<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
   <channel>
      <title>Misyon Gazetesi</title>
      <link>https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/</link>
      <language>tr</language>
      <description>Türkiye ve dünya gündeminden haberler ve son dakika gelişmeleri takip etmek, editör ve yazarların gündeme dair kaleme aldıkları güncel köşe yazılarını ve analizlerini okumak için, doğru adrestesin!</description>
      <category>Newspaper - Kültür</category>
      <lastBuildDate>Sun, 10 May 2026 23:32:39 +0300</lastBuildDate>
      <ttl>1</ttl>
      <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	  <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
      <atom:link href="https://www.misyongazetesi.com/rss/haberler/kultur/" rel="self" type="application/rss+xml"/>
      <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com"/><atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.superfeedr.com"/>
        <item>
            <title><![CDATA[Balkan meselelerini en iyi bilen bir aydın]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/deliorman/2240/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/deliorman/2240/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Mon, 16 Mar 2026 02:36:06 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Mücadeleci Gazeteci ve Çanakkale Gazisi MAHMUT NECMEDDİN DELİORMAN (1897-1973) Bulgaristan Türklerinin kültürel hayatında önemli bir yeri olan Mahmud Necmeddin (Deliorman), ömrünü gazetecilikle geçiren biri olmakla beraber siyasî ve toplumsal faaliyetlerde de bulunan bir şahsiyettir. Görüş ve çalışmaları sebebiyle Bulgaristan&#39;da yaşadığı dönemde farklı tartışmalar içerisinde yer almış aydının kişiliği, eserleri ve fikirlerinin tanınması, Bulgaristan Müslümanları tarihinin daha iyi anlaşılması açısından önem arz etmektedir.Mahmut Necmeddin, 1897/1898 yılında Razgrad şehrinde dünyaya gelmiştir. Babası Hfızoğulları süllesinden Ahmed Ağanın oğlu saraç Salih Efendi, annesi ise Kırımlı Hacı Hasan kızı Ayşe Hanımdır. İlk ve orta (rüşdiye) eğitimini doğduğu şehirde alan Mahmut Necmeddin, Balkan Savaşları sonrasında 16 yaşındayken Sofya&#39;ya gitmiş ve orada Türkçe yayınlanan 'Tunca', 'Resimli Türk Sadası' ve 'Türk Sadası' gazetelerinde stajyer olarak çalışarak haber toplamış, tercüme etmiş ve gazete dağıtımıyla uğraşmıştır. Bu yıllarda Osmanlı Sefareti ile tanışmış, bizzat Askerî Ataşe Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüştür.Birinci Dünya Savaşı&#39;nın başlamasından kısa bir zaman sonra Türk ordusuna katılıp Çanakkale cephesine gitmiştir. Bu esnada hastalığa yakalanması sebebiyle İstanbul&#39;a tedaviye gönderilmiş ve iyileşince savaş sonuna kadar İstanbul&#39;da Hill-i Ahmer (Kızılay) Cemiyeti ambarlarında görev yapmıştır. Savaş sona erince memleketi Razgrad&#39;a dönen Mahmut Necmeddin, kısa bir zaman 'Balkan' gazetesinde yazılar yazmıştır. Bu sıralarda Çiftçi Birliği siyasî oluşumu içerisinde siyasete girmiş ve Deliorman&#39;da partinin teşkiltlanmasında görev almıştır. Ayrıca eğitim ve vakıf konularında hizmetleri olmuştur.Stamboliyski&#39;nin kurduğu Çiftçi Birliği Hükümeti, 1923 yılında devrilince aralarında Mahmut Necmeddin&#39;in de bulunduğu bazı şahıslar tutuklanmıştır. Daha sonra 1925 ve 1933 yıllarında da tutuklanmıştır. Mahmut Necmeddin, 1921 yılında Razgrad&#39;da 'Deliorman' gazetesini kurmuştur. Gazetenin neşrine 1926 yılında ara verilmiştir, çünkü Razgrad&#39;ın Yonuzlar ve Karakocalar köylerinde 1926 yılında Türklere yapılan mezalimi protesto ettiği için devletin tepkisini çekerek Ziştovi&#39;ye sürülmüştür. Ancak 1926 yılı sonlarında Plevne&#39;ye giderek orada 'Mücadele' gazetesini çıkarmış, ertesi yıl ise Mehmet Behcet (Perim) ile 'Tuna Boyu' gazetesini neşretmiştir.1929 yılında düzenlenen Bulgaristan Türklerinin Birinci Türk Millî Kongresi&#39;nden sonra yeniden yayın hayatına dönen 'Deliorman' gazetesi, kongrenin sözcüsü olmuş ve 1933 yılına kadar kendisi tarafından yayınlanmıştır. 1933 yılında yaşanan 'Razgrad Mezarlık Hadisesi' ve Kesarevo köyündeki Türklere yapılan silhlı saldırıları dünya kamuoyuna duyurduğu için Bulgar milliyetçileri ve devletin gözüne batmış, hayatı tehlikeye girdiği için aynı yıl sonlarına doğru Türkiye&#39;ye sığınmıştır.Türkiye&#39;ye varınca Deliorman soyadını alan Mahmut Necmeddin İstanbul&#39;a yerleşmiştir. Daha Razgrad&#39;dayken Zehra Hanım ile yuva kurmuş ve Seyfi ile Leyl adlı çocukları olmuş, sonra ise Mürüvvet Hanım ile evlenerek Süheyl ve Altan adlarında oğulları olmuştur. Çocuklarının ilki hakim, ikincisi öğretmen, üçüncüsü Devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanı, sonuncusu da gazeteci ve tanınmış bir tarihçidir. Türkiye&#39;de hayatını gazeteci olarak sürdüren Deliorman, daha 1935 yılında 'Milliyet' gazetesi tarafından Sofya muhabiri olarak görevlendirilmiştir. Ancak bu görevi fazla sürmemiştir. Bu yüzden yeniden İstanbul&#39;a gelmiştir.Bundan sonraki hayatı, 'Balkan', 'Cumhuriyet', 'Hür Nizam', 'Açık Söz', 'Yeni Sabah', 'Demokrat Politika', 'İstikll', 'Milliyet', 'Tan', 'Zaman', 'Son Telgraf', 'Vakit', 'Son Dakika', 'Haber', 'Kurun', 'Hergün', 'Bugün', 'Türk Yurdu', 'Milli Işık', 'Tarih Konuşuyor', 'Türk Edebiyatı' gazete ve dergilerinin bazılarında çalışarak, bazılarına dışarıdan yazılar yazarak, 'Köy', 'Trakya Postası', 'Balkan Postası', 'Anavatan', 'Türk Görüşü', 'Çağdaş' ve 'Türk Dünyası' gibi bazılarını da bizzat yayınlayarak geçmiştir. Birbirinden farklı konularda çok değerli yazılar, yazı dizileri kaleme alan M. N. Deliorman, millî ruha sahip ve Balkanları çok iyi tanıyan bir yazar olarak tanınmıştır. Zaman içerisinde bazı yazılarını kitaplaştırmış, bazı konularda da irili ufaklı müstakil kitap ve broşürler kaleme almıştır.Gazetecilik çalışmaları dışında siyasî sahada da boş durmayan M. N. Deliorman, çocukluğundan tanıyıp hayranlıkla izlediği Ethem Ruhi Balkan ile birlikte 1946 yılında komünizme karşı milliyetçi Türkiye İşçi ve Çiftçi Partisi&#39;ni kurmuş, daha sonra ise Nuri Demirağ&#39;ın kurduğu Millî Kalkınma Partisi&#39;nde görev almıştır.Hayatını anlatırken, kendisini 'Razgrad&#39;da din mücahidi, Plevne&#39;de teşkiltçı ve Sofya&#39;da komitacı' olarak tanımlayan M. N. Deliorman, ünlü Makedon komitacısı İvan Mihaylov tarafından 'Bilgili, yılmaz ve cesur bir Türk mücahidi, Balkan meselelerini en iyi bilen bir aydın' olarak nitelemiştir. 7 Aralık 1973 tarihinde İstanbul&#39;da fnî dünyaya veda eden Mahmut Necmeddin Deliorman&#39;ın cenaze namazı Beyazıt Camisinde kılındıktan sonra naaşı Topkapı Çamlık mezarlığına defnedilmiştir.Allah taksiratını affeylesin! Eserleri:Meşrutiyetten Önce Balkan Türkleri (1942)Bulgarya&#39;daki 1.300.000 Türk (1943)Balkan Türklerinin tarihi (1943)Ruslar Balkanlarda Ne Yapmak İstiyor (1945)Makedonyalı Komiteciler Ne Yapmak İstiyor? (1946)Balkanlardaki Kızıllar Arasında 60 Gün (1946)Sofya Harabelerinden Akdeniz Kıyılarına (1946)Boğazlara Doğru Rus Emelleri: Bulgarlar ve Balkanlar (1950)Razgrad Mezarlık Hadisesinde Çanlar Benim İçin Çaldı (1955)Nuri Demirağ&#39;ın Hayat ve Mücadeleleri (1957)Bulgaristan Türkleri: Yakın Tarih ve Hatıralar (1972) <strong>Vedat S. Ahmed</strong><strong>hal-haber &amp; хал-хабер</strong> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/deliorman_1773618429_mp1F4k.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Balkan meselelerini en iyi bilen bir aydın ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/deliorman_1773618429_mp1F4k.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Hasan Rodoplu: Tiyatrodan nasıl kovulduk]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/kircaali-tiyatrosundan-neden-kovulduk/2192/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/kircaali-tiyatrosundan-neden-kovulduk/2192/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sun, 21 Sep 2025 14:47:48 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Sene 1971. Kırcaali&#39;deki devlet tiyatrosunda üç ünlü şarkıcımız çalışmakta - Ahmet Yusuf, Cemil Şaban ve Hasan Rodoplu. Hasan Rodoplu anlatıyor: Bizler, meşhur 'Bulgaristan' pastanesinde her sabah saat dokuz - on arası kahvelerimizi içip tiyatroda işbaşı yapıyorduk.Bir cuma günü, tiyatro müdürü Teofana Tekelieva bizi makamına çağırdı ve önümüzdeki hafta başında saat sekizde tiyatroda olmamızı emretti.Emir emirdir dedik, denilen saatte tiyatrodaydık. Prova yaptığımız salona girdik, ama girer girmez birde ne görelim, uzun bir masanın başında tam sekiz kişi oturuyordu. Sancak Şurası&#39;ndan gelmişlerdi. Bu manzara karşısında bayağı şaşırdık; neler oluyor ve niye sadece üçümüz çağrıldık diye…En ortada kültür sorumlusu Bekirski oturuyordu, kendisi bize, 'geçin oturun, size partimizin yeni kararını anlatmaya geldik.' diye söze başladı. Can kulağı ile dinliyorduk, yoldaş Bekirski, devam ederek dedi ki:<br>'Çocuklar, şimdiden sonra Türkçe okuduğunuz türküleri Bulgarca sözlerle okuyacaksınız… Bu BKP&#39;nin bir emridir ve eğer okumazsanız işinize son verecek...'Bu, olacak iş değildi!Neyse fazla uzatmayayım. Birer türkü seçmemiz istenildi, hazır olunca, komisyon bizi dinleyecekti. Tercüme işini de bize yüklediler, çaresizdik, sonuçta birer emir kuluyduk, söz hakkımız yoktu…Ahmet Yusuf, 'Küskünüm feleğe' şarkısını okuyacaktı. Cemil Şaban, 'Yaş kiremitte buz musun, gelin misin, kız mısın' türküsünü seçti. Ben ise, 'Kara kaşlı yar, ne bileyim ben senin cama geldiğini' tercih ettim.Önce rahmetli Ahmet başladı:' Az küstisah na felekata / Dade na mene mnogo dertove...'Bu sözleri duyar duymaz yoldaş Bekirski:'Sus be alçak herif! Sen bizimle alay mı ediyorsun? Marş navınka,' diye bağırarak Ahmet&#39;i kovdular.Sıra Cemil Şaban&#39;a geldi, zavallı titreyerek başladı:'Na keremida led li si, bulka li si, moma li si / Utre veçer şta duda / V kışti ti saminka li si / İzgori, Ognyan, izgori...'Türkünün kahramanı Osman,oldu Ognyan olmasına ama boşuna. Aynı şekilde Cemil&#39;i de kovdular.En sonunda sıra bana geldi. Yoldaş Bekirski, bana, 'Hayde be Turçine, başta ti se e kazval Ali, zaşto ne si Aliev, ami Rodoplu? No drugarya Şükrü Tahirov şte se obadi na Radyo Sofya i imeto ti veçe şte bıde sıobştavano kato Hasan Aliev...'Bu sözlerinden sonra, 'Poçvay da peeş' dedi. Bende başladım:'Çerni vejdi yar / Ot kıde da znam çe si doşla na moyto pencere, na moyta tencere...' Türkümü yarıda kesip beni de beni de kovdular alçak herifler…Üçümüzde çok üzüldük ve evlerimize toplandık.Ne hikmetse, işten kovulmamıza rağmen, bir hafta geçmeden yine tiyatroya çağrıldık. O dönemde tiyatronun içeriği dram, kukla ve estrad müziği ekiplerinden ibaret olarak faaliyet yürütüyordu. Bizler estrad bölümünün kadrolu sanatçılarıydık.Devlet, tiyatroya yıllık gelir planı koyuyordu. Dram ve kukla tiyatro ekipleri planlarını dolduramıyorlardı; çünkü temsillerine çok az sayıda seyirci gidiyordu.Halkımız ise bizi çok seviyordu ve ekibimiz daha ilk turnesinde belirlenen planı doldurup aşıyordu. Diğer iki ekibin planlarını da biz dolduruyorduk. Ahmet Yusuf, Cemil Şaban ve ben sahnede olmadığımız takdirde, ekibimiz tek bir bilet satamadan geri dönerdi.Biz olmadan, iflas edeceklerini kısa zamanda anlayan yönetim, bizi tekrar işbaşı yapmak için buyur etmişlerdi.Yoldaş Teofana, bize eskisi gibi devam etmemizi nasihat etti. Sonra, iki yıl içinde biz kendimiz mecburen işi bıraktık. Daha doğrusu bırakmaya mecbur kaldık. Her birimiz, kendine göre iş buldu. 'Aç mezarı yok, genç mezarı var' demiş atalarımız…O yıllarda yetenekli, becerikli ve entelektüel Türkler ezilmeye mahkumdular.Kahpe BKP kodomanları, koskoca şair Recep Küpçü&#39;yü bile bir peynir fabrikasında amele olarak çalıştırdılar.Satılmış ve şuursuz Türklerden profesör de yaparlardı, parti başkanı da dikerlerdi… Okumuş satılmışlara, okumuş cahillere şu dörtlüğümü ithaf ettim:At dediğin hep at&#39;tır / Dörtnal olur gidişi.Eşek hep eşektir ki / Yürürken yer o şişi. ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kircaali-tiyatrosundan-neden-k_1758455326_7JZvCF.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Hasan Rodoplu: Tiyatrodan nasıl kovulduk ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kircaali-tiyatrosundan-neden-k_1758455326_7JZvCF.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Dünden bugüne Sofya Radyosu]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/dunden-bugune-sofya-radyosu/2174/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/dunden-bugune-sofya-radyosu/2174/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Wed, 14 May 2025 20:43:44 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>7 Mayıs, Dünya Radyo ve Televizyon Günü&#39;nde, hayatının 40 yılını radyoya veren Nevriye Alieva ile 2018 yılında yaptığımız söyleşiyi dikkatinize tekrar sunuyoruz. </strong> <p>'Dünden Bugüne Radyo' bölümünde sıradaki konuğumuz Nevriye Alieva. 1953 yılından 1985 yılına kadar Sofya Radyosu&#39;nun 'Ahali yayınları' olarak bilinen yurtiçi yayınlarında çalışmış. İlk başlarda piyeslerde ses olarak yer almış, daha sonra da programları kağıda alan daktilocu olarak görev almış. </p><p>Ünlü jazz sanatçısı <strong>Yıldız İbrahimova&#39;nın </strong>annesi Nevriye Hanım, bugün artık 93 yaşında, ancak radyo anıları hala hafızasında capcanlı. Radyoda unutulmaz güzel günler geçirmiş. 'Radyo bana çok şey kazandırdı, radyo beni çık geliştirdi' diyor ve uzun ömrünün sırrını: 'İyilik yap iyilik göreceksiniz', sözleriyle özetliyor.<br><br>Yaptığımız röportajın bir bölümünü yayınlayarak, çınar misali bu bilge kadının anılarını dinleyicilerimizle paylaşıyoruz:<br><br><strong>Radyoyla tanışmanız ne zamandan?</strong><br><br>'Şimdi 93 yaşındayım. O zaman gençtik. Her hafta sonu gelir 'Haksever Hasan' programında yer alırdık. Piyesleri Cumartesi günü yazıyorduk. Ben ise daktilocu olarak çalıştım. 1953 yılında başladım. Bazen piyes yazdığımız günlerde gece saat ikiye kadar radyoda uğraşırdık. Ali Derviş ve başkalarıyla da çalıştık. Çok güzel piyesler yaptık. O kadar çok beğeniyordum ki onları, bir gün sordum sorumlu kadına: Ne yapıyorsunuz onları, yayınladıktan sonra yırtıp, atıyor musunuz? O da dedi ki : Sofya&#39;ya yakın bir köyde (Borovets) onları özel bir yerde muhafaza ediyoruz. Bütün geçen materyaller orada korunuyormuş. </p><p>Piyeslere, Sofya&#39;da yaşayan neredeyse bütün Türkler davet ediliyordu. Buradaki üniversite öğrencilerinin sesleri alınıyordu. Burada yaşayan önde gelenler de iştirak ederdi piyeslere. Çok mektup alırdık, çok da mektup gelirdi. Beğenilirdi, hele de Deliorman Türkleri, çok beğenirlerdi bizim yaptığımız işleri. 1955 yılında, memleket içine sanırım üç saat yayın yapardık. </p><p>Ben Silistre&#39;de doğdum. O zaman Romanya idi oraları. Romanya&#39;da okudum 7. sınıfa kadar. Orada güzel bir Türk okulumuz vardı. Yedi yıl, ben o kadar okudum. Ondan sonra artık Bulgarlar geldi ve okula devam etmedim.'<br><br><strong>1930&#39;lu- 40&#39;lı yılları bize anlatır mısınız?</strong><br><br>'Romanya&#39;da yaşamamız en iyiydi. Romenler Türklere hürmet eder. Daha sonra Bulgarlarla da iyi geçindik. Radyodaki Bulgar arkadaşlarımızla da çok iyi geçinirdik. Hele de piyesleri beraber yaparak, onlar da Türklerin sevdasını kaptılar. </p><p>Radyoda çok iyiydik. Ama ansızın böyle oldu /1985 yılında ülke içi yayınların kapanması/. Bundan sonra hiç gitmedim radyoya. Beni çağırdılar dış yayınlara. Avrupa&#39;dan çok mektup geliyormuş. Gel de mektupları oku bize dediler. Ama rahat olmadım, yurt dışı yayınlara çalışmadım. 1985&#39;te çıktım radyodan ve bir daha adımımı atmadım. O zaman çok kırıldık. Ansızından oldu bu iş. Topladılar bizi ve dediler ki yarından sonra ahali yayınları olmayacak. Bitti, dediler, yok artık Türkçe yayın. Üzüntümüzden yığıldık…'<br><br><strong>Radyo size ne kazandırdı?</strong><br><br>'Çok şey kazandırdı. Radyo işi çok iyi bir iştir. Her şeyi öğrenirsin. Mecbursun öğrenmeye, okumaya, kendini geliştirmeye. 40 sene çalıştım radyoda, her şeyi oradan öğrendim. İstemeden öğrenirsin, çünkü senin vazifendir o. Gazeteyi de okursun, kitabını da okursun…Radyo iyi bir yerdir ve gayet çok şey öğrenebilirsin.'<br><br><strong>Dinleyicilere özel ne demek istersiniz?</strong><br><br>'Dinleyicilere ne diyeyim, anneciğim. Güzel şarkılar dinlesinler. Ben hala da şarkı söylerim kendi kendime. İnsanı ayakta tutuyor. Şarkıları severim. Onlar da sevsin.'<br><br><strong>Bu uzun ömrün sırrı nedir?</strong><br><br>'Ben fenalık görmedim hayatımdan. Ne kocamdan, ne işimden. Hep böyle iyilik ile yaşadık. Konu-komşuyla da iyilikle yaşadık, hısım akrabalardan hep iyilik gördüm. İnsan iyilik yapsın. Elinden ne gelirse, iyilik yapsın. Onun semeresi var. İyilik yapan, iyilik buluyor. Öyle söyle. Kimseye fenalık yapmamışım şimdiye kadar. Hep iyilikle uğraştım.'</p><p>Sevda Dükkancı, </p><p>BNR Sofya Radyosu, Türkçe yayınları<br><br><br> </p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/dunden-bugune-sofya-radyosu_1747244623_UwoNcM.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Dünden bugüne Sofya Radyosu ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/dunden-bugune-sofya-radyosu_1747244623_UwoNcM.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Eski geleneklerimiz, bizler için paha biçilmez bir değerdir]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/eski-geleneklerimiz-bizler-icin-paha-bicilmez-bir-degerdir/2172/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/eski-geleneklerimiz-bizler-icin-paha-bicilmez-bir-degerdir/2172/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Fri, 09 May 2025 17:04:52 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Bugün, Mayıs ayının o tazeleyici nefesiyle, Deliorman&#39;ın güzelim Ceferler ( Sevar ) köyünde, Hıdırellez&#39;in coşkusunu hep birlikte yaşadık. Bu anlamlı gün, doğanın yeniden uyanışının yanı sıra, yüzyıllardır, bu topraklarda yaşattığımız o değerli Alevi inancımızın da bir kutlamasıdır.Sizler, Ceferler köyünün kıymetli kadınları, bu kadim geleneğin en güçlü taşıyıcılarısınız. Yaşınız ne olursa olsun, kalplerinizdeki o derin inanç ve birbirinize olan bağlılığınız, Alevi kültürümüzün, bu topraklarda kök salmaya devam etmesinin en büyük güvencesidir. Omuz omuza vererek, nesilden nesile aktardığınız bu zengin miras, bizler için paha biçilmez bir değerdir.Geleneklerimizi yaşatma gayretiniz, her birinizin yüreğindeki o sönmeyen sevgi ve saygıdan kaynaklanıyor. Bu topraklarda Alevi olmanın ne demek olduğunu, hoşgörüyü, dayanışmayı ve sevgiyi nasıl yaşatacağımızı bizlere en güzel şekilde gösteriyorsunuz. Sizlerin varlığı, genç nesillerimiz için bir ilham kaynağı, yol gösterici bir ışıktır.Ceferler köyünün tüm teyzelerine, ablalarına ve genç kızlarına sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bu güzel gelenekleri yaşatma ve geleceğe taşıma çabanız için minnettarız. İyi ki varsınız, iyi ki bu değerli mirası bizlerle paylaşıyorsunuz. Hıdırellez bayramınız kutlu olsun, birlik ve beraberliğimiz daim olsun!Sevgi ve saygılarım ile Adem Kula ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/eski-geleneklerimiz-bizler-ici_1746799491_C8eA3l.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Eski geleneklerimiz, bizler için paha biçilmez bir değerdir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/eski-geleneklerimiz-bizler-ici_1746799491_C8eA3l.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Susturulamaya kalem]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/susturulamaya-kalem/2155/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/susturulamaya-kalem/2155/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Wed, 12 Feb 2025 12:03:39 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Büyük Türk düşünürü Cemil Meriç, aydın insanı, 'kendi kafasıyla düşünen, kendi gönlüyle hisseden kişi' olarak tarif eder. Bulgaristan&#39;da komünizm döneminde insan hakları uğruna kalemini kılıç yaparak savaşan şair, yazar ve dava adamı Ömer Osman Erendoruk&#39;un ömrünün yedi yılı hapis ve sürgünlerde geçer. O, işkencelerin en acımasızca uygulandığı, on binlere mezar olan Belene Ölüm Kampı&#39;na da atılır. Buna rağmen, komünist sistem onun Bulgaristan Türklerinin millî ve manevi yolunu aydınlatan kalemini asla kıramadı, susturamadı. Yarım asra yakın bir süre komünizmin baskısı altında Bulgarlaştırılıp eritilmeye çalışılan Türk halkının acıları, ıstırapları, yalnızlığı, yönetimin sahtekrlığı, eserlerinin vazgeçilmez konuları olur. Ömrü boyunca, kendi halkıyla bir bütün olarak kalan demokrasi savaşçısı Erendoruk: 'Sevinci sevincimdi, acısı dinmez acım,Ağladım o ağlarsa, o gülüyorsa güldüm.Erkeğe biraderim, dedim, kadını bacım,Direndim direnenle, öldürülenle öldüm'. şiirinde, kendini çilekeş milletine adadığını ifade etmiştir. Mehmet TÜRKER ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/susturulamaya-kalem_1739351198_d9ua72.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Susturulamaya kalem ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/susturulamaya-kalem_1739351198_d9ua72.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[ATA YURDUMUZ DELİORMAN    - Birinci bölüm]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/deliorman/2090/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/deliorman/2090/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Tue, 28 May 2024 19:18:09 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Gezi notları ( 21.08.2019 - 26.08.2019 ). Denizli -Şamanköy - 2100 km.</p><p>Takriben 450-500 yıl kadar önce atalarımızın yurt yapmaya başlayıp, tam 500 yıl ikametten sonra terketmek mecburiyetinde kaldıkları, kulaktan dolma bilgilerle kendimizi bildik bileli, büyüklerimizden duyduklarımızla hayalimizde canlandırmaya çalıştığımız atalar yurdumuz Deliorman&#39;a seyahati çoktandır istiyordum. Hatta yanıma seyahat arkadaşları aramıştım.</p><p>Deliorman ( Ludogorie), aşağı Tuna Ovası&#39;nda, Rusçuk, Razgrad, Silistre, Şumnu ve Hacıoğlu Pazarcık şehirlerini de içine alan ve Türklerin bir zamanlar çok yoğun olarak yaşadığı geniş bir bölgedir.</p><p>Yerli halk tarafından böyle adlandırılmasının sebebi ağırlıklı olarak meşe, gürgen ve kızılcık ağaçlarının karışımından oluşan çok sık ve geçit vermez ormanlarla örtülü olmasından ileri gelmektedir.</p><p>Bölge, tarihte pehlivanları ile ün yapmıştır. Dünyaca ünlü Deliormanlı güreşçiler arasında Koca Yusuf, Ahmet Kara, Kurtdereli Mehmet Pehlivan, Kel Aliço ve Efrahim Kamberoğlu başta gelir.</p><p>Genelde Konya - Karaman civarından gelen Türkler ve Balıkesir civarından yörükler bölgeye yerleştirilmiştir.</p><p>Hayalimdeki Şamanköy ve çevresindeki yerleşimlerle, akrabalarımızın olduğu yakın köyler hakkında derlediğim bigilerle bir liste hazırladım. Eşimin ve evlatlarımın teşviki ile gerekli hazırlıkları yaparak beklemeye ve fırsat kollamaya başladım. Konaklama ve yeme içme hakkında araştırmalar yaptım.</p><p>Yurtdışı görevinden dört hafta izinli gelen küçük oğlum Yasir&#39;in de benimle beraber seyahat etmek arzusu beni heyecanlandırdı. Uzun bir seyahat olamayacağı belliydi.</p><p>Nihayet, 21.08.2019&#39; da yola çıkmaya karar verdik. Konaklama, yeme içme, güzergah hazırlıklarını yaptım. Hedefimdeki birinci yer Şamanköy&#39;dü ( Bardokva ). Aile fertlerimizden dedemin dedesi İnce Molla Hüseyin, buraları 1875-76 yıllarında terk etmiş. Dedem Hacı Ramazan&#39;ın babası Salih o zamanları henuz 13 yaşında imiş.</p><p>Görmek istediğimiz diğer köylerin arasında Duraçköy (Ludogortsi), Kılıçköy (Nojarovo), Abdülköy (Bogdantsi), Kıdırköy gibi yerleşim yerleri yer alıyordu. Ayrıca Şumnu, Razgrad, Kemallar (İsperih), Tutrakan, Silistre ve Rusçuk görülecek yerlerdi.</p><p>Birinci Gün. 21.08.2019, Çarşamba.</p><p>Sabah sekizde Denizli Yenişehir&#39; den ben, eşim, oğlum ve kızım özel aracımızla hareket ettik. Kaptanımız oğlum Yasir, uzun yol tecrübeli birisiydi.</p><p>Buldan, Alaşehir, Akhisar, Susurluk, Balıkesir, Bandırma yoluyla Biga&#39;ya ulaştık. Yolda Manyas gölü kenarından geçerken Kuş Cenneti Milli Parkı levhasını gördük. Uğramadan geçemedik. Burada 266&#39; ü aşkın kuş türü ile 23 balık türünün bulunduğunu öğrendik. Manyas gölünde tespit edilen balık türlerinin bazıları sazan, yayın, turna, tatlısu kefali, filise, gümüş, havuz balığı, tatlısu kolyosu, kayabalığı ve kızılkanat. Yapılan araştırmalarda göl ve yakın çevresinde 4 tür semender, 6 tür kurbağa, 4 tür yılan, 2 tür kertenkele ve 2 tür kaplumbağanın bulunduğu kaydedilmiştir.</p><p>Daha sonra Biga&#39;da kısa bir ihtiyaç ve alışveriş molası yaptık. Çardak&#39;tan Gelibolu&#39;ya geçelim derken çile başladı. Eyvah, gurbetçilerimizin dönüş günlerine denk geldik. Çile erken başladı. Feribot kuyruğunda adım adım gidip, 2.5 saat bekleyerek gemiye binip nihayet Çanakkale Boğazı&#39;nı geçtik.</p><p>Uzunköprü üzerinden akşam üzeri Babaeski&#39;ye vasıl olduk. Planımız üzere burada hısım ziyareti yapıp geceledik.<br /> </p><p>İkinci gün, 22.08.2019, Perşembe.</p><p>İlk istikametimiz Kırklareli. Kırklareli Müftümüzü, 2019-Hac dönüşü sebebiyle ziyaretimizin ardından, kendisinin delaleti ile Bulgaristan&#39;ın sınır bölgesi olan Burgaz ve diğer yöreleri iyi bilen, Kırklareli&#39;nde İmam-Hatip olarak görev yapan ve bir takım cami hizmetleri için sık sık Bulgaristan&#39;a gidip gelen, adaşım Emin Bıyıklı Hocamızdan çok faydalı bilgiler aldık. Giriş çıkış, yol durumu, sınırda yapılan işlemler vs. hakkında kafamızdaki tüm soruların cevaplarını aldık.</p><p>Böylece Dereköy sınır kapımıza doğru yöneldik. Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı ve gurbetçilerimizin dönüş trafiğine denk geldik. Dereköy&#39;de 4.5 saat kuyrukta sıramızı bekleyiverdik.</p><p>Sınırın, bu yörede Istranca Dağları&#39;ndan geçmesi nedeniyle, Türkiye ve Bulgaristan tarafı geniş ormanlık alanlarla doluydu. Ama seyahatimiz boyunca özellikle dikkatimi çeken, yol kenarlarında yoğun şekilde bulunan meyve ağaçları ve akasya ağaçlarıydı. Hatta diyebilirim ki, çoğu yerde akasya ormanlarından geçtik. Ağaçlardan oluşan tünellerden seyahat ediyorduk; ama Türkiye&#39;nin o güzelim gidişli gelişli, asfalt otoban gibi yollarını bulamadık.</p><p>Malko Tırnovo (Tırnovacık) Krushevets güzerg&acirc;hını izleyerek küçük kasaba ve köylerden geçerek Burgaz&#39;a ulaştık. Burgaz, Bulgaristan&#39;ın en büyük dördüncü şehriymiş. Araçla kısa bir şehir turu atarak yolumuza devam ettik. Bu gün Razgrat&#39;a varmayı planlarken Burgaz üzerinden ancak Aytos&#39;a kadar varabildik ve burada gecelemeye mecbur olduk.</p><p>Aydos, Bulgaristan&#39;ın doğusunda, Burgaz ilinde bulunan bir ilçedir. Karadeniz Kıyısı&#39;na 15 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. Dağlık bir alanda bulunur. Nüfusu 25.000 civarında. Nüfusun önemli kısmını Türkler oluşturmaktadır.</p><p>Akşam namazımızı Konyalı bir görevli imamımızın ardında kıldık. Burada mevcut üç camiden sadece bu cami kalmış, maalesef. Aytos&#39;da müftülük çalışanı Hüseyin Aga ile tanışmak, muhabbetleşmek varmış nasipte. O, yaşlı başlı haliyle bizimle ilgilendi ve koşturdu.</p><p>Sabah kahvaltısında, bir Türk börekçinin nefis peynirli börekleri ve çay güzel gitti. Burada ve çevredeki Türk yoğunluğunun göstergesi Aytos-İstanbul arası günlük otobüs seferlerinin olmasıdır.</p><p>Yeniden yola koyulduk. Buraları tamamen Türk bölgesi. Minareleri sayma imkanı yok. Yol kenarında, içinden geçtiğimiz bir köyün camisinin yanında durup yolda, karşıdan karşıya geçen birine selam verdik. Genç birisi idi. Cevap vermedi, ilgisiz bir şekilde devam edip yoluna gitti. Az sonra biraz orta yaşlı birisine selam verdik. &quot;Aleykümüs-selam!&quot; deyip yanımıza geldi. Tanıştık, Ömer ağa oğlu Yakub diye tanıttı kendini. Buranın eskiden dört camisi olan 1500 nüfuslu Kiremitliköy olduğunu öğrendik.</p><p>Asıl hedefimiz olan Razgrad&#39;a giderken Şumnu&#39;ya vardık. Cuma namazını Tombul Camii&#39;nde kıldık, hamdolsun. Şumnu Müftüsü Mesut Mehmedov Hoca&#39;yla tanıştık, muhabbetleştik, kahvesini içtik. Nüvab İmam Hatib Lisesi&#39;ni ziyaret ettik. Müftülük ziyaretimizde, personel Kahri ağayla tanıştık. Bu ismi ilk defa duymuştum. Anlamını sordum. Babama sormadım, dedi. Nereden gelip nereye gittiğimizi söyledik. Şamanköy&#39;e doğru gideceğiz deyince yanındaki boş masayı gösterip buradaki mesai arkadaşım eski Şamanköy İmamı demez mi. </p><p>Tarih boyunca farklı adlarla anılan Şumnu, bugün Bulgaristan&#39;ın en gözde turizm merkezlerinden biri. Tabiat ve tarihin buluştuğu şehir, ağırlıkla Türklerin yaşadığı Deliorman bölgesinde merkez şehirlerden biri.</p><p>1389&#39;da Çandarlı Ali Paşa tarafından fethedilen bölge, Osmanlı döneminde stratejik önem taşıyan askeri üslerden biriydi. Beş asır Osmanlı h&acirc;kimiyetinde kalan şehrin günümüzde adı Şumen. Miras kalan Türk kültürü ve Osmanlı mimarisi, şehrin çehresine zenginlik katıyor. Camiler, çeşmeler, medreseler ve hamamlar, bu kültürün izleri olarak hemen göze çarpıyor. Şumnu&#39;da Osmanlı döneminden miras yapıların birçoğuysa günümüze ulaşmayı başaramadı. Tarihi kayıtlara göre, Şumnu&#39;da 86 adet sıbyan mektebi ve 4 medresenin yanı sıra hastane, han, hamam, saat kulesi, bedesten, kervansaray, çeşmeler, köprüler, tekke ve zaviyeler inşa edildi. Ancak birçoğunun ahşap olması sebebiyle, zamanla kullanılamaz hale gelerek yıkıldıkları belirtiliyor. Cami sayısının ise 60 olduğu biliniyor. Osmanlı dönemindeki bu camilerden bugün ancak 3 cami ayakta. Ezan açıktan hoporlörle okunuyor.