi Uzmanı Prof. Dr. Suna Emir ise 'Demir eksikliği anemisi her yaş grubunda görülebilmekle birlikte özellikle 6-24 aylık süt çocuklarında ve ergenlik çağında aneminin en önemli nedenidir. Altıncı aydan sonra demir eksikliği anemisinin temel nedeni hızlı büyümeyle birlikte diyette demirin yetersiz bulunması ve süt ağırlıklı beslenmedir. Süt çocukları yutma güçlüğü, ağlarken morarıp kalma (katılma nöbeti) ve gelişmelerinde duraklama, gerileme ile gelebilirler. Bebek otururken oturamaz, yürürken yürüyemez olur. Bu bulgular görüldüğünde uzman hekimlere başvurulmalıdır' dedi.</p><p>ÇOCUKLUK DÖNEMİNDE OBEZİTE ÖNEMLİ BİR SAĞLIK SORUNUDUR</p><p>Çocukluk döneminde obezite önemli bir sağlık sorunu olduğunu açıklayan Çocuk Endokrinolojisi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Boyraz, 'Erişkin dönemde obez olanların 3&#39;te 1&#39;inde obezite çocukluk çağında başlamıştır. Obezite hormonal bozukluklara bağlı olarak görülebilir. Obez çocuk mutlaka doktor kontrolü altında olmalıdır. Başlangıçta beslenme öyküsü aile öyküsü, sistem muayeneleri, fizik aktivite öyküsü, büyüme kayıtlarının değerlendirilmesi ve bazı laboratuvar incelemelerinin yapılması gereklidir' dedi.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ailelere-cocuk-sagligi-konusunda-onemli-tavsiyeler.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ailelere 'çocuk sağlığı' konusunda önemli tavsiyeler ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ailelere-cocuk-sagligi-konusunda-onemli-tavsiyeler.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yarın sokağa çıkacak 65 yaş üstüne uyarı: D vitamininden mahrum kalmayın]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/yarin-sokaga-cikacak-65-yas-ustune-uyari-d-vitamininden-mahrum-kalmayin/1489/</link>
            <description><![CDATA[Uzun bir süredir evde olan 65 yaş üstü vatandaşlara belirli saatlerde dışarı çıkmaları için uygun zaman dilimleri belirlendi. Tedbirlerin ardından ilk defa yarın dışarı çıkacak vatandaşlara uzmanlardan uyarı geldi. Emsey Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mücahit Gür, 'Riskli grubun dışarı çıktığı zaman maske takma, el hijyenine dikkat etme, sosyal mesafe dediğimiz 1,5 metrelik mesafeyi koruma gibi kurallara uyması gerekiyor. İnsanlar hastalık bitti düşüncesiyle bir boşluğa düşüp koruyucu önlemlerden uzaklaşmamalı. En ufak bir ihmalin tekrardan hastalığın şiddetini artıracağını unutmamalıyız. 2 aylık süreç içerisinde ülke ve millet olarak büyük bir mücadele verdik. Hastalık belli bir oranda azalma sağladı. Bu süreci devam ettirmek de önemli' dedi.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/yarin-sokaga-cikacak-65-yas-ustune-uyari-d-vitamininden-mahrum-kalmayin/1489/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 09 May 2020 11:41:59 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Uzun bir süredir evde olan 65 yaş üstü vatandaşlara belirli saatlerde dışarı çıkmaları için uygun zaman dilimleri belirlendi. Tedbirlerin ardından ilk defa yarın dışarı çıkacak vatandaşlara uzmanlardan uyarı geldi. Emsey Hospital İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Mücahit Gür, 'Riskli grubun dışarı çıktığı zaman maske takma, el hijyenine dikkat etme, sosyal mesafe dediğimiz 1,5 metrelik mesafeyi koruma gibi kurallara uyması gerekiyor. İnsanlar hastalık bitti düşüncesiyle bir boşluğa düşüp koruyucu önlemlerden uzaklaşmamalı. En ufak bir ihmalin tekrardan hastalığın şiddetini artıracağını unutmamalıyız. 2 aylık süreç içerisinde ülke ve millet olarak büyük bir mücadele verdik. Hastalık belli bir oranda azalma sağladı. Bu süreci devam ettirmek de önemli' dedi.</p><p>'VATANDAŞLAR REHAVETE KAPILMAMALI'<br /><br />İnsanların hastalık seviyesinin iyiye gitmesiyle rehavete kapılmaması gerektiğini ifade eden Uzman Dr. Gür, 'İnsanlar hastalık bitti düşüncesiyle bir boşluğa düşüp koruyucu önlemlerden uzaklaşmaması gerekiyor. En ufak bir ihmalin tekrardan hastalığın şiddetini artıracağını unutmamalıyız' diye konuştu.</p><p>'VÜCUT DİRENCİNİ YÜKSEK TUTMAK GEREKİYOR'</p><p>Hastalıkla mücadelede vücut direncinin önemini belirten Gür, 'Hareketsizlik süreci içerisinde kişilerin evde beslenme düzeninin bozuldu, öğünler arttı, kilo alma, hareketsizlikten dolayı kaslarda zayıflama, immün sistemin baskılanması ve zayıflaması, yaşlı hastalarda eklem problemlerinin, kas ağrılarının ortaya çıkması gibi süreçler yaşandı. Bu süreç içerisinde kısıtlamalar gerileyince insanlar hareket için dışarı çıkacaklar' diye konuştu.</p><p>D VİTAMİNİNDEN MAHRUM KALMAYIN</p><p>'Bu süreç içerisinde D vitamini, C vitamini ve çinko immün sistem için çok değerli' diyen Gür, 'Bu süreci evde geçirme güneş ışınlarından mahrum kalma ve D vitamininde belirgin derecede düşüşe neden olduğunu düşünüyorum. D vitamini takviyelerini muhakkak almak gerek. D vitamini için belirli bir yaş sınırı yok. Bebeklikten ileri yaşa kadar D vitamini kullanılabilir' ifadelerini kullandı.</p><p>Mevsiminde olan sebze ve meyvelerin tüketilmesinin önemini belirten Gür, 'Yaz meyve ve sebzelerinin artık ortaya çıkacak olması hastalıkla mücadelede, beslenme düzeninin sağlanmasında bizim için önemli. En önemli şey dengeli beslenmek. Zencefil ve zerdaçal gibi bitkisel kaynaklı takviyeleri öneriyoruz ancak bunlar işin uzmanı tarafından belirlenince kullanılmalıdır' şeklinde konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/yarin-sokaga-cikacak--yas-ustune-uyari-d-vitamininden-mahrum-kalmayin.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yarın sokağa çıkacak 65 yaş üstüne uyarı: D vitamininden mahrum kalmayın ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/yarin-sokaga-cikacak--yas-ustune-uyari-d-vitamininden-mahrum-kalmayin.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yeni alışveriş kriterleri: Ateş ölçümü, maske, gümüş iyon, UV ışınları]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/yeni-alisveris-kriterleri-ates-olcumu-maske-gumus-iyon-uv-isinlari/1490/</link>
            <description><![CDATA[2 AY SÜREN HAZIRLIK]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/yeni-alisveris-kriterleri-ates-olcumu-maske-gumus-iyon-uv-isinlari/1490/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 09 May 2020 11:40:20 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>2 AY SÜREN HAZIRLIK</p><p><br />Bu hafta itibariyle mağazalarını açtıklarını belirten Serdar Ersoy aldıkları tedbirleri Sağlık Bakanlığı ve müşterilerinin internet üzerinden doldurdukları formlar ile hazırladıklarını belirterek bu süreç için tam 2 ay hazırlandıklarını ifade etti. Ersoy, 'Hepinizin bildiği gibi 19 Mart&#39;tan bu yana bizim ve sektördeki tüm markaların mağazaları kapalı. Yaklaşık 2 aylık süren bu süreçte biz hem dünyadaki sağlık kuruluşlarının, hem finans şirketlerinin, hem ekonomi kuruluşlarının raporlarını inceledik' dedi.</p><p><br />GİRİŞTE ATEŞ ÖLÇÜMÜ, MASKESİZ GELEN MÜŞTERİYE MASKE</p><p><br />Mağaza içinde müşterilerin güvenle alışveriş yapabilmesi için çok ciddi önlemler aldıklarını belirten Ersoy, sözlerine şöyle devam etti: 'Müşterilerimiz kapıdan girdikten sonra karşılama ile beraber öncelikle ateşlerini ölçüyoruz. Hem kendileri hem de alışveriş yapan diğer insanlara konforlu bir alışveriş yapması için güven ortamı sağlamaya çalışıyoruz. En önemli prensiplerimizden bir tanesi de maske. Mağazaya giren tüm müşterilerin hepsine istisnasız maskeli girme zorunluluğu koyduk.</p><p><br />Bunun için de müşterimize &#39;Maske bulun gelin&#39; demiyoruz ve maske temin ediyoruz. Eğer müşterilerimiz mağazaya maskesiz geliyorlarsa önce ateşlerini ölçüyoruz. Sonra da maske veriyoruz. Mağazamız içerisinde tüm müşteri ve çalışanlar kendilerini daha güvende hissediyorlar. Mağazanın belli noktalarında da el dezenfektanları var. Müşteriler gezerken el temasında bulundukları için her yere el hijyen istasyonları koyduk. Aynı zamanda mağazanın belli yerlerinde yerlere etiketler yerleştirdik. Üzerine de müşterilerimize sürekli olarak 2 metrelik sosyal mesafelerini korumaları yönünde uyarılar yerleştirdik. Bu da mağazamız içerisinde tüm trafiği dengelemiş oluyor. Mağaza içindeki havalandırma için de bir innovasyon yaptık. Mağaza içindeki klimaların içerisine ultraviyole cihazları yerleştirdik. Bu mağazada bir saat içerisinde 6 kere taze hava değişimi oluyor.'</p><p><br />DENENEN KIYAFETLER NANO SPREY GÜMÜŞ VE UV İLE DEZENFEKTE EDİLİYOR</p><p><br />Müşterilerin kafasındaki en büyük soru işaretinin kıyafetlerin sterilizasyonu ile alakalı olduğunu belirten Ersoy, bu konudaki önlemlerini şöyle sıraladı: 'Mağazalarda biz nano sprey gümüş cihazı kullanıyoruz. Her giren ve çıkan müşterinin ardından bir kere kabinler temizleniyor. Bir de yeni bir cihazımız var. Ultraviyole ışıklarıyla kasa yaptık ve bunun içine kabinde denenen ürünleri koyuyoruz. 7 dakika içerisinde ürünlerin üzerindeki tüm mikropları, bakterileri öldürüyor. Daha sonra tekrar reyona kavuşturmuş oluyoruz. Yeni gelen müşterilerimiz için ürünlerimizi bu teknoloji ile tamamen temizleyerek yeniden reyona kavuşturuyoruz. Dolayısıyla müşterilerimiz rahat rahat alışveriş edebilecekler.'</p><p><br />HER 10 METREKAREYE 1 KİŞİ KURALI</p><p><br />İçişleri Bakanlığı&#39;nın her 10 metrekareye 1 kişinin düşmesi kuralını da hatırlatan Ersoy, İçişleri Bakanlığı&#39;nın genelgesine göre mağazaların net satış alanlarına göre mağaza kapasiteleri belirleneceğini ifade etti. Ersoy, ayrıca kasada da mesafe kuralı için önlemler alındığını belirterek kasiyerler ile müşteriler arasına bir cam koruma yerleştirildiğini ve müşterilere öncelikli olarak temassız ödeme yapmaları için çağrıda bulunduklarını söyledi.</p><p><br /> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/yeni-alisveris-kriterleri-ates-olcumu-maske-gumus-iyon-uv-isinlari.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yeni alışveriş kriterleri: Ateş ölçümü, maske, gümüş iyon, UV ışınları ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/yeni-alisveris-kriterleri-ates-olcumu-maske-gumus-iyon-uv-isinlari.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kuaför ve AVM'lerde nelere dikkat edilmeli?]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/kuafor-ve-avm-lerde-nelere-dikkat-edilmeli/1491/</link>
            <description><![CDATA[Koronavirüs normalleşme takvimi kapsamında berber, kuaför ve AVM'lerin açılacak olması, hijyen konusunda da birçok soruyu da akıllara getiriyor. Özellikle mahalle aralarında bulunan berber ve kuaförlere dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen uzmanlar, AVM gibi kapalı alanlarda virüsün daha uzun süreli yaşadığı ve ciddi riskler taşıdığı uyarısında bulunuyor. Konuyla ilgili konuşan Bahçeşehir Üniversitesi Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melike Yavuz ise kuaför ve AVM'lerde oluşabilecek olası tehlikeler hakkında bilgi vererek, virüsten nasıl korunulması gerektiğini anlattı.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/kuafor-ve-avm-lerde-nelere-dikkat-edilmeli/1491/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 09 May 2020 11:39:21 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Koronavirüs normalleşme takvimi kapsamında berber, kuaför ve AVM&#39;lerin açılacak olması, hijyen konusunda da birçok soruyu da akıllara getiriyor. Özellikle mahalle aralarında bulunan berber ve kuaförlere dikkat edilmesi gerektiğini söyleyen uzmanlar, AVM gibi kapalı alanlarda virüsün daha uzun süreli yaşadığı ve ciddi riskler taşıdığı uyarısında bulunuyor. Konuyla ilgili konuşan Bahçeşehir Üniversitesi Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melike Yavuz ise kuaför ve AVM&#39;lerde oluşabilecek olası tehlikeler hakkında bilgi vererek, virüsten nasıl korunulması gerektiğini anlattı.</p><p>'BAŞKALARI İÇİN DE KULLANILAN ALETLER STERİLE EDİLMELİ'</p><p><br />Özellikle İstanbul&#39;da mahalle aralarında bulunan küçük çaplı berber ve kuaförler hakkında uyaran Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Melike Yavuz, 'Küçük çaplı berber ve kuaförlerde koronadan korunmak için en önemli strateji olan &#39;fiziksel mesafenin korunması&#39; son derece güç olacaktır. Bazı kuaför ve berberlerde sadece çalışanlar bile yeterince kalabalık oluşturabiliyor. Aynı koltuğa oturan bir önceki müşterinin hasta olması durumunda onun dokunduğu yüzeylere temas edilmesi de risk. Yine buralarda kullanılan havlu, makas, tarak vb. aletlerin kullanıldıktan sonra bir sonraki müşteri için kullanımı yeterli dezenfeksiyon, sterilizasyon önlemi alınmazsa risk yaratacaktır. Ayrıca bu işletmelerde çalışanlar da gün boyunca hasta olup olmadıklarını bilmedikleri çok sayıda müşteri ile temas edeceklerdir. Bu durum da çalışanlar için risk anlamına gelir' dedi.</p><p><br />'HERKES KENDİ ÖZEL EŞYASIYLA GİTMELİ'</p><p><br />Saç, sakal gibi kişisel bakım sırasında oluşabilecek risklere değinen Yavuz, 'Saç, sakal kesimi ve özellikle yüz bölgesine yönelik diğer bakım hizmetlerinin verilmesi sırasında müşteri ile çalışan arasında fizik mesafenin korunması mümkün değildir. Kullanılan jilet, ustura, makas, törpü vb. aletlerin steril olması çok önemli. Sadece korona değil diğer enfeksiyonlar özellikle de kanla bulaşan hastalıklar açısından bu aletlerin sterilizasyonu çok önemlidir. Mümkün olduğu kadar kişiye özel ya da tek kullanımlık aletlerin tercih edilmesi gerekir. Bu gibi yerlere mümkün olduğu kadar gidilmemesi gerekir. Ama ısrarla gidecek olanlar da tam koruma sağlamamakla birlikte birtakım önlemler alarak gitmeli. İçişleri Bakanlığı bu konuda bir genelge yayınladı. Bu genelgede berber/kuaför/güzellik salonlarında alınması gereken önlemler belirlenmiş. Bu nedenle halkımıza bu iş yerlerinde genelgeye uyumu yakından gözlemelerini ve talep etmelerini öneririm. Herkes kendi özel havlusu, örtüsü, cımbızı, manikür seti, tarak ve fırçası ile kuaföre ve berbere gitmeli, tek kullanımlık veya dezenfekte edilmiş malzeme talep etmeli, hizmet süresince hem kendisinin hem de çalışanların mutlaka maske takmasına dikkat etmelidir' diye konuştu.</p><p><br />'AVM&#39;LERDE KABİNLERİ KULLANMAYIN'</p><p><br />AVM&#39;lerin kapalı alanlar olduğu için özellikle dikkat edilmesinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Melike Yavuz şunları söyledi; 'Her şeyden önce AVM&#39;ler kapalı alanlardır. Havalandırma sistemleri nedeniyle damlacıklar içindeki virüsler kapalı ortamda uzun mesafelerde dolaşım riski içermektedir. Kapalı alanda uzun süre çalışmak zorunda kalarak, yeterli denetlenmesi sağlanamayan ürünlerle ve çok sayıda müşteriyle temas edecek olan AVM çalışanların sağlık riski oldukça yüksektir. AVM&#39;lerdeki kapalı ortam ve denetimi yapılmamış ürünler yalnız çalışanlar için değil, müşteriler için de büyük risk içermektedir. Dar alanlı kıyafet deneme odalarının temizliği önemli bir sorun olacaktır. Hasta kişinin denediği bir kıyafetin daha sonra aynı kıyafeti deneyen sağlıklı bir kişi için risk oluşturacaktır.