</p><p>Bugün cuma ezanı oğlumuz Yasir İnceler tarfından okundu. Evliya Çelebi Seyahatnamesi&#39;nin Şumnu ile ilgili bölümünde, buradaki Atik Nasuh Paşa Camii&#39;nin en eski cami olduğunu yazıyor. Uzun zaman ayakta kalan caminin, 1985 yılında komünist rejim tarafından yıktırılmış.</p><p>Üçüncü gün, Cuma, 23.08.2019.</p><p>Osmanlı&#39;nın Balkanlar&#39;da bıraktığı en nadide örneklerden biri, Şumnu&#39;nun simgesi Şerif Halil Paşa Camii mimarisiyle kente gelenleri büyülüyor. Bu semte gelince, kendinizi İstanbul&#39;da bir sokakta sanıyorsunuz. 1744 yılında inşa edilen ve Tombul Camii olarak da anılan yapı, ülkenin milli kültür ve tarih anıtı statüsüne sahip eserlerinden. Şumnu&#39;da yükselen ve Balkanlar&#39;ın en büyük ikinci camisi olan yapı, turistlerin de ilgisini çekiyor. Duvarları düz taştan kesilmiş cami, geometrik şekilde yontulmuş çeşitli bitki figürleriyle süslü. Caminin içindeyse Osmanlı&#39;daki Lale Devri etkisi diyebileceğimiz Türk barok kalem işi bezeme görülüyor. Tombul Camii, Batı mimarisinden izler taşısa da klasik bir Osmanlı yapısı hüviyetinde. Şerif Halil Paşa Camii kompleksi içinde bulunan külliye ve ihtişamlı şadırvansa, Osmanlı mimarisinin güzel bir örneği olarak dikkat çekiyor. Külliyenin ikinci katında bir zamanlar hizmet veren kütüphanenin tüm kitaplarıysa bugün Sofya Milli Kütüphanesi&#39;nde muhafaza ediliyor. Tombul Camii&#39;nin duvarlarındaki kuş evleri ilk göze çarpanlar arasında. Yerli ve yabancı turistlere açık olan camide, 2005 yılından bu yana restorasyon çalışması sürüyor.</p><p>Osmanlı h&acirc;kimiyetinden sonra, Bulgaristan&#39;da kalan Müslüman nüfus için yeni bir medrese olarak Medresetu&#39;n-Nüvvab kurulmuştur. Bulgaristan Müslümanlarının eğitim tarihi içinde, Osmanlı kalıntısı olan Şumnu&#39;daki Nüvvab Okulu önemli bir yer tutmaktadır. Medresetü&#39;n-Nüvvab Bulgaristan&#39;da müftü vekilleri, naibler, vaiz, imam-hatib yetiştiren bir eğitim müessesi anlamına gelir. Müslümanlar için de büyük önem arz etmektedir. Nüvab Türkiye&#39;deki İmam-hatip Liseleri&#39;nin muadilidir. En zor zamanlarda dahi öğrenime devam etmiştir.</p><p>Nüvab mezunu birçok aydınımız Bulgaristan ve Türkiye&#39;de önemli görevlerde bulunmuştur. Çeşitli alanlarda şöhret bulmuş, bu mezunlardan bazıları şunlardır: Ahmed Davudoğlu (Hacı Ahmed), Hafız Nazif Efendi, Halil Aydoğan (Halil Alisoman), Osman Kılıç, Osman Seyfeddin Efendi (Osman Keskioğlu), Muharrem Abdullah Devecioğlu, İsmail İbrahim Akdere, Hacı İsmail Efendi (İsmail Ezherli), Yusuf Ziyaeddin Ersal.</p><p>Razgrat şehri, Deliorman&#39;ın başkenti, pehlivan yatağı; Trakların, Roma ve Bizans medeniyetlerinin, Bulgar Devletleri&#39;nin ve Osmanlı Hakimiyeti&#39;nin izlerini taşıyan, Deliorman&#39;ın başkenti kabul edilir.</p><p>13. yüzyılda Hrısgrad olarak bilinen Bulgar köyü, günümüz Razgrad&#39;ın temelini oluşturduğu tahmin edilmekte. Söz konusu toprakların Osmanlılar tarafından fethedilmesiyle, 1530&#39;larda yeni bir kaza olarak Hezargrad kuruldu. Şehir Hezargrad, Hezergrad veya Hrazgrad olarak anılır olmuş.</p><p>Burada bulunan Maktul (Pargalı) İbrahim Paşa Camii, Osmanlılara ait ayakta kalmış en büyük sanat eseri hiç şüphesiz. UNESCO kataloğunda kayıtlı olan cami, Balkanlar&#39;da üçüncü büyüklüktedir.</p><p>Kanuni Sultan Süleyman Han devrinin meşhur sadrazamı (Pargalı)  İbrahim Paşa hayratlarına dahildir. 1616 yılında inşa ettirilmiş klasik Türk mimarisinin en güzel eserlerinden birisidir. Cami her şeyden önce dış görünüşüyle dikkati çekiyor. Şu anda ibadete kapalı olan cami, 30 yılı aşkın zamandır tamiri konusunda maalesef müşahhas bir adım atılmamış.</p><p>Osmanlı döneminin burada miraslarından bir başkası da 1608&ndash;1609 yıllarında inşa edilen Ahmet Bey Camii&#39;dir. Şehrin sembolü olan saat kulesi aynı döneme ait. Saat kulesi, 1764 yılında usta Todor Tonçev tarafından yapılmış.</p><p>Demir Baba Tekkesi. Hasan Demir Baba Pehlivan, bundan 500 yıl önce Deliorman&#39;da yaşamış ve bir çok kerametler izhar etmiş. Demir Baba&#39;nın adına yaptırılan tekke, 19. yüzyılın başlarında Rusçuk Paşası Pehlivan Baba tarfından tamir edilmiş. Macar bilim adamı Feliks Kanits&#39;e göre, Demir Baba türbesi, 1490 yılında yapılmış.</p><p>Tarihçi Babinger, onun Ali Dede adında bir Horasanlının oğlu olduğunu belirtiyor. Zamanla gelip Kemallar (İsperih) bölgesinde Kovancılar köyüne yerleşmiş. Dağlık ve ormanlık yerde yer alan tekke, Türk&ndash;İslam kültürünün tüm motiflerine sahip. Sağ tarafında adak kurbanı kesmek için özel yer dahi yapılmış.</p><p>Razgrad, edebiyat alanında büyük geleneğe sahip. Ahmet Şerif, Muharrem Tahsin, Şaban Mahmut ve Ali Pir gibi isimler, Razgrad ilinin muhtelif köylerinde doğup yetişmişler.</p><p>Razgrad, aynı zamanda pehlivan yatağı olarak bilinir. &quot;Zavutlu Kel Yahya, onun gibi gelmemiştir dünyaya&quot; deniliyor baş pehlivan duasında bile. Ne zaman kimlerle güreştiği bilinmeyen, bu efsanevi pehlivandan sonra günümüze kadar Torlaklı Deli Hafız, Ezerçeli Ergeleci İbrahim, Karagöz köylü Hüseyin Mehmet, Osman Duralı gelmiştir. Hepsinin gücü, derecesi, şan ve şerefi başka, hepsi hürmete layık. Gerek klasik, gerek serbest güreşte, Tahran dünya güreşlerinde 8 yıl dünya pehlivanlarının şahı bilinen Hamit Kaplan&#39;ı yenen Podayvalı Lütfi Ahmet yine bu toprakların evladıdır. Razgrad&#39;ı dünyaya tanıtan başka bir isim ise Montreal&#39;da Olimpiyat Şampiyonu olan &quot;Güreş profesörü&quot; küçük dev pehlivan Hasan İsaev&#39;dir.</p><p>Deliorman&#39;ın havası dillere destan olmuştur. Büyük pehlivanların hep buradan yetişmesi bir tesadüf değildir. Bunda, Deliorman&#39;ın havasının ve vaktiyle seçilmiş adamların serhad bekçisi, akıncı olarak buraya yerleştirilmesinin etkisi büyüktür.</p><p>Yukarıda adı geçen ünlü pehlivanlardan başka ,1895- 1898 yılları arasıda Avrupa ve Amerika&#39;da sırtı yere gelmeyen KocaYusuf, Aliço, Kavasoğlu, Şamdancıbaşı, Kazıkçı Karabekir, Kara Ahmet, Katrancı Mehmet, Kurtdereli Mehmet Pehlivan, Tevfik Ali Pehlivan, Selim Pehlivan, Koç Mehmed Pehlivan, Madaralı Ahmed, Kızılcıklı Mahmud Pehlivan, hep Deliorman ve çevresindendi.</p><p>/ Devam edecek / </p><p>Mehmed Emin İnceler</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/deliorman_1716918710_zh2eLc.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ ATA YURDUMUZ DELİORMAN    - Birinci bölüm ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/deliorman_1716918710_zh2eLc.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ayol, bizden bölücü mü olur]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/bolucu/2076/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/bolucu/2076/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Wed, 24 Apr 2024 14:16:39 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Son dönemde, Mefkure ve Rıza Mollov için yazılmış kitapları, içimi çeke çeke okudum.</p><p>Aman Allah&#39;ım, nedir bunca baskı ve zorbalık, nedir bu haksızlıklar, nedir bunca kin ve nefret?</p><p>Bahsettiğim bu iki kitabı, araştırmacı yazar Prof.Dr. Zeynep Zafer, geçenlerde Şumnu Kültürevi Kütüphanesi&#39;ne bağışladı. Buradan kendisine çok teşekkür ediyorum!</p><p>Bence, en kayda değeri, Bulgaristan&#39;daki Türklerin yakın tarihte başına gelenleri dillendiren bazı kitapların Türkçe&#39;den Bulgarca&#39;ya tercüme edilmesi olacaktır.</p><p>Başımızdan geçen bütün olumsuzlukları, ülkemizde yaşayan diğer etnosların temsilcileri de öğrenmeli, özellikle de Bulgarlar, bu kitapları okumalı diye düşünüyorum...</p><p>Bizim bir çok entelektüelimizin yaşam öyküsüne ve onların başarılarına değer vermek de bir tür toplumsal gelişimdir.</p><p>Mefküre ve Rıza Mollov ailesi gibi, yüzlerce eğitimli, bilgili ve aydın kişinin çektiği acıları anlatmaya hiç basit sözcükler yeter mi?</p><p>Yaşayan bilir, der hep atalarımız. </p><p>Yakın geçmişte bir berbat kültürel ve etnik asimilasyon süreci atlattık, adeta bir soykırımla yüz yüze geldik. Bir çok şehit verdik, manevi ve maddi hasarın haddi hesabı yok...</p><p>Ne yazık ki, günümüzde de o dönemden kalan bazı haksız uygulamalar devam etmekte.</p><p>Hem de ne biçim ve nasıl devam ediyor...</p><p>Bir ömür boyu, maddi ve manevi değerler uğruna can attık durduk.</p><p>Son zamanda aktif çalışan kurum ve kişilerin sayısı yükseldi.</p><p>Bir çok yerleşim yerinde, çeşitli dernekler, okumaevleri, korolar, folklor festivalleri gibileri aktif faaliyete geçtiler. Edebiyaçılarımız, sanatçılarımız, saz ustaları ve müzisyenlerimiz de devrede...</p><p> Ama, bütün bunlar kültürel kalkınmamız için yeterli mi?</p><p>Ana dili eğitimindeki sorun ve sıkıntıları çözmek için kaç adım atıldı dersiniz?</p><p>Yeterince öğretmenimiz, uzman bilir kişilerimiz var mı?</p><p>Bilgi edinilecek kurumlarımız neredeler?</p><p>Demokrasi ve özgürlük dedik, ama ne bir tam demokrasi gördük, ne de tam bir özgürlük yaşadık...</p><p>Hala geçiş dönemin bazı sıkıntıları ve baskılar devam ediyor.</p><p>&quot;Çok konuşuyoruz&quot; diye bize &quot;dur&quot; dediler.</p><p>Gerekenleri ve isteklerimizi uluorta dillendirdik diye, önümüze daha çok köstek attılar...</p><p>Hatta, birkaç kez alışılmışlığın dışında tehditlere maruz kaldık.</p><p>Toplumsal dava, özüne sırt dönen ve herhangi bir önemli görev alanların gözünde bizler &quot;bölücü&quot; olduk.</p><p>Ayol, bizden bölücü mü olur?</p><p>Vatanperverlik ve kendi etnik toplumuna adanmışlığın adı ne zamandan beri bölücülük oldu?</p><p>Bana bunu izah eder misiniz?</p><p>Ama karşıma çıkacak birilerini göremiyorum...</p><p>Engeller, perde arkasından pislikler, hasır altında yürütülen kirli oyunlar, yalan dolanlar, yalan uydurmalarla ad kirletmeler, kırıcı sözler, açıkça küfür edip saydırmalar...</p><p>Bir de, bizleri yok etmeye çalışanlarla, &quot;sahneden indirmeye çalışanlarla&quot; nasıl birlik olalım?</p><p>Zaman, her daim gerçekleri gösterecektir.</p><p>Bu dervan aynen böyle dönmeye devam edecektir.</p><p>Binlerce insanımız, bu &quot;hak hukuk &quot; sözcükleri uğruna ezildi, baskı gördü, çaresiz ve işsiz bırakıldı, adı uğruna onuru ve şerefi çiğnendi, cezalandırıldı, dayak yedi, yok edildi...</p><p>Bir çok değerli ve onurlu dava insanımız yaşarken hiç bir ilgi ve saygı görmedi, kimse kendilerini onulandırmadı, bir el uzatmadı...</p><p>Nice yüce kahramanımız öbür dünyaya göçtükten sonra, birileri çıkıp onlara &quot;değer verdi&quot;, kendi siyasi propagandası için onların isimlerini kullanmakta hiç bir abes görmedi.</p><p>Ayol, nice kahraman yiğidimiz hayatayken, sizler nerede gizleniyordunuz?</p><p>Yoksa, onlardan korkuyor muydunuz?</p><p>Şimdilerde çok anma törenleri tertiplenmekte; ama paylaşılan yığınla fotoğraflarda çoğu zaman davamızla hiç alakası olmayan figüranları görmekteyiz...</p><p>Bütün bu suni ve yapmacık sözde &quot;etkinliklerin&quot; toplumsal gelişime bir yararı dokundu mu?</p><p>Evet, şimdi bizler de mi boş boş konuşan ve sadece bir yalakalık uğruna debelenenlerin zihniyetinle mi hareket edelim?</p><p>Haklısınız, kurtlar arasında kurt olmak gerek!</p><p>Ama hangilerinin arasında olmak gerek? </p><p>Ne yazık ki, Bulgaristan doğumlu, sanat, müzik, folklor ve edebiyatla uğraşan, yetenekli 4-5 çocuğumuzun gösteri ve konserlerini düzenliyoruz; fakat bir bakıyoruz ki, bizim alnı şanlı &quot;Türk partisinin&quot; Türk asıllı yöneticileri, bizlere bir Türkçe sunum hakkı ve izni bile vermiyorlar...</p><p>Hatta, ana dilimiz Türkçe ve Türk kültür özümüz uğruna çalışanların katılımlarına engel oluyorlar.</p><p>Bu ne biçim küstahlık, terbiyesizlik ve partizanlıktır?</p><p>Önümüze engeller koyanlar, güya &quot;merkezden&quot; bu yönde emirler alıyorlarmış.</p><p>Ayol, hangi yasakçı merkezden bahsediyorsunuz sizler?</p><p>Hani, bütün yurtta demokrasi ve özgürlük gelmişti?</p><p>Bütün bunlar çok üzücü durumlar, adeta kahrolmak elde değil.</p><p> Ah be, güzel kardeşim, hiç yakışmıyor bütün bunlar, ne görevinize, ne yaşınıza, ne başınıza...</p><p>Son birkaç haftadır yine olumsuzluklar yaşadık.</p><p>Okumaevimize yeni baskınlar düzenlendi. Yapan ve yaptıranlar yine &quot;bizimkiler, yine &quot;seçilmişler...&quot;</p><p>Birileri bizim gibilerini ve genç kuşağın temsilcilerini tamamen sindirmek ve kendi tenha köşemize çekilmemizi istemekte.</p><p>Ne yazık ki, önemli pozisyonlara getirilmiş ve kendilerini bir siyasi kariyer uğruna satmış bazı &quot;bizimkiler&quot;, isimlerini kanun dışı işlere bulaştırmakta, beğenmedikleri gençlerimizin iş akitlerini sonlandırmaya kadar gidebiliyorlar...</p><p>Lafın kısası, irençlikler diz boyu; ama bizler yolumuza zor bela devam etmekteyiz.</p><p>İllaki, zorbalıkların ve zorbaların sonu bir gün gelecek.</p><p>Nurten REMZİ,</p><p>Şumnu</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bolucu_1713962210_yvqUka.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ayol, bizden bölücü mü olur ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bolucu_1713962210_yvqUka.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[İsmail Hakkı Tonguç - Bir eğitim devrimcisi]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/ismail-hakki-tonguc/2063/</link>
            <description><![CDATA[*** Tarih boyunca Türklerin dünya uygarlığına yaptığı tek özgün kaynak, Köy Enstitüleri'dir...]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/ismail-hakki-tonguc/2063/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Thu, 14 Mar 2024 23:52:18 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bulgaristan&#39;ın Silistre kentinin Tatar Atmaca köyünde (bugünkü adı:Sokol) doğar.</p><p>Sekiz kardeşin en büyüğü olduğu için bütün yük omuzlarındadır. Aç karınlarını doyurmak için harman altında sapların arasında tek tek buğday tanelerini toplar. Evde herkes onun yolunu gözlemektedir. Bazen bir avuç, bazen bir tas buğdayla evine döner. Bir avuçla eve döndüğünde, sanki suç işlemiş gibi annesinin gözlerine utancından bakamaz, o gün bir bahane bulur, evden ayrılır. Annesi bir avuç buğdayla çorba yapıp, kardeşlerini doyurana kadar da eve dönmez, aç uyur. Yeter ki kardeşleri &#39;açım&#39; demesin!</p><p> Baraka gibi bir evde yaşarlardı, evin üstünü bulabildiği tenekelerle kapatabildiği kadar kapatmıştı. Bir sabah kalktığında, yağan yağmur, küçük kardeşinin beşiğini doldurmuştu. O kardeşini kaybetti...</p><p>1914&#39;de öğrenimine devam etmek üzere tek başına İstanbul&#39;a geldi. Maarif Nazırı Şükrü bey tarafından parasız yatılı öğrenci olarak Kastamonu Muaallim Mektebine gönderildi. Sabah olduğunda okulun kahvaltısına kalktı, &#39;karnımı ilk defa 21 yaşında doyurabildim&#39; dedi.</p><p>Birinci Dünya Savaşı&#39;nın zor yılları. Açlık ve sefalet...</p><p>Önce öğretmenlik yaptı, sonra 1935&#39;de &#39;İlköğretim Genel Müdürü&#39; oldu...</p><p>Çatısı olmayan evde kardeşini kaybetmişti. Onu hiç unutmadı. Sık sık ata biner, köy okullarını ziyaret ederdi.</p><p>Bir gün yağmur yağarken bir köy okuluna gitti, içeri girdi. Kim olduğunu söylemedi. Öğretmen çocukları çatının akmayan yerine toplamış yumak olmuşlardı. &#39;Eyvah&#39; dedi, &#39;bu öğretmen, yürekli bir öğretmen ama belli ki Köy Enstitüsü mezunu değil.&#39; &#39;Çocuklar&#39; dedi, &#39;bana bir merdiven bulabilir misiniz?&#39; Birisi, &#39;ben bulurum&#39; dedi. Merdiven geldi, çatıyı bir yağmur damlası akmayacak hale getirdi.</p><p>Oradan ayrılırken, öğretmenin cebine kartını bıraktı. Atına bindi, şiddetle yağan yağmura aldırmadan yoluna devam etti. Öğretmen elini cebine attı, kartı çıkardı, okudu. Şöyle yazıyordu: İsmail Hakkı Tonguç - İlk Öğretim Genel Müdürü.</p><p>Kartın arkasındaki yazı da şöyleydi: &#39;Çatı yeniden yağmur akıtırsa, bana mektupla yazabilirsin.&#39;</p><p>İşte bir öğretmen, bir idealist, bir eğitim devrimcisi. Köy Enstitülerinin mimarı.</p><p>Çocuklarımızı akıl ve bilimin aydınlık ışığına yönlendiren, onların insana, doğaya, tüm öteki canlılara duyarlı, merhametli, sevgi dolu, özgüvenli, kişilikli, erdemli bireyler olmaları için emek veren, onları yüksek insanlık değerleri ile donatan tüm öğretmenlerimize saygıyla...</p><p>Ve bir söz: &quot;Tarih boyunca Türklerin dünya uygarlığına yaptığı tek özgün kaynak, Köy Enstitüleridir.&quot;</p><p>Prof.Dr. Enver Ziya Karal, Tarihçi</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ismail-hakki-tonguc_1710449611_pixX8A.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ İsmail Hakkı Tonguç - Bir eğitim devrimcisi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ismail-hakki-tonguc_1710449611_pixX8A.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[HAFİZE GÜN: Karlar Delen Kadın]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/hafize-gun-karlar-delen-kadin/2062/</link>
            <description><![CDATA[*** Hayatında esen bütün fırtınaları göğüsleyerek, ruhuna karşı maruz bırakıldığı tüm darbelere rağmen, 58 yıllık sanat hayatında, cesaretli ve mücadeleci bir Balkanlar kadını olarak büyük başarılara imza atmıştır.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/hafize-gun-karlar-delen-kadin/2062/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Mon, 11 Mar 2024 11:28:24 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Duruşuyla, verdiği mücadeleyle birçok kadına örnek olan; tiyatro, türkü ve şiir üçgeninde savrulup duran, sanatın üç dalında da zamanla yarışan ve unutulmaz iz bırakan, çok yönlü ve bir o kadar da etkili ve güçlü bir sanatçı, örnek bir Cumhuriyet kadınıdır Hafize Beysim Gün.</p><p>58 yıl, dile kolay. Tam 58 yıl süren bir sanat yolculuğu...</p><p>Hayatında esen bütün fırtınaları göğüsleyerek, ruhuna karşı maruz bırakıldığı tüm darbelere rağmen, 58 yıllık sanat hayatında, cesaretli ve mücadeleci bir Balkanlar kadını olarak büyük başarılara imza atmıştır. Onurla taşıdığı sanat meşalesiyle birçok kadının hayatını aydınlatan, umut veren, gönülleri fetheden değerli sanatçımıza sonsuz sevgi, saygı ve şükranlarımı sunuyor, kendisine sağlık ve güzelliklerle dolu nice yıllar diliyorum.</p><p>8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle, ERBALDER-Eskişehir Rumeli Balkan Kültür ve Dayanışma Derneği organizasyonunda, &ldquo;Hafize Beysim Gün&#39;ün her şeye rağmen sanatta varoluş hikayesi&rdquo; söyleşisi ve kutlama programı düzenledik.</p><p>8 Mart; kadınların eşitlik, özgürlük, kendilerine değer verilmesi, cinsiyet ayırımcılığına karşı ve daha huzurlu yaşamak için mücadele ettikleri, bedeller ödedikleri bir gündür.</p><p>Aralarındaki dayanışmayı ve toplumdan beklentilerini ifade ettikleri; fedakar, sabırlı, cesaretli ve güçlü bir kardelen gibi, karı delip çiçek açarak umut ve güzellikler saçan kadınların günüdür.</p><p>Bu özel günde duruşuyla, verdiği mücadeleyle birçok kadına örnek olan, Balkanlar sanat camiasının efsane ismi, Rodoplar&#39;ın kıvrak sesi, Deliorman sahnelerinin parlayan yıldızı, duayen ses ve tiyatro sanatçımız, çok değerli şairimiz Sayın Hafize Beysim Gün vardı aramızda.</p><p>Tiyatro, türkü, şiir üçgeninde savrulup duran, sanatın üç dalında da zamanla yarışan ve unutulmaz iz bırakan, çok yönlü ve bir o kadar da etkili ve güçlü bir sanatçı, örnek bir Cumhuriyet kadınıdır Hafize Gün.</p><p>Bu güzel organizasyonda bize her türlü destek veren başta değerli Odunpazarı Belediye Başkanımız Sayın Av.Kazım Kurt&#39;a, çok kıymetli Odunpazarı Belediye Başkan Yardımçısı Sayın Figen Engin&#39;e, Odunpazarı Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Sayın Ebru Dedeoğlu&#39;na, Odunpazarı Belediyesi Kadın ve Aile Müdür V. Sayın Birgül Alpat&#39;a ve hazırlık aşamasında daima yanımızda olan genç asistanı Sayın Burcu Öztürk&#39;e, her türlü teknik destek veren Yunus Emre Kültür ve Sanat Merkezi çalışanlarına, ERBALDER Kitap Okuma Grubu&#39;ndan tüm fedakar arkadaşlarımıza, okuduğu şiirle günümüze daha da anlamlaştıran sevgili Sevcan Güler&#39;e, harika bir gösteriyle programımıza renk katan Balkanika Halk Oyunları Topluluğu&#39;ndan Rumelili kızlarımız Sevcan Gökçen&#39;e, Kübra Avdan&#39;a, Gülçin Mutlu&#39;ya, Nilüfer Bahar&#39;a, Gülber Mert&#39;e, Gülcan Gore&#39;ye ve kıymetli dansçılarımız Erhan Güneş ile Ergün Açıkeller&#39;e, o derin ve tok sesiyle programımızı güzelleştiren değerli sunucumuz Sayın Serpil Vurucu&#39;ya, gönderdikleri telgraflarla bizi mutlu eden çok değerli Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Prof.Dr.Yılmaz Büyükerşen&#39;e ve kıymetli Tepebaşı Belediye Başkanımız Sayın Dt. Ahmet Ataç&#39;a, büyük özveri gösteren Öncül Ekibi&#39;nden güzel yürekli yol arkadaşlarımıza ve varlığıyla bizi onurlandıran tüm konuklarımıza en içten teşekkürlerimizi ve saygılarımızı sunuyoruz.</p><p>Eskişehir Rumeli Balkan Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu adına:</p><p>Neziha BİLEN</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/hafize-gun-karlar-delen-kadin_1710145844_P2hqEL.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ HAFİZE GÜN: Karlar Delen Kadın ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/hafize-gun-karlar-delen-kadin_1710145844_P2hqEL.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kamçı Boyu'ndan bir Ürkiye Destanı]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/urkiye/2052/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/urkiye/2052/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sat, 13 Jan 2024 20:43:55 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bu olay Osmanlı zamanında, Burgaz ilinin Duvankaya köyünde yaşanmıştır.</p><p>1850 yıllarında, köyümüz Duvankaya&#39;da Topaloğulları adında bir sülale varmış. Bunlardan Salim Topaloğlu&#39;nun ailesinde, Ürkiye adında güzeller güzeli, melek gibi bir kız yetişir.</p><p>Bu güzel kızı bir defa gören bir daha ondan gözünü ayıramazmış, kız evlilik çağına girince, hem kendi köyünün hem etraf köylerin delikanlıları, bu güzel kızın peşinden koşmaya başlamışlar.</p><p>Bunların arasında Varna&#39;nın Bekçi köyünden olan çok yakışıklı bir delikanlı varmış, adı Osman&#39;mış.</p><p>Bu delikanlı, güzeller güzeli Ürkiye&#39;ye sırılsıklam aşık olur, gözü ondan başkasını görmez olmur. Osman, büyük aşkını gizlice Ürkiye kıza iletir; fakat kızdan olumlu bir cevap alamaz.</p><p>Buna rağmen, kızın peşini bırakmaz, dünürler göndererek ana babasından da istemiş olur; ama yine olumlu cevap alamaz; çünkü Ürkiye kız, köyünü bırakıp aşırı uzaktaki bir köye gelin gitmek istemez...</p><p>Hiç bir şekilde Osman&#39;a yüz göstermez; fakat buna rağmen bizim delikanlı geri adım atmaz ve Ürkiye&#39;den asla vazgeçmez.</p><p>En sonunda Osman&#39;ın tarafı ağır basar ve kızın babası Salim&#39;i yanıltmayı başarırlar; ama Ürkiye&#39;yi babası bile, bu evliliğe ikna edemez ve kızının gizlice kaçırılmasına rıza gösterir.</p><p>İki aile reisi tarafında anlaşma sağlanır ve kızın kaçırılacağı gün belirlenir. O gün gelir ve Ürkiye&#39;yi babası tek başına Damdere&#39;ye bahçe sulamaya gönderir.</p><p>Hiç bir şeyden haberi olmayan kız, tam bahçeyi sulamaya başladığı anda, Osman ve kendisine eşlik eden arkadaşları tarafından yaka paça tutulup kaçırılır.</p><p>Çevrede bulunanalar tarafından kızın yardım çığlıklarını duyulur; fakat hiçbir kimse yardım etmeye cesaret edemez.</p><p>Bir tek köye haber vermekle yetinirler, kızlarının kaçırılma haberini alan anne deliye döner, saçını başını yolar, baba ise hiç bir tepki göstermez.</p><p>Kocasının, bu umursamaz halini gören perişan olan anne, Salim beyin yakasına yapışır ve &quot;Sen kızımızı onun için mi tek başına gönderdin, hemen git kızımı bana geri getir&quot; der.</p><p>Salim aganın karısına cevabı şöyle olur:</p><p>&quot;Bir zamanlar seni ben de böyle kaçırmıştım, bak şimdi gül gibi geçinip gidiyoruz, kızımızda alışır ve geçinir.&quot;</p><p>Bunu duyan anne, kızının kaçırılmasında babasının onayı olduğunu anlar ve gidip onu muhtara şikayet eder.</p><p>O yıllarda, köy cemaati, kendini bu tür haksızlıklardan korumak için, yedi azadan oluşan bir mahkeme heyeti kuruyormuş.</p><p>Bu heyetin başını köy muhtarı çekiyormuş, suç işleyenlerin cezasını onlar veriyormuş.</p><p>Bu tür davalar, cami yanında, bütün köy halkının gözü önünde bakılıyormuş.</p><p>Salim agadan, hanımı şikayet edince, kendisini heyet üyeleri tutuklayıp cami odasında sorguya çekmişler. Daha sonra ise muhtar, kehyasına, köy halkını toplaması için emir vermiş.</p><p>Köy halkı, cami yanına toplanmış ve alay kurulmuş. Meydanın ortasına bir falaka kurulmuş ve Salim aga buna sıkıca bağlanıp, bizim Kamçı Boyu deyimiyle: &quot;Eşek sudan gelinceye kadar dövülmüş...&quot;</p><p>Daha sonra, bu dayak olayı, bir türkü beytine dönüştürülmüş:</p><p>&quot;Camiye kurdular alayı</p><p>bastılar Salime kalayı </p><p>Salim kalayı yemiş</p><p>ama Ürkiye kız geri gelmemiş&quot;</p><p>Edinilen bilgilere göre, Ürkiye kız kaçırılıp Bekçi köyüne varıldığında, orada hazır bekleyen bir at arabasıyla, Provadı kasabasına aşırılmış ve uzun zaman orada tutulmuş. Bu zaman zarfında, Ürkiye&#39;nin geri dönüş yolları kapanmış. Osmanla geçinmek zorunda kalmış...</p><p>1878 yılındaki  Osmanlı - Rus Savaşı sonrasında, Kapı Bayırı&#39;na sınır çekilince, bu bölgede göçler başlamış. Osman ve Ürkiye, 1884 yılında, Türkiye&#39;ye göç etmişler.</p><p>Arkalarında ise, kendilerine yakılan bu güzel türküyü bırakmışlar:</p><p>Damderenin taşları salla Ürkiyem saçları yar aman aman</p><p>Sallada Ürkiyem saçları oynasın omuz başların yar aman aman</p><p>Dolayın üstünde kuzu burma burma boynuzu yar aman aman</p><p>Şu Salimin ak kızı örtünüvermiş algazı yar aman aman</p><p>Dolayı duman bürüdü Osman Ürkiyeyi sürüdü yar aman aman</p><p>Durulca dereye varınca her yanları çürüdü yar aman aman.</p><p>Camiye kurdular alayı bastılar Salime kalayı yar aman aman</p><p>Düşünmeyin komşular bulunur onun kolayı yar aman aman</p><p>Ey burası neresi çembercinin deresi yar aman aman</p><p>Durulca dereyi geçince Duvankaya merası yar aman aman</p><p>Bu yazıyı kaleme alan: Mehmed Uzun</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/urkiye_1705168985_0RrNWx.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kamçı Boyu'ndan bir Ürkiye Destanı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/urkiye_1705168985_0RrNWx.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Nice beş yıllara Nöbettepe!]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/nice-bes-yillara-nobettepe/2038/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/nice-bes-yillara-nobettepe/2038/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sun, 19 Nov 2023 03:03:13 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Türkçe ve Bulgarca olmak üzere, iki dilin arasındaki kültürel zenginliği en güzel şekilde bizlere 5 yıldır ulaştıran Nöbettepe Dergisi&#39;nin, değerli Genel Yayın Yönetmeni Kadriye Cesur Hocama; Genel Koordinatör Şenar Bahar&#39;a; Ve emeği, göz nuru olan tüm Türk ve Bulgar akademisyen, yazar, şair, sanatçı ve dostlara sevgi ve saygılarımı sunuyorum.</p><p>Bugün, yayın hayatında, 5. Yaşını kutladığımız, bu iki dilli özel ve anlamlı dergi, iki halk arasında, sadece kültürün, edebiyatın ve sanatın köprüsü olmayıp aynı zamanda yeni dostlukların temelini de atmaktadır.</p><p>Ben de böyle müstesna bir topluluğa d&acirc;hil olmaktan büyük mutluluk ve gurur duyuyorum. Bu mesleğin içerisinde aileler olarak bizler ve çocuklarımız, birçok ülkenin ev sahipliğini yaşıyor ve tecrübe ediyoruz, her geçen gün çok dilliliğin öneminin farkına varıyoruz.</p><p>Dünya artık büyük bir aile! Çok dilli olmak da, bu büyük ailenin bir parçası! Ancak hepimiz günün sonunda evimizde olmak isteriz; evimizin anahtarı da anadilimizdir.</p><p>İşte bu yüzden, bizi, ana vatanımızın dışında iken evimizde hissettiren her emek, her çalışma çok kıymetli.</p><p>Dergiyi eline alıp okuyan, sayfalarında gezinen dostlar, ananesinden bir ninni mısrası, çocukluğundan bir tekerleme, büyükbabasından bir deyişi kulağında duyup, içinde hissediyorsa, bence bütün emekler karşılığını bulmuş demektir.</p><p>Nöbettepe, bunu başarmıştır. Bu dergi, içinde büyük özveri, gönüllülük, sevgi ve saygı barındıran, kültürler arası bir paylaşım, bir değerdir ve yayın hayatı boyunca, siz değerli yazarlarımız ve sanatçılarımızın katkılarıyla daha nice güzelliklere vesile olacaktır.</p><p>Bu güzel ve anlamlı iki dilli derginin yeni yaşını, 5. yılını kutluyor, uzun soluklu olmasını en içten duygularımla diliyor ve emeği geçen herkese teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.</p><p>Avukat Sinem Doğan Küngerü,</p><p>Türk-Bulgar Edebiyat Kulübü Onursal Başkanı</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/nice-bes-yillara-nobettepe_1700352193_tXwGaO.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Nice beş yıllara Nöbettepe! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/nice-bes-yillara-nobettepe_1700352193_tXwGaO.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Prof. Dr. Rasim Özgür'ün ardından...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/prof-dr-rasim-ozgur-un-ardindan/2027/</link>