</p><p><br />Korunmak için en doğru yöntem AVM alışverişlerinin bir süre daha ertelenmesidir. Çeşitli gerekçelerle ertelenemiyorsa yoğun olmayan saatlerin tercih edilmesini, mutlaka maske takılmasını, kıyafet deneme odalarının kullanılmamasını, tuvaletlere mümkün olduğunca girilmemesini, ellerin satıştaki ürünler ve ortamla her temastan sonra su ve sabunla en az 20 saniye yıkanmasını, su ve sabuna ulaşılamadığı durumda da el antiseptikleri kullanılmasını öneririm'</p><p><br />Son günlerde vaka ve ölüm sayılarında anlamlı düşüş olduğunu belirten Yavuz, 'Son 1 haftadır vaka ve ölüm sayılarında anlamlı bir düşüş gözlüyoruz. Bu düşüş elbette halkımızın önlemlere büyük oranda uyması sayesinde sağlanmıştır. Ama bu her şeyin geride kaldığı ve bildiğimiz eski normale dönebileceğimiz anlamına gelmemektedir. Son günlerde vaka sayılarının azalmasının verdiği bir rehavet hali gözlemekteyiz. Sokaklarda, pazar yerlerinde, marketlerde eskiye benzer kalabalıklar görmeye başladık. Bu durum tüm emeklerin boşa gitmesine, salgının yeniden yükselmesine neden olabilir. Geriye dönüşün aşamalı olarak ve el ve solunum hijyeni, fiziksel mesafe gibi en temel korunma önlerinin titizlikle devam ettirilmesi ile olması gerektiğini aklımızdan çıkarmayalım' şeklinde konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kuafor-ve-avmlerde-nelere-dikkat-edilmeli.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kuaför ve AVM'lerde nelere dikkat edilmeli? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kuafor-ve-avmlerde-nelere-dikkat-edilmeli.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA['AVM'lerin açılması olumlu ama başka desteklere de ihtiyaç var']]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/-avm-lerin-acilmasi-olumlu-ama-baska-desteklere-de-ihtiyac-var-/1473/</link>
            <description><![CDATA[Koronavirüs (COVID-19) salgını nedeniyle kapatılan AVM'lerin belli şartlar altında Ramazan Bayramı öncesinde kısmen de olsa açılmasının gündeme gelmesini değerlendiren UFRAD Franchising Derneği Genel Başkanı Doç. Dr. Mustafa Aydın, 'Alınacak böylesi bir kararı olumlu değerlendirmemek mümkün değil. Zira bugün birçok marka franchising sistemiyle hizmet veriyor. Franchising sektörünün büyüklüğü 45 milyar dolara dayanmış durumda. 250 bin kişiye istihdam, ailelerle birlikte yaklaşık 1 milyon kişiye de gelir sağlayan dev bir sektörden bahsediyoruz' diye konuştu.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/-avm-lerin-acilmasi-olumlu-ama-baska-desteklere-de-ihtiyac-var-/1473/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 30 Apr 2020 11:40:01 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Koronavirüs (COVID-19) salgını nedeniyle kapatılan AVM&#39;lerin belli şartlar altında Ramazan Bayramı öncesinde kısmen de olsa açılmasının gündeme gelmesini değerlendiren UFRAD Franchising Derneği Genel Başkanı Doç. Dr. Mustafa Aydın, 'Alınacak böylesi bir kararı olumlu değerlendirmemek mümkün değil. Zira bugün birçok marka franchising sistemiyle hizmet veriyor. Franchising sektörünün büyüklüğü 45 milyar dolara dayanmış durumda. 250 bin kişiye istihdam, ailelerle birlikte yaklaşık 1 milyon kişiye de gelir sağlayan dev bir sektörden bahsediyoruz' diye konuştu.</p><p><br /><strong>'SEKTÖRÜN DURMASI TÜRKİYE EKONOMİSİNİN DURMASIDIR'</strong></p><p><br />'AVM&#39;ler özelinde sektörün durması demek, Türkiye ekonomisinin durması demek olacaktır' diyen Doç. Dr. Aydın, şöyle devam etti: Dünyayı kasıp kavuran COVID-19 salgını nedeniyle tüm sektörler gibi biz de zor günler geçiriyoruz. Devletimizin ve milletimizin bizden beklediği fedakrlığı da yapıyoruz. Gerekirse daha da yapmaya hazırız. Ancak bizlerin de tamamen yok olmaması için kısıtlamalarla da olsa normal hayata dönmeye başlayacağız. Ortaya konacak saat ve gün kısıtlamaları ne olursa olsun bu sektörün geneli için büyük moral olacaktır. Bizler şu gerçeğin de bilinci içindeyiz. Son günlerde COVID-19 verileri umut vadediyor ve biz korona virüse karşı verilen bu büyük savaşın sekteye uğramaması için konuya da çok hassas yaklaşıyoruz. Kaldı ki tamamen gevşeme yaşanması bir anda süreci felakete çevirebilir ki, bu da bizlerin istemeyeceği bir durum. Nitekim markalar olarak bizler de bu bilinç içerisinde gerekli tedbirleri son raddesine kadar aldık ve almaya devam edeceğiz' diye konuştu.</p><p><br /><strong>'HERKESTEN DESTEK BEKLİYORUZ'</strong></p><p><br />Özellikle AVM&#39;lerde yer alan markaların bazı desteklere de ihtiyaç duyduklarına dikkat çeken Doç. Dr. Aydın, 'Her türlü fırtınada gemimizi güvenli limanlara yanaştırdık. Bu konudaki tek amacımız da, bu fırtınadan da sağ salim çıkıp limana ulaşmaktan başka bir şey değil. Markalarımız ve işletmelerimiz de üzerine düşenleri yerine getiriyor ve getirmeye devam edecekler. Ancak bu fedakrlıklara devam edilebilmesi için daha fazla desteğe ihtiyacımız var' dedi.</p><p><br /><strong>'KİRA DESTEĞİ ŞART'</strong></p><p><br />Doç. Dr. Mustafa Aydın, 'Özellikle, AVM mağazalarının kiralarında yeni düzenlemelere gidilmesi artık kaçınılmaz olmuştur. Söz gelimi 3 ay kira alınmaması, sonraki üç ay indirim uygulanması, kısa çalışma ödeneğinin devam etmesi ve kiraların ciro üzerinden alınması, AVM&#39;lerde hizmet gören markalar için elzemdir. Markalarımızı mağdur etmemek, fedakrlığa ve ülke ekonomisine can suyu vermeye devam etmek, daha da önemlisi ayakta kalabilmek için herkesten destek ve anlayış bekliyoruz' ifadelerini kullandı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/avmlerin-acilmasi-olumlu-ama-baska-desteklere-de-ihtiyac-var.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ 'AVM'lerin açılması olumlu ama başka desteklere de ihtiyaç var' ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/avmlerin-acilmasi-olumlu-ama-baska-desteklere-de-ihtiyac-var.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Stres ve kaygıyı azaltmanın yolları]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/stres-ve-kaygiyi-azaltmanin-yollari/1472/</link>
            <description><![CDATA[Beykent Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Ebadi, covid-19 salgınının psiko-sosyal etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dr. Ebadi, 'İnsan biyo-psiko-sosyal ve kültürel bir varlıktır. En temel ihtiyaçlarımızdan olan yeme, içme, barınma ve uyku gibi faktörler varken aynı zamanda sevme, saygı ve güven duygusu da elzemdir. Tarih boyunca insan evladı, her koşulda ve durumda hayatta kalmayı başarmış, 'yeni' dünyasına uyum sağlayabilmiştir. Bu nedenle diyebiliriz ki, insan beyni her türlü problemi çözmeye ve yeni olan her şeye uyum sağlamaya muktedirdir'' diye konuştu.<br>
<br>
<strong>'GELECEĞE KAYGI İLE BAKMAYIN'</strong><br>
<br>
Kişilerin yeni yaşam biçimini kabullenmekte zorluk yaşadığını belirten Dr. Ebadi, ''Bu bireyler, psikolojilerinin olumsuz yönde etkilenmesine izin verirler ve geleceğe kaygı ile bakarak anksiyete, panik atak, obsesiyon ve hatta depresyon gibi rahatsızlıkların ortaya çıkmasına sebebiyet verirler. Bir atasözü der ki 'kötü günün ömrü kısa olur'.  Yani, her karanlık gecenin ardından bir gün doğar ve her gün yeni bir güne daha inançlı ve daha umutlu başlamak için bir sebeptir. Alıştığımız yaşantımıza ve rutinlerimizi bu dönemde gerçekleştirememek her ne kadar zorlayıcı olsa da evde kaldığımız süreçte, kendimizi dinlemek, sevmek, şükretmek ve yeni bir ben oluşumu için kendi benliğimizin keşiflerine çıkmak için bir yolculuktur'' ifadelerini kullandı.<br>
<br>
<strong>'ZİHNİNİZİ MEŞGUL EDİN'</strong><br>
<br>
Stres ve kaygı seviyesini azaltmak veya minimumda tutmak için, zihnin eğitici-öğretici ve dinlendirici, teşvik edici aktivitelerle meşgul edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Ebadi, ''Bunlar, balkonlarda yapabileceğimiz basit nefes ve beden egzersizleri olabileceği gibi, aylar önce aldığımız ama evin bir köşesinde duran yeni bir kitaba başlamak, ya da çok önceden okuduğumuz eski bir dostumuzu ziyaret etmek de olabilir' dedi.<br>
<br>
Ünlü İtalyan sanatçı Andrea Bocelli'nin Milano kentinde bulunan Duomo Katedralinden vermiş olduğu canlı konserin, İtalyanları hapsoldukları durumda uzaklaştırdığına dikkat çeken Ebadi, ''Bu konser, dil, din, ırk, ekonomik ve sosyal durum fark etmeksizin evrensel bir dil ile umudun kapısını aralayıp, bu karanlık günlerin geçeceğine bizleri gözyaşlarıyla inandırmıştır' diye konuştu.<br>
<br>
<strong>'UMUT EN İYİ ARKADAŞINIZDIR'</strong><br>
<br>
Sadece Türkiye'de değil, birçok ülkede bu krizin yarattığı ölüm korkusu, endişe ve geleceğe dair belirsizlik karşısında vatandaşlara önerilerde bulunan Klinik Psikolog Dr. Hüseyin Ebadi, ''Günümüzün önemli üniversitelerinin açmış olduğu online-kurslara katılmak, yeni bir dil öğrenmek, yeni hobiler ve uğraşılar edinerek ve en önemlisi hayal kurarak, imgeleyerek ruh sağlığımızı koruyabilir ve oluşabilecek duygu-durum değişkenlerini kontrol altına alabiliriz.  Sağlıklı düşünmek, umut etmek ve mutlu olmayı hedeflemek bu zorlu süreçte en iyi arkadaşlarımızdır. Biz iyiysek, ailemiz, çevremiz, telefonla iletişim kurduğumuz sevdiklerimiz de iyi olurlar. Unutulmamalıdır ki, mutluluk bulaşıcıdır' ifadelerini kullandı.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/stres-ve-kaygiyi-azaltmanin-yollari/1472/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 29 Apr 2020 13:37:53 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Beykent Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölüm Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Hüseyin Ebadi, covid-19 salgınının psiko-sosyal etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Dr. Ebadi, 'İnsan biyo-psiko-sosyal ve kültürel bir varlıktır. En temel ihtiyaçlarımızdan olan yeme, içme, barınma ve uyku gibi faktörler varken aynı zamanda sevme, saygı ve güven duygusu da elzemdir. Tarih boyunca insan evladı, her koşulda ve durumda hayatta kalmayı başarmış, &#39;yeni&#39; dünyasına uyum sağlayabilmiştir. Bu nedenle diyebiliriz ki, insan beyni her türlü problemi çözmeye ve yeni olan her şeye uyum sağlamaya muktedirdir&#39;&#39; diye konuştu.<br /><br /><strong>'GELECEĞE KAYGI İLE BAKMAYIN'</strong><br /><br />Kişilerin yeni yaşam biçimini kabullenmekte zorluk yaşadığını belirten Dr. Ebadi, &#39;&#39;Bu bireyler, psikolojilerinin olumsuz yönde etkilenmesine izin verirler ve geleceğe kaygı ile bakarak anksiyete, panik atak, obsesiyon ve hatta depresyon gibi rahatsızlıkların ortaya çıkmasına sebebiyet verirler. Bir atasözü der ki &#39;kötü günün ömrü kısa olur&#39;.  Yani, her karanlık gecenin ardından bir gün doğar ve her gün yeni bir güne daha inançlı ve daha umutlu başlamak için bir sebeptir. Alıştığımız yaşantımıza ve rutinlerimizi bu dönemde gerçekleştirememek her ne kadar zorlayıcı olsa da evde kaldığımız süreçte, kendimizi dinlemek, sevmek, şükretmek ve yeni bir ben oluşumu için kendi benliğimizin keşiflerine çıkmak için bir yolculuktur&#39;&#39; ifadelerini kullandı.<br /><br /><strong>'ZİHNİNİZİ MEŞGUL EDİN'</strong><br /><br />Stres ve kaygı seviyesini azaltmak veya minimumda tutmak için, zihnin eğitici-öğretici ve dinlendirici, teşvik edici aktivitelerle meşgul edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Ebadi, &#39;&#39;Bunlar, balkonlarda yapabileceğimiz basit nefes ve beden egzersizleri olabileceği gibi, aylar önce aldığımız ama evin bir köşesinde duran yeni bir kitaba başlamak, ya da çok önceden okuduğumuz eski bir dostumuzu ziyaret etmek de olabilir' dedi.<br /><br />Ünlü İtalyan sanatçı Andrea Bocelli&#39;nin Milano kentinde bulunan Duomo Katedralinden vermiş olduğu canlı konserin, İtalyanları hapsoldukları durumda uzaklaştırdığına dikkat çeken Ebadi, &#39;&#39;Bu konser, dil, din, ırk, ekonomik ve sosyal durum fark etmeksizin evrensel bir dil ile umudun kapısını aralayıp, bu karanlık günlerin geçeceğine bizleri gözyaşlarıyla inandırmıştır' diye konuştu.<br /><br /><strong>'UMUT EN İYİ ARKADAŞINIZDIR'</strong><br /><br />Sadece Türkiye&#39;de değil, birçok ülkede bu krizin yarattığı ölüm korkusu, endişe ve geleceğe dair belirsizlik karşısında vatandaşlara önerilerde bulunan Klinik Psikolog Dr. Hüseyin Ebadi, &#39;&#39;Günümüzün önemli üniversitelerinin açmış olduğu online-kurslara katılmak, yeni bir dil öğrenmek, yeni hobiler ve uğraşılar edinerek ve en önemlisi hayal kurarak, imgeleyerek ruh sağlığımızı koruyabilir ve oluşabilecek duygu-durum değişkenlerini kontrol altına alabiliriz.  Sağlıklı düşünmek, umut etmek ve mutlu olmayı hedeflemek bu zorlu süreçte en iyi arkadaşlarımızdır. Biz iyiysek, ailemiz, çevremiz, telefonla iletişim kurduğumuz sevdiklerimiz de iyi olurlar. Unutulmamalıdır ki, mutluluk bulaşıcıdır' ifadelerini kullandı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/stres-ve-kaygiyi-azaltmanin-yollari.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Stres ve kaygıyı azaltmanın yolları ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/stres-ve-kaygiyi-azaltmanin-yollari.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Koronavirüs 'Bilgisayar Görme Sendromu' riskini artırdı]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/koronavirus--bilgisayar-gorme-sendromu--riskini-artirdi/1464/</link>
            <description><![CDATA[Fındıkzade Medipol Üniversitesi Hastanesinden Uzm. Dr. Nuran Şık Küçük, karantina döneminde 'Bilgisayar Görme Sendromu'na (BGS) karşı aileleri uyardı. Küçük, uzun süreli ekran kullanımıyla ortaya çıkan BGS'nin, gözde rahatsızlık, kızarıklık, batma, sulanma, kaşınma, yorgunluk, bulanık görme, çift görme, kuru göz, baş-boyun ve omuz ağrısı gibi semptomlara yol açabileceğini aktardı.<br>
<br>
<strong>BİLGİSAYAR KULLANMA YAŞ ORTALAMASI 8</strong><br>
<br>
Günümüzde çocuklar ve teknolojinin neredeyse ayrılmaz bir bütün olduğunu belirten Dr. Küçük, 'Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye'de bilgisayar kullanma yaş ortalaması 8, cep telefonu kullanma yaşı 10'a düşerken, her 10 çocuktan 9'unun televizyon izlediği görülmektedir. 6-15 yaş grubundaki internet kullanan çocukların haftalık ekran başında kaldığı süreler yüzde 38,2'si 2 saat, yüzde 47,4'ü 3-10 saat, yüzde 11,8'i 11-24 saat ve yüzde 2,6'sı 24 saatten fazla olarak saptanmıştır' dedi.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/koronavirus--bilgisayar-gorme-sendromu--riskini-artirdi/1464/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 26 Apr 2020 12:49:34 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Fındıkzade Medipol Üniversitesi Hastanesinden Uzm. Dr. Nuran Şık Küçük, karantina döneminde &#39;Bilgisayar Görme Sendromu&#39;na (BGS) karşı aileleri uyardı. Küçük, uzun süreli ekran kullanımıyla ortaya çıkan BGS&#39;nin, gözde rahatsızlık, kızarıklık, batma, sulanma, kaşınma, yorgunluk, bulanık görme, çift görme, kuru göz, baş-boyun ve omuz ağrısı gibi semptomlara yol açabileceğini aktardı.<br /><br /><strong>BİLGİSAYAR KULLANMA YAŞ ORTALAMASI 8</strong><br /><br />Günümüzde çocuklar ve teknolojinin neredeyse ayrılmaz bir bütün olduğunu belirten Dr. Küçük, 'Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre, Türkiye&#39;de bilgisayar kullanma yaş ortalaması 8, cep telefonu kullanma yaşı 10&#39;a düşerken, her 10 çocuktan 9&#39;unun televizyon izlediği görülmektedir. 6-15 yaş grubundaki internet kullanan çocukların haftalık ekran başında kaldığı süreler yüzde 38,2&#39;si 2 saat, yüzde 47,4&#39;ü 3-10 saat, yüzde 11,8&#39;i 11-24 saat ve yüzde 2,6&#39;sı 24 saatten fazla olarak saptanmıştır' dedi.</p><p><strong>DİJİTAL EKRAN KULLANIMI ARTTI</strong><br /><br />Bu oranların Covid-19 pandemisinin getirdiği evde kalma ve online eğitim sürecinde, çok daha arttığını belirten Dr. Küçük, şöyle devam etti:<br /><br />Küresel salgın ve evde kalma süreci yeni bir normal yarattı. UNESCO&#39;ya göre 185&#39;ten fazla ülkede okullar kapatılarak, birçok ülke çevrim içi kanallar ve diğer öğrenme araçlarına yöneldi. Dijital ekran kullanımı ile ilgili riskler; uzun süreli kullanım, uygun olmayan ergonomi, sosyal etkileşim ve fiziksel aktivite yerine uzun süre maruziyetin yol açtığı gelişimsel sorunlardan kaynaklanmaktadır. Uzun süreli ekran kullanımı, gözde rahatsızlık, kızarıklık, batma, sulanma, kaşınma, yorgunluk, bulanık görme, çift görme, kuru göz, baş-boyun ve omuz ağrısı gibi semptomlara yol açabilir. Bu durum &#39;dijital görme zorluğu&#39; olarak da anılan Bilgisayar Görme Sendromu olarak tanımlanır.'<br /><br /><strong>EN ÇOK ÇOCUKLARI ETKİLİYOR</strong><br /><br />Dr. Küçük, çocukların &#39;BGS&#39;de neden daha savunmasız olduğunu şu şekilde açıkladı:<br /><br />'Bilgisayar Görme Sendromu; ekran zamanının süresi arttıkça yetersiz ya da yanlış aydınlatma koşullarında, doğru olmayan oturuş ve duruş pozisyonlarında, fark edilen ya da henüz fark edilmemiş görsel problemler varlığında daha da artabilir. Çocuklar ekran maruziyetine ve buna ikinci gelişen bilgisayar görme sendromuna yetişkinlerden daha duyarlıdır. Şöyle ki; dijital öğrenme ortamı çocukların dikkatlerini ve vizyonlarını odaklayacakları birçok şeyin olduğu sınıf ortamından farklıdır. Normal bir okul günü boyunca birkaç dakika bile tahtaya bakmak gözleri sürekli bir yakın odakta tutmaktan alıkoyar. Bilgisayar ekranı önünde saatlerce oturmak çocuğun görme sistemini daha fazla odaklanmaya zorlar. Bu göz yorgunluğuna sebep olur. Ayrıca bilgisayardaki görüntüler, bir kitap ya da dergi gibi basılı metinlerden farklıdır. Basılı metinlerde iyi tanımlanmış kenar ve kontrast nedeni ile okuma daha kolaydır. Oysaki dijital görüntüler keskin kenarlardan yoksundur. Yansıma ve parlamaların varlığı da görüntülemeyi zorlaştırır ve gözleri yorar.'<br /><br /><strong>UYKU VE OMURGA SAĞLIĞINI DA ETKİLİYOR</strong><br /><br />Çocukların genellikle bilgisayar veya dijital ekranı uygun olmayan açı ve mesafelerden baktığına işaret eden Dr. Küçük, şu ifadeleri kullandı:<br /><br />'Başlarını çok bükebilir, ekrana çok yaklaşabilir veya gözlükleri uygun değilse başlarını değişik açılarda eğebilirler. Tüm bunlar sırt, boyun ve omuzda kas spazmları ve yorgunluğa yol açar. Çocuklar gördüklerini ve nasıl gördüklerini normal olduğunu varsayarlar, dolayısıyla vizyonları bozuk olsa veya giderek kötüleşse bile bunun farkına varamayabilirler. Bulanık veya çift görme şikayetlerini dile getirmekte yetersiz kalabilirler. Bilgisayar, telefon ve diğer dijital ekranlar, mavi ışık yayar. Çalışmalar mavi ışığın ekran maruziyet süresine bağlı olarak göz için zararlı olabileceğini göstermiştir. Çocuklar mavi ışığa karşı yetişkinlerden daha savunmasızdırlar. Mavi ışığa özellikle gece ve uzun süren maruziyet sonucu melatonin hormonu sentezlenememekte, bu da uyku – uyanıklık döngüsünü bozmaktadır. Bu durum uyku süre ve kalitesini etkiler, uzun vadede ciddi bellek sorunları, obezite, tansiyon ve hormonal sorunları tetikleyebilir.'<br /><br /><strong>MİYOPİ SORUNU ARTABİLİR</strong><br /><br />Kuru göz ve göz kuruluğu şikayetlerinin arttığına da dikkat çeken Dr. Küçük, 'Çocukların sınırlı derecede öz farkındalığı vardır. Mola vermeden veya çok az mola vererek saatlerce bilgisayar karşısında kalabilirler ki bu uzun süreli maruziyet odaklanma sorunları ve göz yorgunluğuna sebep olabilir. Geçmişte miyopinin birincil olarak genetik olduğu düşünülmekle birlikte, son araştırmalar çevresel faktörlerle özellikle çocuklarda dijital cihazların artan maruziyet ve kullanımı ile miyopi arasında bir ilişki olduğunu göstermektedir. Bilgisayar kullanımı sırasında göz kırpma sayısı belirgin olarak azalır. Artan buharlaşma ve azalmış göz kırpma göz yüzeyinde değişikliklere ve yorgunluğa sebep olur. Yetişkinlerin aksine küçük çocuklarda bilinçli göz kırpma davranışını sağlayabilmek zordur. Bu nedenle kuru göz semptomları sıklıkla karşımıza çıkabilmektedir' şeklinde konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/koronavirus-bilgisayar-gorme-sendromu-riskini-artirdi.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Koronavirüs 'Bilgisayar Görme Sendromu' riskini artırdı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/koronavirus-bilgisayar-gorme-sendromu-riskini-artirdi.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Uzmanından Ramazan'da sağlıklı beslenme tüyoları]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/uzmanindan-ramazan-da-saglikli-beslenme-tuyolari/1465/</link>
            <description><![CDATA[Protein ihtiyacını karşılamak için sofralarda kuru baklagillere, beyaz ete, ara sıra da kırmızı ete yer verilmesi gerektiğini söyleyen İstanbul Gelişim Üniversitesi'nden Uzman Diyetisyen Ayşe Huri Özkarabulut, Ramazan'da doğru ve sağlıklı beslenmek için tüyolar verdi.<br>
<br>
<strong>'SALATAYA SİRKE KOYUN'</strong><br>
<br>
Sebze yemeklerini ve salatayı ihmal etmemek gerektiğini aktaran Özkarabulut, 'Ramazan'da balık tüketemeyenlerin bağışıklık sistemlerini güçlü kılmak açısından Omega-3 balık yağı almaları iyi olacaktır. Sebze ve salatalar ihmal edilmemelidir. Salatalara sirke ve sızma zeytinyağı konulmalı, her sofrada mutlaka bulunmalıdır. Yoğurt özellikle ev yoğurdu, kefir bu dönemde probiyotik olmaları nedeniyle çok önemlidir. Yemek sonrası hamur tatlılarının yerine C vitamini içeren meyveler ve antioksidan özelliği olan yağlı tohumlar alınmalıdır. Çok abartılmadan badem, ceviz, fındık savunma sistemi için iyi bir seçenektir. Ara sıra tahin pekmez de kilo alma problemi olmayan kişiler için önerilebilir' diye konuştu.<br>
<br>
<strong>'YEMEĞİ HIZLI YEMEYİN, MİDEYİ YORMAYIN'</strong><br>
<br>
Reflü şikayeti olan kişilere yemek yedikten sonra hemen yatmaması uyarısında bulunan Özkarabulut,  'Uzun açlıktan sonra hızlı yemek yenilmemesi, zeytin, hurma ile oruç açılıp sıvı ihtiyacı giderildikten sonra çorba içip 20 dakika namaz arası verilmesi mideyi yormamak, insülin direnci yaratmamak, kalbi zorlamamak açısından çok önemlidir. Tok karna olmamak şartıyla fiziksel aktivite ihmal edilmemelidir, reflüyü tetiklememek için yemekten sonra hemen yatılmamalıdır' ifadelerini kullandı.<br>
<br>
<strong>'SAHURDA KAHVALTILIK TÜKETİN'</strong><br>
<br>
Sahurda her zaman kahvaltılık tüketilmesi gerektiğini söyleyen Diyetisyen Ayşe Huri Özkarabulut, 'Burada yumurta en önemli besindir. Peynir, süt veya yoğurt tok tutması açısından mutlaka sahurda da olmalıdır. Tam buğday ekmeğinin yanı sıra tarhana çorbası, yoğurda konularak tüketilecek olan yulaf ezmesi, kayısı gibi kuru meyveler veya bunların az şekerli kompostoları ramazanda konstipasyonu önlemek açısından önerilir' dedi.<br>
<br>
<strong>'ÇAYI DEMLİ DEĞİL AÇIK İÇİN'</strong><br>
<br>
Vücudun sıvı ihtiyacını gidermek için mutlaka 8 bardak su içilmesini öneren Özkarabulut, 'Çok demli çaylar yerine açık çay hatta bu süreçte zencefil, zerdeçal, karabiber ilave edilmiş ıhlamur gibi bitki çayları bir dilim limon ilavesiyle iyi bir seçenektir. Sıvı ihtiyacının giderilmesine takviye olur, ancak suyun yerini tutmaz mutlaka 8 bardak su sahur ve iftar toplamında tüketilmelidir. Eğer çok tuzlu besinler tüketilirse vücut su tutar, ödem olur. Bu nedenle salamura, konserve, işlenmiş etler ve paketli ürünlerden uzak durulmalıdır. Bu tip gıdalar tuz içeriklerinin yanı sıra katkı maddeler içermeleri nedeniyle sağlıksızdırlar. Mümkün olduğunca doğal beslenmek mevsime uygun sebze ve meyveleri seçmek önemlidir' açıklamalarında bulundu.<br>
<br>
Hijyen kurallarına uyulmasının altını çizen Karabulut, besinlerin çok iyi yıkanıp, saklanmasını söyledi. Vücut direnci düşük, diyabet, hipertansiyon, kalp hastalığı gibi problemleri olan kişilerin oruç tutarken çok dikkat etmesi gerektiğini belirten Özkarabulut, doktora danışmanın önemine vurgu yaptı.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/uzmanindan-ramazan-da-saglikli-beslenme-tuyolari/1465/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 26 Apr 2020 10:40:34 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Protein ihtiyacını karşılamak için sofralarda kuru baklagillere, beyaz ete, ara sıra da kırmızı ete yer verilmesi gerektiğini söyleyen İstanbul Gelişim Üniversitesi&#39;nden Uzman Diyetisyen Ayşe Huri Özkarabulut, Ramazan&#39;da doğru ve sağlıklı beslenmek için tüyolar verdi.<br /><br /><strong>'SALATAYA SİRKE KOYUN'</strong><br /><br />Sebze yemeklerini ve salatayı ihmal etmemek gerektiğini aktaran Özkarabulut, 'Ramazan&#39;da balık tüketemeyenlerin bağışıklık sistemlerini güçlü kılmak açısından Omega-3 balık yağı almaları iyi olacaktır. Sebze ve salatalar ihmal edilmemelidir. Salatalara sirke ve sızma zeytinyağı konulmalı, her sofrada mutlaka bulunmalıdır. Yoğurt özellikle ev yoğurdu, kefir bu dönemde probiyotik olmaları nedeniyle çok önemlidir. Yemek sonrası hamur tatlılarının yerine C vitamini içeren meyveler ve antioksidan özelliği olan yağlı tohumlar alınmalıdır. Çok abartılmadan badem, ceviz, fındık savunma sistemi için iyi bir seçenektir. Ara sıra tahin pekmez de kilo alma problemi olmayan kişiler için önerilebilir' diye konuştu.<br /><br /><strong>'YEMEĞİ HIZLI YEMEYİN, MİDEYİ YORMAYIN'</strong><br /><br />Reflü şikayeti olan kişilere yemek yedikten sonra hemen yatmaması uyarısında bulunan Özkarabulut,  'Uzun açlıktan sonra hızlı yemek yenilmemesi, zeytin, hurma ile oruç açılıp sıvı ihtiyacı giderildikten sonra çorba içip 20 dakika namaz arası verilmesi mideyi yormamak, insülin direnci yaratmamak, kalbi zorlamamak açısından çok önemlidir. Tok karna olmamak şartıyla fiziksel aktivite ihmal edilmemelidir, reflüyü tetiklememek için yemekten sonra hemen yatılmamalıdır' ifadelerini kullandı.<br /><br /><strong>'SAHURDA KAHVALTILIK TÜKETİN'</strong><br /><br />Sahurda her zaman kahvaltılık tüketilmesi gerektiğini söyleyen Diyetisyen Ayşe Huri Özkarabulut, 'Burada yumurta en önemli besindir. Peynir, süt veya yoğurt tok tutması açısından mutlaka sahurda da olmalıdır. Tam buğday ekmeğinin yanı sıra tarhana çorbası, yoğurda konularak tüketilecek olan yulaf ezmesi, kayısı gibi kuru meyveler veya bunların az şekerli kompostoları ramazanda konstipasyonu önlemek açısından önerilir' dedi.<br /><br /><strong>'ÇAYI DEMLİ DEĞİL AÇIK İÇİN'</strong><br /><br />Vücudun sıvı ihtiyacını gidermek için mutlaka 8 bardak su içilmesini öneren Özkarabulut, 'Çok demli çaylar yerine açık çay hatta bu süreçte zencefil, zerdeçal, karabiber ilave edilmiş ıhlamur gibi bitki çayları bir dilim limon ilavesiyle iyi bir seçenektir. Sıvı ihtiyacının giderilmesine takviye olur, ancak suyun yerini tutmaz mutlaka 8 bardak su sahur ve iftar toplamında tüketilmelidir. Eğer çok tuzlu besinler tüketilirse vücut su tutar, ödem olur. Bu nedenle salamura, konserve, işlenmiş etler ve paketli ürünlerden uzak durulmalıdır. Bu tip gıdalar tuz içeriklerinin yanı sıra katkı maddeler içermeleri nedeniyle sağlıksızdırlar. Mümkün olduğunca doğal beslenmek mevsime uygun sebze ve meyveleri seçmek önemlidir' açıklamalarında bulundu.<br /><br />Hijyen kurallarına uyulmasının altını çizen Karabulut, besinlerin çok iyi yıkanıp, saklanmasını söyledi. Vücut direnci düşük, diyabet, hipertansiyon, kalp hastalığı gibi problemleri olan kişilerin oruç tutarken çok dikkat etmesi gerektiğini belirten Özkarabulut, doktora danışmanın önemine vurgu yaptı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/uzmanindan-ramazanda-saglikli-beslenme-tuyolari.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Uzmanından Ramazan'da sağlıklı beslenme tüyoları ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/uzmanindan-ramazanda-saglikli-beslenme-tuyolari.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Evde kalp krizleri artabilir kontrollerinizi atlamayın]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/evde-kalp-krizleri-artabilir-kontrollerinizi-atlamayin/1458/</link>