            <description><![CDATA[Son derece mütevazı, harika bir insandı. Sanatıyla iz bırakan büyük değerimizi sonsuzluğa uğurlamak yüreklerimizi sızlatmakta...]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/prof-dr-rasim-ozgur-un-ardindan/2027/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Thu, 07 Sep 2023 17:36:27 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bulgaristan&#39;ın Cebel bölgesinden ana vatana göç etmiş olan, Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Rasim Özgür&#39;ün ani vefatının, camiamız arasında yarattığı derin üzüntü ve yankılar halen sürüyor.</p><p>Ressam Rasim Özgür, soyadından da anlaşıldığı gibi, özgürlüğe düşkünlüğü ve barışseverliği ile bilinirdi. </p><p>Yıkılan totaliter komünist rejim, kendisine karşı çok acımasızca davrandı ve onu Belene adasında bulunan temerküz kampına sürgün etti.</p><p>Burada da yeteneğini ve özgür ruhunu konuşturan usta sanatçı, kampta esir tutulan onlarca dava arkadaşının, gizlice karakalem çizim portrelerini yaptı. Bunların çoğu hala muhafaza edilmekte.</p><p>Ressamlarımızdan Aynur Mahmudova Kaplan, meslektaşı Prof. Dr. Rasim Özgür&#39;ün anısı önünde eğilerek şunları belirtti:</p><p>&quot;Sevgili Rasim Özgür &#39;ün vefat haberi bizleri yasa boğdu. Türklük uğruna Belene&#39;de verdiği mücadele ile zaten gönüllerimizin kahramanı olmuştu.</p><p>Son derece mütevazı, harika bir insandı. Sanatıyla iz bırakan büyük değerimizi sonsuzluğa uğurlamak yüreklerimizi sızlatmakta. Renkler yoldaşın, mekanın cennet olsun, dostum!&quot;</p><p>Mert Can</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/prof-dr-rasim-ozgur-un-ardinda_1694097466_uAHRGi.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Prof. Dr. Rasim Özgür'ün ardından... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/prof-dr-rasim-ozgur-un-ardinda_1694097466_uAHRGi.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Osman Nuri Peremeci: Unutulması mümkün olmayan bir aydın]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/osman-nuri-peremeci-unutulmasi-mumkun-olmayan-bir-aydin/1979/</link>
            <description><![CDATA[Peremeci, doğmuş olduğu Bulgaristan topraklarında yıllarca sürdürdüğü çetin Türk maarif davasından sonra yerleştiği Edirne’de, 1930’ların başında ivme kazanan Türk-Bulgar eğitim ve kültür münasebetleri ve iki komşu ülkenin karşılıklı tanıtılması alanında emek sarf eden bir aydın kimliğine bürünmüştür.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/osman-nuri-peremeci-unutulmasi-mumkun-olmayan-bir-aydin/1979/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sat, 18 Mar 2023 20:57:51 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Bulgaristan&#39;daki Türklerin tarihinde iz bırakanlar..._______________________________________<p>Bulgaristan&#39;daki Türklerin son yüzyıl içinde yetiştirdiği büyük fikir adamlarımızdan, tarihçilerimizden ve eğitmenlerimizden olan Osman Nuri Peremeci, 1874 yılında Şumnu&#39;da doğmuştur.</p><p>İlköğrenimini Şumnu&#39;da tanınmış hattat Hacı Abdurrahman Hilmi Efendi&#39;nin mektebinde bitirdi. Ortaöğrenimini Şumnu Rüştiyesi&#39;nde tamamladı. Farsça, Arapça dilleri ile birlikte hat sanatından da talik, ayan, kufi, sülüs gibi yazı çeşitlerinde söz sahibi olarak öğretmenliğe başladı.</p><p>Varna, Osmanpazarı, Eskicuma, Pravadi, Niğbolu, Rusçuk, Tırnova ve Edirne&#39;nin Subaşı köyünde öğretmenlik yaptıktan sonra, 1938&#39;de lise bitirme sınavlarına girerek ortaokullarda yardımcı öğretmenlik hakkı kazandı. Türkçe, tarih, coğrafya ve yurt bilgisi dersleri verdi.</p><p>17 yaşında öğretmen olan ve daha sonra Osmanlı İmparatorluğu&#39;nun başkenti İstanbul&#39;a giden Osman Nuri, burada Meclis-i Kebiri Maarif  önünde sınava girerek tarih öğretmeni olmuş ve Osmanlı hükümeti tarafından Varna Ruştiyesi tarih öğretmenliğine tayin edilmiştir.</p><p>1890 yılında ilk dersini veren Osman Nuri Efendi, daha sonra Bulgaristan&#39;ın çeşitli şehirlerinde, öğretmen olarak çalışmış ve Türklerin milli şuurunu yeniden ve cesaretle canlandırmaya çalışmıştır.</p><p>Balkan Türklerinin meselelerinin yanı sıra, Osmanlı İmparatorluğu&#39;nun son yıllarda geçirdiği siyasi krizleri de yakından izleyen Osman Nuri Peremeci, 1900 yılından itibaren Bosna&#39;da yayınlanan Vatan, Kırım&#39;da yayınlanan Tercuman ve Paris&#39;te yayınlanan Mizan gazetelerine devamlı yazılar yazarak, Balkan Türklerinin sesini buralarda duyurmuştur.</p><p>1906 yılında, Bulgaristan Türk Mualimler Birliğini kurmuştur. Osman Nuri&#39;nin başkan seçildiği bu kuruluş, Bulgaristan eğitim hayatında tam bir reform yaratmış ve yaptığı kongreler ile birçok haklar sağlamıştır. Bu haklar şöyle özetlenebilir:</p><p>- Türk Cemaati, okulları için Türk öğretmen okulları açabilecektir.</p><p>- Türk Muallimler Birliği, Bulgaristan Maarif Vekaleti Meclis-i Kebir-i Maarifi&#39;nde temsil edilecektir.</p><p>- Türk okulları kitapları, Türkçe basılabilecektir.</p><p>- Bulgar okulları gibi Türk okulları da kendilerine ait toprakları işliyebilecek, geliri okula ait olacaktır.</p><p>Bu hakların sağlanması için Bulgaristan&#39;ı bir uçtan bir uca gezen, her şehirde maarif kongreleri toplayarak Türk öğretmenlerini, Din Hocalarını ve Müslüman halkı teşkilatlandıran Osman Nuri, bir süre sonra Bulgaristan&#39;daki Türklerin milli liderlerinden biri haline gelmiş. Bulgar hükümeti tarafından adım adım takip edilmeye başlanmıştır.</p><p>1927 yılı, eylül ayında bir akşamüstü Şumnu&#39;daki evinde yazı geçiren ve çalışmalar yapan Osman Nuri&#39;yi gizlice ziyaret eden emekli Bulgar öğretmeni Nedef: - &quot;Seni tevkif edecekler hocam, başının çaresine bak! &quot; diyerek ikazda bulunmuştur...</p><p>Osman Nuri, Türkiye&#39;ye iltica edince Edirne&#39;ye yerleşmiş ve kendi ifadesiyle &quot;Doğup büyüdüğü, ömrünün en güzel günlerini geçirdiği&quot; Balkan topraklarından ayrılamamıştır. Hayatını kazanmak için Edirne&#39;de Milli Eğitim Müdürlüğüne başvurarak iş istemiş ve ilk olarak Edirne&#39;nin Subaşı köyü öğretmenliğine tayin edilmiştir. Bu görevi sevinçle kabul eden ve Subaşı köyünde &quot; Modern ve yeni bir köy yaratma yolunda denemeler &quot; yapan Osman Nuri Efendi&#39;nin çalışmaları ilgiyle, taktirle izlenmiştir.</p><p>Bir yıl sonra Edirne merkezine alınan ve Bulgar okulunda Türkçe dersleri ile ortaokul - lisede tarih dersleri vermeye başlayan Osman Nuri Hoca, bundan sonraki hayatını ilmi çalışmalar yapmakla geçirmiş ve çok sevdiği Edirne&#39;ye büyük hizmetlerde bulunmuştur.</p><p>Edirne Halkevi&#39;nde, Edirne ve Yöresel Eski Eserleri Araştırma Kurumu&#39;nda yaptığı tarih çalışmalarının yanısıra Edirne Müzesi&#39;nin kurulmasında da görev alan Osman Nuri, Osmanlı İmparatorluğu&#39;na bir asır başkentlik eden talihsiz sınır şehrinin meselelerini İstanbul&#39;da yayınlanan Tasvir-i Efkar gazetesine yazdığı makalelerde açık bir dille savunmuştur. Ayrıca &quot;Resimli Şark&quot;, &quot;Köy Postası&quot;, &quot;Damla&quot;, &quot;Altı Ok &quot;, &quot;Resimli Ay&quot; ve &quot;Milli Gazete&quot; gibi birçok dergiye de tarih sohbetleri, araştırmalar yazan Osman Nuri, soyadı kanunu çıkınca Peremeci soyadını almıştır.</p><p>Merhum üstad, sorulursa soyadının manasını şu şekilde anlatırdı: Pereme, Tuna&#39;da ve Karadeniz&#39;de kullanılan küçük çektirmelere verilen addır. Peremeci ise &quot;Kayıkçı&quot; anlamına alınabilir. Türk Tarih Kurumu I. ve II. Kurultayına katılan Osman Nuri Peremeci &quot; Tuna Boyu Tarihi &quot;, &quot; Atalar sözleri &quot;, Ernest Meumann&#39;dan dilimize çevirdiği &quot; Pedagoji &quot; ve nihayet &quot; ve Edirne Tarihi &quot; gibi büyük eserlerini Edirne&#39;de Kaleiçi&#39;nde bulunan mütevazi evinde yazmıştır. Bu evin bulunduğu sokağa Edirne Belediye Meclisi Tarafından, 1 Haziran 1967 tarihli kararla merhum Osman Nuri Peremeci&#39;nin adı verilmiştir.</p><p>Osman Nuri Peremeci, 1927&#39;de Türkiye&#39;ye iltica ettikten bir yıl sonra, 1928&#39;de Bulgaristan&#39;da kalan eşi Ayşe Hanım vefat etmiştir ve ikinci defa 1934&#39;de Edirne&#39;de aslen Kırcaali&#39;li olan Servet Hanımla evlenmiş, bu evlilikten Bilgin ve Ömer Ekin adlarında iki erkek çocuğu dünyaya gelmiştir.</p><p>23 Nisan 1945&#39;te, Osman Nuri Peremeci için Edirne&#39;de 55. Yıl jubilesi yapmak üzere hazırlıklar başladı. Edirne Lisesi&#39;nden Yetişenler Derneği mensuplarının hazırladığı bu büyük jubileye hocanın yurdun her köşesindeki öğrencileri gelecek, büyük bir tören yapılacaktı. Ancak çok istediği halde büyük tarihçimiz, bu törende bulunamadı ve kısa süren bir hastalık sonunda, 17 Mart 1945 yılında hayata gözlerini kapadı.</p><p>Osman Nuri Peremeci&#39;nin ölümü Edirne&#39;de, Trakya&#39;da ve bütün yurtta, Bulgaristan&#39;da büyük üzüntü yarattı.</p><p>Bulgaristan&#39;daki Türklerin tarihinde olduğu gibi, umumi Türk kültür tarihinde de layik olduğu yeri almıştır. Osman Nuri Peremeci&#39;nin sadece, hayatının son 18 yılını geçirdiği Edirne&#39;nin ve Trakya&#39;nın geçmişinin aydınlatılması, belgelenmesi için üstün hizmetlerde bulunmuş bir mahall&icirc; tarihçi ve araştırmacı olarak görülmemesi ve değerlendirilmemesi gerekmektedir.</p><p>Peremeci, doğmuş olduğu Bulgaristan topraklarında yıllarca sürdürdüğü çetin Türk maarif davasından sonra yerleştiği Edirne&#39;de, 1930&#39;ların başında ivme kazanan Türk-Bulgar eğitim ve kültür münasebetleri ve iki komşu ülkenin karşılıklı tanıtılması alanında emek sarf eden bir aydın kimliğine bürünmüştür.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/osman-nuri-peremeci-unutulmasi_1679165267_KlFLrq.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Osman Nuri Peremeci: Unutulması mümkün olmayan bir aydın ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/osman-nuri-peremeci-unutulmasi_1679165267_KlFLrq.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ortaköy’den Karakuz’dan Cebel’e; Kehribar Yaprakların Çağrısı…]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/ortakoy-den/1965/</link>
            <description><![CDATA[* Hazan vaktinde sarısı bir başkadır; Kırcali’nin, Koşukavak’ın, Cebel’in… Kehribar rengine bürünmüş kavaklar, altınvarî bir çekicilikle davet eder seni… * Sağ yanımızda yüz yıl önce can havliyle göç edenlerin çığlıkları… Sol yanımızda Kuşçubaşı Eşref’in “Komam bunu yanlarına!” diyen kükreyişi…* Tabiatın, “güzelliğiyle iç yakan”, “sularıyla iç soğutan” cennet köşesi… Her an nadide güzellikte bir ceylan, selamlayabilir sizi…]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/ortakoy-den/1965/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Thu, 05 Jan 2023 21:43:47 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>&ldquo;Mek&acirc;n Balkan&rdquo;, &ldquo;zaman hazan&rdquo;, &ldquo;şahıslar da tarih&rdquo; olunca, dünyanın en alımlı romanlarından birisi çıkıverir ortaya: Rumeli&hellip;</strong></p><p>Hazan vaktinde sarısı bir başkadır; Kırcali&#39;nin, Koşukavak&#39;ın, Cebel&#39;in&hellip;</p><p>Kehribar rengine bürünmüş kavaklar, altınvar&icirc; bir çekicilikle davet eder seni&hellip;</p><p>İş güç durduramaz seni&hellip; Koşarsın&hellip; Ortaköy&#39;e, Hambardere&#39;ye, Dutlu&#39;ya&hellip;</p><p>Hele bu kehribar renkli yaprakların çağrısına bir de &ldquo;Hazan&#39;da Son Yolculuk&rdquo;un yazarının çağrısı eklenirse&hellip;</p><p>&ldquo;Makaleler, bildiriler, kitap çalışmaları masada dursun!!!&rdquo; demekten başka çareniz kalmaz&hellip;</p><p>&ldquo;Mek&acirc;n Balkan&rdquo;, &ldquo;zaman hazan&rdquo;, &ldquo;şahıslar da tarih&rdquo; olunca, dünyanın en alımlı romanlarından birisi çıkıverir ortaya: Rumeli&hellip;</p><p>Edirne&#39;den Pazarkule&#39;ye&hellip; Pazarkule&#39;den Arda nehri kokan Ortaköy&#39;e geçerken bulursun kendini&hellip;</p><p><strong>Ortaköy&hellip;</strong></p><p>Yok edilen birçok Türk-İslam eseri&hellip;</p><p>O eserlerin yerine yapılan düzenli, ama çoğu terk edilmiş yapılar&hellip;</p><p>Ve 1964&#39;te baraj inşaati sırasında tesadüfen keşfedilen &ldquo;Armira&rdquo; villası&hellip;</p><p>İnsana, bu güzellikler içerisinde &ldquo;geçiciliği&rdquo; hatırlatan bir eser&hellip;</p><p>Kimler geçmemiş ki Ortaköy&#39;den&hellip;</p><p>Sırpsındığı Savaşı&#39;nın manevra yapan galip ordusu&hellip;</p><p>Asırlarca, Rodoplar&#39;dan Edirne&#39;ye, Kırkpınar&#39;a güreş için giden pehlivanlar&hellip;</p><p>Balkan Harbi&#39;nin mazlumları&hellip;</p><p><strong>Ve yine yol&hellip;</strong></p><p>Doğu Rodoplar&#39;a &ldquo;hüzün ve hazan eşliğinde&rdquo; bir tırmanış&hellip;</p><p>Sağ yanımızda yüz yıl önce can havliyle göç edenlerin çığlıkları&hellip;</p><p>Sol yanımızda Kuşçubaşı Eşref&#39;in &ldquo;Komam bunu yanlarına!&rdquo; diyen kükreyişi&hellip;</p><p>Biraz daha dikkatle duyarsın bunları ve daha fazlasını&hellip;</p><p><strong>Ve sonra, Demirler (Jelezino)&hellip;</strong></p><p>Nice tanıdık ninniyi, maniyi, türküyü, ağıdı duymak istersin bir açık bahçe kapısından&hellip;</p><p>Ama nafile&hellip; &ldquo;Demirler&rdquo; adının sıcaklığıyla yetinirsin&hellip;</p><p>&ldquo;Gugutka&rdquo;da, Balkanlar&#39;ın &ldquo;asırlardan bu yana talihi olan göç&rdquo;le yıllar önce buraya gelip yerleşen Müslüman Arnavutlardan iz ararsın. Bir anı, bir ses&hellip;</p><p>İsmindeki aşinalık sizi kuşatır &ldquo;Kazak&rdquo;ın&hellip;</p><p>Burada; Bosna&#39;da, İstanbul&#39;da, Erzurum&#39;da, Kırım&#39;da, Kosova&#39;da, Şumnu&#39;da rastladığınız asırlık Osmanlı mezar taşları, son nöbetlerini tutmaktadır&hellip;</p><p><strong>Ve &ldquo;Dutlu&rdquo;&hellip;</strong></p><p>Asırlık ağaçları&hellip; Belki de bin yıllık gelenekleriyle&hellip; Dutlu&hellip;</p><p>Yemekleriyle karnınızı, güler yüzüyle gönlünüzü doyurur Dutlu&hellip;</p><p>Dedik ya: &ldquo;Mek&acirc;n Balkan&rdquo;, &ldquo;zaman hazan&rdquo;, &ldquo;şahıslar da tarih&rdquo; olunca, dünyanın en alımlı romanlarından birisi çıkıverir ortaya: Rumeli&hellip;</p><p><strong>Ve &ldquo;Hambardere&rdquo;&hellip;</strong></p><p>Tabiatın, &ldquo;güzelliğiyle iç yakan&rdquo;, &ldquo;sularıyla iç soğutan&rdquo; cennet köşesi&hellip;</p><p>Her an nadide güzellikte bir ceylan, selamlayabilir sizi&hellip;</p><p>&ldquo;İşte Balkan bu!&rdquo; dersiniz.</p><p><strong>Ve &ldquo;Koşukavak&rdquo;&hellip;</strong></p><p>Sadece bir kelime: Koşukavak&hellip;</p><p>Ama içerisinde; 14. yüzyılın tam ortasından kalma mezar taşıyla Seyyid Baba&#39;yı, 20.yüzyıla damga vuran Ömer Osman Erendoruk&#39;un anılarını barındırır Koşukavak&hellip;</p><p>Dahası&hellip; Osmanlı&#39;dan kalma Kaymakamlık Binası&#39;nın içler acısı h&acirc;li&hellip;</p><p>Bir tarihtir Kosukavak&hellip;</p><p>&ldquo;Bozgun Zamanı&rdquo; romanıyla tarihe geçen gönüllerin pehlivanı &ldquo;Olukçu Pehlivan&rdquo;ın mezarı bir dere kenarında kaybolmuştur. O mezarın yerinde bir avuç toprak birkaç tutam ot&hellip;</p><p>Oysa geniş omuzlarıyla destanlar yazmıştı Olukçu&hellip;</p><p>Olukçu&#39;nun mezarından bir rüzg&acirc;r ile savrulursun&hellip;</p><p><strong>Ve &ldquo;Karakuz&rdquo;&hellip;</strong></p><p>Ömer Osman Erendoruk&#39;un çocukluk hayallerine, yetişkinlik acılarına şahitlik etmiştir Karakuz&hellip;</p><p>&ldquo;Ömer, Ömer, Ömer&hellip;&rdquo; diye bir Balkan anasının müşfik sesi yayılır dereboyuna&hellip;</p><p>Ceviz ağacından &ldquo;Ana&hellip;&rdquo; diyen sesi işitilir Ömer Osman&#39;ın&hellip;</p><p>Ve yıllar, ayrılık getirir Karakuz köyüne&hellip;</p><p>O anne ağıt yakar, Ömer Osman ise Zağra&#39;dan ağıt tadında şiirler yakar Karakuz&#39;a&hellip;</p><p>Ömür boyu silinmeyecek anılarla kazınır Karakuz hafızaya&hellip;</p><p>Ömer Osman unutulmadıkça Karakuz, Karakuz unutulmadıkça Ömer Osman unutulmaz&hellip;</p><p><strong>Ve her biri binlerce hik&acirc;ye, binlerce roman olan köyler: &ldquo;Gemeler&rdquo;, &ldquo;Canavarlar&rdquo;&hellip; Yağbasan&hellip;</strong></p><p>Yağbasan Panayırı&hellip; Olukçu Pehlivan&#39;ın ilk güreş tuttuğu çayırlar&hellip;</p><p>Onlarca köyde yüzlerce çocuğun binlerce kez hayaline giren panayır&hellip;</p><p>Yağbasan deresinin kenarında, yüzlerce yıllık sanat eseri taşlarla çevrili asırlık bir cami&hellip;</p><p>Yüzlerce yıl Yağbasan Panayırı&#39;na koşmuş, asırlarca Yağbasan deresinin suyunda serinlemiş ne insanlar yatıyor bu kabirde.</p><p>Şimdi; her birisi &ldquo;zamana düşülmüş birer not&rdquo; olan mezar taşlarıyla Yağbasan deresindeki anıları bekliyorlar&hellip;</p><p><strong>&ldquo;Atalan&rdquo;&hellip;</strong></p><p>Nice serhatlarda, nice gazalarda, nice bahadırları zafere taşıyan atların otlağı&hellip;</p><p>Atalan&hellip; Efsanelerle yükselen Rahmılı Dağ&hellip;</p><p>Doğu Rodoplar&#39;ın seyir tepesi olan Rahmılı Dağ&hellip;</p><p>Erenlerin, gazilerin, menkıbelerin &ldquo;Dağ Bayramı&rdquo;yla yaşatıldığı Rahmılı Dağ&hellip;</p><p><strong>Ve ah &ldquo;Mestanlı&rdquo;&hellip;</strong></p><p>Güzel Mestanlı&hellip;</p><p>Çevresindeki onca köyle şenlenen, &ldquo;dertlerinin yerine dünyayı kaldıran adam&rdquo; Naim&#39;le gurur duyan Mestanlı&hellip;</p><p>Evini adeta bir &ldquo;hafızaya&rdquo; çevirip, yüzlerce yıllık belgelerden mezar taşlarına kadar, her değere gözü gibi sahip çıkan Akif Atakan&hellip;</p><p>Bölgenin anılarını, yazarını, ressamını, acılarla yoğursa da &ldquo;pişiren&rdquo; Mestanlı&hellip;</p><p><strong>Kayalarından sızan her damla suda, yüreğinden sızan her derde derman arayanların ziyaretg&acirc;hı: &ldquo;Dambalı Tepesi&rdquo;&hellip;</strong></p><p>Yaran Baba türbesinde alp-erenlerin izini ararsın&hellip;</p><p>O ruhla seyredersin Kırcaali&#39;yi o tarih&icirc; tepeden&hellip;</p><p>Ve bir selamla kurulan dostluklar&hellip; O dostlukların ürünü olan ikramlar&hellip;</p><p>Velhasıl; &ldquo;şifa, huzur, tarih ve dostluk&rdquo; kelimeleriyle hafızana yazılır Dambalı Tepesi&hellip;</p><p><strong>Ve &ldquo;Canbaşılı&rdquo;&hellip;</strong></p><p>&ldquo;Canını seve seve bahş edenlerin&rdquo; memleketi&hellip;</p><p>Dağı, taşı, camisi, türbesi tarihtir Canbaşılı&#39;nın&hellip;</p><p>Bir gönül erinin daha ismi çıkar karşına Canbaşılı&#39;da.</p><p>&ldquo;İshak Dede-Ruhuna Fatiha -1218 (1803-1804)&rdquo; İshak Dede&#39;nin türbesinin etrafında her meslekten, her meşrepten ve her mezhepten insanın yan yana yattığını gösteren ve her birisi bir sanat eseri olan mezar taşları, binlerce ders verir bize&hellip;</p><p>Almasını bilene&hellip;</p><p><strong>Ve &quot;Cebel&hellip;&quot;</strong></p><p>Ah Cebel&hellip;</p><p>Temiz, güzel, hisli bir mücadele şehri&hellip;</p><p>Her adımda yüzlerce yıllık tarihine şahitler bulabileceğiniz Cebel&hellip;</p><p>&ldquo;Beş metrekarelik bir çay ocağında, beş yüz yıllık bir tarihi, beş paralık enfes bir çayla&rdquo; dinleyebileceğiniz sohbetler vardır Cebel&#39;de&hellip;</p><p>&ldquo;İyi ki varsın Cebel&rdquo; diyesin gelir dönüp ardına bakarken&hellip;</p><p><strong>Ve her güzel şeyin bir sonu vardır elbette: &ldquo;Ortaköy&#39;den, Karakuz&#39;dan Cebel&#39;e&hellip;</strong></p><p>Kehribar Renkli Yaprakların Çağrısı&hellip;&rdquo;yla çıktığımız bu Balkan turu da nihayete erer, bir diğerini başlasın diye&hellip;</p><p>Demiştik ya: &ldquo;Mek&acirc;n Balkan&rdquo;, &ldquo;zaman hazan&rdquo;, &ldquo;şahıslar da tarih&rdquo; olunca, dünyanın en alımlı romanlarından birisi çıkıverir ortaya: Rumeli&hellip;</p><p>Doç. Dr. Ertuğrul KARAKUŞ</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ortakoy-den_1672946229_UKtDBH.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ortaköy’den Karakuz’dan Cebel’e; Kehribar Yaprakların Çağrısı… ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ortakoy-den_1672946229_UKtDBH.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Alev Dergisi'nin Kitabı Çıktı]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/alev/1961/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/alev/1961/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Mon, 19 Dec 2022 18:31:08 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Bizim kitaplar. Bizim kütüphane <strong>( - 1. )</strong><strong>_________________</strong><p>Türklerin Dünyası (ZfWT) Dergisi ve kitap çalışmalarında yer aldığım, her geçen gün kendisinden binlerce yeni bilgi öğrenme fırsatı bulduğum değerli hocam Prof. Dr. Necati Demir ile Bulgaristan dergiciliğinde uzun yıllar hizmet vermiş Alev Kültür Dergisi&#39;ni inceledik, değerlendirdik ve fihristini hazırladık.</p><p>Uluslararası Dil Sempozyumu&#39;nda da bildirisini sunduğumuz çalışmamızı genişletip kitap haline getirerek Bulgaristan Türklerinin olağanüstü emeğini ölümsüzleştirmeyi ve daha geniş kitlelere duyurmayı hedefledik...</p><p>Öncelikle 250 civarında (her biri hacimli ve ciddi bir emeğin, araştırmanın ürünü) kitaba sahip olan Prof. Dr. Necati Demir Hoca&#39;ma alana ve yetişmek için çaba gösteren herkese sonsuz katkı ve desteğinden dolayı minnettarlığımı belirtmek isterim.</p><p>Ayrıca böylesine çok yönlü, araştırmacı ve ilk günkü heyecanla mesleğini icra eden kıymetli hocamla daha nice çalışmalarda bir arada bulunabilmek benim için onur ve mutluluk olacaktır...</p><p>Bulgaristan&#39;da 45 sayı yayımlanan derginin ilk sayısından son sayısına kadar maddi ve manevi büyük çabalar gösteren, derginin sahipleri ve baş yazarları olan sevgili Emel Balıkçı-Şakir ve Mehmet Şakir &#39;e çalışma boyunca gösterdikleri ilgi, samimiyet, dostluk ve bilgi aktarımlarından dolayı sonsuz şükranlarımı sunuyorum...</p><p>Türk Dünyasına ve Bulgaristan Türklerine armağan olsun!</p><p>Elif Oğuzhan</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/alev_1671464589_EUKDCL.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Alev Dergisi'nin Kitabı Çıktı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/alev_1671464589_EUKDCL.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Esma Kızın Bahtı]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/esma/1960/</link>
            <description><![CDATA[Her gün her gün aylerım / Osman gibi yarim varken /Ben Hüseyni neyleyim
]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/esma/1960/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sun, 18 Dec 2022 18:44:45 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bu olay 1900 yıllarında, Aytos&#39;a bağlı Duvankaya köyünde sereyan etmiştir. Yaptığım araştırmaya göre, Esma kız, 1880 yıllarında, Duvankaya&#39;nın Taşpınar mahallesinde dünyaya gelmiş. Kara Mehmetler sülalesinden Kara Hüseyin&#39;in kızıdır.</p><p>Esma, ailenin dört çocuğundan en küçüğüdür ve ondan daha büyük üç ağabeyi vardır. Adları Ahmet Mehmet ve Hasan&#39;dır.</p><p>Esma kız, daha 15 - 16 yaşlarında iken olağan üstü güzelliğiyle anılmaya başlamış. Hem çok güzel, hemde çok marifetli bir kız imiş. Köyün va etraf köylerin gençleri, Esma&#39;nın peşinden koşmaya başlamışlar. Esma, ise gönlünü Gedik mahallesinden Koca Mehmetlerin Osman&#39;a kaptırmış ve ondan başkasına yüz vermez, ondan başkasını gözü görmez imiş. Birgün bir elçi aracılığı ile Osman&#39;a olan aşkını bildirir ve kendisinden olumlu cevap gelince, iki genç arasında sıcak bir sevgi bağı oluşur ve Taşpınar&#39;da buluşup görüşmeye başlarlar...</p><p>İki aşığın mutluluğu uzun sürmez ve Esma&#39;nın ailesi olaydan haberdar olunca, sevgililerin buluşması engellenir ve Esma kızı tek başına su taşımaya dahi salmaz olurlar, fakat bütün engeller aşıkları biribirinden vazgeçiremez ve aralarındaki sevgi ateşi yanmaya devam eder.</p><p>Son çare olarak, Esma ve Osman evlenmek için karar alır. Esma kız, gönlünün delikanlısından ailesine dünürler göndermesini talep eder. Aileye defarlarca dünürler gelip döner; fakat  kız babası Kara Hüseyin bir türlü insafa gelmez ve olumlu cevap vermez.</p><p>Kızlarının Osman&#39;a sevdalı olduğunu bildikleri halde Esma&#39;yı komşu Tikenlik köyünden Kara Aptullahların Hüseyin&#39;e nişanlarlar; fakat Esma&#39;nın gönlü Osnan&#39;dadır ve başkasına nişanlı olmasına rağmen gizliden Osman&#39;a kaçar. Bunu duyan baba Kara Hüseyin, öfkeden deliye döner ve derhal üç oğlunu Esma&#39;yı, Osman&#39;dan geri almak gönderir. Üç kardeş her yerde onları ararlar; ama bulamazlar. En sonunda Aytos Müftüsüne başvururlar ve Osman bizim nişanlı kardeşimizi kaçırdı diye şikayetçi olurlar.</p><p>Müftü efendi, bu şikayet üzerine köye iki candar yollar ve candarlar Esma ile Osmanı bulup müftüye teslim ederler. Müftü, bu iki genci sorguya alır ve sorgu esnasında, Esma, ben zorla kaçırılmadım demiş olsa da, başkasına nişanlı olduğu için babasına teslim edilir.</p><p>Baba Kara Hüseyin, Aytos&#39;tan döner dönmez, Esma&#39;yı nişanlısına verir ve damat adayı tüm olumsuz gelişmelere rağmen, buna rıza gösterir.</p><p>Esma kız, sevmediği birisiyle hayat geçirmek istemez ve üç beş gün sonra yeniden çok sevdiği Osman&#39;a kaçar.</p><p>Bu sefer baba Kara Hüseyin, üç oğlu ile birlikte Osman&#39;ın evini basar ve Esma&#39;yı geri alırlar. Kızgın baba, kızına, sen Osman&#39;a yüz defa bile kaçsan, ben seni her defasında geri alacağım ve seni ona yar etmeyeceğim der...</p><p>Babasının bu sözleri karşısında Esma kız çok üzülür ve boynu bükük şekilde Osman&#39;ından ayrılmaya mecbur kalır. </p><p>Güzeller güzeli Esma kız, acıklı bahtı ve yapılan bu haksızlıklar üzerine, kendisine bir türkü yakar. Bu zorbalıkta ağabeyi Kara Mehmet&#39;ten dayak yediği için türküye onu da katar. Esma kız, Osman&#39;dan ayrıldıktan bir kaç ay sonra, kendisine Varna&#39;nın Çamurna köyünden bir yeni talip çıkar; fakat babası yine köstek olur ve o köyün uzak olduğu için kızını vermez.  Esma, gelen görücüleri uğurlarken, bir kadına kaçacağını söyler ve cuma günü mezarlık çeşmesinde onu beklemelerini söyler. Cuma günü, evin erkekleri cuma namazına gidince, Esma bohçasını koltuğuna alır, ferecesini çullanıp anlaştıkları yere varır ve onu bekleyen at arabasına binip hızlı bir şekilde köyden uzaklaşırlar...</p><p>Esma kız, sevdiğinden ayırdıkları için ömür boyu ailesine dargın kalır ve bir daha köyüne ayak basmamıştır. 1930 yılında, ailesine ve köyüne hasret olarak, Çamurna köyünden Türkiye&#39;ye göç etmiştir.</p>ESMA KIZIN TÜRKÜSÜ Kara da Mehmedin tarlaları Yazılıdır tapuda Kara da Mehmedin üç kızı var Kalıyorlar kapıda Yandım Osman yandım be yarım Her gün her gün aylerım Osman gibi yarim varken Ben Hüseyni neyleyim  Esma da hanım suya gider Yavaş yavaş yürüyerek Osman da hazırda dururmuş Çıkıda verdi gülerekYandım Osman yandım be yarim Her gün her gün aylerım Osman gibi yarim varken Ben Hüseyni neyleyim.  Esma da hanım gelivermiş Aydostan başı sökük Esma da hanıma çıkıvermiş Çamurnadan bir çocuk Yandım Osman yandım be yarimHer gün her gün aylerim Osman gibi yarim varken Ben Hüseyni neyleyim.  <strong>Yazan: Mehmed Uzun</strong><strong>Tablo: Ressam Kamber Kamber</strong> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/esma_1671382467_i97dkL.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Esma Kızın Bahtı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/esma_1671382467_i97dkL.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[PRAG - O ALTIN ŞEHİR]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/prag/1953/</link>
            <description><![CDATA[Prag’da Üç Leylek Lokantası’nda buluşurduk. /
Şimdi, bir yol kıyısında gözlerim kapalı duruyorum /