            <description><![CDATA[Kalp hastalarının koronavirüs açısından riskli hasta grubunda yer aldığını hatırlatan Medicana Kadıköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, bu kişilerin kendilerindeki belirtileri takip etmesi gerektiğini söyledi. Kişilerin koronavirüs salgını nedeniyle hastaneye gitmekten çekindiğini belirten Prof. Dr. Bengi Başer, Koronavirüs salgını nedeniyle biz de hastalarımızı hastanelere gelmemeleri konusunda uyarıyoruz. Herhangi bir acil durum gelişmedikçe şu dönemde evden çıkmayın uyarıları yapıyoruz. Bu uyarılarımız çok doğru ancak kalp hastalığı ayrı bir konu. Tüm dünyada kalp hastalıklarıyla ilgili problemler, acil vakalar şu dönemde artmaya başladı. Evde kalp krizleri, kalp yetersizliğinin tetiklendiği durumlar, ciddi ritim bozuklukları sonucu kaybedilen hastalar var. Amerika'da da bu iş ciddi bir halk sağlığı problemi haline geldi. Türkiye'de de aynı durum mevcut diye konuştu.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/evde-kalp-krizleri-artabilir-kontrollerinizi-atlamayin/1458/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 11:29:13 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Kalp hastalarının koronavirüs açısından riskli hasta grubunda yer aldığını hatırlatan Medicana Kadıköy Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, bu kişilerin kendilerindeki belirtileri takip etmesi gerektiğini söyledi. Kişilerin koronavirüs salgını nedeniyle hastaneye gitmekten çekindiğini belirten Prof. Dr. Bengi Başer, 'Koronavirüs salgını nedeniyle biz de hastalarımızı hastanelere gelmemeleri konusunda uyarıyoruz. Herhangi bir acil durum gelişmedikçe şu dönemde evden çıkmayın uyarıları yapıyoruz. Bu uyarılarımız çok doğru ancak kalp hastalığı ayrı bir konu. Tüm dünyada kalp hastalıklarıyla ilgili problemler, acil vakalar şu dönemde artmaya başladı. Evde kalp krizleri, kalp yetersizliğinin tetiklendiği durumlar, ciddi ritim bozuklukları sonucu kaybedilen hastalar var. Amerika&#39;da da bu iş ciddi bir halk sağlığı problemi haline geldi. Türkiye&#39;de de aynı durum mevcut' diye konuştu.</p>BU BELİRTİLERE DİKKAT<p>Koronavirüsün, kronik hastalığı olan kişileri daha fazla etkilediğini ifade eden Prof. Dr. Bengi Başer, şunları söyledi:</p><p>'Kronik hastalıkların yüzde 40&#39;ını kalp hastalıkları oluşturuyor. Özellikle hipertansiyon hastalarında ağır seyir yüzde 55, damar tıkanıklığında ağır seyir yüzde 6&#39;larda. Yani kalp hastalarının korunması çok önemli. Ama kendilerinde herhangi bir düzensiz tansiyon atakları, ritim bozuklukları, göğüs ağrıları, nefes darlığı varsa dikkatli olmaları gerekiyor. Koronavirüsün en büyük yarattığı problemlerden birisi kalp hastalarında kalp kasının tutulması olabiliyor. 10 hastadan birinde görülen bu durum yüzde 50 oranında ölümle seyrediyor. Nefes darlığının olması durumunda mutlaka kalp doktorlarını bilgilendirmeleri gerekiyor. İleri yaş grubunda ailelerin çok dikkatli olması gerekiyor. Çünkü denge çok çabuk bozulabiliyor. Herhangi çarpıntı, ritim bozukluğu, nefes darlığı, göğüs ağrısı durumunda doktoru bilgilendirin. Bir kalp problemi durumunda hastanelerde steril ortamlar yaratarak hastaları görmeyi sağlarız. Evde ölümler ciddi sorunlar yaratacaktır.'</p>'EVDE KRİZLER ARTMAYA BAŞLADI'<p>Evde görülen kalp krizlerinin karantina döneminde tüm dünya için problem olmaya başladığını söyleyen Prof. Dr. Başer, 'Çünkü insanlar koronavirüs hastalığı nedeniyle hastanelere gelmiyorlar. Kalp klinikleri, anjioların yapıldığı alanlardaki hastalarda yüzde 90&#39;a yakın bir düşüş var. Hastalar takiplerini aksattıklarını bir kalp krizi vakası ile acillere gelebiliyorlar. Şikayetlerini salgın düzelsin öyle hastaneye gidelim diye erteliyorlar. O nedenle bu konuyu çok önemsiyoruz. Özellikle Amerika&#39;da Amerikan Kardiyoloji Derneği&#39;nin bu konuda birtakım açıklamaları oldu. Biz de kalp doktorları olarak bu açıklamaları yakından takip ediyoruz. Bu durumun ciddi bir halk sağlığı problemi olduğu oradaki kardiyologlar tarafından da tartışılıyor' dedi.</p>'PANİK ATAK İLE KARIŞTIRILABİLİR'<p>Panik atak nöbetleri ile kalp problemlerinin karıştırılabileceğini belirten Başer, 'KOVID-19 hastalığı ritim bozukluğunu tetikleyebiliyor. Göğüs ağrıları ve hatta elektro değişiklikleriyle gelen hastaya anjio yaptığımızda damarların normal olduğunu gördüğümüz hastalar oluyor. Bu tip vakalar da var. KOVID-19 aynı zamanda pıhtılaşmayı tetikliyor. Bacaklarda oluşan pıhtı akciğere atabilir. Bunlar ölümcül sorunlara yol açabilir. Aynı zamanda kalp krizlerini tetikliyor. Kalp KOVID 19 ile aslında çok iç içe. Bu hastalıkta kardiyologların da hastaları takipte tutmalarının önemli olduğunu düşünüyorum' ifadelerini kullandı.</p>'KARANTİNA SONRASI &#39;OBEZİTE&#39; SORUNLARI YAŞANACAK'<p>Herkesin evde olduğu bu dönemde hareketsiz yaşama alıştığını anlatan Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Bengi Başer, 'Bu hareketsiz günlerin ardından maalesef obezite vakaları artacak. Evde tüketilen cipsler, kekler, böreklerin geri dönüşü kötü olacak. Kiloyu tetiklediğinde tansiyon ve kolesterolü ve otomatikman şekeri ve kalbi de etkileyecek. O nedenle şu günleri nasıl geçirdiğimiz çok önemli. Kişi evde olduğu şu dönemde bir nefes darlığı, göğüs ağrısı, aşırı halsizlik, kalbinde düzensizlik, birden yükselen tansiyon hissediyorsa kendini mutlaka izlemelidir. Kalp ile ilgili acil işlemler hastanelerde devam ediyor. Sağlık Bakanlığı bazı hastaneleri şu dönemde daha steril hale getiriyor. Her bölgede böyle hastaneler belirlenmeli ve kronik rahatsızlığı olan kişiler buralara başvurabilmelidir. Bu konuda kronik hastalar için ayrı bir aksiyon almak sağlıklı olacaktır' uyarısında bulundu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/evde-kalp-krizleri-artabilir-kontrollerinizi-atlamayin.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Evde kalp krizleri artabilir kontrollerinizi atlamayın ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/evde-kalp-krizleri-artabilir-kontrollerinizi-atlamayin.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA['Ramazanda ızgara ve kızartmayı bırakın tencere yemeğine dönün']]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/-ramazanda-izgara-ve-kizartmayibirakin-tencere-yemegine-donun-/1455/</link>
            <description><![CDATA[Bağışıklık sisteminin anne karnında oluşmaya başladığını belirten İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, 'Kişi anne sütünü en az 6 ay aldıysa, bebeğini eğer sezaryenle değil de normal doğum eylemi ile dünyaya getirdiyse kişinin bağışıklığının temelleri doğru atılıyor. Bundan sonraki dönemde ise çocukluk çağındaki beslenme önem taşıyor. Bu da immün sistemin oluşumunu, gelişimini etkiliyor. Ergenlikte yiyip içtiğimiz gıdalarla da bugün erişkinlerin bağışıklık sistemini  yapılandırmış oluyor. Bugünkü bağışıklık sistemi için geçmişe bakacağız. Şimdiye kadar çok kilo alıp vermediyseniz, gereksiz yere karın doyurmak için sağlıksız gıdalarla sağlıksız beslenme yapmadıysanız bugün immün sistem olarak iyi yerdesiniz' dedi.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/-ramazanda-izgara-ve-kizartmayibirakin-tencere-yemegine-donun-/1455/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2020 10:48:54 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bağışıklık sisteminin anne karnında oluşmaya başladığını belirten İstinye Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, 'Kişi anne sütünü en az 6 ay aldıysa, bebeğini eğer sezaryenle değil de normal doğum eylemi ile dünyaya getirdiyse kişinin bağışıklığının temelleri doğru atılıyor. Bundan sonraki dönemde ise çocukluk çağındaki beslenme önem taşıyor. Bu da immün sistemin oluşumunu, gelişimini etkiliyor. Ergenlikte yiyip içtiğimiz gıdalarla da bugün erişkinlerin bağışıklık sistemini  yapılandırmış oluyor. Bugünkü bağışıklık sistemi için geçmişe bakacağız. Şimdiye kadar çok kilo alıp vermediyseniz, gereksiz yere karın doyurmak için sağlıksız gıdalarla sağlıksız beslenme yapmadıysanız bugün immün sistem olarak iyi yerdesiniz' dedi.</p><p><br />VÜCUT SİSTEMİNİZİ İYİ ÇALIŞTIRMANIZ İÇİN BİR FIRSAT</p><p><br />Bu yıl Ramazan ayının koronavirüs salgınıyla aynı döneme denk geldiğini ifade eden Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, 'Günümüze kadar  yeterli ve dengeli  konusunda yeterli ve dengeli   beslenme ilkeleri pekte ciddiye alınmamış, hatta  çok abartılmıştı. Koronavirüs bizi doğrulara yöneltti. İmmün sistemin ayakta durması oruçla o kadar özdeş ki bunun değerini beslenmeciler iyi bilir. Mide, bağırsak, dolaşım sisteminin 16 saatlik bir süre boyunca dinlenmesi de sağlığın başka bir göstergesi. 11 ay boyunca yanlış çalışan bu sistemi şu bir aylık sürede daha iyi çalıştırabilirsiniz' diye konuştu.</p><p><br />'SAHURUN KAHVALTI ÖĞÜNÜ OLDUĞUNU UNUTMAYIN'</p><p><br />Sahuru bir kahvaltı öğünü olarak görüp sahurda kahvaltılıktan zengin bir beslenme planı oluşturulmasını söyleyen Prof. Dr. Elmacıoğlu şu uyarılarda bulundu:</p><p><br />'En ucuz, güzel ve kaliteli protein kaynağı yumurta, sahur sofrasında mutlaka olmalıdır. Sahurda yumurtadan vazgeçmeyin. Vücut kan yağı yüksek olan kişiler bile haftada 3-4 tane yemelidir. Ancak herhangi bir sorunu olmayanlar her sahurda  bir yumurta yesinler. Tüketilecek peynirinse salamura edilmiş en az 6 ay dinlenmiş ve ambalajlı olmasına dikkat edin. Şu dönemde nereden alındığı ambalajı belli olmayan ,etiketsiz ürünler gıda enfeksiyonlarına neden olabilir. Yumurta, beyaz peynir, siyah zeytin tüketin. Zeytinyağı hücreyi tamir eden bir yağ. Tuzlu zeytinleri biraz suda bekletip tuzunu  azaltarak tüketin. Domates, salatalık gibi sebze fiyatları bu dönemde biraz daha ucuzluyor. 1 bağ maydanoz bile sahurda tüketilebilir. Bütün yeşillikleri sahur sofrasında kullanın. Ekmek olarak tam buğday ekmeğini tercih edin. Ispanak  pırasa ile hazırlanan sebzeli  börekleri tüketmekte  sağlıklı  bir tercih olabilir. Ancak  burada  dikkat etmemiz gereken önemli bir nokta patatesi börek harcı olarak;  yani  iki karbonhidratı  bir arada  kullanmayın. Sahurda dilediğiniz kadar  açık  çay için hatta mümkünse son bardağı ufak bir limon  ilavesi ile tüketin. iftar ve sahur arasındaki sürede daha fazla  su ve  sıvı   tüketin. Yine  sahurda tüketilecek bir bardak sütte  kişinin tokluk  hissine  destek olacaktır süt de yumurta gibi tok tutucudur. Ayrıca yağsız tavada yapacağınız omlet  ve  bol sebzeli bir menemen  de sahur  menüsüne sağlıklı bir alternatiftir.'</p><p><br />'SALATA VE YOĞURDU İFTAR SOFRANIZDAN EKSİK ETMEYİN'</p><p><br />Ramazanda beslenmeye yeni başlık açılması gerektiğini anlatan Prof. Dr. Elmacıoğlu, iftar öğününde tüketilecek   etli yada kıymalı bir  sebze yemeğinin vücuda faydalı olacağına dikkat çekti. Elmacıoğlu, 'İftarda sulu yemek, yani tencere yemeği tüketin. Ben kesinlikle ızgara sebze, et, tavuk gibi yemeklerin bu şekilde tüketilmesini önermiyorum. Ancak fırında  pişirilen  yemekler de idealdir.  İftar sofranızda  da kahvaltılıklar yer alsın. Su,  hurma, tuzsuz zeytin ile orucunuzu açın;  biraz peynir  ve bir iki -kaşık bal yada  reçel ile hafif bir kahvaltı yapın. Yarım porsiyon çorba ve avuç içi kadar pide tüketin. Anadolumuzun besin değeri çok yüksek çorbalarını, örneğin tarhana, mercimek, yoğurt  çorbasını  iftarınızın baş tacı yapın. Bunları tükettikten sonra 20 dakika, yarım saat kadar dinlenin. O dinlenmenin ardından ise sulu yemek tüketilmeli bu da çoğunlukla  tencere yemeği olmalı. Yaptığınız etli, kıymalı, tavuklu  sebze yemekleri ya da geleneksel sarmalar , kuru baklagil   yemeklerinin yanı sıra hazırladığınız erişte, makarna ,bulgur  yada pirinç  pilavı  gibi karbonhidrat kaynaklarını da  ufak porsiyonlarda  tüketmeğe dikkat edin. Ama iftarın  olmazsa olmazı iki  gıdamız var; birincisi  rengarenk  sebzelerle  hazırlanmış bir salata; ikincisi de yoğurt. Şu söylediğim menü bağışıklık sistemimizin en doğru  destekleyicisi olacaktır' ifadelerini kullandı.</p><p><br />İFTARLA SAHUR ARASINDAKİ ÖĞÜN</p><p><br />İftardan sonra sahura kadarki saatlerde ufak porsiyonlarla ara öğünler yapılabileceğini söyleyen Elmacıoğlu, 'Örneğin   az şekerli sütle  yapılacak fındıklı, meyveli  bir  güllacı küçük bir dilim tüketebilirsiniz. Yine ufak porsiyonlarda süt  tatlıları , dondurma, mevsim meyveleri, kuru  yemişler, ufak bir muza ilave edilen bir tatlı kaşığı tahin ya da günde bir su bardağı kefir en sağlıklı ara öğünler olabilir' dedi.</p><p><br />'VİTAMİN TAKVİYESİ KULLANMAYIN DOĞAL BESLENİN'</p><p><br />Sağlıklı, yeterli ve dengeli  beslenen kişilerin vitamin takviyesi almasını doğru bulmadığını söyleyen Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, uyarılarını şu sözlerle sıraladı:</p><p><br />'Vitamin takviyesi alınmasını önermiyorum. Önce yaşantınızı değiştirin, mümkün olduğunca kendinize iyi bakın. Yeterli ve dengeli beslenmeyi bilmez yanlış beslenirseniz dışarıdan alacağınız vitaminin hiçbir faydası olmayacaktır. Dışarıdan alınacak vitaminler vücut sistemine zarar verecektir. Bu dönemde insanların bir hekime danışmadan, organizmasında  hangi  eksiği olduğunu bilmeden gıda desteklerini leblebi gibi  almamaları gerekir. Bunun yerine evinizde  3 tane limonun suyunu, 1.5 litre suya ilave edip limon  kabuklarını da  rendeleyerek az bir şekerle güzel ve  doğal  C vitamininden zengin içecek hazırlamış olursunuz. Ancak bu süreçte omega-3  yağ asitleri desteği  belki isabetli bir tavsiye olabilir.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ramazanda-izgara-ve-kizartmayibirakin-tencere-yemegine-donun.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ 'Ramazanda ızgara ve kızartmayı bırakın tencere yemeğine dönün' ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ramazanda-izgara-ve-kizartmayibirakin-tencere-yemegine-donun.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Eğridere hastanesine sahip çıktılar]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/egridereliler-hastanelerine-sahip-ciktilar/1443/</link>
            <description><![CDATA[Eğridere ( Ardino ) kasabası sakinleri bugünlerde İngiltere, Almanya ve Bulgaristan'ın çeşitli bölgelerinde yaşayan 18 kişilik bir grup kasabalı tarafından, Covid -19 ile gerekli yüklü miktardaki sağlık malzemesinin yerel hastaneye ulaştırılan bağışı konuşmakta.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/egridereliler-hastanelerine-sahip-ciktilar/1443/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2020 21:56:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Eğridere ( Ardino ) kasabası sakinleri bugünlerde İngiltere, Almanya ve Bulgaristan&#39;ın çeşitli bölgelerinde yaşayan 18 kişilik bir grup kasabalı tarafından, Covid -19 ile gerekli yüklü miktardaki sağlık malzemesinin yerel hastaneye ulaştırılan bağışı konuşmakta.Bütün dünyanın ağır virüs pandemisi tehditi altında bulunduğu bir dönemde, bu anlamlı bağışı yapan Aldin Mehmed- İngiltere, Dr. Birkan Güney- Sofya, Evgin Mehmed- Eğridere, Erkin Ali-  Kırcaali, Erhan Sali- Sofya, Mecit Ömer-  Almanya, Nuray Hayrullah-Eğridere, Nurdoğan Necdet- İngiltere, Rafet Şakir-Eğridere, Remzi Aptiş- İngiltere, Sevgin Mısırlı- Sofya, Sedat Hüseyin- Sofya, Sezgin Recep- Almanya, Sunay Hüseyin- Sofya, Sühel Hayrullah- Sofya,Taner Ayan-  Sofya, Tunio Zafer- Sofya ve Hüseyin Yemenci&#39;nin - Burgaz, yaptığı ortak açıklamada şu sözler dikkat çekiyor;&quot;Gönüllerimiz her zaman yöre insanımızın yanında ve vefakar hastane personelimize bir nebze destek olmak istedik.&quot;Aysel MERT ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/egridereliler-hastanelerine-sahip-ciktilar.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Eğridere hastanesine sahip çıktılar ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/egridereliler-hastanelerine-sahip-ciktilar.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Klimayı değil pencereyi açın koronavirüs yayılabilir]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/klimayi-degil-pencereyi-acin-koronavirus-yayilabilir/1445/</link>
            <description><![CDATA[Kaliforniya Üniversitesi Davis Kampüsü ve Oregon Üniversitesi'ndeki bilim insanları, Kovid-19 hastalığına neden olan SARS-CoV-2 virüsü ile ilgili araştırmaları inceleyerek yayınladıkları klimanın koronavirüsü yayabileceğini pencere açmanın ise bu yayılımı durduracağını ifade etti. Akademisyenler, gün ışığının da kapalı alanlardaki mikropları öldürmekte faydalı olabileceğini de dile getirdi.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/klimayi-degil-pencereyi-acin-koronavirus-yayilabilir/1445/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Wed, 22 Apr 2020 11:17:27 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Kaliforniya Üniversitesi Davis Kampüsü ve Oregon Üniversitesi&#39;ndeki bilim insanları, Kovid-19 hastalığına neden olan SARS-CoV-2 virüsü ile ilgili araştırmaları inceleyerek yayınladıkları klimanın koronavirüsü yayabileceğini pencere açmanın ise bu yayılımı durduracağını ifade etti. Akademisyenler, gün ışığının da kapalı alanlardaki mikropları öldürmekte faydalı olabileceğini de dile getirdi.</p><p><br /><strong>'VİRÜSLE MÜCADELEDE TEMİZ HAVA ŞART'</strong></p><p><br />Yayımlanan makaleye ilişkin değerlendirme yapan Altınbaş Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Servet Kayhan, ev ve çalışma ortamlarının havalandırılmasının önemine vurgu yaparak klima kullanmayı tavsiye etmediğini söyledi.</p><p><br />Bunun yerine sık sık pencere açılmasını öneren Prof. Dr. Kayhan, 'Yaz yaklaştı, virüs, bakteri gibi mikroorganizmalarla mücadele için temiz hava solumak çok önemli. Bunun için çalışma ve ev ortamlarının temiz hava almasına dikkat etmeliyiz. Sıcak havalarla birlikte klima kullanımı artacaktır. Klima kullanılan ortamlarda dışarıdan gelen havayla teması kesmek için pencere ve kapılar kapatılıyor. Koronavirüs salgını varken ortamdaki havayı tekrar dışarıya veren klima sistemini kesinlikle önermiyorum' dedi.</p><p><br /><strong>'KORONAVİRÜSÜ YAYABİLİR'</strong></p><p><br />Klimalardaki filtrelerin küçük partikülleri tutacak özelliğe sahip olmadığını aktaran Prof. Dr. Kayhan, 'Buna yönelik daha önce yapılan çalışmalar ve bildirilmiş vakalar var. Örneğin, aynı restoranda yemek yemiş kişilerde hasta bir kişinin bu virüsü diğerlerine yaydığı tespit edilmiş. Havalandırma sistemi ortamdaki havayı alıp tekrar ortama verdiği için virüslerin yayılmasına yol açmış' diye konuştu.</p><p><br /><strong>KORUYUCU MASKELERİ ÇIKARMAYIN</strong></p><p><br />Ev veya çalışma ortamında hasta birisi varsa klimanın aynı havayı o ortama vermesinin virüsü yayma riski olduğunu belirten Prof. Dr. Servet Kayhan, 'Dışarıdan alınan havayı filtre edip ortama üfleyen sistemlerde bulaştırma riski daha azdır. Fakat havada sirkülasyon söz konusu olacağı için hasta kişilerin bu ortamlarda koruyucu maske kullanması ve hiçbir şekilde çıkartılmaması gerekiyor' ifadelerini kullandı.</p><p><br /><strong>EVİ SIK SIK HAVALANDIRIN</strong></p><p><br />Prof. Dr. Kayhan, pencere açıp dışarıdaki temiz havayı içeriye almanın önemli olduğunu söyleyerek, 'Özellikle ev ortamlarının sık sık havalandırılmasını öneriyorum. Çalışma ortamlarında da klima kullanılıyorsa virüs bir süre havada kalabiliyor, hasta kişi o ortamda bulunmuşsa maskesiz durulmaması gerekiyor' dedi.</p><p><br /><strong>GÜNEŞ IŞIĞI VİRÜSÜN SAĞ KALIMINI KISALTIYOR</strong></p><p><br />Koronavirüsle ilgili yapılan çalışmalarda güneş ışığı ve nem oranının virüsün sağ kalımını etkilediğinin görüldüğünü aktaran Prof. Dr. Kayhan, 'Ortam ne kadar fazla güneş alırsa ve nem oranı da yüzde 40&#39;ın üzerinde yüzde 80&#39;in de altında tutulursa virüsün sağ kalım süresinin daha az olduğu tespit edilmiş. Odaların mutlaka güneş görmesi gerekiyor. Pencerelerin açılıp dış ortamdan hava alabilmesi ve nem oranının ideal bir düzeyde tutulması lazım' şeklinde konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/klimayi-degil-pencereyi-acin-koronavirus-yayilabilir.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Klimayı değil pencereyi açın koronavirüs yayılabilir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/klimayi-degil-pencereyi-acin-koronavirus-yayilabilir.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA['Komplo teorisyenleri milyonlarca kişiyi depresyona sürüklüyor']]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/-komplo-teorisyenleri-milyonlarca-kisiyi-depresyona-surukluyor-/1444/</link>
            <description><![CDATA[Psikiyatri Uzmanı Doktor Öğretim Üyesi Murat Altın, kısa bir zaman öncesine kadar tüm yaşantının normal olduğunu ancak şu an insanların evlerinin yanındaki parka, deniz kenarındaki bir yürüyüşe bile özlem duyduğunu ifade etti. Dr. Öğr. Üyesi Altın, 'Özellikle sosyal medyada dolaşan komplo teorileri ve felaket senaryoları, kişilerin Covid-19'la ilgili kaygılarını daha da artırmanın yanı sıra, her şeyin daha da kötü olacağı ve bir daha hiç düzelmeyeceğine dair bir inancın gelişmesine yol açtı. Bu da kişilerin resmi kurum ve kuruşlara, sağlık çalışanlarının önerilerine olan inançlarında azalmaya yol açarak bir ümitsizlik ortamına zemin hazırladı. Böylece milyonlarca kişide depresif semptomların ortaya çıkmasına neden oldu' diye konuştu.  ]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/-komplo-teorisyenleri-milyonlarca-kisiyi-depresyona-surukluyor-/1444/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 21 Apr 2020 10:20:27 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Psikiyatri Uzmanı Doktor Öğretim Üyesi Murat Altın, kısa bir zaman öncesine kadar tüm yaşantının normal olduğunu ancak şu an insanların evlerinin yanındaki parka, deniz kenarındaki bir yürüyüşe bile özlem duyduğunu ifade etti. Dr. Öğr. Üyesi Altın, 'Özellikle sosyal medyada dolaşan komplo teorileri ve felaket senaryoları, kişilerin Covid-19&#39;la ilgili kaygılarını daha da artırmanın yanı sıra, her şeyin daha da kötü olacağı ve bir daha hiç düzelmeyeceğine dair bir inancın gelişmesine yol açtı. Bu da kişilerin resmi kurum ve kuruşlara, sağlık çalışanlarının önerilerine olan inançlarında azalmaya yol açarak bir ümitsizlik ortamına zemin hazırladı. Böylece milyonlarca kişide depresif semptomların ortaya çıkmasına neden oldu' diye konuştu.  </p><p><br />İKİ BÜYÜK BELİRSİZLİK KAYGIYI ARTIRDI</p><p><br />İnsanoğlunun en büyük yeteneklerinden birinin uyum olduğunun altını çizen İstinye Üniversite Hastanesi Medical Park Gaziosmanpaşa&#39;dan Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Altın, 'Belirsizlik ortamı, son günlerde birçok insanın anksiyete (yoğun kaygı ve endişe hali) ile psikolojik destek aramasına neden oldu' dedi.</p><p><br />Altın, sözlerine şöyle devam etti:</p><p><br />'İnsan yaşadığı çevresel koşullara kendisine bahşedilen zeksını kullanarak ürettikleri çözümler ile uyum sağlar. Tehlikeleri bertaraf eder. Kutuplarda veya çöl gibi zorlu şartlarda geliştirdiği imknlar sayesinde yaşayabilir. Beynimiz gördüğümüz bir tehlikeye karşı hızlıca devreye girerek bu duruma karşı çözümler üretmeye göre yaratılmıştır. Ama ya tehdit gözle görünmezse? İşte insanları en çok zorlayan durum bu görünmez tehlike oldu. Kafamızda &#39;Önlem alıyorum ama neye karşı? Tehdit bana yakın mı, uzak mı&#39; gibi sorular oluştu. En başından beri Sağlık Bakanlığımız başta olmak üzere tüm bilim otoriteleri &#39;sosyal mesafe&#39;ye dikkat çekti. Çünkü tehdit en yakınımızda da olabilirdi. Gözle görünmüyordu. Ama bu durum insanoğlunun alışıla gelmiş stratejisi olan &#39;görülene önlem almaya&#39; tersti. İnsanlar önlemler alarak kendilerini ellerinden geldiğince izole ettiler. Hijyen kurallarına uydular. Ama bu kez de başka bir soru gündemlerine geldi: Bu iş ne kadar sürecek? Her şey ne zaman normale dönecek? 1 ay mı, yoksa 1 yıl mı sürecek? Gözle görülemeyen bir tehdit var ama bu tehdidin ne kadar süreceği belli değil. İşte bu iki büyük belirsizlik, insanlar için giderek zorlayıcı olmaya başladı. İşte bu belirsizlik ortamı, son günlerde birçok insanın anksiyete (yoğun kaygı ve endişe hali) ile psikolojik destek aramasına neden oldu.'</p><p><br />&#39;PANİK ATAĞI OLAN KORONA BULAŞTI SANIYOR&#39;</p><p><br />Her an görünmeyen bir tehditle yaşamanın sadece yaşlıları değil, tüm toplumu derinden etkilediğini söyleyen Altın, insanların kaygılarının &#39;Ya en yakınım da virüse yakalanırsa&#39; korkusuyla önemli ölçüde arttığını belirtti.</p><p><br />Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Altın, 'Yaşlı insanlarda kendileri ile kaygılar artarken, özellikle 25-45 yaş arası insanlarda ise sevdikleri büyüklere –anneleri, babaları, dedeleri gibi- hastalık taşıma kaygıları başladı. En sık karşılaşılan durum sağlık kaygısıydı. Birçok kişi günlük yaşanan bu streslerin sonucunda karşılaştıkları kısa süreli bir nefes darlığı, hafif bir ateş basması gibi normal durumları hastalığa yormaya başladılar. Kendinde hastalık olduğuna dair oluşan bu kaygı kişide panik atakları tetiklemeye başladığında, panik atağa bağlı bedensel belirtiler ortaya çıkmaya başladı. Panik atak sırasında hastalarda çoğunlukla ateş basması, çarpıntı, nefes darlığı ve panik atak sonrası kaslarda yorgunluk ve ağrılar olması; bu bulguların Covid enfeksiyonu semptomları ile benzerlik göstermesi ise bu sağlık kaygısının daha çok artmasına neden oldu. Yani tam bir kısır döngü ortaya çıktı. Bunun sonucunda kişiler ya hastane acil servislerine gelerek kendileri için enfeksiyon riskini daha çok artırdı ya da kişisel hijyenin ötesine geçerek aşırı temizlik şeklinde kompülsif eylemler ile kendi hayat kalitelerini azalttılar' diye konuştu.</p><p><br />EV İÇİ KAVGALAR ARTIŞA GEÇEBİLİR</p><p><br />Yaşadığımız pandemi döneminde insanların stresle mücadele için kullandıkları en önemli silahlarından biri olan &#39;sosyal etkileşimin&#39; en ihtiyaç duyulan anda birden kesilmesinin de ruh sağlığını olumsuz etkilediğini dile getiren Psikiyatri Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Murat Altın, 'Sosyal izolasyon, bir yandan insanların zaten yüksek olan anksiyeteleri ile baş etmelerini zorlaştırırken öte yandan daha yalnız ve izole hissetmelerine neden oldu. Bu durum kişilerde mutsuzluk, sinirlilik, aşırı alınganlık, zaman zaman öfke patlamaları, uyuşukluk, dikkat ve konsantrasyonda azalma, uykusuzluk, tükenmişlik hissetme gibi ruhsal yakınmalara neden olabilir. Bu bulgular kişinin işlevselliğini olumsuz etkiler. Yapması gereken rutin işleri yapmakta zorlanabilirler. Uzaktan çalışanlarda ise iş performansında azalma olabilir. Diğer yandan bu ruhsal durum sonucunda evde bulunan diğer insanlarla sık sık kavgalar ortaya çıkar ki, bu da kişinin evdeki insanlarla sosyal işlevselliğini de olumsuz etkilenir. Zaten kısıtlı olan sosyal çevre, böylece daha da kısıtlı bir hale gelir' açıklamasında bulundu. </p><p><br />FELAKET SENARYOLARI DEPRESYONU ARTIRDI</p><p><br />Özellikle sosyal medya üzerinden dolaşan komplo teorileri, felaket senaryoları ile kişilerin bu durum ile ilgili kaygılarının daha artması bir yana, her şeyin daha da kötü olacağı ve bir daha hiç düzelmeyeceğine dair bir inanışın geliştiğinin de altını çizen Uzm. Dr. Murat Altın, 'Sosyal medyadaki felaket senaryoları ve komplo teorileri nedeniyle insanların resmi kurum ve kuruşlara, sağlık çalışanlarının önerilerine olan inançları azalmaya başlıyor. İşte bu ümitsizlik de birçok kişide depresif semptomların ortaya çıkmasına neden oluyor. Zaten sosyal izolasyon nedeniyle sosyal çevresinden uzaklaşan insanlarda bu yalnızlık duygusu depresif bir duygudurum için zemin hazırlarken, bir de geleceğe dair aşırı karamsar bir tablonun buna eklenmesi, bu dönemde daha fazla depresyon vakası görmemizin psikolojik anlamda en önemli nedenlerinden biridir' diye konuştu.</p><p><br />PSİKOLOJİMİZİ KORUMANIN SIRLARI</p><p><br />Uzm. Dr. Murat Altın, psikolojik olarak evde ruh sağlığını korumamız için önerilerini şöyle sıraladı:</p><p><br />'Öncellikle bu süreç boyunca alınan önlemelerin hem kendimiz hem de sevdiklerimizi korumak için olduğunu kabullenmemiz gerekir. Değişik komplo teorileri yerine Sağlık Bakanlığı gibi resmi ve bilimsel kurumların açıklamaları dışındaki söylem ve açıklamalardan uzak durmak gerekir. Evde bulunan diğer insanlarla birlikte daha çok vakit geçirmeye çalışmak önemlidir. Bunu bir fırsata çevirerek daha önce zaman bulamadığımız aktiviteleri yapmalıyız. Mesela evdeki diğer insanlar ile birlikte belki unuttuğumuz tombala, kızma birader gibi oyunları oynamak, çocuklar ve eşlerin beraber yemek yapması gibi ortak eğlenceli aktiviteler yapmak beraber olma hissini arttırır. Yeni görüntülü konuşma teknolojileri ile sevdiklerimizi, akrabalarımızı, dostlarımızı arayarak kısmen de olsa sosyal iletişim artırılabilir. Diğer yandan eğer kendinizi çok kaygılı hissediyorsanız, önerilen hijyen kurallarından çok daha fazla ve aşırı temizlik yapıyorsanız, gündelik işlerinizi bile yapamayacak kadar tükenmiş ve mutsuz hissediyorsanız, aşırı alkol ve sigara tüketiminiz başladıysa, gece uykularınız bozulduysa, mutlaka profesyonel bir psikolojik destek almanız yararlı olacaktır.' </p><p><br /> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/komplo-teorisyenleri-milyonlarca-kisiyi-depresyona-surukluyor.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ 'Komplo teorisyenleri milyonlarca kişiyi depresyona sürüklüyor' ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/komplo-teorisyenleri-milyonlarca-kisiyi-depresyona-surukluyor.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ruh sağlığınızı koronavirüsten nasıl korursunuz?]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/ruh-sagliginizi-koronavirusten-nasil-korursunuz/1429/</link>