sen bir ölüm boyu benden uzak...]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/prag/1953/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sun, 23 Oct 2022 11:17:44 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Kadriye CESUR</strong></p>________________<strong> &ldquo;Pırağ&#39;da ağır ağır aydınlanıyor barok:</strong><strong>huzursuz, uzak </strong><strong>ve yaldızlarda kararmış keder.</strong><strong>Pırağ&#39;da Yahudi mezarlığında sessiz ve soluksuz ölüm.</strong><strong>Ah gülüm, ah gülüm </strong><strong>muhacirlik ölümden beter.&rdquo;</strong><p>Nazım Hikmet</p><p>Çekya&#39;nın başkenti Prag&#39;a ayak bastığınız andan itibaren kendinizi tarihin ve sanatın kucağında bulursunuz. Kuşatırlar sizi, ötesi yok!</p><p>Elbette, buraya gelmek aklınıza düştüğünde hazırlamış olduğunuz gezi rotası günlerinizi belirleyecektir.</p><p>Prag&#39;ı kısa sürede ve kolayca gezmenin yolu doğruca Hradchani&#39;de bulunan Prag Kalesine çıkıp, kaleyi ve bölgeyi (14.yy St.Vitus Katedrali, Mihulta&#39;yı /Barut Kulesi/, Strahov Manastırı, Altın Yol ve Loretta Katedrali) gezdikten sonra aheste aheste, her taşın temaşa hakkını vererek aşağıya- Vıltava Nehri üzerindeki Karl Köprüsüne doğru salınmaktır aslında. Bunun için Nerudova Sokağı olmazsa olmazıdır her turistin. Nerudova Sokağını (cadde mi demeli) ilk çağrışımla benim gibi Şili&#39;li nobelist şairle ilişkilendirenler yanıldıklarını anlayacaklar çok geçmeden zira bu sokak Prag&#39;da Mala Strana&#39;da doğmuş olan Çek gazeteci, yazar ve şair Jan Neruda&#39;nın (1834-1891) adını yaşatmaktadır. Tek ilişik öğe Şili&#39;li şair Pablo Neruda&#39;nın (1904-1973) esas adı olan Ricardo Eliezer Neftali Reyes Basolto&#39;yü, Jan Neruda&#39;ya duyduğu hayranlığın ifadesi olarak Pablo Neruda olarak değiştirmiş olmasıdır. Dünya da onu böyle tanımıştır, velhasıl...</p><p>Ancak ne var ki benim Zlata Praha&#39;dan beklentilerim her zaman Nazım Hikmet&#39;in Prag şiirleriyle tamamlanmıştır diyebilirim. O nedenle ilk günümü Nazım Hikmet- Ran&#39;ın dizelerinden okuduğum ve Prag&#39;da yaygın olarak bilinen şairin adıyla bütünleşen o meşhur iki mekana ayırıyorum öncelikli olarak: evet, Kavarna Slavia ve o hüzünlü Üş Leylek Lokantası&#39;ndan söz ediyorum...</p><p>Ne Karl Köprüsü var gözümde, ne de Staromestska&#39;da, sonraki günlerde gördüğüm o eşsiz tarihi zenginlikteki mekanlar. Dolayısıyla ilk işim şehir haritasından Kavarna Slavia&#39;yı bulmak oluyor. Zorlanmadan ulaşıyorum hedefime çünkü Prag&#39;ın metro ve tramvay ağı kusursuz çalışıyor, alabildiğine kolaylıklarla donatılmış, yalın ve kullanışlı.</p><p>Kavarna Slavia binasının cadde tarafında &ldquo;Cafe Slavia 1881&rdquo; yazısını görüyorum hemen. Bina Art Deko tarzında inşa edilmiş. İçi İstanbul&#39;da İstiklal Caddesi&#39;ndeki Dilek Pastanesi&#39;ni anımsatıyor. Slavia&#39;ya adım atar atmaz Çek klasik müziğinin ustalarından B. Smetana&#39;nın (1824 -1884) ünlü Ma Vlast Moldau (Vltava) ezgileri karşılıyor beni. Bir yandan boş masa için bakınıyor, bir yandan duvarlarda sergilenmiş fotoğraflara göz gezdiriyorum. Müessesenin tarihçesini, sergilenen fotoğraflar karelerinden okumak mümkün. Slavia, yıllar yılı &ndash; günümüze dek- Çek entelektüellerinin uğrak yeri olmuş: Rilke, Kafka, Holan, Nezval, Kundera&hellip;</p><p>Şair Nazım Hikmet de burada Narodni Divadlo&#39;ya (Ulusal Tiyatro) ya da Vıltava Nehrine bakan bir masaya otururmuş. Prag şiirlerini burada yazmış olduğunu aktarıyor bugün edebiyat tarihçileri. Kavarna Slavia, dış görünüm; Belki çok bilinen bir fotoğrafı üstadın ancak onu burada görmek özel bir duygulanım sürecini tetikliyor insanda. Tıpkı şiirlerinin yarattığı türden:</p><strong>&ldquo;&hellip; Pırağ&#39;da bir yandan ağarıyor ortalık</strong><strong>Bir yandan da kar yağıyor</strong><strong>Sulu sepken </strong><strong>Kurşuni Pırağ&#39;da</strong><strong>ağır ağır aydınlanıyor barok;</strong><strong>Huzursuz, uzak </strong><strong>ve yaldızlarında kararmış keder.</strong><strong>Ölen bir yıldızdan uçup gelen kuşlara benziyor.</strong><strong>Dördüncü Şarl Köprüsünde heykeller.&rdquo;</strong><p>(31 Kasım 1956)</p><p>Beklediğimden daha fazla hüzünlenmiyorum Prag&#39;ın Kavarna Slavia&#39;sında. İnsan akıllanıyor mu nedir acaba, giderek yaş aldıkça...</p><p> &hellip; Ve işte tablosunun aynı bu Slavia&#39;da olduğunu bildiğim ve merak ettiğim bir absent &ldquo;meselesi&rdquo; de var aklımda. Müessesede sergilenen tek yağlı boya tablosu da bu zaten. Diğerleri fotoğraf sanatının eserleri. Gözden kaçması mümkün değil. Ayrıca bizim için önemli. Bu tabloya, yani Çek ressam Victor Oliva&#39;nın &ldquo;Absent İçen Adam&rdquo; adlı eserine ilkin yazarımız Nazlı Eray&#39;ın bir yapıtında konu edindiğini anımsıyorum. &ldquo;Kayıp Gölgeler Kenti&rdquo; adlı romanında (Everest Yayınları, İstanbul) rastlamıştım ona. Bu adamla birlikte de gezebilirsiniz N. Eray&#39;ın romanındaki altın şehir Prag&#39;ı.</p><p>Tercih meselesi, elbet! Yoksa Prag&#39;da biz Türklere ait izler bulmak çok zor. Ben de zıt yönde bir süreci benimsiyorum kendimce, haliyle: edebiyatımızdaki ve bendeki Prag imgesinin izini sürerek gözlemliyorum Prag&#39;ı. Nazım Hikmet&#39;in sözleriyle:</p><strong>&ldquo;Pırağ şehri yaldızlı bir dumandır</strong><strong>Ve kızıl, kocaman bir elma gibi.&rdquo;</strong> <p>Ancak benim başka bir derdim de var. &rdquo;Üç Leylek Lokantası&rdquo;-na gideceğim, gitmeliyim mutlaka. O nedenle Narodni Divadlo&#39;dan (Ulusal Tiyatro) sonra Vıltava Nehri&#39;nin paraleli caddesi boyunca ilerliyorum, Karl Köprüsünü geçtim (Buna Charles da derler), hatta Nazım Hikmet Şarl der&hellip; Ancak köprü çıkışından sağa sapmadan önce (Üç Leylek Lokantası orada) köprüde sergilenen ve tüm heybetiyle boy gösteren heykelleri inceliyorum. &ldquo;O da ne?&rdquo; demeye sebep verecek bir heykel ile karşı karşıyayım. Osmanlı&#39;ya karşı, geçmiş dönemde yaşanılan ve yansıtılan korkunun abidesini görüyorsunuz adeta. Önyargıların dorukta olduğu bir dönem olsa gerek. Anıt- tespihli, göbekli, her haliyle olumsuz duygular uyandıran korkunç bir Osmanlı hapishane bekçisini tasvir ediyor. Bildiğiniz gardiyan! Heykel kompozisyonunun üst kısmında görülen üç Hıristiyan aziz ise, zindanda bulunan inanmış Hıristiyanları kurtarmaya yönelmiş vaziyette imgelenmişler. Aslında bu, Osmanlı askeri topyekün bir Osmanlı imajı, dönemine göre. Hepsi bu! Köprüye ayak bastığınız andan başlayarak Staromestska tarafından ilerlediğinizde sola düşen bir heykel. Bakınız, lütfen! Ve de düşünmeli, derim, naçizane&hellip;</p><p>Neyse ki çok yürümeden köşede ikisinin gagalarını tokuşturmuş olduğu üç leyleği seçmek zor olmuyor. Zaten bugünün Prag&#39;ında hiçbir şey zorluk yaratmıyor insana. Oturup soluklanıyoruz.</p><p>Nazım Hikmet, Çek asıllı sevgilisi tiyatro sanatçısı Sonya Danyolova ile burada buluştuklarını yansıtır şiirine:</p><strong>ÜÇ LEYLEK LOKANTASI</strong> <strong>Prag&#39;da Üç Leylek Lokantası&#39;nda buluşurduk.</strong><strong>Şimdi, bir yol kıyısında gözlerim kapalı duruyorum</strong><strong>sen bir ölüm boyu benden uzak.</strong><strong>Belki Prag&#39;da Üç Leylek Lokantası yok </strong><strong>ben uyduruyorum.</strong><strong>Prag&#39;da Üç Leylek Lokantası&#39;nda buluşurduk.</strong><strong>Söylerdim içimden senin yüzüne bakarak</strong><strong>Türküler türküsünü Süleyman peygamberin.</strong><strong>Prag&#39;da Üç Leylek Lokantası&#39;nda buluşurduk.</strong><strong>Şimdi, bir yol kıyısında gözlerim kapalı duruyorum</strong><strong>Sen bir ölüm boyu benden uzak</strong><strong>Bir kırık aynadasın çarpık çurpuk.</strong><strong>Prag&#39;da Üç Leylek Lokantası&#39;nda buluşurduk.</strong><strong>Ah bacım, vah Sonya Danyolova</strong><strong>Hiçbir şey unutulmuyor ölüler kadar çabuk .</strong><p>N&acirc;zim Hikmet</p><p>(26 Nisan 1958, Prag)</p><p>İşte böyle böyle sevdirir kendini size eski Bohemya diyarı veya özelde günümüzün Prag şehri&hellip;</p><p>Nazım Hikmet&#39;in dizeleriyle, bir sap ak zambak ve sevdiğiniz bir içecek ile. Zenginleştirir gönlünüzü bu kent, besler duygulanım dünyanızı her türlü&hellip;</p><p>Prag deyip de Alphonse Mucha&#39;yı (1860-1939) ve çizdiği Art Nouveau kadınlarını atlamak haksızlık olur. Hafif, olağan bir çizimi var Mucha&#39;nın. Panska Caddesi&#39;nde bulunan A.Mucha Müzesine girer girmez o dünyaya yansımış, bir biçimde sabit kılınmış ticari havayı solumakta gecikmiyorsunuz. Viyana Sezessionu&#39;nun en önemli temsilcilerinden olan Gustav Klimt&#39;in (1862-1918) Viyana&#39;da &ldquo;başına gelenler&rdquo; bugün Mucha A. Mucha&#39;nın eserlerinden bir çok desen, motif ve temayla, yer yer birebir eserleriyle bezenmiş armağanlık nesnelerin satışa sunulduğunu görebilirsiniz: gözlük kılıfları, bez çantalar, takvimli ve zodyaklı kupalar, şemsiyeler&hellip;</p><p>İyi de Prag denilince burada doğmuş olan Franz Kafka (1883-1924) gelmez mi akıllara? Gelir elbet ve haliyle biz de Malostranska&#39;daki Kafka Müzesine yöneliyoruz. Dingin, sakin bir yer burası. Franz, yani Kafka her yerde:</p><p>&ldquo;Çevremdeki durgun boşluğa bakmaktansa, kendi içimdeki ikili konuşmayı sürdürebilirim. Benim için iyi olmanın yolu budur ancak.&rdquo; &ndash; diyor. &hellip;</p><p>Bir çoğumuz için de böyle değil midir?</p><p>&rdquo; Bu iki büklüm olmuş kocakarılarının pençeleri var. İnsan teslim olmak zorunda kalıyor. Onun iki yanını, Vysehrad&#39;ı ve kaleyi yangına vermek isterdim. Belki ancak o zaman ondan kaçmak mümkün olabilirdi.&rdquo;-diyor Franz Kafka, katılmayabilirsiniz, ayrı mesele!</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/prag_1666514544_9OywR0.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ PRAG - O ALTIN ŞEHİR ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/prag_1666514544_9OywR0.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sanata Adanmış Bir Ömür]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/sanata-adanmis-bir-omur/1942/</link>
            <description><![CDATA[* Tırgovişte, Şumen, Razgrad, Kırcaali derken Mustafa, kendi köyünde 60 kişilik muhteşem bir folklor grubu oluşturmuş ve bu grup ulusal gösterilerde, Sofya’da ikincilik ödülü kazanmıştır.         * Sofya Radyosu'nda göreve çağırıldığı da olmuştur; ancak bu görevi kabul etmeyip radyoya türküler kayıt etmekle yetinmiştir. *Tam işler yoluna girdi giriyor derken, sığınmacı yasasının azizliğine uğrayarak, 1973 yılında kendini bir anda Avustralya’nın Melbourne kentinde buluyor...]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/sanata-adanmis-bir-omur/1942/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Tue, 26 Jul 2022 22:03:41 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Geçmiş yıllara baktığımızda, Yukarı Hüseyinler (Gor. Hubavka) köyünün oldukça anılmış kişileri olduğunu görüyoruz. Osmanlı döneminden başlayarak günümüze kadar gelen ünlüleri &quot;Hüseyinler /Хубавка&quot; kitabımızda tanıtmıştım. Günümüzün gençleri bu değerli insanlarımızı maalesef tanımıyor. Oysa onları hiç olmazsa yazılı belgelerden okuyarak tanımaları kendi yararlarına olurdu.</p><p>Bu kısa yazı ile Mustafa Şabanov&#39;u yeniden tanıtmak istiyorum. Mıstık l&acirc;kabı ile geniş kitleler tarafından tanınmış ve sevilmiş olan Mustafa, 1937 yılında doğmuş, ilk ve orta tahsilini köyünde tamamladıktan sonra öğrenimine Omurtag &ldquo;Tevfik Fikret&rdquo; Türk Lisesi&#39;nde devam etmiştir. Mustafa, daha küçük yaşlarda ses ve saz sanatçısı olarak dünyaya geldiğini fark ettirmiştir. Bu hırs, bu merak, bu güç ona nereden gelmiştir, hayret edilir. Çevresinde onu sanata yönlendirecek ve yardım edecek kişi yoktur. Ama içinden gelen bir duygu onu nedense bülbül gibi ötmesine ve eline saz almasına itiyor. Büyük tutkudur bu heves.</p><p>Lise öğrencisiyken Mustafa artık arkadaşlarının ve öğretmenlerinin gözünde ve gönlünde usta bir sazcıdır. İlk olarak köyünde, daha sonra çevre köylerde sazcı grupları oluşturmasıyla herkesin sevgisini kazanmıştır. Lise sonrası, Omurtag belediyesinde sanat ve kültür sorumlusu olarak çalışırken, kendisi ile sıkça görüşüyorduk. İyi bir sazcı olduğu gibi, iyi de bir insan ve dosttu. Kardeşi Osman&#39;ı (Oça) da sanata heveslendirmiş, iyi bir sazcı olmasını sağlamıştır. Daha sonraki yıllarının bir bölümünü evlilik yaptığı Şumen şehrinde geçirmiştir. Gündüzleri fabrikadaki işinde, geceleri düğün veya restoranlarda müzik gruplarındadır.</p><p>Tırgovişte, Şumen, Razgrad, Kırcaali derken Mustafa, kendi köyünde 60 kişilik muhteşem bir folklor grubu oluşturmuş ve bu grup ulusal gösterilerde, Sofya&#39;da ikincilik ödülü kazanmıştır. Devamla repertuvarına Türkçe, Bulgarca ve Makedonca şarkılar alarak ülke çapında adından söz ettirmiştir. Anılmış Bulgar bestecileri ile müşterek çalışmaları sonucu, Sofya Radyosu&#39;nda göreve çağırıldığı da olmuştur; ancak bu görevi kabul etmeyip radyoya türküler kayıt etmekle yetinmiştir.</p><p>Ne var ki, Bulgaristan Türkleri üzerinde kara bulutlar dolaşmaya başlayınca, Mustafa, 1970 yılında, Türkiye&#39;ye sığınıyor. Soyadı İmamoğlu&#39;dur. Orada sanat tutkusu daha da güçleniyor. Birçok gruplara dahil olarak gazinolarda ve davet edildiği şenliklerde ustalığını gösteriyor. Tam işler yoluna girdi giriyor derken, sığınmacı yasasının azizliğine uğrayarak, 1973 yılında kendini bir anda Avustralya&#39;nın Melbourne kentinde buluyor...</p><p>Burası her ne kadar uzak ve yabancı bir diyar olsa da, orada karşılaştığı Bulgaristanlı, Balkanlarlı ve Türkiyeli eski göçmenlerle havasını buluyor. Tabi, sazlı sözlü sanat aşkı burada da giderek güçleniyor. Kendini yeni sanat eserleriyle, bilhassa halkın en çok sevdiği Makedon türküleriyle daha da geliştiriyor. Oralarda da radyo yayıncılarının radarına girerek maharetini sergiliyor. Hüseyinler/Hubavka adı da onun sayesinde Avustralya diyarında duyulmuş oluyor.</p><p>Emekli olunca, Mustafa, artık daha özgürdür. Fırsat buldukça Türkiye ve Bulgaristan&#39;ı ziyaret edip baba ocağıyla, akrabalarıyla, dostlarıyla hasret gideriyor. Son birkaç yıldır Türkiye&#39;de (İstanbul-Avcılar) ikametine devam etmektedir.</p><p>Son dakika aldığım bir habere göre sağlık durumunda problemleri belirmiş, rahatsızlanmış. Umarız en yakın zamanda sağlığına kavuşur ve bir ömür boyu sevmekten hiç bıkmadığı sazıyla sözüyle hayatının tadını çıkarmaya devam eder.</p><p>Hüseyinler/Hubavka insanı, bu adamla gurur duymakta haklıdır.</p><p>Sabri CON</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sanata-adanmis-bir-omur_1658862221_rIM6pd.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sanata Adanmış Bir Ömür ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sanata-adanmis-bir-omur_1658862221_rIM6pd.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Gün'ün kanatları var...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/gun-un-kanatlari-var/1937/</link>
            <description><![CDATA[* Yazması çok kolay, oysa hayatında ne fırtınalar esti, aşılmayan bütün engebeli yoları aştı, özgürlüğüne ve ruhuna karşı nice darbelere maruz bırakıldı...  
   * “Hıçkırıklarını hala duyuyorum, içime akan gözyaşları da. Anamın çığlıklarını da. Göç mü, alev alev yanan bir ocak, külü görünmez, hep tüter..."]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/gun-un-kanatlari-var/1937/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Mon, 04 Jul 2022 22:49:16 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ &quot;Gün&#39;ün Kanatları&quot; isimli belgeselin çekimleri Bulgaristan&#39;da tamamlandı. Ünlü şair, şarkıcı ve aktris Hafize Beysimova Gün&#39;ün 55. yıllık sahne ve yaratıcılık hayatı konu etmekte. 55 yılını sahnelerde geçirmiş. Dile kolay, tam 55 yıl, yarım asırdan biraz fazlası... Vay be, kaç kişiye nasıp olur, böylesine dolu dolu bir yaşam? Yazması çok kolay, oysa hayatında ne fırtınalar esti, aşılmayan bütün engebeli yoları aştı, özgürlüğüne ve ruhuna karşı nice darbelere maruz bırakıldı. Göçmenliğin yıpratıcı ve soğuk rüzgarını içine çekti ve yaşadı, savruldu; ama hiç yıkılmadı... &ldquo;Hıçkırıklarını hala duyuyorum, içime akan gözyaşları da. Anamın çığlıklarını da. Göç mü, alev alev yanan bir ocak, külü görünmez, hep tüter...&quot; O içindeki sanat ve kendi insanına olan tutkun, nice zorluklarda sana güç oldu. Bu yazdığım kesitler, senin o güzel ve duygu dolu sohbetlerinden aklımda kalanların sadece bir kısmı. Sen her zorluğu anlının akıyla aşıp arkanda bıraktın. Bizim Bulgaristan&#39;daki Türk toplumunu, kendi sanatınla, dik duruşunla çoktan fethettin ve arkanda unutulmayacak bir imza bırakacaksın...  Tiyatronun yanı sıra, radyo ve televizyonda değerli eserlerde yer aldın. Bulgaristan&#39;da ve Anadolu&#39;da, çoktan gönüllerde taht kurdun. Ana vatanım, canım Türkiye&#39;m deyip toprağını öpüp kokladın. Balkan kadınının yüzü ve gururu oldun. Sahnelerde 55 yıl, dile kolay; ama sahne hayatın hala devam ediyor. Hayatını ve mutluluğunu, sevenlerine, sanat aşkıyla beslenen değerli insanlarımıza borçluyum diye mırıldanıp duruyorsun... Sevgili Hafize Teyzeciğimin gençliğini canlandırma sahnesine layık görüldüm ve pek de çok heyecanlandım. Nasıl bir tesadüf ve rastlantı ki, bütün bu yaşananlar... Tam da üniversiteyi bitirme kutlaması öncesi geçtim kamera karşısına. Sayın İsmet Arasan: usta ve idealist bir belgeselci. Genelde Balkanlar coğrafyasında belgeseller çekmekte. Sayın Halime Yıldız: şair, yazar ve emsali az bulunan bir edebiyat öretmeni. Şiirler okuyan güzel sesinin yankısı hala kulaklarımda çınlamakta... Melike Ahmed ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/gun-un-kanatlari-var_1656964306_Q0iKlF.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Gün'ün kanatları var... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/gun-un-kanatlari-var_1656964306_Q0iKlF.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Şair Yahya Akbulut'un anlatımıyla]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/sair-yahya-akbulut-un-anlatimiyla/1907/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/sair-yahya-akbulut-un-anlatimiyla/1907/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Wed, 27 Apr 2022 15:25:02 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Geçmişten günümüze kadar bakıldığında dengelem hanemde, muhtelif zamanlarda yayımladığım şiir kitapları (biri Bulgarca olmak üzere), iki çeviri kitabın yer aldığı, ömrün diğer yarısında zamanın sessiz ve derinden hızla ilerlediği ve 65&#39;e merdiven dayadığım gerçeğidir.Her insanın yaşlılık yolculuğunda nihayet varacağı bir duraktır. Yolculuk süresini kestirmek imk&acirc;nsız olduğuna göre okuma zevkini, yazma ve derleme hazzı tadında şiirleri tek bir çatı altında yayınlama düşüncesi düştü aklıma. Her kuşağın fazlasıyla bu tavrı taşıdığı gibi, üzerinde çalıştığım yapıt aylarca sürdü.Bu yeni çalışma, Türkiye&#39;de yayımladığım 4 şiir kitabı olmak üzere, 3 başlık altında derlediğim seçme ve yeni eserler, 3 şairin Türkçe&#39;ye çevirilerinden sınırlı sayıda yapıtları ve bir öykü içermektedir.Amacım, bütün eserleri yenileriyle birlikte tek kitapta toplayarak okuyucuya kolaylık sağlayacak şekilde sunmaktır. Çünkü her yazarın, birçok eserini aynı kitapta yayınlaması zengin okuma imk&acirc;nı tanır ve aynı zamanda biriktirdiklerinin bir muhasebesidir. Bu çerçeveden bakıldığında her insanın kendi iç dünyasına ait geliştirdiği bir yaşam felsefesi vardır, esas duruştur ve ileriye gidişin adımları olarak nitelendirilir.Neden Zamane Sezi başlığı ve anlamı nedir?Şiir dünyasında &ldquo;varoluş ve zaman&rdquo; konuları önemli bir yer tutmaktadır. Farklı rejimler arasında sürdürdüğüm bir yaşam çizgisinde, özellikle göç dalgasının yarattığı varlık ve yokluk arasındaki bir sarmalda, yazdığım şiirlerin birçoğunda esas düşünceyi içeren ve irdeleyen konu &ldquo;zaman&rdquo; kavramıdır. Zamane Sezi başlığı soyut bir düşüncenin ifadesidir aslında ve okuyucuda daha farklı bir bakış açısı sağlayabilir, her iki sözcüğün duyumlarını bir bütün içerisinde birleştirebilir, sezinleyebilir. Örneğin, &ldquo;gündüz, şafak, sabah, ikindi, öğle, akşam, yıllar, mevsimler...&rdquo; vb. sözcükler zaman kavramını ifade eder.Türk ve dünya edebiyatında da olduğu gibi, yayınladığım kitap başlıklarında içerik olarak ve birçok konular dahilinde bu kavram zaten yer almaktadır. Eserler üzerinden yürütmek istenilen esas düşünce, bireylerin zaman tünelindeki yolculuğu üzerinedir. Şiirlerde zaman kavramına yüklenen çeşitli manalar insan psikolojisinin sürekli parçalanmışlığını yansıtma çabasıdır. Dolayısıyla her edeb&icirc; şahsiyet, şiirin merkezine kendi geliştirdiği üsl&ucirc;buyla benliğini, kendi iç dünyasını, yaşam üzerine duygu ve düşüncelerini okura aktarma eğilimindedir.Her okuyucu şiirleri kendi anlayış tarzına göre yorumlar. Derinlemesine iletişimi sağlamak için derlediğim şiirlerin algılanması, yorumu ve değerlendirilme hususları konusunda basım yıllarına göre kitaplarda yer alan değerli hocalarımın incelemelerine yer vermeyi ve paragraflar arası kendilerinin görüşlerini kaynakça olarak eklemeyi uygun gördüm.Türkiye&#39;de yayımladığım kitaplar hakkındaki bu görüşlerini dile getiren şair, yazar ve araştırmacı Mehmet Çavuş, şair öğretmen Hüseyin R. Güler, şair Özlem Ağırgan, yazar İsl&acirc;m Beytullah Erdi, şair ve yazar Latif Karagöz, çalışmalarımda bilgi ve tecrübeleriyle sürekli destek olan başta Doç. Haşim Akif ve Dr. Öğr. Üyesi Vejdi Hasan, çevirmen ve şair Rüstem Aziz, gerekli basım izinlerini sağlayan şair, yazar ve araştırmacı Jivodar Duşkov, şair ve yazar Gülser Mazlum, şair ve yazar Aleksandrina Şahanova ve tüm emeği geçenlere teşekkür ederim.Yahya Akbulut,Razgrad ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sair-yahya-akbulut-un-anlatimi_1651062857_IbfMsN.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Şair Yahya Akbulut'un anlatımıyla ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sair-yahya-akbulut-un-anlatimi_1651062857_IbfMsN.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Hafize Beysim Gün'e Melike' den mektup var...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/hafize-beysim-gun-e-melike-den-mektup-var/1900/</link>
            <description><![CDATA[* Vefanın, saygının ve emeğinin ödülü. Sanatın olduğu yerde dünya daha güzel...* Şarkılarıyla derinliklere inen ve dokunan; tutuğunu koparan, değer ve anlam katan.* Ömrünü sanata adamış ve sanatla bütünleşmiş, rüzgarın kadınısın sen...* Serçe gönlüm adeta gururdan taşmakta, seninle aynı temiz ve helal kanı paylaştığımız için...]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/hafize-beysim-gun-e-melike-den-mektup-var/1900/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Fri, 11 Mar 2022 19:11:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Canım Teyzem, davetini aldım ve çok sevindim.Üzgünüm, yanında olamadığım için; ama inan ki, kalbim ve ruhum seninleydi o güzel gecede.Orada yoktum; ama gönlüm oracıktaydı. İnsan yaşarken, böyle güzel anımsanması çok güzel. Vefanın, saygının ve emeğinin ödülü. Sanatın olduğu yerde dünya daha güzel...Sen benim gamzeli, fırtına gibi esen, herkese kol kanat geren ve hep kendini üzen biricik sevgili Teyzemsin. Bir tanemsin...Şarkılarıyla derinliklere inen ve dokunan; tutuğunu koparan, değer ve anlam katan.O, engeller dolu hayat basamaklarını emin ve kararlı şekide tırmanan. Başarılarına başarı katan, sımsıcak, yumuşacık ve pamuk kalpli dev Sultanım...Ömrünü sanata adamış ve sanatla bütünleşmiş, rüzgarın kadınısın sen...Serçe gönlüm adeta gururdan taşmakta, seninle aynı temiz ve helal kanı paylaştığımız için...Her insana örnek ve güç verecek kadar mert bir anne, kardeş ve arkadaşsın&hellip;Kendini sanata adamış ve sanatla bütünleşmiş koskoca bir ömür seninkisi. Ablacığım, Ellibeşinci Sanat Yılın Kutlu Olsun! Nice güzel yıllara! Hep beraber!Her zaman anımsanacak ve saygı duyulacak bir iz bıraktın bizim kalplerimizde.Aldığın ödüler ve milyonlarca alkış saymakla bitmez... Kanatlanıp uçabilseydim, oracıkta seni izleyebilseydim ve elimde bir demet çiçekle seni kucaklayabilseydim. Ayakta alkışyayabilseydim.Seni öpebilseydim...Çok uzaklardan, ta Deliorman&#39;dan sana derin sevgi ve saygılarımı gönderiyorum.Sevgili yeğenin, seni hep örnek alan ve bir ömür boyu sana hayran kalan,Melike Ahmed ❤️ ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/hafize-beysim-gun-e-melike-den_1647016435_xgvna6.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Hafize Beysim Gün'e Melike' den mektup var... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/hafize-beysim-gun-e-melike-den_1647016435_xgvna6.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ortak Direkt Adem Bayraktarov]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/ortak-direkt/1868/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/ortak-direkt/1868/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Mon, 08 Nov 2021 11:08:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>Rahmetli gazeteci Hüseyin Köse&#39;nin anısına</strong><strong>Derleyen şair Yahya Akbulut</strong><strong>____________________________________</strong> Sabah sabah, radyomuzun düğmesine dokununca &ldquo;İki de keklik bir kayada ötüyorc/ Ötme de keklik derdim bana yetiyor&rdquo; sözleriyle büyüleyici bir ses yayılır odamıza. Derhal tanırız &ndash; Adem Bayraktar diyerek, dikkat kesiliriz&hellip;Öz kültürümüzün, bu parlak temsilcisinin yaşam ve sanat öyküsünü anlatmaya kitap gerektiğini düşünüyorum. Ancak biz kitapçığımızın imkanları dahilinde en önemli yön ve anlarıyla birkaç sayfaya sığdırmaya çalışacağız.Adem Bayraktar&#39;ın bir ses sanatçısı olarak, 31 yıllık sahne hayatı var. Oysa, sesi küçük yaşta ortamındakilerin dikkatini çekmiştir. Yeteneğini ilk sezen okul müdürü Halil Kulov, ilk ifadeleri ise öğrenci müsamerelerinde olmuştur.O vakitler, doğduğu Glocevo köyünde (şimdi kasaba) birçok ihtiyar odaları, mahalle ve örgüt kulüpleri vardır. Daha 8-9 yaşlarındayken, sesi ve türküleriyle buranın tarihine geçmiş olan koca dedesinin devamcısı olmak arzusu ile yaşıyor ve babasının teşvikiyle sazını omuzlayıp kahveden kulübe, kulüpten kahveye dolaşarak yaşlıları şenlendiriyor.Orta okulu bitirince, tarım kooperatifinde dülgerliğe başlıyor. Ancak gerçekten de yetenekli olduğunu sezen öğretmen eniştesi İsmail Abdullov, eğitim ve elverişli ortam yaratmak amacıyla, onu hemen Razgrad Lisesine yazdırmıştır.Genç türkücü, il merkezinde de ortamının dikkatini çektiği için, şehrin seçkin uzmanı Rayço Vasilev&#39;in yönettiği Çitalişte &ldquo;Razvitie&rdquo; ( &ldquo;Gelişim&rdquo; kültürevi) kapsamında koro grubuna alınmıştır. Yıllardan 1956. Razgrad &ldquo;Anton Straşimirov&rdquo; Devlet Tiyatrosu Estrad Bölümü&#39;nün, Podayva köyünde temsili olacak. Terkibin en beklenen ses sanatçılarından Osman Aziz, aniden hastalanıyor. Dans yönetmeni Aniçka Boçeva, bir temsil için genç türkücüye başvuruyor. O da, bir sözü iki ettirmiyor. Osman Aziz&#39;in sırası gelince de mikrofona geçiyor. Geçmesiyle de, büyüleyici bir ses yayılıyor ortalığa. İzleyiciler hemen tanıyor. Türkü, Osman Aziz&#39;in, fakat farklı bir yorum. Mikrofondaki de, aslında ilk kez görüp duydukları, sakalı bıyığı henüz yakında belirmiş bir genç. Salon, coşkulu alkışlarla destekliyor genç sanatçıyı. Bu performans Adem Bayraktar&#39;a bir sınav sayılıyor adeta. Daha ertesi gün, tiyatronun kadrosuna alınıyor. Böylece de amatörlük dönemi bitmiş, Adem Bayraktarov için şerefli, şerefli olduğu kadar da sorumlu, zor ve çileli bir sanat yaşamı yolculuğu başlamıştır. Bir yandan Türk halk türkülerini araştırmak, en iyilerini seçip repertuvarına almak, önce kendi kendine, sonra da uzman yönetiminde defalarca tekrarlamak; diğer yandan da evinden, ailesinden ayrı, yaz kış demeden ülkeyi diyar diyar dolaşarak, bazen soba görmemiş salon ve sahnelerde onları meraklılarına, sevenlerine ulaştırmak gerçekten de yorucu olmuş; ama o yorulmak bilmemiş, çünkü hayranlarının sevgisi, takdiri ve alkışları ona güç vermiştir. Türk kültürüne hizmet duygusu, ona giderek ilham veriyor. Sözüm ona, &ldquo;soya dönüş&rdquo; döneminde bile, şahsen ve hayranlarının da sevdiği &ldquo;Kuşlar gelir öterek / Ay gelen tatar mısın!&rdquo; türküsü, bir an olsun dilinden düşmemiştir.Onun için söz olunca, Razgrad &ldquo;Nazım Hikmet&rdquo; Devlet Müzik ve Dram Tiyatrosu müdürü, deneyimli rejisör ve tiyatro uzmanı Yüksel Çavuşev, hiç tereddüt etmeden:&ldquo;Adem Bayraktar, eskiden olduğu gibi, şimdi de tiyatromuzun orta direği, müziğinde bir ekoldur&rdquo; &ndash; demişti. Kuşkusuz, daha tiyatronun açılmasıyla onu göreve çağırması da, bu görüşlerinden kaynaklanmıştır. Altmışıncı doğum günü arifesinde, ünlü sanatçıyla kısa bir kahve sohbetimiz oldu. L&acirc;f arasında:- Repertuvarınızda kaç türkünüz oldu ? &ndash; diye sordum. - Yalnız eski Türk halk türküleri 85&#39;in üzerinde, diye yanıtladı. Ben, Bulgar halk ve estrad türküleri de okurum. Onlar bir başka.- Ömrünüz uzun olsun, ama nesillere miras olarak ne bırakacaksınız ? - dediğimde:- Ulusal Radyo&#39;muzun müzik fonunda kayıtlı 65 türküm var, artı 9 türkümü içeren bir de bandım.- Keşke artık birkaç da albümünüz olsaydı. Bence hayranlarınız bunu çoktan bekliyor. Destek olacak hayırsever, müzikseverler de bulunurdu sanıyorum, dediğimde: - Maalesef... - Sizce bir ses sanatçısının başarılı olabilmesi için yalnız güzel sesi olması yeterli midir ?- İyi ve güzel sesli olmak, elbette ki çok önemli; ama yeterli değil, çok çalışmak gerek. Aksi takdirde o ses yeteneği ziyan olabilir. - İzleyici, sese mi daha düşkün, söze mi acaba ?- Müziksever, her ikisine de önem veriyor. İyi sesle sunulan, iyi bir fikir, düşünce, duygu, izleyiciyi adeta büyülüyor. Bence, en başarılı türkü, iyi ses ile anlamlı sözlerin birleştiği türküdür.- Benzemek istediğin ses sanatçıları var mıdır, onlar kimlerdir ?- Yalnız amatör değil, sahne yıllarımda da hep Osman Aziz, Kadriye L&acirc;tif, Ülviye Ahmet, Cemil Şaban gibi olmak istemişimdir.- Hayranlığınızla birlikte, hiç onları kıskandığınız oldu mu ? - Bil&acirc;kis, her vakit her yerde onları içtenlikle dinledim, başarılarına sevindim, takdir etmişimdir.- Kendi başarılarınız için herhangi birine borçlu musunuz ? - Evet, en çok da uzun yıllar Razgrad Estrad Tiyatrosu&#39;nun Müzik Yönetmeni, merhum Rayço Vasilev&#39;e borçluyum. O, büyük bir müzik hocası, nezaketli bir pedagogtu. Bize yalnız müzik ve sahne kurallarını değil, dürüst ve disiplinli insan olmayı da öğretiyordu.- En büyük ödülünüz ?- Hayranlarımın bana karşı olan sevgileri, o coşkulu alkışlarıdır&hellip; Jübilesi olan sanatçıya soracak daha birçok sorularım vardı, ancak sohbetimizi sonlandırmak gerekiyordu çünkü az sonra tiyatroda, provalarda olmalıydı. O, bütün deneyimine, ustalığına rağmen, bugüne bugün hep o eski titizlikle çabalıyor, öğrenmeye devam ediyor. Diğer yandan da, aynı terkibin genç bir kızı olan - dram oyuncusuna, babacan tavırlarıyla mesleğinin inceliklerini öğretiyordu&hellip; Hüseyin Köse, Razgrat ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ortak-direkt_1636359849_SXTEtB.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ortak Direkt Adem Bayraktarov ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ortak-direkt_1636359849_SXTEtB.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[HABİBE AHMEDOVA: "Rodoplu kadın olmak hem ince ruh, hem de güç katıyor bana."]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/habibe-ahmedova-rodoplu-kadin-olmak-hem-ince-ruh-hem-de-guc-katiyor-bana/1867/</link>