            <description><![CDATA[  Anlık olarak haber ve gelişmeleri takip etmekten, kaygı verici, felaketleştirici haberlerden ve programlardan uzak durmalıyız. İnsanların büyük çoğunluğunun bu hastalığı atlatacağını düşünerek, en kötü senaryolara odaklanmaktan kaçınmalıyız. Her şeyin düzeleceğine ilişkin umudumuzu korumalıyız. Vaktimizi ilgi alanımıza giren, sevdiğimiz aktiviteler ile meşgul olarak geçirebiliriz. Mesela, kitap ve dergileri okumak, film ya da belgesel izlemek, müzik dinlemek, el işi yapmak, sevdiğimiz kişilerle iletişim kurmak olabilir.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/ruh-sagliginizi-koronavirusten-nasil-korursunuz/1429/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sat, 18 Apr 2020 12:02:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Esenler Medipol Üniversitesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Bölümünden Uzm. Dr. Taha Can Tuman, koronavirüs salgını nedeniyle yaşanan karantinada ruh sağlığını korumanın yollarına ilişkin tavsiyelerde bulundu. Dr. Tuman, salgınların toplumu ilgilendiren acil durumlar olduğundan stres, kaygı ve endişe oluşturduğunu belirterek 'Sıklıkla insanlarda hastalığa yakalanma ve ölüm korkusu, sevdiklerine, yakın çevresine hastalığı bulaştırma korkusu, karantina altına alınma ile ilgili kaygı ve endişeler, karantina altında iken sıkıntı, huzursuzluk, endişe ve çaresizlik hissi görülebilir. Ayrıca salgın nedeniyle ekonomik durumda kötüleşme, işine devam edememe, işten çıkarılma ile ilişkili gelecek kaygıları ortaya çıkabilir' dedi.</p>RUTİNİNİZİ DEVAM ETTİRMEYE ÇALIŞIN<p>Salgının kontrol altına alınabilmesi için evde kalma çağrılarının önemine de değinen Dr. Tuman, karantina döneminde dikkat edilmesi gerekenleri şöyle açıkladı: 'Evde izolasyon önerileri salgının kontrol altına alınabilmesi için hayati önemde olmakla birlikte izolasyon esnasında ruh sağlığımızı korumamız için dikkat etmemiz gereken bazı hususlar var. Öncelikle doğru beslenme, egzersiz, uyku ve dinlenme dahil sağlıklı bir yaşam tarzının hastalığa karşı en iyi savunma olduğunu unutmamalıyız. Bağışıklık sistemini zayıflatan alkol ve diğer sarhoş edici maddelerden kaçınmalıyız. Sağlıklı bir vücut, düşüncelerimiz ve duygularımız üzerinde olumlu bir etkiye sahip olabilir, böylece daha iyi kararlar vermemize ve belirsizliklerle başa çıkmamıza yardımcı olabilir. Dinlenmek için zaman ayırmalıyız. Fiziksel ve ruhsal dayanıklılığımızı arttırmak, sıkıntıyla baş etmemizi kolaylaştırır. Hayatın zorluklarıyla geçmişte nasıl başa çıktığımızı aklımıza getirmeliyiz. Normal rutininizi mümkün olduğunca korumalıyız. Bunların başında evde tek başına fiziksel egzersizler, nefes egzersizleri, farkındalık egzersizleri yapabiliriz.'</p>SÖYLENTİLERE KULAKLARINIZI KAPATIN<p>Dr. Tuman, söylentilerden uzak durarak, TV başta olmak üzere iletişim araçları başında geçirilen zamanı azaltmak gerektiğini belirterek, şu değerlendirmede bulundu: 'Yalnızca yetkili kurullar tarafından yapılan açıklamaları günde bir veya iki kez takip etmeliyiz. Anlık olarak haber ve gelişmeleri takip etmekten, kaygı verici, felaketleştirici haberlerden ve programlardan uzak durmalıyız. İnsanların büyük çoğunluğunun bu hastalığı atlatacağını düşünerek, en kötü senaryolara odaklanmaktan kaçınmalıyız. Her şeyin düzeleceğine ilişkin umudumuzu korumalıyız. Vaktimizi ilgi alanımıza giren, sevdiğimiz aktiviteler ile meşgul olarak geçirebiliriz. Mesela, kitap ve dergileri okumak, film ya da belgesel izlemek, müzik dinlemek, el işi yapmak, sevdiğimiz kişilerle iletişim kurmak olabilir. Ayrıca bu süreçte sosyal ağlardan ya da telefon yolu ile sosyal iletişimi korumak, duyguları paylaşmak ve stresi azaltmak için değerli bir yol olabilir. Sağlık çalışanları yüz yüze sosyal temasları sınırlamanızı tavsiye ederse sosyal medya aracılığıyla bağlı kalabilirsiniz'</p>AŞIRI HİJYEN ÖNLEMLERİNE DİKKAT<p>Salgınla ilgili bir dereceye kadar korku veya endişe normal olduğunu da ifade eden Dr. Tuman, şu bilgileri verdi: 'Ancak bazen insanların stresle başa çıkmak için yardıma ihtiyaçları vardır. Eğer kalıcı kaygı, endişe, uykusuzluk, sinirlilik veya depresyon, izole olduğunuz noktaya kadar sosyal temaslardan kaçınma, kişinin vücudunu sürekli olarak kontrol etme veya doktorunuzdan, arkadaşlarınızdan, ailenizden veya internetten sağlığınız hakkında sürekli olarak güvence aramak, ihtiyaç duyulmadığı halde ellerinizi tekrar tekrar yıkamak gibi aşırı veya gereksiz hijyen önlemleri almak veya stresle başa çıkmanın bir yolu olarak aşırı yeme gibi durumlarda yardım almanız önerilmektedir. Gerekirse izolasyon altında bir ruh sağlığı profesyoneli ile telefon ile ya da internet üzerinden online görüşmek stresle başa çıkmakta faydalı olabilir.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ruh-sagliginizi-koronavirusten-nasil-korursunuz.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ruh sağlığınızı koronavirüsten nasıl korursunuz? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ruh-sagliginizi-koronavirusten-nasil-korursunuz.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Aşırı çay ve kahve tüketimi bağışıklık sistemine zarar veriyor]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/asiri-cay-ve-kahve-tuketimi-bagisiklik-sistemine-zarar-veriyor/1431/</link>
            <description><![CDATA[Evde çok vakit geçirildiği için çay ve kahve tüketiminin arttığına dikkat çeken Emsey Hospital'dan Beslenme ve Diyet Uzmanı Gökçe Bönce, çay ve kahvenin aşırı tüketilmesi halinde yol açacağı sağlık sorunlarına değindi. Bönce, 'Çay ve kahve tüketimini azaltmanın yolu su kullanımını artırmaktan geçer. Çay ve kahvenin ana maddesi kafeindir gün içinde çok fazla kafein tüketmek birçok sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. O yüzden kontrollü içmelerini öneriyorum' diye konuştu.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/asiri-cay-ve-kahve-tuketimi-bagisiklik-sistemine-zarar-veriyor/1431/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2020 11:43:16 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Evde çok vakit geçirildiği için çay ve kahve tüketiminin arttığına dikkat çeken Emsey Hospital&#39;dan Beslenme ve Diyet Uzmanı Gökçe Bönce, çay ve kahvenin aşırı tüketilmesi halinde yol açacağı sağlık sorunlarına değindi. Bönce, 'Çay ve kahve tüketimini azaltmanın yolu su kullanımını artırmaktan geçer. Çay ve kahvenin ana maddesi kafeindir gün içinde çok fazla kafein tüketmek birçok sağlık sorununu da beraberinde getiriyor. O yüzden kontrollü içmelerini öneriyorum' diye konuştu.</p><p><br />Kafeinin fazla alındığında mineral yoğunluğunda azalmaya neden olduğunu aktaran Bönce, besinlerdeki vitamin ve minerallerin emilimini de olumsuz etkilediğini ifade etti. Bönce, yetersiz vitamin ve mineral alımından dolayı bağışıklık sisteminin de olumsuz etkilendiğini söyledi.</p><p><br /><strong>'ÇAYI AÇIK VE LİMONLA İÇİN'</strong></p><p><br />Besinlerin besleyici ve faydalı özelliklerinden faydalanmak için yemeklerden 1-2 saat sonra çay ya da kahve içmek gerektiğini belirten Bönce, 'Özellikle sabah kahvaltılarında besinlerdeki demir emilimini etkilediği için çay içilmesini önermiyorum. Kahvaltının sonunda, açık ve limonlu çay içilebilir. Bu süreçte bağışıklık sisteminin güçlü olması için demire, vitamin ve minerallere çok ihtiyacımız var, depolarımızın dolu olması gerekiyor' ifadelerini kullandı.</p><p><br /><strong>GÜNDE 2 FİNCANDAN FAZLA KAHVE İÇMEYİN</strong></p><p><br />'Günde 1-2 fincandan fazla kahve içmemek lazım' diyen Bönce, 'Kafeinsiz kahve de tüketilebilir fakat kafeini çıkarmak için bazı kimyasal maddeler kullanıldığından bunun da çok fazla içileceği anlamına gelmiyor. Fazla kahve tüketimi vücudun susuz kalmasına neden oluyor. Türk kahvesi, espresso veya filtre kahve hiç fark etmiyor hepsinin ayrı kafein miktarı var, günde 150 miligramın altında kalırsak sorun olmaz' dedi.</p><p><br /><strong>KİMLER RİSK ALTINDA?</strong></p><p><br />Bu dönemde gebelere çay ve kahve tüketmemelerini öneren Gökçe Bönce, 'Çünkü düşüğe neden olabilir. Hamile kalmayı düşünen kişilerde de yumurtaları olumsuz etkileyebilir. Çocuklara çay ve kahve önermiyorum. Aynı zamanda mide rahatsızlığı olan vatandaşlar da kesinlikte tüketmemeli. Ayrıca aşırı çay ve kahve tüketimi migren ataklarını tetikleyebilir. Migren hastalarının da kafeinden uzak durmalarını tavsiye ediyorum' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/asiri-cay-ve-kahve-tuketimi-bagisiklik-sistemine-zarar-veriyor.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Aşırı çay ve kahve tüketimi bağışıklık sistemine zarar veriyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/asiri-cay-ve-kahve-tuketimi-bagisiklik-sistemine-zarar-veriyor.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kalp hastaları koronavirüse karşı düzenli uyumalı]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/kalp-hastalari-koronaviruse-karsi-duzenli-uyumali/1430/</link>
            <description><![CDATA[Fındıkzade Medipol Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Bölümünden Uzm. Dr. Kemal Kunovac, 13-19 Nisan Dünya Kalp Sağlığı Haftası kapsamında kalp hastalarını koronavirüse karşı uyardı. Dr. Kunovac, 2019'un Aralık ayında Çin'in Wuhan şehrinden yayılarak kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının nedeninin COVID-19 virüsü olduğuna dikkati çekerek 'İnsanlarda genellikle soğuk algınlığına yol açan coronavirüs grubu MERS ve SARS gibi daha önce ölümcül üst ve alt solunum yolları enfeksiyonlarına neden olmuştur. COVID-19 virüsü bu aileye ait olan bir virüstür, ancak damlacık ve yakın temas yoluyla daha çabuk bulaşır, çok daha ölümcüldür' dedi.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/kalp-hastalari-koronaviruse-karsi-duzenli-uyumali/1430/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Fri, 17 Apr 2020 11:15:51 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Fındıkzade Medipol Üniversitesi Hastanesi Kardiyoloji Bölümünden Uzm. Dr. Kemal Kunovac, 13-19 Nisan Dünya Kalp Sağlığı Haftası kapsamında kalp hastalarını koronavirüse karşı uyardı. Dr. Kunovac, 2019&#39;un Aralık ayında Çin&#39;in Wuhan şehrinden yayılarak kısa sürede tüm dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınının nedeninin COVID-19 virüsü olduğuna dikkati çekerek 'İnsanlarda genellikle soğuk algınlığına yol açan coronavirüs grubu MERS ve SARS gibi daha önce ölümcül üst ve alt solunum yolları enfeksiyonlarına neden olmuştur. COVID-19 virüsü bu aileye ait olan bir virüstür, ancak damlacık ve yakın temas yoluyla daha çabuk bulaşır, çok daha ölümcüldür' dedi.</p><p><br /><strong>ÖLÜM ORANI YÜZDE 15 ORANINDA ARTIYOR</strong></p><p><br />Salgının ortaya çıkmasından bugüne kadar yapılan tıbbi araştırmalar sonucu COVID-19&#39;un daha çok kalp hastalarını etkilediğini belirten Dr. Kunovac, şöyle devam etti: 'Koronavirüsün yaş grubu ayrımı yapmadan kronik kalp ve hipertansiyon hastalığı olanlarda ölüm oranının yaklaşık yüzde 15 daha yüksek olduğu saptandı. Bunun nedeni virüsün salgıladığı çeşitli toksinlere yani zehirli maddelere bağlı kalp ve damarlar üzerine olumsuz etkilerdir. Bunlar da miyokardit dediğimiz kalp kası iltihabı, aritmi, emboli (kan pıhtılaşması) ve son olarak kalp krizi dediğimiz miyokard enfarktüsüdür. Kalp kası iltihabı, kalp kası hücrelerine ağır tahribata yol açan ve ona bağlı kalp yetersizliği ile sonuçlanan hastalıktır. Aritmi ise kalp içi iletişimi sağlayan metabolik denge bozulması sonucu olarak meydana gelen tehlikeli ve ölümcül olabilecek kalp ritmi bozukluklarıdır. Emboli de normal dolaşım akışını sağlayan hücrelerin çalışmasının bozulması sonucu olarak meydana gelen pıhtılaşmadır. Oluşan pıhtı felç veya ani ölüm ile sonuçlanabilir. Miyokard enfarktüsü ise kalp damarlarının iç yüzeyinde bulunan stabil plakların hasarlaşması, oradan bir parça kopması sonucu damar tıkanıklığının meydana gelmesi durumudur'</p><p><br /><strong>İLAÇLARINIZI KULLANMAYA DEVAM EDİN</strong></p><p><br />Dr. Kunovac, özellikle kalp, damar ve hipertansiyon hastalarının çok dikkatli olması gerektiğine işaret ederek, şu bilgileri paylaştı: 'Bu grup mecbur kalmadıkça evden çıkmamalıdır. Evden çıkarken mutlaka maske takmalıdır ve sosyal mesafe (en az 1-1.5 metre) korunmalıdır. Ellerini sıkı sık yıkamalı ve genel olarak kişisel hijyene önem vermelidir. Bulundukları ortam sık sık havalandırılmalıdır. Dengeli beslenmeli ve bol sıvı almalıdır. Düzenli uyku uyumaları büyük önem taşır. İlaçları düzenli kullanmaya özen göstermelidir. Özellikle son zamanlarda tıp camiasında ACE inhibitörleri grubu olan hipertansiyon ilaçları çok tartışılmaktadır. Bu ilaçları kullanan hastaların enfeksiyon yatkınlığına ait kesin bir bilimsel kanıt bulunmamıştır. Bu nedenle şimdilik tansiyon ilaçlarımızı değiştirmeme tarafındayım. Önemli olan tansiyonumuzu normal seviyede tutmalı ve virüse yakalanmamamızdır.'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kalp-hastalari-koronaviruse-karsi-duzenli-uyumali.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kalp hastaları koronavirüse karşı düzenli uyumalı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kalp-hastalari-koronaviruse-karsi-duzenli-uyumali.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Koronavirüs geçici, koronafobi kalıcı olmasın]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/koronavirus-gecici-koronafobi-kalici-olmasin/1400/</link>
            <description><![CDATA[ ]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/koronavirus-gecici-koronafobi-kalici-olmasin/1400/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 17 Mar 2020 15:24:36 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Esenler Medipol Üniversitesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Taha Can Tuman, koronavirüs (2019-nCoV) nedeniyle oluşan panik haline karşı önemli uyarılarda bulundu. Dr. Tuman, özellikle basında çıkan koronavirüs haberlerine değinerek 'Yeni tip koronavirüs hızlıca yayıldığı için tüm dünyada haber başlıklarında en önde yer tutuyor. Hastalığın kaynağı, doğası ve seyri ile ilgili halen birçok belirsizlik mevcut. İnsanların karantina altına alındığı, viral bulaşmaya engel olmak için cerrahi maskeler ve eldivenlerin tükendiği, piyasada bulunmadığı sıkça haber bültenlerinde yer alıyor. Koronavirüsün önemli bir psikolojik etkisinin olduğu açıkça görülüyor. Nasıl virüsten korunmak için hijyene dikkat edip bağışıklık sistemimizi güçlü kılmak için çabalıyorsak psikolojimizi de bu süreçte yüksek tutmayı amaçlamalıyız' dedi.</p><p><br /><strong>İNFLUENZA&#39;DAN DAHA ÇOK KORKUTUYOR</strong></p><p><br />Koronavirüse yakalanma korkusunun bireysel hijyen sıklığını arttırdığına dikkati çeken Dr. Tuman, şunları söyledi: 'Yakın zamanda yapılan bir çalışmada insanların üçte birinin virüs hakkında, yüzde 7&#39;sinin ise virüs ile enfekte olma konusunda çok endişeli olduğu bildirildi. Aynı zamanda insanlarda hijyenik davranışlarda ve kaçınma davranışlarında artış olduğu gözleniyor. Salgını duyduğundan beri insanlar daha fazla yüz maskesi satın alıyor, ellerini daha fazla yıkıyor, toplu taşıma araçlarından ve halka açık yerlerden uzak duruyor. Aynı zamanda enfekte olmanın sonuçları hakkında insanlar yoğun kaygı ve korku yaşıyor. Koronavirüse yakalanma korkusu mevsimsel influenza gribinden daha fazla korku uyandırıyor, halbuki mevsimsel influenza gribinin daha fazla insanın ölümüne neden olduğunu biliyoruz. Ayrıca dünyada koronavirüs nedeniyle ölenlerin büyük çoğunluğu risk grubu dediğimiz yani yaşlı ve kronik kalp, akciğer ve böbrek hastalığı olanlardan oluşmakta.'</p><p><br /><strong>İYİLEŞME OLASILIĞINI DA GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURUN</strong></p><p><br />Dr. Tuman, dünya genelinde koronavirüs ile enfekte olan 100 kişiden 97&#39;sinin hastalığı atlattığını ancak medyanın bunu göz ardı ettiğini belirterek, şu bilgileri paylaştı: 'Burada aslında bilişsel çarpıtmaların devreye girdiğini görüyoruz. Bunlar felaketleştirme ve olumsuzu büyütme ve olumluyu küçültme. Hastalığa yakalanma olasılığımızı ve hastalığın mortalite oranını göz önünde bulundurduğumuzda hastalığa yakalanan kişinin iyileşme olasılığı yüzde 98. Ayrıca koronavirüs enfeksiyonlarından korunma yöntemleri mevsimsel influenza gribinden korunma yöntemlerinden pek de farklı değil. Bunlar bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, düzenli uyku, dengeli beslenme ve diğer hijyen önlemleri gibidir. Burada bilişsel çarpıtmalarımızın farkına varmamız koronavirüs enfeksiyonları nedeniyle oluşan panik halini azaltmaya yardımcı olacaktır.'</p><p><br /><strong>SANSASYONEL HABERLERDEN KAÇININ</strong></p><p><br />'Önceki salgınlara ve pandemilere bakıldığında çeşitli psikolojik yatkınlık faktörlerinin koronafobide rol oynadığını görüyoruz' diyen Dr. Tuman, şu değerlendirmede bulundu: Bu yatkınlık faktörleri bireyden bireye değişkenlik gösterebilen belirsizliğe tahammülsüzlük, hastalığa karşı algılanan incinebilirlik düzeyinin yüksek olması ve kaygılanmaya (endişe) yatkınlık eğilimi gibi faktörlerdir. Koronavirüs ile enfekte olma korkusu ve kaygısı bu psikolojik yatkınlık faktörlerine sahip kişilerde daha fazla görülmektedir. Ayrıca bilgi eksikliği, yanlış bilgilendirme özellikle sansasyonel haber başlıklarının sağlıkla ilgili kaygıları ve fobileri körüklediği gösterilmiştir. Bu nedenle koronavirüs ile ilgili sağlıklı bilgilendirme ve toplumda panik ve kaygıya neden olacak tarzda haber vermekten kaçınma konusunda medyaya çok büyük görevler düşmektedir.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/koronavirus-gecici-koronafobi-kalici-olmasin.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Koronavirüs geçici, koronafobi kalıcı olmasın ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/koronavirus-gecici-koronafobi-kalici-olmasin.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Koronavirüse karşı nasıl beslenmeliyiz?]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/koronaviruse-karsi-nasil-beslenmeliyiz/1398/</link>
            <description><![CDATA[İstanbul Kent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üy. Gizem Köse, tüm dünyayı ve ülkemizi de tehdit eden koronavirüse karşı beslenmenin önemini vurgulayarak nasıl beslenilmesi gerektiğiyle ilgili açıklamalarda bulundu.<br>
<br>
<strong>'MUCİZEVİ BESİNLERLE İLGİLİ BİLDİRİMLER HALKI YANILTICI VE GERÇEK DIŞIDIR'</strong><br>
<br>
Özellikle son birkaç gündür yayınlanan mucizevi besinlerle ilgili bildirimlerin halkı yanıltıcı ve gerçek dışı olduğuna dikkat çeken Köse, 'Virüsler, bakteriler gibi hareket etmediği için sihirli bir besin takviyesi ya da akut tedaviyi sağlayacak bir besin bulunmamaktadır. Virüsten korunmamız ve yakalanma durumunda sistemimizden atabilmemiz için bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gerekir. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin en önemli yollarından biri bağışıklık öğelerini ve güçlerini arttırmaktır' dedi.<br>
<br>
<strong>BU DÖNEMDE SABAHLARI MUTLAKA YUMURTA TÜKETİLMELİ</strong><br>
<br>
Özellikle bu dönemde sabahları yumurta tüketmesi gerektiğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üy. Gizem Köse şunları söyledi: Bağışıklık öğelerimiz proteinlerden oluşur. Bu proteinler, yoğunluklu olarak hayvansal kaliteli proteinlerde bulunur. Bu yüzden protein içerikli yumurta, et, tavuk ve özellikle de balık tüketimini arttırmamız gerekir. Ancak etten üretilen ürünler (salam, sosis vb) bağışıklık sisteminin gücünü düşüreceğinden uzak durulmalıdır. Bu dönemde sabahları mutlaka yumurta tüketilmeli, yumurtanın içerisindeki öğelerin vücutta kullanılabilir hale gelmesi için yanında taze sebze tüketimi arttırılmalıdır. Ayrıca sağlıklı yağ asitlerini içeren ve kolay sindirilen bir protein olan balık sıklığı arttırılmalıdır. Balığın içerisindeki mineraller de bağışıklık öğelerinin oluşumuna destek olur.  Bağışıklık gücünü arttırmak için antioksidan alımını arttırmamız gerekir'<br>
<br>
<strong>'FAYDALI OLAN ŞEYLERİ DE ORANLARINDA KULLANMALIYIZ'</strong><br>
<br>
İstanbul Kent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üy. Gizem Köse, 'Öğünlerde farklı renkte sebze ve meyvelerin tüketimi ile renkleri onlara sağlayan bitkisel öğelerin alımı arttırılacaktır. Bir sebze ya da meyve ne kadar parlak ve renkli ise o kadar fazla öğe içerir' dedi ve ekledi: 'Aynı zamanda her renk farklı bir öğeyi temsil etmektedir. Örneğin; kırmızı renk likopen, turuncu renk ise karoten içeriğini gösterir. Mümkün oldukça her renk sebze bütün ana öğünlerde, ara öğünlerde ise parlak renkli (kivi, yeşil elma, portakal gibi) meyveler tüketilmelidir. Yeterli tüketim oranına bakarsak günde 2 porsiyon sebze ve 3 orta boy taze meyve yeterli olacaktır. Fazlasının bağışıklık sistemine desteği olmayabilir hatta enerji alımını arttırabilir. Bu yüzden faydalı olan şeyleri de oranlarında kullanmalıyız'<br>
<br>
<strong>BAL VE KURUYEMİŞ TÜKETİMİ</strong><br>
<br>
Bal ve kuruyemiş tüketimine de değinen Dr. Öğr. Üy. Gizem Köse, 'Bağışıklığımızı destekleyecek öğelerden biri de doğal öğeleri içeren baldır. Özellikle üreticisine güvendiğiniz bal, propolis gibi arı ürünlerini kullanmak bağışıklığı güçlendirir. Sabahları tüketilecek 1 tatlı kaşığı bal öksürüğü engellemeye de yardımcı olur. Propolis ve arı sütü ise bağışıklık öğelerinin gücünü arttırmada destekçidir. Ancak üretimine güvenmediğiniz, glikoz şurubu kullanılan bal ve arı ürünlerinde bu öğeler bulunmamaktadır.  Bir diğer destek ise kuruyemişlerdir. Kuruyemişlerin özelliği içerdikleri vitaminden değil minerallerden gelmektedir. Mineraller çoğunlukla metabolizmanın işlemesinde ve proteinlerin yapımında görevalırlar. Özellikle çinko ve magnezyum gibi mineraller her ne kadar boyutları küçük olsa da neredeyse bütün enzim sistemlerinde görevalırlar. Bu yüzden günde 1 avuç kadar ceviz, fındık veya badem tüketmek bu dönemde bağışıklığın desteklenmesine yararlı olacaktır' şeklinde konuştu.<br>
<br>
<strong>SU TÜKETİMİ ÖNEMLİ</strong><br>
<br>
Yeterli su tüketimi bütün hastalıkların önlenmesine önem arz ettiğini de söyleyen Köse şunları söyledi: 'Çünkü vücuttan uzaklaştırma yöntemlerimizden biri idrara çıkmaktır. Ayrıca kan dolaşımının düzenli sağlanabilmesi için günde en az 1.5 litre su tüketmemiz gerekir. Şu an içinde bulunduğumuz durumu da düşünürsek günde en az kg başına 30 ml su tüketmemiz salgından korunmamıza yardımcı olacaktır. Su yerine geçen bazı bitki  çayları (ıhlamur, adaçayı gibi) tüketilebilir. Ancak burada unutulmaması gereken bir şey var, o da çay ve kahve su yerine geçmez. Sadece su olarak en az 1.5 lt tüketmemiz, geriye kalan suyu ise çorba, ıhlamur, adaçayı, bazı sebzelerden almamız gerekir. Su olmadan besin öğeleri hücrelere taşınamaz. Bu yüzden fizyolojik süreçlerimizin aksamaması için sadece su olarak tüketmemiz gereken miktara dikkat edelim. Dünyaca ve ülkece zorda olduğumu bu salgında sağlık bakanlığının el yıkama ve toplu alanlardan uzak durma uyarılarına dikkat ettiğimiz sürece mucizeye ihtiyacımız kalmayacaktır. Beslenme, su tüketimi ve düzenli uyku açısından kendimizi desteklediğimizde de korunmayı güçlendiririz']]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/koronaviruse-karsi-nasil-beslenmeliyiz/1398/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 17 Mar 2020 15:16:05 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İstanbul Kent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üy. Gizem Köse, tüm dünyayı ve ülkemizi de tehdit eden koronavirüse karşı beslenmenin önemini vurgulayarak nasıl beslenilmesi gerektiğiyle ilgili açıklamalarda bulundu.<br /><br /><strong>'MUCİZEVİ BESİNLERLE İLGİLİ BİLDİRİMLER HALKI YANILTICI VE GERÇEK DIŞIDIR'</strong><br /><br />Özellikle son birkaç gündür yayınlanan mucizevi besinlerle ilgili bildirimlerin halkı yanıltıcı ve gerçek dışı olduğuna dikkat çeken Köse, 'Virüsler, bakteriler gibi hareket etmediği için sihirli bir besin takviyesi ya da akut tedaviyi sağlayacak bir besin bulunmamaktadır. Virüsten korunmamız ve yakalanma durumunda sistemimizden atabilmemiz için bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gerekir. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin en önemli yollarından biri bağışıklık öğelerini ve güçlerini arttırmaktır' dedi.<br /><br /><strong>BU DÖNEMDE SABAHLARI MUTLAKA YUMURTA TÜKETİLMELİ</strong><br /><br />Özellikle bu dönemde sabahları yumurta tüketmesi gerektiğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üy. Gizem Köse şunları söyledi: Bağışıklık öğelerimiz proteinlerden oluşur. Bu proteinler, yoğunluklu olarak hayvansal kaliteli proteinlerde bulunur. Bu yüzden protein içerikli yumurta, et, tavuk ve özellikle de balık tüketimini arttırmamız gerekir. Ancak etten üretilen ürünler (salam, sosis vb) bağışıklık sisteminin gücünü düşüreceğinden uzak durulmalıdır. Bu dönemde sabahları mutlaka yumurta tüketilmeli, yumurtanın içerisindeki öğelerin vücutta kullanılabilir hale gelmesi için yanında taze sebze tüketimi arttırılmalıdır. Ayrıca sağlıklı yağ asitlerini içeren ve kolay sindirilen bir protein olan balık sıklığı arttırılmalıdır. Balığın içerisindeki mineraller de bağışıklık öğelerinin oluşumuna destek olur.  Bağışıklık gücünü arttırmak için antioksidan alımını arttırmamız gerekir'<br /><br /><strong>'FAYDALI OLAN ŞEYLERİ DE ORANLARINDA KULLANMALIYIZ'</strong><br /><br />İstanbul Kent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dr. Öğr. Üy. Gizem Köse, 'Öğünlerde farklı renkte sebze ve meyvelerin tüketimi ile renkleri onlara sağlayan bitkisel öğelerin alımı arttırılacaktır. Bir sebze ya da meyve ne kadar parlak ve renkli ise o kadar fazla öğe içerir' dedi ve ekledi: 'Aynı zamanda her renk farklı bir öğeyi temsil etmektedir. Örneğin; kırmızı renk likopen, turuncu renk ise karoten içeriğini gösterir. Mümkün oldukça her renk sebze bütün ana öğünlerde, ara öğünlerde ise parlak renkli (kivi, yeşil elma, portakal gibi) meyveler tüketilmelidir. Yeterli tüketim oranına bakarsak günde 2 porsiyon sebze ve 3 orta boy taze meyve yeterli olacaktır. Fazlasının bağışıklık sistemine desteği olmayabilir hatta enerji alımını arttırabilir. Bu yüzden faydalı olan şeyleri de oranlarında kullanmalıyız'<br /><br /><strong>BAL VE KURUYEMİŞ TÜKETİMİ</strong><br /><br />Bal ve kuruyemiş tüketimine de değinen Dr. Öğr. Üy. Gizem Köse, 'Bağışıklığımızı destekleyecek öğelerden biri de doğal öğeleri içeren baldır. Özellikle üreticisine güvendiğiniz bal, propolis gibi arı ürünlerini kullanmak bağışıklığı güçlendirir. Sabahları tüketilecek 1 tatlı kaşığı bal öksürüğü engellemeye de yardımcı olur. Propolis ve arı sütü ise bağışıklık öğelerinin gücünü arttırmada destekçidir. Ancak üretimine güvenmediğiniz, glikoz şurubu kullanılan bal ve arı ürünlerinde bu öğeler bulunmamaktadır.  Bir diğer destek ise kuruyemişlerdir. Kuruyemişlerin özelliği içerdikleri vitaminden değil minerallerden gelmektedir. Mineraller çoğunlukla metabolizmanın işlemesinde ve proteinlerin yapımında görev alırlar. Özellikle çinko ve magnezyum gibi mineraller her ne kadar boyutları küçük olsa da neredeyse bütün enzim sistemlerinde görev alırlar. Bu yüzden günde 1 avuç kadar ceviz, fındık veya badem tüketmek bu dönemde bağışıklığın desteklenmesine yararlı olacaktır' şeklinde konuştu.<br /><br /><strong>SU TÜKETİMİ ÖNEMLİ</strong><br /><br />Yeterli su tüketimi bütün hastalıkların önlenmesine önem arz ettiğini de söyleyen Köse şunları söyledi: 'Çünkü vücuttan uzaklaştırma yöntemlerimizden biri idrara çıkmaktır. Ayrıca kan dolaşımının düzenli sağlanabilmesi için günde en az 1.5 litre su tüketmemiz gerekir. Şu an içinde bulunduğumuz durumu da düşünürsek günde en az kg başına 30 ml su tüketmemiz salgından korunmamıza yardımcı olacaktır. Su yerine geçen bazı bitki  çayları (ıhlamur, adaçayı gibi) tüketilebilir. Ancak burada unutulmaması gereken bir şey var, o da çay ve kahve su yerine geçmez. Sadece su olarak en az 1.5 lt tüketmemiz, geriye kalan suyu ise çorba, ıhlamur, adaçayı, bazı sebzelerden almamız gerekir. Su olmadan besin öğeleri hücrelere taşınamaz. Bu yüzden fizyolojik süreçlerimizin aksamaması için sadece su olarak tüketmemiz gereken miktara dikkat edelim. Dünyaca ve ülkece zorda olduğumu bu salgında sağlık bakanlığının el yıkama ve toplu alanlardan uzak durma uyarılarına dikkat ettiğimiz sürece mucizeye ihtiyacımız kalmayacaktır. Beslenme, su tüketimi ve düzenli uyku açısından kendimizi desteklediğimizde de korunmayı güçlendiririz'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/koronaviruse-karsi-nasil-beslenmeliyiz.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Koronavirüse karşı nasıl beslenmeliyiz? ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/koronaviruse-karsi-nasil-beslenmeliyiz.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Coronamania ve insanoğlunun çaresizliği]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/caresizligi/1392/</link>