            <description><![CDATA[niye görmüyoruz oysa / sadeliğimizi / ağlayıp gülmemizde / aşkımız ve sevgimizde / acımız ve kinimizde / mutluluk / hangisinde / bilen var mı]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/habibe-ahmedova-rodoplu-kadin-olmak-hem-ince-ruh-hem-de-guc-katiyor-bana/1867/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Fri, 05 Nov 2021 21:55:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>in memoriam </strong><p><strong>______________________</strong></p><strong>HABİBE AHMEDOVA: &quot;Rodoplu kadın olmak hem ince ruh, hem de güç katıyor bana.&quot;</strong><strong>( 1953 - 2021 )</strong><strong>*** </strong><strong>mutluluk ne mi</strong><strong>anne doğurmuş hepimizi </strong><strong>okşamış, sevmiş,</strong><strong>sevinmiş. </strong><strong>niye görmüyoruz oysa </strong><strong>sadeliğimizi</strong><strong>ağlayıp gülmemizde </strong><strong>aşkımız ve sevgimizde </strong><strong>acımız ve kinimizde </strong><strong>mutluluk hangisinde</strong><strong>bilen var mı </strong><strong>acaba ne biçimde </strong><strong>***</strong><strong>mutluluk ne mi </strong><strong>sıcacık bir ekmek</strong><strong>kendi soğuğuna titreyen kar </strong><strong>suyu eşiğinden akan pınar </strong><strong>gülümsiyen bir yüz</strong><strong>***</strong><strong>mutluluk ne mi </strong><strong>çok yakın </strong><strong>ve bir o kadar da uzak </strong><strong>yemyesil bir bahar </strong><strong>sararmış solmuş</strong><strong>bir yaprak</strong><strong>birbirine uzatılan </strong><strong>aşk dolu iki el...</strong><strong>***</strong><strong>mutluluk ne mi</strong><strong> s o r m a y ı n</strong><strong>o anlaşılması </strong><strong>güç bir sey.</strong> <strong>Aysel Özgür Bilgiç, İstanbul:</strong> Ay inanamıyorum! Allah&#39;ım, bu nasıl bir haber, nasıl sürpriz bir ölüm! Daha on gün öncesi telefon görüşmesi yaptık, çok hayat doluydu, çok enerjik ve heyecan dolu bir sesi vardı.Umutluydu, iyileşip hayatı sil baştan yaşayacaktı...Çok üzdün bizleri, sevgili Habibe abla! Mek&acirc;nın cennet, kabrin nur olsun! Rabbim, geride kalanlara sabırlar versin! Üzüntümü tarif edecek kelimeler bulamıyorum... <strong>Leyla Şerif Emin, şair, Üsküp:</strong> Bulgaristan Türkleri çok değerli bir yazarını kaybetti bugün, tam 2 yıl önce hem Edirne&#39;de hem de Üsküp&#39;te buluşmuştuk, her zaman mesaj gönderirdi, ruhu engindi, Rodoplar&#39;ı sığdırmıştı yüreğine... Her zaman oradan bir selam iletirdi Şar Dağları&#39;na... Güzel Habibe Abla, insanın kelimeleri kifayetsiz kalıyor bu anlarda... Biz seni çok sevmiştik güzel insan...Mek&acirc;nın cennet olsun... Rodoplar&#39;da Türkçe&#39;nin nöbetinde duran bir ses bugün hayata gözlerini yumdu... Allah&#39;ın rahmeti üzerinde olsun... <strong>Ahmet Türkay, yazar, İstanbul:</strong> &quot;...Baharla gelişin hazin bir şarkı kuşların dilinde Çıplak dallarda ısırıcı bir rüzg&acirc;rSen gittin, ardından yağdıAma nasıl yağdı bilsen karTatlı bir cıvıldayış kuşların dilinde Yeşeren dallarda ılık bir rüzg&acirc;r Sen geldin, ardından geldi Bilsen ne güzel bir bahar!...&quot;  Bu dizelerin şairi Habibe Ahmedova artık aramızda yok. Acı ve kara haberi biraz önce İ. Kamberoğlu telefonla bildirdi. Habibe Ahmetova, Bulgaristan Türkleri Edebiyatında şairliğini kanıtlamış, şiirini sıradanlığa sürmemiş, az sayıda şairlerimizden biriydi. Şiir yazıyorum diye kendini kandıranlardan değildi, gerçekte yazıyordu. Şiiri yoğun, hep doludizgin yaşadı, hiçbir şiirini onun dışına çıkarak yazmadı. O nedenle sıcak, içten hem duygularımıza hem düşüncelerimize seslenen unutulmayacak şiirler bıraktı bize. Şairin yakınlarının acısını yürekten paylaşıyor, Bulgaristan Türkleri Edebiyatına da başsağlığı diliyorum.  <strong>İbrahim Kamberoğlu,şair,Tekirdağ:</strong> Bulgaristan Türk Edebiyatının başı sağ olsun! Işıklarda uyusun ve tüm yakınlarının acısını paylaşıyorum. <strong>Vedat Ahmed, yazar, Sofya:</strong> Çok değerli şairemiz Habibe Ahmedova, bu fani dünyaya gözlerini yummuş. &quot;Gönül Yaprağı&quot; ve &quot;Şafakla Gülebilsem&quot; şiir destelerini kaleme alan, Nüvv&acirc;b mezunlarından Şefket Efendinin gelini olmakla gurur duyan ve Rodoplar&#39;daki Türk kadınını çok güzel anlatan Kırcaali yöresinin iyi insanlarından biri olan Habibe Hanımla birkaç kere görüşüp sohbet etmişliğimiz olmuştu. Bütün bunlardan hareketle iyi bir şairemizi kaybetmenin kederini yaşamaktayız. Allah rahmet eylesin! <strong>Sevda Dükkancı ve Şefkiye Çakır, BNR,Sofya:</strong> Rodoplar&#39;ın bir yıldızı daha söndü. Bulgaristan&#39;da Türk Edebiyatının önemli isimlerinden, şiirleriyle, yazılarıyla ve kültür- sanat ve toplumsal camiada örnek sözleriyle sevilen bir isim aramızdan ayrıldı. Habibe Ahmedova&#39;nın kısa süreli bir hastalık ardından hayatını kaybettiği haberi geldi. Kırcaali&#39;nin Kösevo köyünde 1953 yılında doğan Habibe Ahmedova, Kırcali&#39;nin Kobilyane köyünde yaşadı. Uzun yıllar Kırcali&#39;de çalıştı ve &ldquo;Kobilyane&#39;nin en tepesindeki bu evimden her sabah yaz- kış 5 kilometre durağa kadar gittim- geldim&rdquo; derdi. Emekliye ayrıldıktan sonra ise çiçeklerle büründürdüğü bahçesi, dağ manzaralı penceresi ve şiir ve yazıları üzerine odaklandı. &ldquo;Bana dağ ve yeşillik ilham veriyor, Rodoplu kadın olmak hem ince ruh, hem güç katıyor bana&rdquo; derdi. 8 Mart 2020 tarihinde ise BNR Türkçe Yayınlara özel gönderdiği şiirli mesajında: &ldquo;Kadın, dünyamızın çiçek bahçesini daha da renklendiriyor&rdquo; dedi. Habibe Ahmedova, radyomuzun ekibiyle de her zaman iyi arkadaş ve meslektaş ilişkilerinde bulundu, herkese söyleyecek sıcak bir söz buldu. ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/in-memoriam_1636141233_buyh3t.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ HABİBE AHMEDOVA: "Rodoplu kadın olmak hem ince ruh, hem de güç katıyor bana." ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/in-memoriam_1636141233_buyh3t.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[O Ses Vasfiye’nin Sesidir...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/o-ses-vasfiye-nin-sesidir/1864/</link>
            <description><![CDATA[* Tiyatro yönetiminin düzenlediği yeni kadro sınavında “Hasan'ım” türküsünü dinleyince, 60 aday arasından, şahsen Vasfiye’yi tercih etmişti.* Artık o, vardığı yerde alkışlarla karşılanıyor, alkışlarla uğurlanıyordu.* Ancak dönemin ırkçı ülke yönetimi, kültürümüzün bu kadarını bile bize çok görüyor. * Ulusal radyomuzun koleksiyonuna tam 117 türkü kazandırmış olan bu seçkin ses sanatçımız, ikinci sanat yaşamına çok daha farklı, zengin ve ilginç bir repertuvarla başladı]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/o-ses-vasfiye-nin-sesidir/1864/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Thu, 04 Nov 2021 12:56:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>Rahmetli gazeteci Hüseyin Köse&#39;nin anısına </strong><strong>Derleyen şair Yahya Akbulut</strong>_____________________________  Komşu köylerden bile duyanlar gelmiş, Belentsi köy meydanı baştan başa insanlarla dolup taşmıştı. Herkes, Razgrad Tiyatrosu&#39;nun Estrad programını görme sabırsızlığı içindeydi. Aslında, bu sabırsızlık yalnız izleyicilerde değil, sanatçılarda da seziliyordu. Ancak Vasfiye Şabanova&#39;nın sabırsızlığı bir başkaydı sanki. O, daha 17&#39;sinde ve terkibin en yeni sanatçısı olarak ilk türküsünü sunacaktı. Bu yüzden de çok ama çok heyecanlıydı&hellip; Genç sanatçı heyecanlanıyordu ama müzik yönetmeni Rayço Vasilev oralı bile değil, rahat mı, rahattı. Yalnız haftalar öncesi, tiyatro yönetiminin düzenlediği yeni kadro sınavında &ldquo;Hasan&#39;ım&rdquo; türküsünü dinleyince, 60 aday arasından, şahsen Vasfiye&#39;yi tercih etmişti. Daha ilk provalarda, yanılmadığını anlamıştı. Diğer sanatçıları ise seyirciler tanıyor, isimlerini duyunca alkışlıyorlardı. Ancak, Vasfiye Şabanova denince, hayretle bir birilerine bakıştılar. Kimin nesiydi bu kız diyerek, sesini merak ediyorlardı. Aniden &ldquo;Berber dükkanına vardım/Berberi gördüm bayıldım&hellip;&rdquo; diye büyüleyici bir ses yayılmıştı ortalığa. Yayıldı ve meraklı kitleye duyurdu sesini, bir yıldızın doğduğunu müjdeleyerek&hellip; Konserden sonra, Rayço Vasilev babacan tavırlarıyla elini sıkarak; - Aferin, Vasfiye ! &ndash; dedi. Beklediğimden daha güzel seslendirdin. Oysa, o kadar heyecanlanmıştın ki !.. - Bakın, Hocam ! &ndash; diye paylaştı genç sanatçı, o kendine has ve özgü sıkılganlıkla. Aslında, benim önceleri de kalabalık insan önüne çıktığım vardı, ama bu öğrenci müsameresi değil ki, devlet tiyatrosu konseri ! Bu yanıt, Rayço Vasilev&#39;i daha da sevindirdi. Çünkü, yetenekten ziyade bir de sorumluluk duygusunu keşfetti kendisinde. Söz konusu konser 1965&#39;te, yani bundan tam yarım asır önce gerçekleşiyor. Ancak, daha sonra Vasfiye daha da cesaretleniyor. Türkü onun, yani seslendirmesi mesleği, yorumlama sanatı, arayıp bulunması en kutsal amaçlardan biri, tiyatro ise ikinci evi oluyor. Ekip her yıl 2-3 program hazırlıyor, ülkenin en uzak, en batak köy ve mahallelerine bile ulaşarak 150-200 temsil veriyor. Vasfiye repertuvarına aldığı belleğindeki yüzlerce türküsü ve ulusal radyomuzda kaydı mevcut 100 üzerinde eserleriyle halkın en sevilen, en beklenen ses sanatçılarından bir olmuştu. Artık o, vardığı yerde alkışlarla karşılanıyor, alkışlarla uğurlanıyordu. Vasfiye için her türkünün bir tarihçesi var - araştırıp bulunması, seçilmesi, öğrenilmesi, defalarca tekrarlanıp &ldquo;pişirilmesi&rdquo;. Artı, tiyatroda da provalarla devam ediyor uğraşısı. Bir nota alçak veya yüksek seslendirmeye görsün, yeniden defalarca geri dönmek var işin içinde. Bu gerginliğe katlanabilmek için ne kadar sabır, ne kadar irade gerektiğini bir o biliyor. Ve katlanıyor, çünkü amacı büyük ve kutsal. Türk kültürünü, özellikle de ana sütü gibi tatlı o eski türküleri araştırmak, unutulmaktan kurtarmak, fevkalade yorumlar ile nesillere tanıtmak ve sevdirmektir. - &ldquo;Hasan&#39;ım&rdquo; türküsünü yıllar önce Rodoplar&#39;da bulup kaydetmiştim. Hayranlarımın bunca sevdiği &ldquo;Ak güvercin&rdquo; ise bir turnemiz esnasında İşirkovo&#39;da kaleme aldım &ndash; diye paylaştı ünlü ses sanatçısı. Ben, en çok türk halk türkülerini severim. Ancak zamanla insanlar, zevkler de değişiyor. Artık, salondakileri yalnız halk türküleriyle sevindirmek pek o kadar kolay değil, hele hele gençler. N&#39;apalım, zamana uymak, onların da hatırlarını saymak gerek. Estrad şarkıları da söyledim, söylüyorum da ara sıra. Belli ki, ses sanatçısı olmak da, zor mu zor. Çalışmalar yoğun, hele de o zamanlar. Ama Vasfiye mutlu, özverili, iradeli, faydalı olmak bilinciyle, yorulmaksızın çalışıyor. Hem, yalnızca sahnede değil, toplumsal konulara da el atmış. Bu yüzden, yalnız hayranlarına değil, tiyatro yönetimi ve ortamındakiler tarafından da takdir ediliyor. 1977&#39;nin baharında, Üçüncü Bulgar Kültür Kurultayı&#39;na delege olarak seçiliyor. Türk asıllı kültür faaliyetçilerini temsil edenlerden biri oluyor. Ancak dönemin ırkçı ülke yönetimi, kültürümüzün bu kadarını bile bize çok görüyor - &ldquo;yeter&rdquo; diyerek, 30 yıllık bir hizmetten sonra, daha yüzlercesi gibi, birer gülünç emekli maaşıyla Vasfiye&#39;yi de sahne dışı ediyor. Vasfiye Şabanova o vakitler henüz 37&#39;sinde. Gücünün, sanatının zirvesindeyken, kanadı kırık bir kuş durumuna düşürülüyor. Buna rağmen, bir bar türkücüsü olmuyor ve türkülere olan aşkına ihanet etmiyor. Bir gün gelir umuduyla, onları toplamaya devam ediyor. Defteri giderek kabarıyor. Mutfakta kendi kendine, holde eşine, kızına, en yakınlarına dertli dertli okuyor şarkıları. Derken, umudu da gerçekleşiyor, beklediği o &ldquo;bir gün&rdquo; de geliyor. Ülkede, iki Devlet Müzik ve Dram Tiyatrosu açılıyor. Onlardan biri de Razgrad Tiyatrosu oluyor. Başına, kişinin yaşına, dişine değil &ndash; işine bakan, sanattan ve sanatçıdan anlayan deneyimli oyuncu, rejisör ve tiyatro yöneticisi Yüksel Çavuşev getiriliyor. O da, &ldquo;eski yılların&rdquo; iki yeteneğini bulup, tiyatroya davet ediyor. Onlardan biri de Vasfiye Şabanova&#39;dır. Ulusal radyomuzun koleksiyonuna tam 117 türkü kazandırmış olan bu seçkin ses sanatçımız, ikinci sanat yaşamına çok daha farklı, zengin ve ilginç bir repertuvarla başladı. O sakıncalı yıllar, öz kültürümüze, cana can katan türkülerimize olan sevginizi söndüremediyse ve hal&acirc; içinizde yaşayan sevginiz, sizleri Razgrad &ldquo;Nazım Hikmet&rdquo; Müzik ve Dram Tiyatrosu&#39;na götürürse eğer &ndash; &ldquo;gel bana, gül bana&rdquo; sözleriyle, işte yine varız derecesinde, çok tanıdık, yumuşak ve okşayıcı bir ses coşturacak gönüllerinizi. O ses, Vasfiye&#39;nin sesi olacak...Hüseyin Köse,Razgrad ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/o-ses-vasfiye-nin-sesidir_1636021119_uGqhdy.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ O Ses Vasfiye’nin Sesidir... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/o-ses-vasfiye-nin-sesidir_1636021119_uGqhdy.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yüksel Çavuşev'in Sanat Sevgisi]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/yuksel-cavusev-in-sanat-sevgisi/1860/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/yuksel-cavusev-in-sanat-sevgisi/1860/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Tue, 02 Nov 2021 22:14:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>Rahmetli gazeteci Hüseyin Köse&#39;nin  anısına </strong><strong>Derleyen şair Yahya Akbulut</strong>_____________________________________ Kültür Bakanlığı, geçen yılın sonlarında yeni açılan tiyatrolara, müdürlük sınavı düzenledi. Ona, emekli sanatçı Yüksel Çavuşev de katıldı ve beklendiği gibi de oldu. O sınavı parlak bir şekilde kazanarak, 65&#39;nci yaşını tamamlamasından birkaç gün sonra Razgrad &ldquo;Nazım Hikmet&rdquo; Devlet Müzik ve Dram Tiyatrosu&#39;nun Müdür koltuğuna oturdu. Böylece, yeni tiyatronun tüm sanatçılar ve sanatseverleri derin bir nefes aldı, rahatladı. Zira, günümüz koşullarında özel, eğitimsiz, yepyeni bir kolektifin öngörülen spesifik görevlerini başarabilmesi için, dümeninde mükemmel ve profesyonel hazırlığından başka, etraflı ve derin umumi kültürü, sanat, yaşam ve en azından, deneyimli bir yönetici sıfatıyla, üstelik Bulgaristan Türklerinin dününü ve bugününü, sorunlarını, yaşam tarzını, edebiyatını, kültürünü, geleneklerini, örf ve adetlerini ayrıntılarıyla tanıyan biri, olmalıydı zaten. Yüksel Çavuşev, tüm bu niteliklere sahip bir kişi aslında. Yüksel Çavuşev&#39;in bu hazırlığı, yarım yüzyıllık yoğun bir çaba birikimidir aynı zamanda. Sanat sevgisinin ne zaman, nerede ve nasıl başlayıp şekillendiğini söylemek isteyen, yanılır bence. Belki, daha küçük yaşta, ruhu şad olsun &ndash; anası Zeynep bacının başucunda, o güzel sesiyle söylediği il&acirc;hilerle başlamıştır bu sevgi. Belki de, doğup (1939) büyüdüğü Büyük Adaköy&#39;ün (Ostrovo) güzelliklerindendir, veya daha o vakitler okuduğu ünlü dünya yazarlarının eserlerinden aldığı ilhamlardan olabilir. Kim bilir! Bildiğimiz, başka bir şey daha var fakat. Ortaokulu bitirdiğinde - &ldquo;bu okuldan şimdiye kadar böyle istidatlı ve çalışkan bir öğrenci geçmemiştir&rdquo; - diyerek, övmüşlerdi onu hocaları o yıllarda. Nitekim, temiz Bulgarcası, yeteneği ve vakurluğuyla, daha sonraları okuduğu Razgrad- İkinci Karma Bulgar Lisesi&#39;ndeki ortamında da benzeri fikirler mevcut. Toplantılarda, çeşitli tören ve müsamerelerde, şimdiki deyimle &ndash; sahne ve mikrofon onun oluyordu. Şiirler okuyor içli içli, değişik roller oynuyor. Öğretmeni, öğrencisi, onun yüzünde geleceğin büyük aktörünü görmeye başlıyor. Romantik gencin emeli ise başka, piyade olup denizlere, okyanuslara açılmak. Ancak, daha o zamanlar tüm dünya sinema yıldızlarını tanıması, oturduğu odayı onların resimleriyle adeta minik bir sergiye dönüştürmesi, 1985 yılında ise Sofya&#39;daki &ldquo;Krıstü Sarafov&rdquo; Yüksek Tiyatro Enstitüsü&#39;nün 2 yıllık bölümünde, okuma önerisini sevinçle kabul etmesi, onun gönlünde gizlice başka bir aslanın da yattığını gösteriyor. Sofya&#39;da sınavlarda 300 adaydan, yalnız 11&#39;i kazanıyor. Onlardan biri de Yüksel Çavuşev&#39;tir. Büyük şair ve dram yazarı Nazım Hikmet&#39;in &ldquo;Enayi&rdquo; eserinden, Ahmet Rıza&#39;nın karakterini canlandırarak, Enstitüyü başarıyla bitiren genç istidat, iki yıl sonra aktör diploması ile dönerek Razgrad Bulgar Devlet Tiyatrosu&#39;na atanıyor. Daha sonra olaylar birbirini izliyor, yıllar, yeni imkanlar, sürprizler, başarılar getiriyor. Epey bir süre &ldquo;Emek Davası&rdquo; gazetesinde çalışmış olsa da Vatan borcunu &ldquo;Emek erleri&rdquo; Tiyatrosu&#39;nda aktör olarak ödüyor. Terhis olunca, yeniden Razgrad Tiyatrosu&#39;ndaki yerini alan genç sanatçı, büyük dünya ve Bulgar yazarlarının ünlü eserlerinden önemli roller üstlenerek, yalnız 2-3 yılda kendini geliştiriyor. 1964 yılında Dobriç&#39;te düzenlenen Bulgar Tiyatrosu Milli gösterilerinde, Todor Genov&#39;un &ldquo;Eylül Baladı&rdquo; piyesinden Emil&#39;in karakterini canlandırarak, sanat mahareti bakımından aldığı ikincilik ödülü ile, adı tüm ülkeye yayılıyor. Stara Zagora, Ruse, Şumen Tiyatro&#39;larından davetiyeler ve birçok teklifler alıyor. Ancak o, &ldquo;taş yerinde ağırdır&rdquo; atasözüne sadık kalıyor. Gerçek niyeti de zaten yüksek tahsil yapmaktır. Girişkenliği sayesinde, nihayet bu emeline de kavuşuyor. 1966&#39;da yine &ldquo;Krıstü Sarafov&rdquo; Enstitüsü&#39;nün bu kez Rejisörlük bölümüne kabul edildiğinde son derece mutlu ve 6 adaydan birisidir. Bu başarısı, ona Azerbaycan&#39;ın Bakü Yüksek Güzel Sanatlar Enstitüsü&#39;nün Rejisörlük bölümüne kaydını yaptırmaya yetiyor. Orada, Mehdi Mamedov, Riza Adil, İ. İskenderov, Muharem Haşım gibi üstatlardan Rus, Azeri, Türk, Doğu ve Batı&#39;daki halkların edebiyatına, kültürüne, tiyatro sanatın özelliklerine dair dersler alarak, öz kültürünü, mesleki hazırlığını geliştiriyor. Ve İ. Efendiev&#39;in &ldquo;Yıldırımlı Yıllar&rdquo; eserini sahneliyor. Rejisör olarak yurda dönüyor ve elbette yeniden Razgrad &ldquo;Anton Straşimirov&rdquo; Devlet Tiyatro&#39;suna atanıyor. Yüksel Çavuşev, Razgrad Tiyatro&#39;sunda 5 yıl aktör, 25 yıl Rejisör ve aynı zamanda Türk Estrad Tiyatrosu&#39;ndan sorumlu Müdür yardımcısı olarak, toplam 30 yıl kültür hizmeti veriyor. Bu dönemde 25&#39;ten fazla karakter canlandırıyor, 50&#39;nin üzerinde de program sahneye alıyor. Hem de nasıl bir hizmet !.. Yorumlaması, karakterlerin canlandırılması, olayları izleyicilere gerçek olarak kabul ettirmesi ve becerilerini genç meslektaşlarına aktarması gibi meziyetleri, sadece bir sanat adamı yapabilir. Bu yüzden de gerek aktör, rejisör, gerekse 1986 yılında emekli olmasından sonra, değişik kurul ve kuruluşlarda hep aynı yönde örgütçü, yönetici olarak, daima ilgili makamların ve toplumun takdirini kazanmıştır. Nitekim, bu sürekli, özverili, yoğun ve semereli çabalarından dolayı 65&#39;ncı yıldönümü münasebetiyle Kültür Bakanlığı&#39;mız tarafından &ldquo;Onursal belge&rdquo;, Birinci derecede &ldquo;Kiril ve Metodiy&rdquo; madalyası ve Özel plaket ile ödüllendirilmiştir. Ünlü sanatçı ile son sohbetimiz onun işyerinde oldu. Başarılarının kilidini sordum kendisine, l&acirc;f arasında. Kitaplara, dedi, hiç tereddüt etmeden. Ve devam etti; - Hepsini kitaplara ve emeğime borçluyum. Yerde değil, nur içinde yatsın, kitapları bana sevdiren anamdır. Hocalarım ve eski köy Kütüphanecisi- Stefka abladır. Hal&acirc; okumayı çok severim. Birçok klasiklerin şaheserleri dahil, yaklaşık 3000 kadar kitabım vardır kütüphanemde.- Tiyatro, sizin için nedir? &ndash; sorduğumda ise; - Tiyatro !.. &ndash;diye tekrarlayarak, kendine özgü üslup ve ifade şekli ile &ndash; büyüleyici etkisi olan eğitim, öğretim, medeniyet kaynağıdır aslında. Sanat olarak ise şerefli ve ilginç olduğu kadar da, zor bir gönül işidir. Bana gelince, ne bileyim! Belki bir kader, belki sönmeyen bir sevgidir. Bu yaşta sınava katılmak, buraya gelmenin nedeni zaten şan-şeref, herhangi bir maddi çıkar için değil ki! Hep o sevgi yüzünden. Üstelik, bir de faydalı olma duygusu var ya !.. - Bulgar tiyatrosunun böğünki durumunu nasıl buluyorsunuz. Neden salonlar boş. Gencecik bir televizyon sinemasının, bu kadim sanatın &ldquo;ekmeğini yediği&rdquo; doğru mu sizce? - dediğimde; - Hayır, kesinlikle doğru değil! Onlarca kez çevirilerek, uygun bir anda çekilen, dondurulan olay ve karakter başka, bir aktörün canlı ve yaratıcı oyunu, yine bir başka. Salonlarımızın bomboş olduğu gerçektir, ama bu geçici bir durumdur. Tiyatro&#39;nun 3000 yıllık bir geçmişi vardır. Eminim ki, insanlar er geç canlı görüntüyü tercih edeceklerdir. Futbol maçları da televizyondan izleniyor, ancak stadyumda izlemenin başka bir zevki vardır! - Şarkılarımızı, türkülerimizi, danslarımızı sevmesine, seviyoruz elbet. Onlar, bizim dünümüz, bugünümüz, yarınımız, kimliğimiz ve varlığımız. Yine de bazen bir salona oturup düşündürücü, etkileyici bir piyes izleyeceğimiz geliyor. Müzik ve Dram Tiyatro&#39;su olmasına göre, bu zevki sizin salonunuzda da yaşatabilecek misiniz en nihayet? - Evet, ancak şu anda piyes sahneleme imk&acirc;nımız yok, çünkü 70 kişilik kadromuzda özel eğitimli, yalnız bir aktörümüz var. O da Kadri Ebeli. Yetenekliğine çok yetenekli, hatta bugün Rejisörlük görevini de üstlendi, ama biriciktir sadece! Bu yüzden, şimdilik şarkı, türkü, dans, mizah programları ile yetiniyoruz. Acilen kadro hazırlama yöntemleri aradık ve Kültür Bakanlığı&#39;nın da yardımları ile uzun vadeli ve yoğun bir eğitim faaliyetlerine başladık. Bu aslında bir mini stüdyo işidir. Belli bir program mücibince kadromuz, ünlü uzman ve sanatçılardan müzik, dans, balet, edebiyat ve tiyatro sanatına dair dersler dinleyecek. İnşallah, repertuvarımızda, öngördüğümüz, o güzel piyesleri de izlersiniz&hellip; Aslında Yüksel Çavuşev&#39;le muhatap olmak da riskli bir iş bence. Sohbetin, nereye çıkacağını bilemezsiniz. Bu canlı Ansiklopedi&#39;nin ne vakit ilham alarak ayağa kalkıp, Nazım&#39;ın &ldquo;Güneşi içenlerin&rdquo; türküsünü veya Vaptsarov&#39;un &ldquo;Romantika&rdquo; eserinden bahsedeceğini kestiremezsiniz. Veya, Kuran-i Kerim&#39;in hangi ayetini yorumlayacağını&hellip;Velhasıl, kendin o konularda yoksan, bihabersen eğer, kızarıp bozarırsın ve terlersin biraz&hellip; Ama yine de, bir dizi film izlemiş, bir şaheseri okumuş gibi, gönül hoşnutluğu ve ruh zenginliğiyle ayrılırsın o sohbetten&hellip;O misal işte! Hüseyin Köse,Razgrad ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/yuksel-cavusev-in-sanat-sevgis_1635881332_0weJt9.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yüksel Çavuşev'in Sanat Sevgisi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/yuksel-cavusev-in-sanat-sevgis_1635881332_0weJt9.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Adeta karşı konulmaz bir aşk benimkisi...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/topragim/1841/</link>
            <description><![CDATA[* Bir ressamın kişisel sergisi bir yazarın kitap yazmasına eşdeğerdir. Büyük emek verilir, cumartesi ve pazar günün olmaz; gecesi gündüzü olmayan bir uğraşıdır sanat serüveni.* Günümüze dek hiç aralıksız sürmekte olan sanat serüvenim içerisinde 27 kişisel sergi açtım ve yüzün üzerinde yurt içi ve yurtdışı karma sergilere katıldım. Bir çok kez ödüller aldım. * 2009 yılından günümüze dek Bulgaristan’da ve Türkiye’de gerçekleştirmiş olduğum 35 uluslararası sanat sempozyum küratörlüğüm bulunmakta.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/topragim/1841/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sun, 19 Sep 2021 21:47:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>- Sevgili Aynur Hanım, 1 Ekim&#39;de Ankara&#39;daki Tuğrul Velidedeoğlu Sanat Galerisi&#39;nde 28. kişisel resim serginizi açıyorsunuz. Ressamlık sizin için neler ifade etmekte? </strong><strong>- Dostum, sen bilirsin, bir ressamın kişisel sergisi bir yazarın kitap yazmasına eşdeğerdir. Büyük emek verilir, cumartesi ve pazar günün olmaz; gecesi gündüzü olmayan bir uğraşıdır sanat serüveni. Genelde insanlar para kazanmak için bir meslek icra ederler ama ressam kişi kazanıp kazanmayacağını asla düşünmez... </strong><strong>Benim için resim yapmak, içimden gelen o baskıcı duygunun ruhuma müdahalesi mi desem, karşı konulmaz bir iç dürtüsü mu desem, fakat çok farklı ve tarifi olmayan, adeta karşı konulmaz bir aşk benimkisi... </strong><strong>En değerli kazancım ise, yarattığım yeni bir tablonun karşısına geçtiğimde, hissettiğim o memnuniyet ve yorgunluk hissidir, çünkü dünyada başka bir emsali olmayan ve tek unikat artık yaratılmıştır... </strong><strong>- Bizim Mestanlı&#39;da doğup büyüdünüz ve daha sonra Türkiye&#39;ye yerleştiniz. Aslında ressam ve şair Aynur Mahmudova Kaplan kimdir? </strong><strong>- 1964 yılı doğumluyum, zorunlu göç sebebiyle, 1989 yılı itibariyle güzel İzmir&#39;imize yerleştim. On yıl boyunca çağdaş sanatımızın duayenlerinden olan Şeref Bigalı hocamdan özel dersler aldım ve 1996 yılında onun teşvikleri ve bizzat açılışını yapması ile ilk kişisel sergimi açtım. </strong><strong>Günümüze dek hiç aralıksız sürmekte olan sanat serüvenim içerisinde 27 kişisel sergi açtım ve yüzün üzerinde yurt içi ve yurtdışı karma sergilere katıldım. Bir çok kez ödüller aldım. Türkiye ve yurtdışında resmi ve özel koleksiyonlarda ve kataloglarda eserlerim bulunmaktadır. </strong><strong>Bireysel çalışmalarımın yanı sıra, aynı zamanda bir uluslararası sanat organizatörüyüm. Eski sosyalist ülkelerin sanata verdikleri değer ile geleneksel olarak yaptıkları sanatçılar buluşmaları projesini Türkiye&#39;ye getirerek, 2009 yılından günümüze dek Bulgaristan&#39;da ve Türkiye&#39;de gerçekleştirmiş olduğum 35 uluslararası sanat sempozyumu küratörlüğüm bulunmakta. </strong><strong>Almanya, Polonya, Makedonya, Bulgaristan, Azerbaycan, Gürcistan, Kosova, Karadağ, Yunanistan, Kıbrıs, Mısır, Hırvatistan, Bosna, Romanya, İtalya ve Rusya&#39;da sergi ve sempozyumlara katılmışlığım var. Jüri üyeliklerim ve yayınlanmış sempozyum bildirilerim ve sunumlarım bulunmaktadır. Yayınlanmış iki şiir kitabım ve çevirilerim de bulunmaktadır. </strong><strong>- Türkiye&#39;de Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği üyesi olarak çalışmalarınıza devam etmektesiniz ve genelde yarattığınız kendi tipik stilinizde kadın yüzleri ve figürleri çizmektesiniz. Ama neden kadın temasını seçtiniz diye sormadan edemiyorum?</strong><strong>- Ben de, kadından başka ne güzel var diye hemen cevap verebilirim. Şimdiye kadar 14 milletten, 500&#39;ü aşkın gerçek kadın portresini tablolarıma yansıttım. Özellikle kadın yüzlerini yorumlamayı sevdiğimi belirteyim. Eserlerimde kadın figürünün bitmeyen matematiksel bir kompozisyonu ve renkleri var. </strong><strong>Gördüğüm, bende izler bırakan, bakışlarında anlam yüklü kadınları   portrelerle anlatmaya çalıştım. Kadın benim için Yaratanın yaratmış olduğu en güzel ve en özel varlık. Yaşamın içinde vazgeçilmez bir unsur. Ona biçilen roller anne, kardeş, eş, sevgili. Kadın sadece güzelliği ve estetiğiyle ön planda değil. Kadının iç dünyası, ruh hali beni her zaman ilgilendirmiştir. Amacım kadınların ruh halini gözleriyle, bakışlarıyla ifade edebilmektir...</strong><strong>- Sadece sayılı günler sonrası, yeni serginizdeki eserleriniz Ankaralı sanatseverlerle buluşacaklar. Umarım, sizi artık heyecan basmıştır ve bu sergiye bizim göçmen camiasının temsilcilerini de bekliyorsunuzdur... </strong><strong>- Evet, bu sefer çok heyecanlıyım. Göçmenler benim öz kardeşlerimdir. Onlarla her zaman gurur duymaktayım, kendilerini çok seviyorum. Bir dönem İzmir&#39;de göçmen derneği yöneticiliği bile yaptım ben. Yeni sergime teşrif ederlerse, inanın ki çok mutlu olacağım. Şahsen sizleri de beklerim. </strong><strong>Bu sergim, Türkiye&#39;de 1970 yılında kurulan Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği&#39;nin bünyesinde gerçekleşecektir. </strong><strong>Bir sözle, Türkiye&#39;de sanat adına 50 yılını aşmış, en köklü ve saygıdeğer bir kuruluşun yüzlerce üyesi arasında, jüri kararı ile orada olmayı hak etmiş, uluslararası alanda tanınmış bir Bulgaristan göçmeniyim... </strong><strong>- Sana daha büyük başarılar dilerim toprağım!</strong><strong>Bulut RODOPLU</strong> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/topragim_1632078609_TAiH1n.jfif" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Adeta karşı konulmaz bir aşk benimkisi... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/topragim_1632078609_TAiH1n.jfif"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Deliorman Hatırları]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/deliorman-hatirlari/1826/</link>
            <description><![CDATA[* Büyük cihangir pehlivanların hep buradan yetişmesi zannımca bir tesadüf değil, vaktiyle kuvvetli ve seçkin adamların serhat bekçisi olarak buralara yerleştirilmiş olmasındandır.* Deliorman Türkü dindardır.