            <description><![CDATA[Komplo teorilerini bir tarafa bırakacak olursak, her şeyin ötesinde doğanın kendi dengesi vardır. Mükemmel ayar mekanizmaları ile her zaman kusursuz denge sağlanır. Zorlanmaya başlayınca, krize girdiğinde doğal seleksyon mekanizmalarını devreye sokar, kendini resetlemeye başlar ve her zaman dengesini bulur. İnsan medeniyeti varoluşundan bu yana birçok evrimden geçerek gelişim konusunda inanılmaz mesafeler kat etmiş, etmeye devam ediyor. Ancak doğaya, ilahi güce karşı ne kadar çaresiz olduğunu bu salgın ile beraber bir defa daha gördük.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/caresizligi/1392/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 17 Mar 2020 13:49:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Ortaya çıkan Corona salgını tüm dünyayı etkisi altına almakla kalmadı, üç ay gibi kısa bir sürede paranoyaya dönüştü. Hayatın doğal akışını değiştirdi, kitleleri adeta esir aldı. Bu cinnet durumları gündeme komplo teorilerini de beraberinde getirdi. Bu iddiaları güçlendiren verilen de yok değil. Mesela bu virüsün mutasyon özelliklerinin yok denecek kadar az olması. Hiç kimse sık sık mutasyon geçiren bir canlıyı ortalığa bilerek bırakamaz. Çünkü ne kadar tedbir alınırsa alınsın, uğradığı değişimler nedeniyle her an kontrolden çıkma potansiyeli taşıyacaktır.Bu komplo spekülasyonları doğrudur değildir. Esas olan gerçeklerdir. Realiteye bakınca da global çapta dünya nüfusunun ciddi şekilde dengesinin bozulduğu bir gerçektir. Toplum psikolojisini etki altına alma niyeti ile virüs suni olarak yaratılmışsa fazlasıyla amacına ulaşıldığı ortada. Marketlerin raflarını boşaltacak veya sıradan bir kolonya için yüz metrelik kuyrukta saatlerce bekleyecek kadar akıl tutulmasına ne sebep olabilir?Tabi ki, korku ki, ölüm korkusu taşıyan ne çok da insan varmış hayret. Hiçbir duygu korkudan daha güçlü olamaz. Toplumu manipüle ederek etki altına alma konusunda daha fazlasını merak edenler Gustave Le Bon&#39;un &quot;Kitleler psikolojisi&quot; kitabını okuyabilirler. Daha 19. y.y. yazılmasına rağmen, toplumun sürü psikolojisini çok iyi analiz etmiş ve bu alanda yazılmış en iyi kitapların başında gelmekte.Ancak, toplumu manipule etme gayretleri çift taraflı keskin bıçaktır. Korku ile toplum sürü haline getirilebilir ama toplumdaki bireylerin psikolojisi labilleşir ve bir o kadar da kontrol edilemez hal alır. Yani bu korku ortamı bir anda bunu yaratanların aleyhine dönebilir ki, tarihte buna birçok örnek de var.Diğer yandan, bu virüs gerçekten yansıtıldığı kadar insanoğlu için bir tehdit mi, yoksa biraz abartılıyor mu? Hastalığa yakalanma ve özellikle ölüm oranlarına bakıldığında aşırı telaş yapılacak bir durum yok. DSÖ&#39;nun (Dünya Sağlık Örgütü) olayı bu kadar ciddiye almasının sebebi, hastalığın kendisinden ziyade olayın kontrollerinde olmamasından dolayıdır. Ne yayılma açısından, ne de tedavi yöntemleri açısından ellerinden pek bir şey gelmemesindendir.Yoksa, virüsün mortalitesine (ölüm oranı) bakıldığında benzer salgınlardan çok daha tehlikeli değil. Çare mi?Peygamberimiz hadisinde cevabını vermiş:&quot;Allah temizleri sever!&quot;Komplo teorilerini bir tarafa bırakacak olursak, her şeyin ötesinde doğanın kendi dengesi vardır. Mükemmel ayar mekanizmaları ile her zaman kusursuz denge sağlanır. Zorlanmaya başlayınca, krize girdiğinde doğal seleksyon mekanizmalarını devreye sokar, kendini resetlemeye başlar ve her zaman dengesini bulur. İnsan medeniyeti varoluşundan bu yana birçok evrimden geçerek gelişim konusunda inanılmaz mesafeler kat etmiş, etmeye devam ediyor. Ancak doğaya, ilahi güce karşı ne kadar çaresiz olduğunu bu salgın ile beraber bir defa daha gördük.Bir güç zaman zaman kendini kaybeden insanoğluna ayar verir. Tarihte benzer birçok salgın veya felaketler yaşandığını biliyoruz. Bu musibetle belli zaman sonra başladığı gibi aniden yok olup gider. Bu Corona da bir süre sonra yok olup gidecek.Ancak, hiç bir alanda; ne ekonomik, ne siyasi, ne de herhangi başka bir alanda, artık hiç bir şeyin eskisi gibi olmayacağını hep beraber göreceğiz.Dr. Gürçay CEM ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/caresizligi.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Coronamania ve insanoğlunun çaresizliği ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/caresizligi.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Hastalarına yaşam umudu aşılıyorlar]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/hastalarina-yasam-umudu-asiliyorlar/1390/</link>
            <description><![CDATA[Sofya'da yaşayan Dr. Aya Taha ve Dr. Sezen Habilov, üç hafta öncesi nikah kıydılar ve balayına gitmek yerine, birkaç gün öncesi başkentin en büyük hastanesi "Pirogov'ta yatan Korona Virüsü hastalarının tedavisini gönüllü olarak üstlendiler.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/hastalarina-yasam-umudu-asiliyorlar/1390/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Tue, 17 Mar 2020 13:24:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Sofya&#39;da yaşayan Dr. Aya Taha ve Dr. Sezen Habilov, üç hafta öncesi nikah kıydılar ve balayına gitmek yerine, birkaç gün öncesi başkentin en büyük hastanesi &quot;Pirogov&#39;ta yatan Korona Virüsü hastalarının tedavisini gönüllü olarak üstlendiler.Hastanenin sağlık ekibi arasında gönüllü olarak tek çalışanlar olarak ünlenen Habilov çifti, 17 gündür süresiz karantina altında ve yoğun bir çalışma temposuyla, hastalarına yeniden yaşam umudu aşılamaya devam etmekte.Aysel MERT ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/hastalarina-yasam-umudu-asiliyorlar.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Hastalarına yaşam umudu aşılıyorlar ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/hastalarina-yasam-umudu-asiliyorlar.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sekiz Kırcaalili Venedik'te ev karantinası altında tutuluyor]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/sekiz-kircaalili-venedikte-ev-karantinasi-altinda-tutuluyor/1389/</link>
            <description><![CDATA[*** Kırcaali bölgesinde, Korona Virüsü, henüz can almadı, fakat İtalya'dan yurda dönüş yapmış olan  8 şüpheli kişi ev karantinasına altına alınmış durumda, 2 kişi ise Filibe'deki bir hastaneye kaldırılmıştır. Gurbetçi Erol Aradalı'dan edinilen bilgiye göre, İtalya' nın Venedik şehrinde bulunan 8 başka vatandaşımız da karantina ve gözetim altına alınmış durumda.
Bu şahısların İstanbul, Çorlu ve Silivri'de yakın akrabaları bulunmakta.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/sekiz-kircaalili-venedikte-ev-karantinasi-altinda-tutuluyor/1389/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 12 Mar 2020 16:39:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Kırcaali bölgesinde, Korona Virüsü, henüz can almadı, fakat İtalya&#39;dan yurda dönüş yapmış olan  8 şüpheli kişi ev karantinasına altına alınmış durumda, 2 kişi ise Filibe&#39;deki bir hastaneye kaldırılmıştır.Gurbetçi Erol Aradalı&#39;dan edinilen bilgiye göre, İtalya&#39; nın Venedik şehrinde bulunan 8 başka vatandaşımız da karantina ve gözetim altına alınmış durumda.Bu şahısların İstanbul, Çorlu ve Silivri&#39;de yakın akrabaları bulunmakta.Aysel MERT ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sekiz-kircaalili-venedikte-ev-karantinasi-altinda-tutuluyor.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sekiz Kırcaalili Venedik'te ev karantinası altında tutuluyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sekiz-kircaalili-venedikte-ev-karantinasi-altinda-tutuluyor.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Plevne Ve Gabrova'da Korona Virüsü Görüldü]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/plevne-ve-gabrovada-korona-virusu-goruldu/1381/</link>
            <description><![CDATA[*** Plevne şehrinde 27 ve 61 yaşlarındaki iki erkekte, Gabrovo'da ise 75 yaşındaki bir kadına ve bir sağlık personeline yapılan korona virüsü testlerinin pozitif çıktığı açıklandı.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/plevne-ve-gabrovada-korona-virusu-goruldu/1381/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Sun, 08 Mar 2020 13:09:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ En sonunda Bulgaristan&#39;da da korona virüsü ilk kez görüldü. Plevne şehrinde 27 ve 61 yaşlarındaki iki erkekte, Gabrovo&#39;da ise 75 yaşındaki bir kadına ve bir sağlık personeline yapılan korona virüsü testlerinin pozitif çıktığı açıklandı. Resmi yetkililer, korona virüsü taşıyanlarla temasta bulunan yaklaşık 60 kişinin tespit edildiğini ve teste tabi tutulacaklarını belirtti. Bu arada Kırcaali şehrinde, İtalya&#39;dan dönen bir kişinin sağlık taramasından geçirilmek için arandığı bildirildi. Aysel MERT ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/plevne-ve-gabrovada-korona-virusu-goruldu.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Plevne Ve Gabrova'da Korona Virüsü Görüldü ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/plevne-ve-gabrovada-korona-virusu-goruldu.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yağ oranınız yüzde 25'i geçiyorsa dikkat]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/yag-oraniniz-yuzde-25-i-geciyorsa-dikkat/1364/</link>
            <description><![CDATA[İstanbul Rumeli Üniversitesinin Uygulama Hastanesi olan REYAP Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hasan Abuoğlu, Dünya Sağlık Örgütü'nün obeziteyi, 'Vücutta hastalıklara neden olacak biçim ve oranda anormal, fazla miktarda yağ birikmesi' olarak tanımladığını belirterek, 'Vücut kitle İndeksinizin 40'ın üstünde olanlar morbid obez olarak kabul edilir. Vücutta yağ oranı ortalama olarak kadınlarda yüzde 22-28, erkeklerde ise yüzde 12-20 olmalıdır. Vücut yağ oranı kadınlarda yüzde 30 erkeklerde yüzde 25 üzerinde olması durumu obeziteyle ilişkilendirilir' dedi.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/yag-oraniniz-yuzde-25-i-geciyorsa-dikkat/1364/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/saglik/">Sağlık</category>
            <pubDate>Thu, 27 Feb 2020 12:37:02 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İstanbul Rumeli Üniversitesinin Uygulama Hastanesi olan REYAP Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Hasan Abuoğlu, Dünya Sağlık Örgütü&#39;nün obeziteyi, 'Vücutta hastalıklara neden olacak biçim ve oranda anormal, fazla miktarda yağ birikmesi&#39; olarak' tanımladığını belirterek, 'Vücut kitle İndeksinizin 40&#39;ın üstünde olanlar morbid obez olarak kabul edilir. Vücutta yağ oranı ortalama olarak kadınlarda yüzde 22-28, erkeklerde ise yüzde 12-20 olmalıdır. Vücut yağ oranı kadınlarda yüzde 30 erkeklerde yüzde 25 üzerinde olması durumu obeziteyle ilişkilendirilir' dedi.</p>'OBEZİTE BİRÇOK KANSER AÇISINDAN CİDDİ BİR RİSK FAKTÖRÜ'<p>Morbid obezite hastaları için obezite cerrahisinin düşünülebileceğini belirten Doç. Dr. Abuoğlu, 'Pankreas, kolon, meme, mesane, prostat, mide gibi kanserlere yakalanma açısından obezite ciddi bir risk faktörüdür. Ayrıca yüksek kolesterol sonucu damar sertliği, hipertansiyon, kalp krizi, inme riskini artırmaktadır. Tüm bunların yanı sıra çocuklar ve gençlerde özgüven kaybına, psikolojik bozukluklara ve sosyal problemlere sebep olan obezite kadınlarda infertilitenin (kısırlık) önemli bir nedeni olarak karşımıza çıkmaktadır' dedi.</p><p>Obezite cerrahisi hakkında bilgi veren Abuoğlu konuyla ilgili şunları söyledi: 'Obezite cerrahisi denilince akla ilk olarak mide küçültme ameliyatları gelmektedir. Mide küçültme ameliyatları birçok farklı girişim yöntemiyle yapılmaktadır, tek ve en iyi cerrahi yöntem veya seçenek yaklaşımından çok, hastaya en uygun yöntemi belirlemek daha doğrudur. Hangi ameliyat girişimi seçilirse seçilsin hepsi laparoskopik (kapalı) ameliyat yöntemiyle yapılmaktadır. Obezite cerrahisi vücut kitle indeksi 35-40 arasında olup, tip 2 şeker hastalığı, hipertansiyon, uyku apnesi, eklem rahatsızlıkları, jinekolojik problemler, kalp ve damar hastalığı olan hastalarda uygulanabilir. Ayrıca tip 2 diyabet ve metabolik bozuklukları bulunan, vücut kitle indeksi 30-35 arasında hastalarımızda gerekli tetkikler yapıldıktan sonra şeker hastalığının tedavisi için ameliyat programına dahil edilebilirler.'</p>'AMELİYAT SONRASI BESLENMEYE DİKKAT EDİLMELİ'<p>Ameliyat sonrası beslenmenin çok önemli olduğunun altını çizen Doç. Dr. Abuoğlu, 'Obezite ameliyatları sonrasında hastanın hayata yeni bir başlangıç yapması, kendileri için oluşturulan diyet programına uyması, besin, vitamin, mineral takviyelerine düzenli olarak devam etmesi oldukça önemlidir. Diyet programları kişiye özel oluşturulmalıdır. Temel prensipleri dikkat edilmeli, günlük protein gereksinimin karşılanması sağlanmalı, öğünler atlanmamalı ana ve ara öğünlere uyulmalı böylece mide aşırı doldurulmadan metabolizmanın daha hızlı çalışması sağlanmalıdır. Ameliyat sonrasında yemekler her zaman masa başında, önceden hazırlanmış bir tabaktan en az yarım saatlik bir sürede lokmalar iyi çiğnenerek tüketilmeli. Yemek sırasında TV veya bilgisayar izlenmemeli, akıllı telefonlar kullanılmamalıdır. Kesinlikle ikinci bir tabak, porsiyon tüketilmemelidir. Günlük su tüketimi 2 litrenin altına düşmemelidir. Yemeklerden yarım saat önce ve yarım saat sonra sıvı tüketimi yapılmamalıdır. Hazır içecekler kesinlikle tüketilmemeli, kafeinsiz ve gazsız içecekler tercih edilmelidir. Tüm önerilere severek ve isteyerek uyulmalı, yaşam biçimi olarak benimsenmelidir. Aile ve arkadaş çevresinden verilen önerilere uyulması konusunda sizlere destek olması istenmelidir' dedi.</p>'DÜZENLİ EGZERSİZ ÖNEMLİ ROL OYNUYOR'<p>Uzman denetiminde yapılacak düzenli egzersizlerin obezite ameliyatlarının başarısında önemli rol oynadığını ve iyileşme sürecini hızlandırdığını belirten Doç. Dr. Hasan Abuoğlu 'Her hastaya özel bir program oluşturulsa da mide ameliyatı sonrası yürüyüş ve egzersiz yapmada temel prensiplere uyulmalı doktorunuzun onayı olmadan sportif faaliyetlere başlanmamalıdır. Erken dönemde en ideal egzersizler yürüyüşlerdir. Doktorunuzun önerdiği tempo ve sürede yürüyüşler oldukça faydalıdır. İlk 6 hafta içinde karın hareketleri yapmaktan ve ağırlık kaldırmadan kaçınılmalıdır. Salon sporları veya yüzme gibi egzersizler kilo verimine ve doktor önerisine göre planlanmalıdır. Sevdiğiniz egzersizleri yapmak ideal olanıdır. Yüzme ve fitness tercih ettiğimiz egzersiz şekilleridir' diye konuştu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/yag-oraniniz-yuzde-i-geciyorsa-dikkat.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yağ oranınız yüzde 25'i geçiyorsa dikkat ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/yag-oraniniz-yuzde-i-geciyorsa-dikkat.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
    </channel>
</rss>