Namazını kılar, orucunu tutar. Yalan söylemez, dolandırıcılık bilmez, hele içki, kumar, fuhuş gibi yasaklardan son derece kaçınır.* Deliorman Türkü terbiyelidir, misafirperverdir, çalışkandır. Köylerde hemen herkesin evinden birkaç adım uzakta misafir odaları bulunur. Bu odaların ekserisinde yaz kış ateş eksik olmaz.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/deliorman-hatirlari/1826/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sun, 08 Aug 2021 15:40:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Deliorman, Bulgaristan&#39;ın kuzeydoğu kesiminde Rusçuk ile Varna arasında bir bölgedir. Kuzeyinde Tuna nehri, batısında Razgırad, güneyinde Şumnu, Yenipazar ve Pravadi kasabaları, doğusunda Dobruca havalisi bulunmaktadır. Toprağının mahsuldarlığı ile meşhurdur.Vaktiyle burada balta girmedik ormanlar varmış. Bölge ismini bunlardan almıştır. H&acirc;len yer yer semaya yükselen ormanları mevcuttur. Eskiden suyu yoktu. Halk günlük su ihtiyaçlarını köyce kazdıkları gölcüklerden görürlerdi ki, bu h&acirc;l görülmeye değerdi. Gölcüklerde bir taraftan kaz, ördek sürüleri yüzer, bir taraftan iri ufak bütün ev hayvanları sulanır; bir taraftan da içilecek su alınırdı. İmk&acirc;nı olanlar bir iki saatlik mesafelere giderek arabalarla temiz çeşme veya dere suyu getirirlerdi. Bu h&acirc;l senelerce böyle devam etmiştir. Nihayet 1928 yılından itibaren Bulgar Kralı Boris&#39;in gayretiyle bölgeye yetecek kadar içme suyu getirildi.Deliorman&#39;ın ahalisi hemen hemen k&acirc;milen Türk`tür. Bulgar ve diğer unsurlar pek azdır. Bizim küçüklüğümüzde birçok köylerde yalnız birer hane Bulgar dükk&acirc;ncı bulunurdu. Çünkü Türkler dükkancılık yapmaz &quot;Sen terazi tutma da kim tutarsa tutsun!&quot; derlerdi.Türkler vaktiyle Anadolu&#39;nun muhtelif yerlerinden hicret ettirilerek buralara yerleştirilmiştir. Onun için birbirine komşu köylerin, hatta bir köyün mahallelerinin konuşmalarında ufak tefek telaffuz farkları h&acirc;l&acirc; göze çarpar.Meşhur PehlivanlarDeliorman Türkü sağlam yapılı, dinç, kuvvetli ve mert insandır. Merhum Koca Yusuf; Yörük Ali, Hergeleci, Filiz Nurullah ve Kızılcıklı Mahmud gibi nice meşhur pehlivanlar Deliorman&#39;dan yetişmişlerdir. Bölgenin havasına diyecek yoksa da, susuzluğu dillere destan olmuştur. Buna rağmen büyük cihangir pehlivanların hep buradan yetişmesi zannımca bir tesadüf değil, vaktiyle kuvvetli ve seçkin adamların serhat bekçisi olarak buralara yerleştirilmiş olmasındandır.Deliorman Türkü dindardır.Namazını kılar, orucunu tutar. Yalan söylemez, dolandırıcılık bilmez, hele içki, kumar, fuhuş gibi yasaklardan son derece kaçınır. Küçüklüğümüzde içki içen bir kimse dinden dönmüş sayılırdı. Bir köyde oruç yiyen bir kimseden şüphe edilirse, artık onunla kimsenin bir münasebeti kalmazdı.Kıyamet Alameti1920&#39;den sonra yeni açılan Türk mekteplerine hükümet lisan muallimi Bulgarlar göndermeye başladı. Türkler kendi mekteplerinin bütün masraflarına katlandıkları gibi, bu muallimlerin ücretlerini vermeye de mecburdular. Hiç unutmam, komşu köye Bulgar muallimi gelmiş, bir kocakarı namaz kılıyormuş. Bunu işitince aniden kendinden geçmiş ve namazı bozarak yanındakilere olanca avazı ile seslenmiş: &quot;Evlatlarım tövbe edin! Dünyanın sonu gelmiştir. Bu kıyamet alametidir!..&quot;Biz yakın zamanlara kadar Hora oyununun Türklerden alındığını bilmezdik. Onu Bulgarlara mahsus zannediyorduk. Hatt&acirc; Türkiye&#39;ye güreşlere gelen bir pehlivan dönüşünde bir düğünde arkadaşlarına bu oyunu oynatmış. Artık görenler, duyanlar pehlivanın ve arkadaşlarının altlarını, üstlerini bırakmadılar. Onların dinden döndüklerine hükmettiler.Deliorman Türkü terbiyelidir,misafirperverdir, çalışkandır. Köylerde hemen herkesin evinden birkaç adım uzakta misafir odaları bulunur. Bu odaların ekserisinde yaz kış ateş eksik olmaz. Misafir gelir diye dayalı döşeli temiz tutulur. Çok adamlar bilirim ki, yatsıyı cemaatle kılmadan akşam yemeği yemezler, misafir beklerlerdi. Zengince ağaların koyun ve keçi sürüleri bulunurdu. Bunlar büyük fıçılara peynir doldurur fakat kimseye bir kuruşluk mal satmazlardı. Köylünün istihsal ettiği katık ve yemiş kabilinden bir şeyi satmak görülmüş şey değildi. O büyük fıçılar gelene gidene, fakire fukaraya bile yetmiyordu. Köylünün satılık malı, hayvanlarıyla ekin arpa gibi mahsulat idi. Bütün komşular birbirleriyle iyi geçinirlerdi. Büyüklere hürmet, küçüklere şefkat kaidesine son derece riayet ederlerdi. Gece ve sabah namazlarında cemaati camiler almaz, cemaate gelemeyenlerin h&acirc;li sorulur; icap ederse hemen yardımına koşulurdu. Kış günleri kır işi kalmadığı için köylüler serbestçe istirahat eder, akşamları odalara toplanarak sohbette bulunurlardı. Bu sohbetleri yaşlılar ekseriyetle yatsı namazından sonra caminin veya mektebin odasında yaparlardı.Merhabalar...Küçüklüğümde ihtiyarların sohbetini pek severdim. Babamla camiye gider; oradan çıkınca hep beraber cemaat odasına giderdik. Camiden çıkan ihtiyarlar birer birer oraya gelir. Her biri mertebesine göre hürmetle karşılanarak münasip yerlere oturtulurdu. Artık her gelene ayrı &quot;Merhabalar!&quot; denirdi. Her birinin hatırı sorulurdu. Artık sohbet başlardı. Ekseriya biri konuşur hatt&acirc; konuşturulur, diğerleri dinlerdi. Büyüklerin huzurunda gençlerin konuşması ayıp sayılırdı. Sohbetin konusu malumdu. Evvela günlük olaylardan bahsedilir, sonra avcılığa, daha sonra askerliğe ve muharebelere geçilir; bazen de ibretli hikayeler anlatılırdı. Gençlerin sohbet yerleri ayrı idi. Onlar malum bazı odalarda toplanır masallar söyler; şarkı ve türküler okur eğlenirlerdi. Bu maksatla köylerin delikanlılarının sık geldikleri ve bizimkilerin de onlara misafir gittikleri görülürdü.Deliorman Türkünün dünya zevkihemen hemen düğünlere münhasırdı. Gerek evlenme gerekse sünnet düğünlerine büyük ehemmiyet verilirdi. Düğünler Güz mevsimi geldi mi Deliormanlılar erkekli kadınlı kasabalara koşar, düğün pazarlığı görürlerdi. Nişanlı kızı veya oğlu bulunanlar, karşı tarafın büyük küçük bütün fertlerine bohçalar hazırlarlardı. Evlenmeler görücülük usul&ucirc;yle yapılırdı. Ve bundan bugün iddia edildiği gibi hiçbir geçimsizlik, boşanma ve ayrılma meydana gelmemiştir. Nişanlılar düğünden önce katiyen birbirleriyle görüştürülmezdi. Komşu köye gelin gidecek bir kızın düğünü köyünde iki akşam, yani çarşamba ve perşembe geceleri yapılır. Perşembe günü gelin alınarak o gece güveği kapatırdı. Güveği kapamak gerdeğe girmektir. Düğün, güveğinin köyünde de iki akşam yapılırdı. Bu münasebetle çalgılar tutulur. Misafirlere ahenkler yapılırdı. Gece düğünlerini daha ziyade kadınlar yapardı. Düğünün ilk akşamına &quot;kına gecesi&quot; denir. Köyün kadınları, kızları büyük bir salona toplanır; türküler söyleyip oynarlar. Nihayet dağılma zamanı gelince genç kızlar, gelinin yanında kalarak hep beraber kına yakınırlar, yaşlılar evlerine giderler. İkinci gece hem gelinin hem güveğinin evlerinde takı yapılır. Takıdan maksat hediyelerin verilmesidir. Gelinin takısı başının üzerinde tutulan bir bohçaya konur. Güveğinin takısı daha mutantan olur. Yatsı zamanı çalgılar, sokaklarda dolaşarak ahaliyi takıya davet eder. Millet güveğinin evine toplanır. O zaman sırtlarına birer cübbe atılır. Artık babasından başlayarak bütün hısım ve akraba, konu komşu hediyelerini getirerek güveğinin önüne bırakırlar. Güveği ile sağdıcının ellerine de paralar koyarlar. Buradaki hediyelerin ekserisi kap kacaktır. Takının bittiği silah sesleriyle ilan edilir ve güveği ile sağdıcının sırtlarından cübbeler alınır. Kendileri de hızla oradan uzaklaşırlar. Bu arada güveğinin önüne bir bakır içine biraz su konur. Güveği bu bakın devirerek gider. Takıdan sonra o akşamki düğün bitmiştir. Ertesi gün perşembedir. Gelin alıcı günüdür. Gelinle güveği aynı köyden iseler gelin almanın fazla merasimi yoktur. Ayrı köyden iseler iş değişir. Gelinin bineceği araba çeşit tentelerle süslenerek üzeri kubbevari örtülür. Bu arabaya mümtaz hanımlar ve güveğinin yakınları biner. Artık kimisi kadınlara kimisi erkeklere mahsus olmak üzere birçok at arabası meydana çıkar ve tıklım tıklım dolar. Bazen 40-50 araba gelin alıcı kafilesi yola revan olur.YürüklerYollarda çalgıcılar muhtelif havalar çalar. Gelinin köyüne birkaç kilometre yaklaşınca haberci mahiyetinde birkaç at yarışarak köye gider. Bunlara &quot;yürük&quot; derler. Hangisi birinci gelirse ona gelinin cihazından (çeyiz) bir gömlek; ikinciye peşkir, üçüncüye çevre (yemeni) vesaire verilir. Bu arada gelin alıcı kafilesi beklenmektedir. Yürükler dönüp gelince tekrar yola revan olurlar. Köye vardıklarında bütün arabalar köylüler tarafından taksim edilir. Zaten düğün gününden önce köylüler toplanıp kimin ne kadar misafir alacağı kararlaştırılır. Buna &quot;kavil&quot; derler. Bakarsınız bazı ağalar beş araba, bazıları üç araba misafir almış evlerine götürüyorlar. Bu misafirlere türlü yemekler ikram olunur. Yemekten sonra delikanlılar soyunarak güreş yaparlar. Nihayet çalgılar arasında gelin arabaya bindirilerek köye dönülür. Köyde yapılacak başka merasim yoktur. O akşam, yatsı namazından sonra güveği kapanır, yani gerdeğe girer.Deliorman Türkünün en büyük zevki, eğlencesi at koşuları ve güreşlerdir. Bunlar ekseriyetle sünnet düğünlerinde yapılır. Koşu atlarına &quot;yürük&quot; denir. Bu hayvanları birçok köylü, sırf zevk için besler ve davet olunca düğünlere giderek koşulara iştirak ederler.Ahmed DAVUTOĞLU ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/deliorman-hatirlari_1628426752_K9uf01.crdownload" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Deliorman Hatırları ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/deliorman-hatirlari_1628426752_K9uf01.crdownload"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Türkiye ve Yurtdışında Yapılan Araştırmalar]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/turkiye-ve-yurtdisinda-yapilan-arastirmalar/1825/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/turkiye-ve-yurtdisinda-yapilan-arastirmalar/1825/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sun, 08 Aug 2021 15:33:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Bulgaristan Türk Halk Kültürü Üzerine Türkiye ve Yurtdışında Yapılan Araştırmalar Ahmet CEBECİ Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Tarih Eğitimi Anabilim Dalı, AnkaraTÜRKİYE Mail:acebeci@gazi.edu.tr Tuğba BELENLİ Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi, Tarih Eğitimi Anabilim Dalı, AnkaraTÜRKİYE Mail:tbelenli@gazi.edu.tr Bulgaristan bugün yaklaşık 8.5 milyon nüfuslu bir Balkan ülkesidir. Nüfusunu Bulgar, Türk, Makedon, Sırp, Gagauz, Ulah, Rum, Tatar, Çingene, Yahudi, Ermeni, Rus gibi etnik gruplar oluşturmaktadır. Nüfusları 2 milyonu geçen Türkler özellikle Rodop veBalkan dağlarının doğusu, Deliorman ve Dobruca bölgelerinde yaşamakta ve nüfusun önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Türk kavimleri Bulgaristan&#39;a IV. yüzyıldan başlayarak XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar göç ederek buralara yerleşmişlerdir. Türkler yaklaşık bin beş yüz yıldır Balkanlarda yaşamaktadırlar. Bulgaristan Türklerinin pek güçlü ve zengin olan halk kültürleri sayesinde ayakta kaldıkları bilinmektedir. Bu çalışmada kısaca Türkiye&#39;de ve Avrupa ülkelerinde Bulgaristan Türklerinin folkloru ile ilgili neşriyat ele alınmıştır. Bir milleti meydana getiren unsurları, sosyologlar genellikle; dil, din, tarih, hukuk, örf ve adetler gibi ortak değerlerin bütünü olarak sayarlar. Birçoğu da, kendine has bir milli kültür değerleri etrafında birleşen ve kader birliği etmiş insan topluluğu olarak kabul ederler. Değerli halk edebiyatı bilginlerimizden Prof. Dr. Şükrü Elçin, &ldquo;Folklor ve Halk Edebiyatının Milli Birliğin Oluşmasındaki Rolü&rdquo; adlı eserinde, Atatürk&#39;ün konuşmalarından yaptığı alıntıda; &ldquo;Bugünkü Türk Milleti siyasi ve sosyal topluluğu içinde kendilerine Çerkeslik, Lazlık ve Boşnaklık fikri propaganda edilmek istenmiş vatandaş ve millettaşlarımız vardır. Fakat geçmişin bu keyfi idare devirlerinin sonucu olan bu yanlış adlandırmalar, düşmana alet olmuş birkaç şahıstan başka bir etki meydana getirememiştir. Çünkü milletimizin bu fertleri de, genel Türk toplumu gibi, aynı ortak geçmişe, tarihe, ahlaka ve hukuka sahip bulunuyorlar... Bugün içimizde bulunan Hıristiyan ve Musevi vatandaşlar, kader ve talihlerini Türk milletine vicdani arzularıyla bağladıktan sonra, kendilerine yan gözle, yabancı gözü ile bakmak, medeni Türk milletinin asil ahlakından beklenebilir mi?&rdquo; (Afetinan, Medeni 282 GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 29, Sayı1 (2009)279-294 Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk&#39;ün El Yazıları, s. 376 &ndash; 378&#39;den aktaran;Elçin,1986:28) demiştir. Atatürk&#39;ün demeçlerinde sık sık temas ettiği bu konu, 1933 yılı Cumhuriyet Bayramı&#39;nda irad ettiği Onuncu Yıl Nutku&#39;nda &ldquo;Ne mutlu Türk&#39;üm diyene&rdquo; şeklinde veciz bir ifade ile özetlenmiştir ki, bu da gaye birliği, kader birliği veya ortak bilinç birliği demektir. Günümüzde milli kültür etrafında birleşen kader birliği etmiş insan topluluğu olarak kabul edilen milletin milli değerler manzumesini meydana getiren unsurların başında, folklor veya halk kültürü olarak adlandırdığımız, geniş halk kitlelerinin bağlı olduğu temel kültür gelir. Daha açık bir söyleyişle, yüzyıllar boyunca göç, savaş, açlık, kıtlık, sürgün, katliam, tabii afetler, barış, bolluk, büyük devletler kurma ve bunların yıkılışı gibi acı ve tatlı günlerden geçerek gelen bu milletin ana kültürünü; milletin anlaşma ve kaynaşma aracı olan Türk dili ile yarattığı destanlar, ağıtlar, türküler, atasözleri ve deyimler, masallar ve efsaneler, gelenek ve görenekler ortak inanış ve ibadetler, yemekler ve giyim biçimleri, halk tababeti dediğimiz sağlık gelenekleri gibi değerler teşkil eder. Bir milleti ayakta tutan bu saydığımız değerlerdir. Tabiidir ki, bu temel kültürün üzerine, eğitim sayesinde edinilen çağdaş medeniyet dediğimiz ilim, teknoloji, sanat zenginlikleri ve milletleri birbiriyle bağlayan, yan yana yaşamalarına, Atatürk&#39;ün deyimiyle &ldquo;Muasır medeniyet seviyesine&rdquo; ulaşmaya yarayan unsurlar bina edilir. Çağdaş medeniyete ne derecede ayak uydurulursa, millet ve o milletin devleti o derecede güçlü olur. Bulgaristan Türklerinin pek güçlü ve zengin olan halk kültürü sayesinde ayakta kalabildiği herkesin malumudur. 1878 yılında Bulgaristan&#39;ın ayrı devlet haline gelmesiyle Osmanlı toplumundan ayrılmış olan Bulgaristan Türklerinin folkloru, Doksanüç Harbi ile I. Dünya Savaşı arasında hemen hemen hiç araştırılmadığı gibi yerel Türk basınında da pek dikkate alınmamıştır. GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 29, Sayı 1 (2009) 279-294 283 Bu çalışma, literatür taraması şeklinde bir araştırmadır. Çalışmada kısaca Türkiye&#39;de ve Bulgaristan dışında Avrupa ülkelerinde yaşayan Bulgaristan Türklerinin folkloru ile ilgili neşriyat ele alınacaktır. 2. Bulgaristan Türk Halk Kültürü Araştırmaları 19. yüzyılın sonlarında Macar Türkoloğu Ignac Kunoş&#39;un 1890&#39;larda Vidin&#39;den Rusçuk&#39;a kadar olan şehirlere uğrayarak yaptığı derlemelerle (Kunoş,1979), Rus etnoloğu Moşkov&#39;un (Moşkov,1904) Besarabya, Bulgaristan ve Edirne Gagauzlarından yaptığı ve 1904 yılında Petersburg&#39;da Radloff tarafından yayınlanan araştırmalar dışında, yurt dışında da başkaca bir yayın göze çarpmamaktadır. Yine aynı konuda bir de Moşkov&#39;un &ldquo;Tureskiya Flemena na Balkanskom Poluostrove&rdquo; adlı makalesi vardır (Moşkov,1904). Birinci Dünya Savaşı&#39;ndan ve bilhassa Türkiye&#39;de Cumhuriyetin ilanından sonra Bulgaristan Türklerine yönelik folklor araştırmaları önem kazanmıştır. Polonyalı T. Kowalski, A.Zajackkowski, Macar Gyula Nemeth, J. Eckmann gibi araştırmacı Türkologların Bulgaristan Türklerinin dil ve folkloruna yönelmeleri bu dönemde, yani I. ve II. Dünya savaşları sonrasındadır. Bilindiği gibi halk edebiyatı, dil ve diyalektoloji araştırmalarında temel malzemeyi oluşturduğundan, folklorun bu kısmı dil ve ağız araştırmaları ile iç içedir.Rus Türkoloğu N. Dimitriyev, Balkan Türk ağızları ve özellikle Gagauz Türkçesi üzerinde yoğunlaşarak eserler vermiştir. 1927 yılı Moskova Bilimler Akademisi (Sovyet Bil. Ak.) Dergisi&#39;nde &ldquo;Zametki po Bolgarsko-Turetskim Govoram (Bulgaristan Türk Ağızları Hakkında Notlar) adlı bir makale yayınlamıştır (Dimitriyev,1927). T.Kowalski, 1932 yılında Almanya-Leipzig&#39;de &ldquo;Türkische Volksresel aus Nordbulgarien&rdquo; (Kuzeydoğu Bulgaristan Türk Ağzı) adıyla 18 sayfalık bir makale neşretmiştir (Kovalski,1932). Kovalski, bir yıl sonra Paris&#39;te düzenlenen Şarkiyat kongresine aynı makalenin genişletilmiş (28 Sayfa) şeklini sunmuştur (Kovalski,1933). Bu makale Ö. Faruk Akün tarafından Türkçeye tercüme edilerek 1949 yılında Türk Dili ve Edebiyatı 284 GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 29, Sayı1 (2009)279-294 Dergisi&#39;nde basılmıştır (Akün,1949). Fuat Köprülü, 1954 yılında &ldquo;Şimal-i Şarki Bulgaristan&#39;da Türkler ve Türk Dili&rdquo; adıyla 18 sayfalık bir tenkit yazısı yazmıştır (Köprülü,1954). Ünlü Macar Türkoloğu Gyula Nemeth, 1940&#39;ta Napoli Şarkiyat Enstitüsü Dergisi&#39;nde &ldquo;Emphatsche Formen in der Türkischen mundart von Vidin&rdquo; adlı makalesini yayınlamıştır (Nemeth,1940). Aynı araştırmacı 1948&#39;de Budapeşte&#39;de &ldquo;La ceremonie de tewhid a Vidin&rdquo; (Nemeth,1948), 1950&#39;de de &ldquo;Die zeremonie des Mevlud in Vidin&rdquo; adlı makalelerini yayınlamıştır (Nemeth,1950). Nemeth bundan sonraki yıllarda da Vidin ve Bulgaristan&#39;ın diğer bölgelerindeki Türk ağızları üzerine araştırma ve neşriyatına devam etmiştir (Nemeth,1956). O, Vidin Türklerinin ağzı ve folkloru üzerine yazdıklarını 1956 yılında Budapeşte&#39;de 420 sayfalık bir kitap halinde yayınladı. Bu eserin 1965&#39;te 2. baskısı da çıkmıştır. Türkiye&#39;de halk edebiyatı hocalarından Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, Nemeth&#39;in bu eserini Türkçe&#39;ye kazandırmış ve eser 1996&#39;da İstanbul&#39;da Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı&#39;nca basılmıştır (Nemeth,1996). Kitabın 125. sayfaya kadar olan kısmı gramer, 125&ndash;271. sayfalar arası metinler başlığı altında yer alan; masallar, halk hikayeleri, türküler, bilmeceler, çocuk yetiştirme ve düğün adetleri, halk tababeti, dini gelenekler ve türbe ziyaretleri gibi folklor malzemeleridir. 275&ndash;366 sayfaları arasında sözlük, kısaltmalar ve yazarın (1890&ndash;1976) 86 yıllık ömründe 1908&#39;den başlayarak 1974 yılına kadar 66 yıl boyunca yayınladığı eserler sıralanmıştır. Bu bölümde yer alan eserlerin toplam sayısı 338&#39;dir. Janos Eckmann, 1941 yılında Macar Şarkiyat Enstitüsü Dergisi&#39;nde &ldquo;Die Türkische Mundart von Varna&rdquo; (Varna Türk Ağzı) başlıklı makalesini (71 sayfa) yayınlamıştır (Eckmann,1941). Aynı kişinin 1950&#39;de TTK&#39;nın F. Köprülü&#39;nün 60. yaşı dolayısıyla yayınladığı &ldquo;Türk Dili ve Tarihi Hakkında Araştırmalar&rdquo; adlı armağanında &ldquo;Razgrad Türk Ağzı&rdquo; adlı makalesi (25 sayfa) yayınlanmıştır (Eckmann,1950). İlk 4 sayfada Deliorman Türkçesi hakkında Moşkov, Gadjanov, Mladenov, Çilingirov, Kowalski, Nemeth gibi araştırmacıların çalışmaları hakkında malumat ve tenkitlerden sonra, 1938&ndash;1939 yıllarında Kuzey-doğu Bulgaristan&#39;da Eskicuma ve Varna yörelerindeki Türklerden derlemeler yaptığından, 1949&#39;da da Ankara&#39;da ve Kırklareli&#39;nde yerleşen Razgradlılardan folklorik malzemeler derlediğinden bahsederek bilgi vermiştir. 5&ndash;18. GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 29, Sayı 1 (2009) 279-294 285 sayfalarda Razgrad ağzı grameri, 19&ndash;25. sayfalarda da Razgrad ağzından derlediği masallar yer almıştır. Razgrad şehrinden 1931 yılında göç eden değerli folklor araştırmacımız Türker Acaroğlu, 1939 yılında İstanbul&#39;da çıkan Varlık Dergisi&#39;nde &ldquo;Deliorman Türkleri Hakkında Bir Tetkik&rdquo; (Acaroğlu,1939), yine Varlık Dergisi&#39;nde 1944 yılında &ldquo;Rumeli Bilmeceleri&rdquo; (Acaroğlu,1944), 1971&#39;de Türk Dili Dergisi&#39;nde &ldquo;Kıyaslı Balkan Atasözleri&rdquo; (Acaroğlu,1971) gibi araştırma yazılarının yanısıra, 1939 yılında Varlık yayınları arasında Varnalı Atanas Manof&#39;un Gagauzlar hakkındaki eserini (1936) &ldquo;Gagauzlar-Hristiyan Türkler&rdquo; (Manov,1939&ndash;1940) adı ile çevirerek neşretmiştir. T. Acaroğlu bundan sonra da Bulgaristan Türklerinin ve Gagauzların folkloru ile ilgili araştırmalarını neşretmeye devam etmiş ve 90&#39;a yakın yaşına rağmen (doğ.1915) halen de bu çalışmalarını ve yayın hayatını devam ettirmektedir. Kültür Bakanlığı Yayınları arasında çıkan &ldquo;Bulgaristan&#39;da Türkçe Yer Adları Kılavuzu&rdquo;ndan sonra (Acaroğlu,1988) son olarak yine Kültür Bakanlığı Yayınları arasında &ldquo;Bulgaristan Türkleri Üzerine Araştırmalar&rdquo; (1999) adı altında 665 sayfalık bir eseri basılmıştır (Acaroğlu,1999). Bulgaristan Türk halk kültürünün bu azimli ve yorulmak bilmez araştırmacısını ne kadar takdir etsek azdır. 1960&#39;lı yıllardan sonra Türkiye&#39;de yapılan Türkoloji kongrelerinde, Türk Tarih Kurumu&#39;nun ve üniversitelerimizin Türkoloji bölümlerinde Bulgaristan Türklerinin dili ve folkloru araştırmalarında yoğunluk görülür. Emil Boev ve Hayriye Memova(Yenisoy)&#39;nın &ldquo;Rodop Manileri&rdquo; (Boyev ve Memova,1962), &ldquo;Rodop Türküleri&rdquo; (Boyev ve Memova,1964) ve &ldquo;Rodop Türk Halk Masalları&rdquo; (Boyev ve Memova,1964) adı altında Sofya&#39;da yayınlanan (1962-1964) araştırma eserleri, Muharrem Ergin tarafından Türk Kültürü Dergisi&#39;nin 28. sayısında (1965) tanıtılmıştır. Türk Kültürü Dergisi&#39;nin Ağustos 1969 yılı 82. sayısında &ldquo;Rumeli&#39;de Yaşayan Milli Marşlarımız ve Kahramanlık Türküleri&rdquo; (Cebeci,1969) adlı makale Bulgaristan Türkleri folkloru hakkında Cebeci&#39;nin yazdıklarının ilk akla gelenleridir. Töre Dergisi&#39;nin Ekim-Kasım 1973 sayısında &ldquo;Deliorman Folkloru&#39;nda Mektuplar&rdquo; adlı makalesi yayınlanmıştır (Cebeci,1973). Yine Kültür Bakanlığı 286 GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 29, Sayı1 (2009)279-294 tarafından yayınlanan &ldquo;Türk Folklor Araştırmaları Yıllığı&#39;nda 1974&#39;de Ahmet Cebeci&#39;nin 20 sayfalık &ldquo;Deliorman Bilmeceleri&rdquo; adlı araştırması yayınlanmıştır (Cebeci,1974). Türk Folklor Araştırmaları Dergisi&#39;nin Nisan 1974 sayısında İsa Cebeci&#39;nin &ldquo;Onyedi Yıllık Hasret-Bir Deliorman Ağıtı&rdquo; adlı yazısı basılmıştır (İ. Cebeci,1974). Gagauz folkloru hakkında en geniş araştırma ve yayını Polonyalı Türkolog Wlodzimlierz Zajaczkowski yapmıştır. On yıl boyunca yaz tatillerini Bulgaristan&#39;da araştırma ve derleme yapmakla geçirmiştir. 1963 yılında Folia Orientalia Dergisi&#39;nde &ldquo;Tatariche Volkslieder aus Dobruscha&rdquo; (Zajaczkowski,1963), 1966 yılında Polonya Bilimler Akademisi yayını olarak &ldquo;Jezik i folklor Gagauzow z Bulgarii&rdquo; (Krakowi) (Zajaczkowski,1966), 1968&#39;de yine Folia Orientalia Dergisi&#39;nde &ldquo;Tükische Vierzeiler Mani aus Bulgarien&rdquo; (Zajaczkowski,1972&ndash;1973), Ekim 1976&#39;da İstanbul&#39;da yapılan II. Milletlerarası Türkoloji Kongresi&#39;ne &ldquo;Dobruca Tatarlarının Dili&rdquo; (Zajaczkowski,1976) adlı tebliğini sunarak yayınlamıştır. Yine yukarıda adı geçen Folia Orientalia Dergisi&#39;nde 1962 yılında &ldquo;Bulgaristan Gagauzlarının Atasözü ve Deyimleri&rdquo; (Zajaczkowski,1964) adıyla 37 sayfalık bir makalesi yayınlanmıştır. Adı geçen araştırmacının İstanbul&#39;da Haziran 1975&#39;te düzenlenen I. Uluslar Arası Folklor Kongresi&#39;ne sunduğu &ldquo;Gagauz Folkloru&rdquo; tebliği Kültür Bakanlığı MİFAD tarafından yayınlanan &ldquo;I. Uluslar Arası Folklor Kongresi Bildirileri&rdquo; adlı derlemede basılmıştır (Zajaczkowski ,1976). Adı geçen derlemede Prof. Dr. Kemal Karpat&#39;ın &ldquo;Gagauzların Tarihi Menşei Üzerine ve Folklorundan Parçalar&rdquo; adlı çok değerli bildirisi de yer almıştır (Karpat,1976). Aslen Romanya Türklerinden olup, uzun yıllar Birleşik Amerika üniversitelerinde tarih profesörlüğü yapan Kemal Karpat, halen Ankara&#39;daki Bilkent Üniversitesi&#39;nde çalışmaktadır. Diyanet Vakfınca yayınlanmakta olan İslam Ansiklopedisi&#39;nin &ldquo;Gagauzlar&rdquo; maddesini de o yazmıştır (Karpat,1996). 1973 yılında Moskova&#39;da Sovyetler Birliği Bilimler Akademisi tarafından yayınlanan G. Gaydarcı-E. K. Koltsa-B. P. Tukan-L. A. Pokrov-Skaya dörtlüsünce hazırlanan (Redaktör: Baskakov N.A.) &ldquo;Gagauze-Russke-Moldavskiy Slovar (Gagauzca-RusçaMoldovanca Laflık)&rdquo; adlı sözlük, Türkiye&#39;de İsmail Kaynak ve Abdülmecit Doğru GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 29, Sayı 1 (2009) 279-294 287 tarafından &ldquo;Gagauz Türkçesinin Sözlüğü&rdquo; adı ile Türkçeye kazandırılmış ve 1991 yılında Kültür Bakanlığınca yayınlanmıştır (Kaynak ve Doğru,1991). Türkiye&#39;de Gagauzların tarih ve folkloru üzerine en geniş neşriyatta bulunanlardan biri de Prof. Dr. Harun Güngör&#39;dür. Halen Kayseri Erciyes Üniversitesi&#39;nde tarih öğretim üyesi olan Güngör, 1983 yılında &ldquo;Gagauzların Hristiyanlığı Kabulü ve İnanışlarındaki İslami Unsurlar&rdquo; (doktora tezi) adlı eseri, 1986 yılında Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi&#39;nin 44. sayısında &ldquo;Seyyid Lokman Oğuznamesi&rdquo;(Sarı Saltuk Baba Menakıbnamesidir.) adlı makaleyi ve 1990 yılında Kültür Bakanlığı yayınları arasında Mustafa Argunşah&#39;la birlikte hazırladığı &ldquo;Gagauz Türkleri Tarih, Dil, Folklor ve Halk Edebiyatı&rdquo; adlı eserleri neşretmiştir. Bu eserin I. Bölümünde Gagauzların menşei, tarihi ve dili hakkında bilgi verilmiş (S.1-24), II. (Gagauz Folkloru) bölümünde; doğum, nişan, düğün, ölüm, kurban, giyim-kuşam, musiki, takvim, Gagauz inanışlarında olağanüstü varlıklar, tabiatla ilgili halk inanışları gibi konular (s. 25-51), III. Bölümde (Gagauz Halk Edebiyatı) atasözleri ve deyimler kısmında (s.58-91) 849 adet atasözü ve deyim, bilmeceler kısmında (s. 92-107) 256 adet bilmece, türküler kısmında (s. 108-152) 41 adet türkü, maniler bölümünde (s. 153-173) 238 adet mani, s. 174-196 arasında çocuk şiirleri, tekerleme, ninni ve oyunlar, 197-201. sayfalarda çocuk oyunları, masallar kısmında (s. 202-300) 22 adet masal, fıkralar-kıssalar kısmında (s. 301-309) 7 kıssa, Nasrettin Hoca Fıkraları kısmında (s. 311-355) 41 adet fıkra yer almıştır. Gagauzların dili ve folkloru hakkında eserler veren bir diğer araştırmacı da Romanyalı Türkolog Wladimir Drimba&#39;dır. Araştırmacı, 1963 yılında Polonya&#39;da yayınlanan &ldquo;Roeznik Orientalistyezny&rdquo; Dergisi&#39;nde &ldquo;Remarques sur le parlers gagauzes de la Bulgaria du Nord-East&rdquo;, 1972&#39;de Türk Dil Kurumunun Bilimsel Bildiriler derlemesinde çıkan &ldquo;Gagauz, diaclecete de la langue Turque&rdquo; başlıklı yazılarında Gagauz folklorundan örnekler sergiler. Gagauz folkloru hakkında; Ahmet Cebeci&#39;nin Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi&#39;nde yayınlanan &ldquo;Gagauzların Tarihi, Dili ve Folkloru Hakkında&rdquo; (Cebeci,1985), Türk Dili Dergisi&#39;nin 354. sayısında çıkan &ldquo;Osmanlı Devleti&#39;nde Gagauzlar&rdquo; (Cebeci,1992), &ldquo;Gagauz Folklorunda Yer Adları&rdquo; (Cebeci,2000) ve yine Türk Kültürü Dergisi&#39;nde 288 GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 29, Sayı1 (2009)279-294 basılmak üzere verilen &ldquo;Gagauz Halk Edebiyatında Etnonimler&rdquo; (Cebeci ve Gaydarcı, 2002) başlıklı yazılarını sayabiliriz. Rumeli ve bu arada Bulgaristan Türklerinin ağızları ve folkloru hakkında araştırmaların oldukça zengin bir bibliyografyasının yer aldığı Prof. Dr. Tuncer Gülensoy&#39;un &ldquo;Anadolu ve Rumeli Ağızları Bibliyografyası&rdquo; adlı eserini de zikretmeliyiz (Gülensoy,1981). Bu eserde Bulgaristan ve Balkan Türklerinin ağızları üzerine en çok emek verenlerden biri olarak Macar Türkolog Gyorgi Hazai&#39;nin 24 adet eseri gösterilmiştir. Bunlardan &ldquo;Les dialectes turcs du Rodhope&rdquo; (Hazai, 1959), &ldquo;Rumeli Ağızlarının Tarihi Üzerine&rdquo; (Hazai, 1960), &ldquo;Rodop Türk Ağızları&rdquo; (Hazai,1962), &ldquo;Kiril Harfleriyle Yazılan Türkçe metinler&rdquo; (Hazai, 1968) en kayda değer olanlarıdır. T. Gülensoy&#39;un adı geçen bibliyografya eserinde değerli dilci Mefk&ucirc;re Mollova&#39;nın 20 kadar çalışması yer almaktadır. Türkiye&#39;de yayınlanan &ldquo;Balkanlarda Türk Ağızlarının Fonolojik ve Morfolojik Tasnifi&rdquo; (Gülensoy,1981) &ldquo;Balkanlarda Türk &ldquo;e-&ldquo; Ağızları&rdquo; (Mollova, 1973&ndash;1974) &ldquo;Balkanlarda Merkez Bölgede Gakçı Ağızları&rdquo; (Mollova, 1977&ndash; 1978) başlıklı çalışmalarında Bulgaristan Türkleri halk edebiyatından bol örnekler kullanılmıştır. Mollova&#39;nın eşi rahmetli Rıza Mollov, Bulgaristan Türkleri halk edebiyatına ömrünü hasretmiş bir üniversite öğretim üyesi idi. 1985 yılında Jivkov rejiminin ad değiştirme kampanyasında karakolda işkence esnasında hayatını kaybetmiştir. Bulgaristan&#39;da yayınladığı &ldquo;Bulgaristan Türklerinin Halk Şiiri&rdquo; (Hafız,1958) adlı eseri, Mehmet Demir&#39;in türküleri, H. Memova&#39;nın derlediği mani, türkü ve masallar, Salih Baklavacı&#39;nın, M. Türker Acaroğlu&#39;nun derledikleri atasözleri ve deyimlerle birlikte Nimetullah Hafız tarafından, araştırmacıların adı bile anılmadan ve bir kısa teşekkür bile edilmeden 1990 yılında Kültür Bakanlığı yayınları arasında basılmıştır. (Mollov,1958). Bu kitapta 1570 adet atasözü, 1030 adet deyim, 599 adet bilmece, 559 mani, 7 ninni ve 178 adet türkü yer almıştır. II. Cildinde ise fıkra, efsane ve masallara yer verilmiştir. M. T. Acaroğlu&#39;nun adı geçen kitabında (Acaroğlu,1999) &ldquo;Bulgaristan Türklerinin Atasözleri ve Deyimleri&rdquo; başlığı altında (s. 223&ndash;251) 670 adet atasözü ve deyim yer almıştır. Acaroğlu, Salih Baklacı&#39;nın 800 sayfalık bir kitapta binlerce atasözü ve deyim GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 29, Sayı 1 (2009) 279-294 289 topladığını, ancak henüz basılmadığını bildirmektedir. Acaroğlu&#39;nun eserinde &ldquo;Gagauz Atasözleri ve Deyimleri&rdquo; başlığı altında (s. 252&ndash;282) 801 atasözü ve deyim yer almıştır. Ayrıca Kültür Bakanlığınca yayınlanan &ldquo;Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi&rdquo; nin 8. cildi Bulgaristan Türk Edebiyatı&#39;na ayrılmıştır. Bu cildi Hayriye Süleymanoğlu Yenisoy (Yenisoy, 1997) yayına hazırlamıştır. Bu eserin 59&ndash;176. sayfaları &ldquo;Bulgaristan Sözlü Türk Halk Edebiyatı&#39;na ayrılmıştır. Türküler-Destanlar (s. 59&ndash;101) kısmında (s. 110&ndash;122) 43 adet ağıt, İlahiler (s. 123&ndash;126) kısmında ilahi zannedilerek 12 şiir yer almış, bunlardan yalnız ikisi (Şol cennetin ırmakları ile Mahşer kaygusu) ilahi, diğerleri ise ağıt ve destanlardır. &ldquo;Muhacir ilahisi&rdquo;, &ldquo;Dobruca Ovası düzlük&rdquo; gibi toplumsal felaketleri dile getiren halk şiirine destan denir. Adı geçen cildin Ninniler kısmında (s. 127&ndash;126) 8 adet ninni, Bilmeceler kısmında (s. 128-137) 307 adet bilmece, Atasözleri ve Deyimler kısmında (s. 138-145) 670 adet atasözü ve deyim, Tekerlemeler kısmında (s. 144-145) 11 adet tekerleme, Fıkralar kısmında (s. 145-152) 45 adet Nasreddin Hoca fıkraları, Masallar kısmında (s. 153-176) da 22 adet masal yer almıştır. Nasreddin Hoca fıkraları ve Bulgar halk edebiyatında Nasreddin Hoca hakkında T. Acaroğlu&#39;nun çeşitli kongre ve sempozyumlarda sunduğu bildiriler, &ldquo;Bulgaristan Türkleri Üzerine Araştırmalar&rdquo; kitabının 529&ndash;633. sayfalarını kapsamaktadır. Bulgaristan Türklerinde Nasrettin Hoca fıkraları hakkında A. Cebeci&#39;nin, Türkiye İş Bankası&#39;nca yayınlanan &ldquo;Nasreddin Hoca&#39;nın Dünyası&rdquo; adlı derlemesinde yer alan &ldquo;Bulgaristan&#39;da Nasrettin Hoca ve Fıkraları&rdquo; adlı incelemesini de zikredebiliriz (Cebeci,1996). Son olarak Şumnu &ldquo;Nüvvab&rdquo; Okulu öğretmenlerinden olup 1951 yılında Türkiye&#39;ye göç eden, Ankara İlahiyat Fakültesi hocalarından merhum Osman Keskioğlu&#39;nun örnek çalışmasından söz edebiliriz. &ldquo;Türk Kültürü Araştırmaları&rdquo; Dergisi&#39;nin III-VI sayısında basılan &ldquo;Bulgaristan Türkleri Koca Balkan Köyleri Folkloru&rdquo; başlıklı 37 sayfa tutarlık bu araştırmasında Keskioğlu, Burgas-Aytos yöresinin doğum ve ölüm, nişan ve düğün, at koşuları ve yağlı güreşler (bu arada Deliorman Pehlivan Duası), çocuk oyunları, ninniler, tekerlemeler, Ramazan manileri ve diğer din&icirc; gelenekler, çeşitli inanış ve 290 GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 29, Sayı1 (2009)279-294 tedavi uygulamaları, camal gezme (sayacı) gibi konulara yer vermiştir (Keskioğlu,1966- 1969). 3. Sonuç Sonuç olarak buraya kadar sergilenenlerden, Bulgaristan Türklerinin halk kültürü ile ilgili olarak, Türkiye&#39;de ve Dünya&#39;da 20&#39;nin üzerinde kitap ve 100&#39;ün üzerinde araştırma ve inceleme yazısının yayınlandığını söyleyebiliriz. Bütün bu yayınlarda daha çok atasözleri ve deyimler, türküler, maniler, destanlar, masallar ve Nasreddin Hoca fıkraları üzerinde durulmuş, gelenek ve göreneklere, spor ve yarışlara, inanış ve dini geleneklere daha az yer verildiği görülmüştür. Türk mutfağı ve yemeklerimiz konusunda ise Hilmiye Barlas&#39;ın &ldquo;Bulgaristan Türklerinin Mutfağı&rdquo; (Barlas,1982) konulu 1982&#39;de Konya&#39;da düzenlenen Geleneksel Türk Mutfağı Sempozyumu&#39;na sunduğu bildiri ile T. Acaroğlu&#39;nun kitabında yer alan &ldquo;Bulgaria&#39;ya Geçen Türk Yemek Adları&rdquo; konulu tebliğinin dışında yayına rastlanmıyor. Özellikle halk tebabeti (halk hekimliği) ve ilaçları konusunda hiçbir yazıya rastlanmıyor. Halbuki Bulgaristan Türkleri arasında şifalı otlarla yapılan halk hekimliği pek yaygın bir gelenekti. Bunun dışında orta oyunları, çeşitli meslek uygulama ve terimleri, halk işlemeleri ve ev eşyaları, halk müziği ve halk oyunlarımız gibi konular, araştırmacılarımızın bundan sonra ağırlık vermesi gereken konulardır. Kaynaklar Acaroğlu, M. T. (1999). Bulgaristan Türkleri Üzerine Araştırmalar, Ankara: Kültür Bakanlığı Kültür Eserleri Dizisi. Acaroğlu, M. T. (1988). Bulgaristan&#39;da Türkçe Yeradları, Kılavuzu, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. Acaroğlu, M. T. (1971). &ldquo;Kıyaslı Balkan Atasözleri&rdquo;, Türk Dili, XXIV, (239), 386- 390. Acaroğlu, M. T. (1944). &ldquo;Rumeli Bilmeceleri&rdquo;, Varlık, XIV (262-263), 369-370. GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 29, Sayı 1 (2009) 279-294 291 Acaroğlu, M. T. (1939). &ldquo;Deliorman Türkleri Hakkında Bir Tetkik&rdquo;, Varlık, VII (135), 112-188. Akün, Ö. F. (1949). Kuzey-Doğu Bulgaristan&#39;daki Türkler Ve Türk Dili. III/3-4, İstanbul: TDED Yayınları. Boyev E., ve Memova H. (1965). &ldquo;Rodop Manileri&rdquo; (Çev.: Muharrem Ergin) Türk Kültürü, III (28), 279-280. Boyev E., Ve Memova H. (1965). &ldquo;Rodop Türküleri&rdquo; (Çev.:M. Ergin) Türk Kültürü, III (28), 279-280. Boyev E., ve Memova H. (1964). &ldquo;Rodop Türk Halk Masalları&rdquo;, (Çev.:M. Ergin) Türk Kültürü, III (28), 280. Cebeci, A. (2000). &ldquo;Gagauz Halk Edebiyatında Yer Adları&rdquo;. Türk Kültürü, XXXVIII (451), 678-688. Cebeci, A. (1992). &ldquo;Osmanlı Devletinde Gagauzlar&rdquo;. Türk Kültürü, XXX (354). Cebeci, A. (1985). &ldquo;Gagauzların Tarihi, Dili Ve Folkloru Hakkında&rdquo;. Ankara: Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, C.1, s.1,209-221. Cebeci, A. (1974). &ldquo;Deliorman Bilmeceleri&rdquo;. Türk Folklor Araştırmaları Yıllığı, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. 35-54. Cebeci, A. (1973). &ldquo;Deliorman Folklorunda Mektuplar&rdquo;. Töre, 29-30,40-45. Cebeci, A. (1969). &ldquo;Rumeli&#39;de Yaşayan Milli Marşlarımız Ve Kahramanlık Türküleri.&rdquo; Türk Kültürü, 82, 92-101. Cebeci A. ve Gaydarcı, G. (2002) &ldquo;Gagauz Halk Edebiyatında Etnonimler&rdquo;. Türk Kültürü, XXXIX (465). Cebeci, İ. (1974). &ldquo;Ana Beni Teneşirde Bulursun.&rdquo; Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Nisan 1974, s. 294, 37-41. Dmitriyev, N. (1927). Zametki Po Bolgarsko-Turetskım Govoram. Dan, X.C.Moskvs. Drimbe, W. (1975). Gagauz Dialecte De La Langue Turque, Bilimsel Bildiriler, Ankara: TDK Yayınları, 229-230. Drimbe, W. (1963). Remarques Sur Les Parlers Gagauzes De La Bulgaria Du Nord-Est, Ro XXVI (2), 63-89. 292 GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 29, Sayı1 (2009)279-294 Eckmann, J. (1950). Razgrat Türk Ağzı, Türk Dili Ve Tarihi Hakkında Araştırmalar I. Ankara:TTK Yayınları. Eckmann, J. (1941). Die Türkische Mundart Von Varna, Kcsa III. Budapest. 144-214. Elçin, Ş. (1986). Folklor Ve Halk Edebiyatının Milli Birliğin Oluşmasındaki Rolü. Ankara : TKAE Yayınları. Gülensoy, T. (1981). Anadolu Ve Rumeli Ağızları Bibliyografyası, Ankara,108-109. Güngör H., ve Argunşah, M. (1990). Gagauz Türkleri-Tarih, Dil, Folklor, Halk Edebiyatı. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. Güngör, H. (1986). Seyyid Lokman Oğuznamesi. İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları. Güngör, H. (1983). Gagauzların Hristiyanlığı Kabulü Ve İnanışlarındaki İslami Unsurlar Meselesi. İstanbul: Türk Dünyası Araştırmaları. Hafız, N. (1990). Bulgaristan Türk Halk Edebiyatı Metinleri I. Ankara: Kültür BakanlığıYayınları. Hazai, G. (1968). Kiril Harfleriyle Yazılan Türkçe Metinler. XI. Türk Dil Kurultayı Bilimsel Bildirileri, Ankara: TDK Yayınları. Hazai, G. (1960). &ldquo;Rumeli Ağızlarının Tarihi Üzerine.&rdquo; Belleten, Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, S. 183, 205-211. Hazai, G. (1959). Les Dialectes Turcs Du Rhodope. Acta Orientalia Academiae Scientiarum Hungarica, IX, 205-229. Hazai, G. Rodop (1962). Türk Ağızları, VIII. Türk Dil Kurultayı Bildirileri. Karpat, K. (1996). &ldquo;Gagauzlar&rdquo; Maddesi. Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, C.13. 288-291. Karpat, K. (1976). Gagauzların Tarihi Menşei Üzerine Ve Folklorundan Parçalar, I. Uluslar Arası Folklor Kongresi Bildirileri, Ankara: Kültür Bakanlığı Mifad Yayınları. (I. Cilt, Genel Konular)163-177. Kaynak İ. ve Doğru, A. (1991). Gagauz Türkçesinin Sözlüğü. Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları. Kovalski, T.(1933). Les Turcs Et La Langue De La Bulgarie De Nord,Est. Pko XVI. Kovalski, T. (1932). Türkische Volksratsel Aus Nordbulgarien. Festschrift Für Georg Jacob, Leipzig. GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 29, Sayı 1 (2009) 279-294 293 Köprülü; M. F. (1954). Şimali-Şarki Bulgaristan&#39;da Türkler Ve Türk Dili, Türk Dili Ve Edebiyatı Hakkında Araştırmalar. Kunoş, İ. (1979). Türk Halk Edebiyatı. İstanbul:Tercüman 1001 Temel Eser. (İlk Baskısı İstanbul, 1925 Eski Harflerle). Manov, A. (1940). Gagauzlar, Hristiyan Türkler, (Çev.: M.Türker Acaroğlu). Ankara: Varlık Neşriyatı. (Not: Sn. Acaroğlu bu kitabın Bulgarcasını bulup Varlık Yayınevi sahibi Yaşar Nabi Nayır&#39;a bizzat verip çevirisini isteyenin o günün Romanya Büyükelçisi olan H. S. Tanrıöver olduğunu, basılınca da tamamına yakın kısmını satın alarak devletin üst kademe bürokratlarına ve milletvekillerine ücretsiz dağıtarak Gagauz Türklerini tanıtmaya çalıştığını bildirmiştir). Manov, A. Gagauzlar-Hristiyan Türkler (2. Baskısıdır). (Çev.: Türker Acaroğlu). Ankara: TTK Yayınları. Mollov, R. (1958). Bulgaristan Türklerinin Halk Şiiri. Sofya:Narodna Prosveta. Mollova, M. (1977-1978). Balkanlar&#39;da Merkez Bölgede Gakçı Ağızları. Gdaad, 6-7, 239-306. Mollova, M. (1973-1974). &ldquo;Balkanlar&#39;da Türk &ldquo;E&rdquo; Ağızları.&rdquo; Güneydoğu Avrupa Araştırmaları Dergisi, 2-3, 357-414. Moşkov, V.A. (1904). Nareçiya Bessarabskih Gagauzov. Radloff, &ldquo;Proben&rdquo;, C.X, St.Petersburg. Moşkov, V.A. (1904). Turetskiye Plemene Na Balkanskom Poluostrove, Izv. İmp. Russ. Geogr. Obsçestvo Xl (3), St.Petersburg. Nemeth, G. (1996). Vidin Türkleri (Çev.: Prof. Dr. Abdurrahman Güzel). İstanbul: TDAV. Nemeth, J. (1956). Zur Einteilung Der Türkischen Mundarten Bulgariens. Sofya. Nemeth, J. (1950). &ldquo;Die Zeremonie Des Mevlud İn Vidin, Aoh&rdquo; I. Macar Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Dergisi, 134-140. Nemeth, J. (1948). La Ceremonie Du Tewhid A Vidin, İgnace Goldziher Memorial, Budapeste. 329-335. 294 GÜ, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 29, Sayı1 (2009)279-294 Nemeth, J. (1940). Emphatische Formen İn Der Türkischen Mundart Von Vidin. Napoli: Aıson(N.S.) I, J. J. Zajaczkowski, W. (1976). Gagauz Folkloru, I. Uluslar Arası Folklor Kongresi Bildirileri, Ankara: Kültür Bakanlığı Milli Folklor Araş. Dai. 233-242. Zajaczkowski, W. (1976). Dobruca Tatarlarının Dili. II. Milletlerarası Türkoloji Kongresinde Sunulmuş Bildiri, İstanbul. Zajaczkowski, W. (1972-1973). Türkische Vierzeiler Mani Aus Bulgarien. Fo, XIV, 119-153. Zajaczkowski, W. (1966). Jezik İ Folklor Gagauzow Z Bulgari. Krakow. Zajaczkowski, W. (1963). &ldquo;Tatarische Volkslieder Aus Dobruscha.&rdquo; Folia Orientalia, IV, 105-122. Zajaczkowski, W. (1962). Bulgaristan Poslovitsi İ Pogovorki Gagauzov İz Balgarii (Bulgaristan Gagauzlarının Atasözleri Ve Deyimleri). Fo, V. (Ayrı Basım: Krakow, 1964). ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/_1628802161_aHsvfL.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Türkiye ve Yurtdışında Yapılan Araştırmalar ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/_1628802161_aHsvfL.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Türk Ressamların Mestanlı Çıkarması]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/turk-ressamlarin-mestanli-cikarmasi/1816/</link>
            <description><![CDATA[* Adeta yorulmak nedir bilmeyen ünlü Türkiyeli küratör ve ressam Aynur Mahmudova Kaplan'ın özverili çabaları sayesinde tertiplenen sergide, 45 Türk sanatçının 90 resim tablosu bulunmakta. * "Doğup yetiştiğim Mestanlı'da, bu tür zengin içerikli bir sergiyi hemşehrilerime armağan etmeyi eskiden beri çok arzuluyordum."]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/turk-ressamlarin-mestanli-cikarmasi/1816/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sat, 19 Jun 2021 12:15:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>Mestanlı Kültür Evi salonlarında çok ilginç bir resim sergisi yerel sanatseverlerle buluştu. </strong><strong>Adeta yorulmak nedir bilmeyen ünlü Türkiyeli küratör ve ressam Aynur Mahmudova Kaplan&#39;ın özverili çabaları sayesinde tertiplenen sergide, 45 Türk ressamın 90 tablosu bulunmakta. Sergi, ay sonuna kadar ziyaret edilebilecek.</strong><strong>Gazetemizin okuyucuları için, Aynur Hanım&#39;la özel irtibat kurduk ve bize özellikle şunları belirtti:</strong><strong>&quot;Şimdiye kadar 37 uluslararası sanat organizasyonum var. Güzel ana vatanımız Türkiye&#39;nin hemen hemen her köşesinde ressam çalıştayları düzenledik. </strong><strong>Bu arada memleketimi de unutmuyorum ve sık sık Bulgaristan&#39;da da çeşitli sergiler açmaktayız. </strong><strong>Doğup yetiştiğim Mestanlı&#39;da, bu tür zengin içerikli bir sergiyi hemşehrilerime armağan etmeyi eskiden beri çok arzuluyordum. </strong><strong>Sağ olsunlar, büyük üstadımız Kamber Kamber ve belediye yöneticileri, bana bu teşebbüsümde çok yardımcı oldular. İleride kasaba halkıma başka sürprizlerim de olacaaktır...&quot;</strong> Aysel MERT ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/turk-ressamlarin-mestanli-cika_1624095022_wT0B6x.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Türk Ressamların Mestanlı Çıkarması ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/turk-ressamlarin-mestanli-cika_1624095022_wT0B6x.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bir Savaş Ve Göç Hikayesi...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/bir-savas/1749/</link>
            <description><![CDATA[*** Hiç bilmedikleri bir dünyaya yelken açmışlar. Çocukları yeni dünyaların insanları olmuş. Ama tortusu hep bir yerlerinde gizli, saklı kalmış eski yaşanmışlıkların. ***  Dede, derim, kim ilk gelmiştir bu köye? Der ki: “Sali Hoca diye birinden bahsederler. Kardeşiyle birlikte gelip yerleşmişler. Zamanla çoğalarak 145 haneye kadar çıkmışlar. Bir sürü değişik adlar, sülâlelerin adları çarpar kulağıma...]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/bir-savas/1749/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sun, 07 Feb 2021 18:45:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Zaman ne kadar da acımasız. Öylesine hızlı geçiyor ki. Şimdi yokluklarıyla hayattayız dedelerimizin, ninelerimizi, anne ve babalarımızın. Sevinçli, mutlu, acılarla dolu bir ömür yaşamışlar. Kendilerinin olan,vatan diye belledikleri toprakları bir zaman gelmiş terk etmek zorunda kalmışlar. Hiç bilmedikleri bir dünyaya yelken açmışlar. Çocukları yeni dünyaların insanları olmuş. Ama tortusu hep bir yerlerinde gizli, saklı kalmış eski yaşanmışlıkların. Ne kadar da zor onlarla yaşananları yeniden düşünüp yazmaya çalışmak. Dua edilecek mezarlarından başka geriye hiçbir mekanları da kalmadı artık. Sadece anlatıları bir izdir şimdi kağıdın üzerinde ve onlarla yaşamı paylaşanların kalplerinde...2012 yılında dedemle yaptığım bir söyleşiden derlediğim notların bir kısmıdır burada yazılı olanlar. Bir kısmı belleğimde, bir kısmı kayıt altında yeniden gözden geçirilmeyi beklemektedir. Çok şeyi birlikte paylaştığım dedem 2014&#39;te hayatını kaybetti. Rahmeten vasıah...&lsquo;&#39;1920 yılı&hellip; Ya çiğdemlerin açmasının baharın gelişini simgelediği, ya da harman işlerinin yapıldığı, ya da leyleklerin köyü terk ettiği bir vakittir. Sonuçta 1920 yılında doğmuş dedem Rüstem Rahimov. I. Dünya Savaşı&#39;nın sona erişinden iki yıl sonra Yugoslavya&#39;da. Yugoslavya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu&#39;nun kalıntılarından ortaya çıkan ve 1990&#39;lara kadar federatif yapısı olan bir ülkeydi. Makedonya, Sırbistan, Slovenya, Bosna-Hersek, Karadağ, Hırvatistan bu federasyonun kurucu üyeleriydi. Devletin merkezi bugün Sırbistan Federasyonu&#39;nda bulunan Belgrad&#39;dı.İşte dedem Rüstem Rahimov, 1920 yılında Yugoslavya Federasyonu&#39;na bağlı Makedonya&#39;nın başkenti Üsküp&#39;ün Umova Köyü&#39;nde dünyaya açmış gözlerini. Ailenin en küçüğü imiş. Şimdi 92 yaşında ve h&acirc;l&acirc; kendi dişlerine sahip. Sert gıdaları verdiğinizde &ldquo;Ohoo&rdquo; diye gülüp &ldquo;Ben bunları yiyemem&rdquo; der, azıcık tadar ve geri verir. Yine de dişlerinden memnundur benim nur topu yumağı dedem. Köye ne zaman geldikleri bilinmez. Ama buranın eskiden bir Rum köyü (dedem Rim der) olduğu söylenir. Köyde Romalılara ait mezarların olduğu da söylenir. Kim, neden, nasıl, nereden gelmiştir bu uzak ve yüksek diyara? Ne işleri vardır bu Türklerin, bu Müslümanların burada? Hep merak etmişimdir. Dede, derim, kim ilk gelmiştir bu köye? Der ki:&ldquo;Sali Hoca diye birinden bahsederler. Kardeşiyle birlikte gelip yerleşmişler. Zamanla çoğalarak 145 haneye kadar çıkmışlar. Bir sürü değişik adlar, sül&acirc;lelerin adları çarpar kulağıma. Bana çok değişik ve acayip gelir: Hocaevski (Hocaoğulları ki bizim sül&acirc;lemiz), İskenderovski (İskenderoğulları), Cavkoski gibi.&rdquo; Dedem, II. Dünya Savaşı başladığı sırada 19 yaşındadır. 19&#39;unda evlenir ve ilk çocukları babam Mithat Rüstemov doğar. Almanlar Yugoslavya&#39;yı işgal ederler. Dedem Alman müttefiki Bulgarlar tarafından ele geçirilir. - Dede, bize II. Dünya Savaşı&#39;na nasıl katıldığınızı, savaşla ilgili anılarını anlatır mısın? - 1941-42-43&#39;te Bulgaristan&#39;daydık. 1944-45-46-47 de ise Yugoslav ordusunda askerlik yaptık. Tito&#39;nun emrindeydik. 1947&#39;de terhis olduk. 1951&#39;de 3 aylığına Yugoslav hükümeti bizi yeniden askere aldı. Alamanya Yugoslavya&#39;yı işgal etti. Bulgarlar Yugoslavya&#39;dan bizi çalıştırmak için kendi ülkelerine götürdü. Sözde asker deyip aldılar ama işçi olarak çalıştırdılar. Evimizden alıp götürdüler. 19 ay maden kömüründe, ocaklarda çalıştırdılar. Kazma, kürek verip demiryolu, karayolu ve tünel yapımında çalıştırıldık. Bizim köyden 9 kişi Bulgaristan&#39;daydık. Ayrıca başka köylerden de Bulgaristan&#39;a insanlar götürüldü: Arnavut, Türk, Makedon vs. - Peki oraya nasıl götürüldünüz?- Yük vagonlarında üst üste, aç susuz yol aldık. Bir hayvan vagonuna &ndash; hayvanların da olduğu - 60-70 kişi konularak yola çıktık. Yine aynı tip vagonlarla köyümüze döndük. Alamanlar bütün istasyonları işgal etmişler. 24 saat istasyonda Alaman izin vermediği için beklemek zorunda kaldık.- Bulgaristan&#39;da yaşamınız nasıldı? Ne yediniz, nerede yattınız?- Çok açlık çektik, pislik çektik. Tifüse yakalandık. Çok arkadaşlar gittiler. Bulgaristan&#39;a gidince bizi bir odaya koydular. Odada saman var. Ve bitler geziyor. Yıkanmak diye bir şey yok. Dere bulduğumuzda buz gibi olmasına bakmadan giriyorduk. Başka yıkanmak yok. Bulgar zabitlerinde bile bit var. Görüyoruz ki üstlerinde bit geziyordu. Yemek ise kuru ekmek, peksimet, konserve ama kim bilir kaç senelik. Dalmaçya&#39;da hayvan pancarını kurutmuşlar, kazana döküyorlardı. Ama onlar yenemeyecek kadar kötü. Bir ekmek veriliyor, somun yani. Ama 5 kişiye. - Subaylar size nasıl davranıyorlardı?- Yüzlerimize ayakkabıları ile bastılar. &ldquo;Siz kötü Osmanlı Türklerisiniz. Onlar bizim topraklarımızı işte böyle çiğnemişlerdi. Biz de sizin suratınıza basıyoruz.&rdquo; Aşağılamalarına boyun eğmek zorunda kalıyorduk.- İbadetlerinizi yapabiliyor muydunuz? - İbadetlerimize esirlikte izin yoktu. Ama Yugoslavya&#39;ya geldik. Yugoslavya&#39;da askerlik yaparken bir sene izin verdiler. Daha sonra yasakladılar. Komünizam işte. Bulgaristan&#39;da açlıktan oruç da tutamadık. - Bulgaristan&#39;da karşılaştığınız diğer zorluklardan bahseder misin? - Yol kazarken kafanı kaldırdığında arkadan sopayı indiriyorlardı. &ldquo;Çalışın, geberin&rdquo; diyorlardı. Gece bile çalıştırıyorlardı. 9 mik&acirc;p kazmak zorundasın ve kazdığını da sürekli ölçüyorlardı. Sonra 6 metre yüksekliğe arabalar ile kumu taşımak zorundaydık. - Aileniz ile haberleşebiliyor muydunuz?- Bulgaristan&#39;da iken okuma-yazma bilen arkadaşlara yazdırıyorduk. Okumam yazmam yoktu. Tito&#39;nun komünizması zamanında zorunlu olarak okuma-yazma öğrendik. Savaştan sonra Türkiye&#39;deki akrabalarımıza kendimiz yazıp gönderdik.-Hiç ekmek çaldınız mı? (Dedem, burada gülüyor. Eli ile boşver yapıyor. Çünkü söyleyeceği isim çoktan hakkın rahmetine kavuşmuş. Ardından belli ki konuşmak istemiyor. Ama biraz zorlayınca&hellip;)-Mecburen çalıyorduk. Yetmiyordu. 250 gr ekmek veriliyordu ve 5 kişi paylaşmak zorundaydık. Ben çalmadım. Abdullah Aga vardı. Allah rahmet eylesin! Açtık, aç! Arkadaşlardan birisine, Arnavut idi, evden ekmek göndermişler. Benim arkadaş Abdullah Aga, ekmeği kesip, büyük bölümünü almış. Sahibi fark edince sormuş kendisine; ama, o bilmiyorum demiş. Çiğ darı, çiğ fıstık yedik. Çalıyorduk, mecburen; çünkü, açtık. Yol kazarken darı tarlası gördük ve hücuuum, daldık. Amma ne yemişiz. Tabi bağırsaklar iflas. İshal mahvetti bizi&hellip; - Tito döneminden bahseder misin?- 1944&#39;te Bulgaristan&#39;dan Yugoslavya&#39;ya geldik. Ama bu sefer Tito yakaladı bizi. Askere aldı.Savaştan sonra askerlik düzene girdi. Orduda yemek vardı. Ancak ayrı kazan yok. Müslümanız diye bize ayrı yemek çıkarmıyorlardı. Allah affetsin. Domuz eti pişen kazandan da yemek zorunda kaldık. Tito komünizam kurdu. Komünizama karşı gelenleri hapsettirdi. Çok insan da astılar. Türkler, Türkiye&#39;ye kaçmak istedi. Yakalananlar doğru içeriye. - Köyünüzde Kolhoz ve Solhozlar kuruldu mu? - Bizim köyde kooperatif yoktu. Çünkü arazi verimsiz. 3 sene bu sistemi sürdürdüler. Kollektiflik nedeni ile halk açlık çekince dağıtıldı. Sonra aylıklı, maaşlı yönteme geçince iş açıldı. 7 sene çalıştım. Kimin toprağı yoktu 300, çocuğu olana 200 lira çocuk yardımı yapılıyordu. Mik&acirc;pla çalışıyorduk. Ne kadar çalışırsan o kadar ücret alıyordun. İki inek aldık, kendimizi toparladık. Türkiye&#39;ye geçiş izni verildi. Türkiye&#39;ye gelmek isteyenler postanede rey atıyordu. Türkiye&#39;de kimin akrabası varsa kimliklerinizi gönderin, vesika yapsın siz de gidebilirsiniz, dediler. Adnan Menderes ile Tito anlaşma yapmış (1953). İsteyen Türkiye&#39;ye gidebilir. Gitmek istemeyen kalabilir. Tito, &ldquo;Kimseyi kovalamıyorum.&rdquo; dedi. 1958&#39;de biz de göç edip buraya geldik ve İzmir Buca&#39;ya yerleştik. Köyde 145 hane vardı. Hiç kimse kalmadı, olduğu gibi Türkiye&#39;ye geldi. - Neden köy olduğu gibi göç etti?- Akraba gelince onun ardından diğerleri. Diğerleri, derken ötekiler ve köy boşaldı. Türk bayrağı, Türk bayrağına, Türk bayrağına geldik. Rüyamda bile gördüm. Osmanlı bayrağı üç yıldız(Dedem burada öyle bir coşuyor ki sanırsınız savaşa gidecek ). Burada biz yaşadık. 50 sene oldu çok şükür. Orada da yaşadık ama burada daha iyi. Savaştan önce krallık zamanında daha çok serbestlik vardı. (II. Dünya Savaşı öncesi) - Size eğitim veriliyor muydu? ( Babam burada söze karışıyor&hellip;) - Köyümüzde okul vardı. Öğretmenleri Makedon ve Türk idi. Yugoslavya ve dünya tarihi, coğrafya, okuma-yazma ve matematik vardı. Türkçe dersi yoktu. Kril alfabesini öğrendik. Türkçeyi, Latin harflerini Türkiye&#39;ye geldikten sonra öğrendik. Orada yerel dillerden Makedonca&#39;yı konuşurduk. Türkçe hiç bilmiyorduk. Oysa Üsküp&#39;te yaşayan akrabalarımız Türkçe konuşurdu.- Köyün durumu savaş sırasında ne haldeydi? -Açlık.Hem de ne açlık. 1941&#39;den 1947&#39;ye kadar perişan etti hepimizi. 1 kg un lazım. Para var ama un bulunmuyor. 45 km uzaklığa gidiliyor. Un bulunuyor ancak bu sefer korucular onları yakalayıp unu ellerinden alıyordu. Savaş işte. Alamanya 18 ülke işgal etti. Savaş sonrasında değirmende çalışmaya başladım. Kapı vurulurdu. Birisi derdi ki: &ldquo;Gezdim, gezdim bir kilo un bulamadım.&rdquo; Verirdim. Çocukları var, aç. Bekliyorlar. Neler çektik neler&hellip;Kızkardeşim vardı. Gelirdi,&#39;&#39;Rüstem bi tabak un ver,sonra parasını verecem ,derdi. Çıkartıp verirdim. Ama para yok. Çocuklar evde aç. Ne yapcan?Bir gün sonra yine gelirdi. Bir tabak ,derdi. Parayı sonra verecem, derdi...Ne zamanlar geçirdik. Sadece o değil,bütün köylü öyle.Sonra benim değirmende kapandı. Devlet fırınlarda ekmek dağıtmaya başladı. Kuponla veriyorlar ilk önce. Bekliyordum akşama kadar, ancak 2 ekmek alıyordum, çocuklara götürmek için. 2 ay içinde 2 çocuk öldü. - Senin çocukların mı?-Evet, 3 yaşında kız, Hüsniye; 5 yaşında oğlan, Zendel. Bir hastalığa yakalandı kız. Ellerinde ve yüzünde bir çatlak oldu. Sivilcelendi ve öldü. Kızamık gibi bir şey ama sadece el ve yüzünde var, başka hiçbir yerinde yok. - Türkiye&#39;ye geldikten sonra bir daha köye gittin mi?- Hayır, yok yok! Akraba yok. Kimse yok. - Gidip yeniden görmek ister misin?-İsterim ama kimi göreyim. Mezarlıklar var sadece. Annem, babam, kardeşlerim, çocukların mezarları var. I. Dünya Savaşı&#39;nda 2 tane kardeşim gitmiş. 16 yaşında Hüsniye, 11 yaşında Rüstem. Açlıktan ölmüşler. Köyde büyükler anlatırdı. Köyden günde 3-4 cenaze gidiyor, kolera hastalığından dolayı. 2 kardeşim 2 hafta içerisinde gitmiş. Sen 3. Hüsniye&#39;sin. Birincisi kız kardeşim I. Dünya Savaşı sırasında, ikincisi kızım 2. Dünya Savaşı döneminde öldüler. Dokuz kardeş idik. En küçükleri idim. Ve şu an sadece ben hayattayım. - Biraz ailenden bahseder misin?-Babam 1880 doğumlu. Osmanlı Devleti&#39;nde savaşmış, Balkan Savaşları&#39;nda. Balkan Savaşlarını kaybedince Osmanlı, Makedonya&#39;dan çekilmiş. Abim o zaman 12 yaşındaymış. O anlatırdı. O zaman da çok açlık varmış. Kumanova vardır. Balkan Savaşları&lsquo;nda Kumanova&#39;ya yemek içmek getiriyorlar ama silah yok. Bir Osmanlı kumandanı kalkmış demiş ki: &ldquo;Ey evlatlar! Osmanlı bitiyor. Kimin evi yakın ise kaçın, gidin. Kimin uzak ise Allah yardımcınız olsun.&rdquo; Ondan sonra ordu dağılmış. İngiltere, Fransa ve Alaman, Bulgarları Makedonya&#39;ya getiriyor. Yani buraları Bulgarlara veriyorlar. Sonradan Yugoslavya&#39;ya verilmiş. Artık temelli Yugoslavya&#39;da kalıyor. Bizim köye yakın gavur köyleri vardı. Osmanlı&#39;da askerlik yapmışlar. Diyorlar ki ,&#39;&#39;Hey gidi Osmanlı hey&hellip; Bir daha Osmanlı gibi bir karavana gelmez.&#39;&#39; O gavurlar Mısır&#39;da esir kalmışlar. Osmanlı düşünce gemi ile İstanbul&#39;a gelmişler. Anlatıyordu bize &lsquo; İstanbul&#39;da bir sene çalıştım. Para kazanayım ki eve geleyim. Bir beye çalıştım. Bey dedi ki, &lsquo; Otur burada. Ne yapacaksın Makedonya&#39;da? &lsquo; Biz ille gidelim, dedik. Makedonya&#39;ya geldik. Osmanlı zamanında geliyor tahsildar vergi toplamaya. Beyim, padişahım çok yaşa. Bu sene para yok, seneye diyorduk. Tamam deyip gidiyorlardı. İşte Osmanlı böyleydi.&#39;&#39; O zamanlar çiftlik beyleri varmış. Onlar ne derse o olurmuş. Bulgar çeteleri başlayınca toplanmaya, o beyleri teker teker vurmuşlar. Osmanlı gidiyor, parçalanıyor diye yapıyorlardı. Zulüm yapmaya başladılar. Çetecilik yapan g&acirc;vurlara ben yetiştim. Bir öğretmen vardı çeteci, büyük bir öğretmen. Osmanlı çekilip Bulgar gelince o çetecilerin hepsine maaş bağlamış. Ona, &lsquo;&#39;Büyük Öğretmen Kaksal&#39;&#39;, diyorlardı. Değirmene geliyordu. İhtiyardı&hellip; Elinde sopayla&hellip; 1942&#39;de Bulgaristan Yanbol&#39;daydık. Tunca diye bir nehir vardı. Köprü yapıyorduk. &ldquo;Yapın, yapın. Buradan Türk askeri geçecek&rdquo; diyorlardı. Kaçmak istedik. Öyle ki eziyet veriyorlardı. Ancak arkadaş, eğer Türkiye&#39;ye kaçacak olursak ailemize zarar verirler deyince vazgeçtik.- Köyünüz hakkında bilgi verir misin? Ne zaman oralara gelmişsiniz? -Konya&#39;dan gitmişler. Fatih döneminde diyordu büyükler. Önce Arnavutluk yakınlarında Prizren&#39;e, Reka&#39;ya bağlı Vrabnisa diye bir yere. Sonra Üsküp Umova&#39;ya yerleşmişler. Umova eski bir Rim (Rum) köyü. Hıristiyan mezarları varmış. Sonra mezarlığı tarla yapmışlar. Adamın biri taşları bir yana yığıp tarla açmış. Ama adam Türkiye&#39;ye geldikten sonra sakatlanıp ölmüş. Mezarlığı tarla yaptığı için çarpıldı,derlerdi. İhtiyarlar köydeki kiliseyi bile görmüşler. Onu da yıkıp tarla yapmışlar. Gavurlar köyümüzde para olduğunu söylerlerdi. Ama hiçbir şey bulamadık. Şimdi o topraklar bomboş duruyor. Gidip sahip çıksak devlet bize verecek ama ne yapalım ki&hellip;- Köyde geçiminizi nasıl sağlardınız?- Buğday, tütün, arpa ve mısır yetiştirirdik. Hayvancılık az idi. Kiminde var üç beş tane kiminde bir iki keçi. Fakirlik&hellip; Fakirlik çok. Ben yetiştim, on tane keçimiz vardı. Ben büyüyünce kuzu aldık. Sekiz on koyun oldu. Fakirlik be, fakirlik idare etmiyordu. Kır yeri yamaç. Yağmur yağdığında her şey bitiyordu,yapmayınca felaket. Onun için buraya geldik. Yaşamak yoktu fazla.- Köyde yatır, şeyh var mıydı? - Üç tane yatır vardı. Ömer Şeyh, Yunus Şeyh ve Zeki Şeyh. Bunlar Melami şeyhleriydi. Anlatırlar ki kaçaklar gelip köye girmek istemişler. Köyün yanına gelince karşılarına bu şeyhler çıkmış, girememişler. Bizim köy boş değildi. -Tekke var mıydı?-Vardı bir Melami tekkesi.(Dedem Melami Tekkesi dedi ama bildiğim kadarıyla Melamilikte tekke yoktur.) Ancak tekkeye değişik değişik tipler gelmeye başlayınca köy halkı uzaklaşmış. Bizim sülaleden kimse tekkeye gitmezdi. Tekke köyün altında idi, derenin yanında. Ne güzel suyu akardı. Üç çeşme vardı. Seçim zamanı. Ben hatırlıyorum on yedi, on sekiz yaşlarındaydım. Partililer dediler ki köye el atacağız. Su için çeşme yapın dedik oyumuzu size verelim. Demir borular getirdiler. 1000-1500 metre boruları hayvanlarla getirdiler. Usta da geldi, biz hep birlikte çukurları kazdık. Usta da bağladı. Yol üstünde çeşme yaptılar. -Melami tekkesi hakkında bilgi verir misin? -Anlatırlar ki, Balkan Savaşları Dönemi. Benim babamın babası savaşa gitmiş. Geride eşi ve iki çocuğu kalmış&hellip; -Dedem sağ olasın. Senin anlatacakların bitmez, benim ise sorularım. Her şey için teşekkürler.Özellikle bana kattıkların için. Ve dedemden güzel bir tebessüm. Önemli değil dercesine, sevgi dolu&hellip;<strong>Hüsniye ENGİN</strong> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bir-savas_1612712913_qT2QeJ.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bir Savaş Ve Göç Hikayesi... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bir-savas_1612712913_qT2QeJ.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Akşehir Muhacir Pazarı]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/aksehir-muhacir-pazari/1738/</link>
            <description><![CDATA[*** Muhacir pazarları, halkı yeni yiyeceklerle tanıştırdı ve bu yiyeceklerin daha fazla kullanmasını sağladı. Örneğin bamya Akşehir’de muhacir pazarlarında boy gösterdi ve halkın onu tanımasını ve tercih etmesini sağladı. Yine zeytin ve zeytinyağı daha çoğunlukla bu  tür pazarlardaki tezgâhlarda yer aldı.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/aksehir-muhacir-pazari/1738/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sun, 17 Jan 2021 15:59:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Osmanlı Devleti&#39;nin son dönemlerinde Balkanlar&#39;dan göç edenler, dede-baba yurdu dedikleri Konya&#39;ya ve ilçelerine gelip yerleşmişlerdi.Bu geliş sırasında memleketlerindeki bazı gelenek ve göreneklerini Anadolu&#39;ya taşımışlardı. Hatta pazarlarını bile.Bir de 1923 yılında yapılan mübadele esnasında büyük göç olayı yaşanmıştır. Bunun sonucunda göçmenlerin büyük bir bölümü yine Konya&#39;ya gelmiş ve buraya yerleşmiştir.Bu göçten Akşehir&#39;de nasibini almış, şehrin içerisine ve bazı köylerine yeni göçmenler yerleştirilmiştir. Muhacirler, geldikleri yerlerden gelenek ve göreneklerinin yanı sıra bazı kültürleri de Anadolu&#39;ya taşımışlardı. Bu kültürlerin en başında giyim ve yemek kültürü gelmekteydi. Kendi giysilerini temin edebilmek ve yapacakları yemekleri için malzeme teminini sağlayabilmek amacıyla &ldquo;Muhacir Pazarı&rdquo; olarak isimlendirilen semt pazarları kurmaya başlamışlardır.En büyük Muhacir Pazarı, Konya&#39;nın Şekerfuruş Mahallesinde kuruluyordu. Bunu kuran genellikle Selanikli muhacirlerdi. Pazar sonradan Zindankale&#39;ye, daha sonra da Söylemez Türbesi&#39;nin batısında bugünkü yerine kaldırılmıştır.Akşehir&#39;e yerleşen Balkan ve diğer göçmenler burada da semt pazarı kurmaya başlamışlardı. Öncelikle Akşehir&#39;de Muhacir Pazarı, pazar günleri kurulmaya başlanmıştı. Oysa Akşehir&#39;in semt pazarı günü perşembeydi. Pazar günü ilk olarak bazı sokak aralarına küçük çapta kurulan bu pazarlar zamanla büyüdü. Burada satılan malzemeler herkes tarafından kullanılmaya başlanınca muhacir pazarı olmaktan çıktı ve genel bir semt pazarı oldu. Zamanla çalışanların daha rahat alışveriş yapabilmeleri için Akşehir&#39;de pazar günleri kurulan bu pazarlar çeşitli semtlerde birden fazla kurulmaya başladı.Muhacir pazarları, halkı yeni yiyeceklerle tanıştırdı ve bu yiyeceklerin daha fazla kullanmasını sağladı. Örneğin bamya Akşehir&#39;de muhacir pazarlarında boy gösterdi ve halkın onu tanımasını ve tercih etmesini sağladı. Yine zeytin ve zeytinyağı daha çoğunlukla bu  tür pazarlardaki tezg&acirc;hlarda yer aldı.Muhacirlerin kendilerine özgü ekmeği ve tatlıları vardı. Bunları yapabilmek için malzemelerini pazardan karşılıyorlardı. Balkanlar&#39;dan gelen göçmenler, bu ürünlerin kullanılmasının artmasını ve diğer pazarlarda da yer almasını sağlamıştır.Göçmenler, Anadolu&#39;ya geldiğinde yöresel giysilerini giymeye devam ettiler. Genellikle çok renkli ve parlak tonlardaki bu giysilerinin kumaşlarını muhacir pazarlarından karşılıyorlardı. Bu elbiseleri dikenler her yöreye özgü nakışları giysilere işliyorlardı.Muhacirler zaman içerisinde topluma adapte olunca muhacir pazarları da anlamını yitirdi ve sıradan pazar haline geldi. Zamanla bu pazarlardaki satıcılar ve alıcılar değişti. Sadece ismi kaldı yadig&acirc;r.Ahmet BALKAN ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/aksehir-muhacir-pazari_1610889187_sj3vGk.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Akşehir Muhacir Pazarı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/aksehir-muhacir-pazari_1610889187_sj3vGk.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Deliorman'ın Bülbülü İbrahim Gürses Hoca]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/deliorman-in-bulbulu/1732/</link>
            <description><![CDATA[*** 90’a merdiven dayayan İbrahim Gürses Hoca, sesi, sözü, birikimi, efendiliği, nezaketi edebi ve kültürüyle hâlâ köydeşlerine güzellikler yaşatmaya ve örnek olmaya devam etmektedir. *** Ayrıca Sofya Radyosunda 15 kadar türkü ve şarkı kaydı yapar ki, bunlar bugün de dinleyiciler tarafından severek dinleniyor. Hele de “Karakaşlı Haticem” türküsü dillerde, gönüllerde bütün canlılığıyla yaşamaya devam ediyor. ]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/deliorman-in-bulbulu/1732/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sun, 03 Jan 2021 18:41:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>______________________________________________________________________</p>www.halhaber.blogspot.com yazarı Vedat. S. Ahmed&#39;in yazı ve yorumları<p>_____________________________________________________________________</p>Halk arasında Enberler olarak bilinen Enbiyalar (Kliment) köyü üç farklı mahalleden müteşekkil Osmanlılar tarafından kurulmuş, eski ve büyükçe bir Türk köyüdür. Deliorman&#39;ın göbeğinde bulunan bu köyde 1932 yılında Çolaklar ailesinde İsmail oğlu İbrahim dünyaya gelir. Zamanla ses ve yorum kabiliyetiyle n&acirc;m salan bu Deliormanlı Gürses soyadıyla meşhur olur.90&#39;a merdiven dayayan İbrahim Gürses Hoca, sesi, sözü, birikimi, efendiliği, nezaketi edebi ve kültürüyle h&acirc;l&acirc; köydeşlerine güzellikler yaşatmaya ve örnek olmaya devam etmektedir. &ldquo;Namus gider dönmez geri/Yoktur onun belli yeri&rdquo; diyor Deliorman&#39;ın çınarı. Zengin, rengin ve has Türk aile kültürüyle hamuru yorulmuş olan İbrahim Gürses, aile terbiyesini kuşanıp ilk tahsilini köyündeki mektepte gördükten sonra Bulgaristan Türklüğünün atar damarını teşkil eden Şumnu&#39;ya gider. Oraya gidişi, kısa bir zaman sonra Başmüftü olan Aydoğdulu Akif Osman Efendi sayesinde olur ki, bu esnada o da şehirde yaşamaktadır. Şumnu&#39;da Nüvv&acirc;b Medresesine öğrenci hazırlayan Medrese-i Aliye talebesi olur ve bir müddet dayısının evinde kalır. Medrese-i Aliyede çok değerli zevattan ders alır, terbiye görür. Bunların başında müdürleri Mehmed Hazret gelir, onu çok sevdiği Şarvılı Bil&acirc;l Efendi, Aydoğdulu Halil Aliosman Efendi izler ki, ikisi de daha sonra Türkiye&#39;ye göç eder ve müftü olurlar.Arapça dersini diyaloglar öğreterek pratiğe dönük bir metot takip eden Işıkköylü H&acirc;fız Yusuf Şinasi&#39;den alır. Türk dili ve edebiyatı dersini Nüvv&acirc;b Müdürü Emrullah Efendinin oğlu Mehmed Ateş&#39;ten, matematik dersini de damadı Yusuf Aliş Efendiden okur. Hocaları arasında Bulgaristan Türklerinin efsanesi Osman Kılıç da var ve güzel sesinden dolayı İbrahim Gürses&#39;e her zaman Kur&#39;&acirc;n-ı Kerim okuturmuş.İbrahim Gürses, daha softalığı döneminde parlak bir öğrenci olarak göze çarpar. Okulun duvar gazetesinin hazırlanmasında emek sarf eder, hitabeti ön plana çıkar. Okulda Osmanlıca okuyup yazmaları ve edebiyata önem vermeleri sebebiyle kendisini şiirin şirin dünyasına kaptırır. Birçok şiir ezberler, hutbelerinde, vaazlarında ve her türlü konuşmasında bu zengin birikimini dile getirir. İleri yaşına rağmen, sohbet esnasında &ldquo;Kalbinle gör göz haindir/Kalbinle işit kulak yalancıdır&rdquo; mısralarını mırıldayan Hoca, Ziya Paşa, Abdülhak H&acirc;mid, Mehmed Akif gibi usta şairlerin, Hüseyin Rahmi Gürpınar ve Bulgaristanlı Muharrem Tahsin&#39;in roman ve hik&acirc;yelerinin hayranı olduğunu ele veriyor.Bir de adı üstüne gür sesli biri olan Gürses Hoca daha öğrenciyken bu vasfıyla temayüz eder, o yüzden Ali Kör olarak bilinen Ali Rıza Efendinin imamlık yaptığı Eski Cami&#39;de müezzinlik yapmaya başlar. Bu arada yine bir fasıl geçiyor: &ldquo;Hicr&acirc;n yine hicr&acirc;n mı bu aşkın sonu söyle/ Dalgın ki o gözler seni söyler bana böyle/ &Acirc;v&acirc;re gezen gönlüme sevmek bu mu söyle/ Dalgın ki o gözler seni söyler bana böyle.&rdquo;Ortaokul seviyesindeki Medrese-i Aliyeyi başarıyla bitirdikten lise tahsiline devam etmek için Bulgaristan Türklüğünün ilim ve irfan meşalesi Nüvv&acirc;b Medresesine kaydolur. Sınıf arkadaşları arasında Cevdet Ahmed, Hüseyin Cahit, H&acirc;fız Müzekk&acirc; Gürbüz de bulunmaktadır. Bu sonuncusu Türkiye&#39;ye göç ettikten sonra İstanbul&#39;da binlerce Kur&#39;&acirc;n talebesi yetiştirmiştir ki, aralarında Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan da vardır.Nüvv&acirc;b&#39;ın başarılı talebelerinden olmasına rağmen, İbrahim Gürses komünistlerin hışmına uğrar ve okuldan uzaklaştırılmak için Lenin heykelinin gözlerini çıkarma ve Stalin&#39;in resmine zarar vermekle suçlanır. Daha sonra 9. sınıftan itibaren, yani iki sene ilim tahsilinden sonra okuldan ayrılmak zorunda kalır. Ama eğitimini devam ettirmek istediği için gider Razgrad Türk Pedagoji Okuluna gıyab&icirc; öğrenci olarak kaydolur. Bir dersten imtihanı kalmasına rağmen hastalanması sebebiyle 1952 yılında okuldan diploma almadan ayrılmak zorunda kalır. Buna rağmen öğretmen açığı büyük olduğu için aynı yıl Şarvı köyünde öğretmen olur. Ertesi sene köyü ve komşu Aydoğdu köyünde öğretmenlik yapar, aynı zamanda Ramazan ayında camide imamlık yapar.1955 yılında evlenir, bir yıl sonra da ilk çocuğu dünyaya gelir &ndash; 1 oğlu ve 1 kızı var. Aynı yıl köyündeki Kültür Evine kütüphaneci olarak görevlendirilir ve bu hizmeti 27 sene sürdürür. Büyük bir özveri ile yürüttüğü bu görevi esnasında ufarak bir resim galerisi ve etnografi müzesi oluşturur.Bu arada Şumnu&#39;da şarkıcılık kursu açılır. Bu kursu üstün başarıyla bitirdiği için Razgrad Türk Tiyatrosunda şarkı söylemeye başlar. Bir ara 3 gün Şumnu Türk Tiyatrosunda da çalışmışlığı var. Bu esnada Vırbitsa köylerinde temsil verirken bir cenaze olur, kadın ve erkeklerin sergiledikleri tutumdan rahatsız olarak tiyatrodan ayrılır. Ayrılır ayrılmasına da müziği, özellikle Türk musikisini hayatından koparamaz. Bir de bu arada bir Ermeniden ud çalmayı öğrenir. Okumaevi müdürleri ressam Hristo Lavinski&#39;nin yardımlarıyla da koro grupları kurar ve onları çalıştırır, hatta mill&icirc; çapta yarışmalara katılıp takdir görürler.Ayrıca Sofya Radyosunda 15 kadar türkü ve şarkı kaydı yapar ki, bunlar bugün de dinleyiciler tarafından severek dinleniyor. Hele de &ldquo;Karakaşlı Haticem&rdquo; türküsü dillerde, gönüllerde bütün canlılığıyla yaşamaya devam ediyor. Bulgaristanlı türkücülerden Cemil Şaban&#39;ı seviyor, ama Hamiyet Yüceses &ldquo;ilhamım&rdquo; diyor Gürses Hoca. Çok zarif bir insan olan İbrahim Gürses Hocanın evindeki mütevazı kütüphanesine göz attığımda kitaplarını çok zarif bir şekilde ciltlediğini fark ediyorum. Kitabın kıymetini bilen, önünde saygıyla eğilip titizlikle yaklaşan bir insan. El yazısı ile yazmış olduğu ve öğrencilerine de titizlikle kaleme aldırmış olduğu sure ve dualar da bu zarafet ve titizliğin eseri olarak karşımıza çıkıyor. Köydeşi ressam Hikmet Efrahim&#39;in kaleminden...Ve büyük bozgun yılları geliyor... 1989&#39;daki zorunlu büyük göçte İbrahim Hoca da Anavatan Türkiye&#39;nin yolunu tutuyor. Önce Ankara&#39;ya, sonra da İstanbul&#39;a yerleşiyorlar. Yaşadığı zor şartlara rağmen kültürel faaliyetlerini orada da sürdüren Gürses Hoca, Halkalı&#39;da 45 kişilik bir Bulgaristan korosu kurup onunla konser veriyor, bunu da orada kaldığı ve sefalet içerisinde yaşadığı sekiz ay içerisinde yapıyor. Çektiği madd&icirc; zorluklar sebebiyle kısa bir süre tekrar doğduğu topraklara dönüyorlar. Hatta dönüş masraflarını 6 yaşındaki torununun okuduğu İstikl&acirc;l Marşı sebebiyle takdir edilerek kendisine verilen paralarla karşılıyorlar.Komünizm döneminde de din&icirc; değerlerinden kopmayan İbrahim Gürses Hoca, baba yurduna döndükten sonra köyünün imam ve hatibi olarak Kur&#39;&acirc;n eğitimiyle meşgul olmaya başlar, yetiştirdiği talebeleri yeniden açılan Nüvv&acirc;b İmam Hatip Lisesine gönderir, hatta Suriye&#39;ye gönderdikleri olur. Bu arada kısa bir müddet İstanbul&#39;a giderek Fatih Camisinde ezan kursu görür ve bugüne bugün hem okuduğu Kur&#39;&acirc;n ve ezanlar, hem de söylediği şarkılar Deliorman semalarında yankılanmaktadır.Allah kendisine hayırlı uzun ömürler versin ve sevdiği kulları arasına ilhak etsin!Vedat S. Ahmed ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/deliorman-in-bulbulu_1609689769_h1KBfT.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Deliorman'ın Bülbülü İbrahim Gürses Hoca ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/deliorman-in-bulbulu_1609689769_h1KBfT.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Şumnu Kültür  Evi'nin Yen Yıl Takvimi Ve Programı]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/sumnu-kultur-evi-nin-yen-yil-takvimi-ve-programi/1711/</link>
            <description><![CDATA[*** ŞUMNU KÜLTÜR EVİ DERNEĞİ VE NAZIM HİKMET 1881 KÜLTÜR EVİ'NİN 2021 YILI FAALİYET TAKVİMİ VE PROGRAMI]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/sumnu-kultur-evi-nin-yen-yil-takvimi-ve-programi/1711/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Thu, 10 Dec 2020 12:03:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ ŞUMNU KÜLTÜR EVİ DERNEĞİ VE NAZIM HİKMET 1881 KÜLTÜR EVİ&#39;NİN 2021 YILI FAALİYET TAKVİMİ VE PROGRAMI1 OcakGeçmiş yılın, dünya çapında ve kültür ocağında en ilginç ve değerli faaliyetleri. 2. El işleri kulübü örme çalışmları. Engelli çocuklara örme terlik bağışı ve Örgü Sergisi.3 Ocak Razgradlı şair Mustafa Çete doğum günü ( 1936 )12 Ocak Razgradlı şair Latif Karagöz&#39;ün doğum günü 1939Ocak Yablanovo protestolarını ve zulümlerini anma törenleri20 OcakNazım Hikmet&#39;in doğumu21 Ocak Ebeler Günü kutlamaları 27 OcakWolfang Amadeus Mozart&#39;ın doğum günü Türk Marşı eseri1 ŞubatEbru Sanatı pratik çalışmları ve sergi.3 Şubat Şair Zahit Güney&#39;in doğum günü ( 1946 )9 ŞubatDünya Sigarayı Bırakma Günü14 ŞubatSevgililer günü kutlamaları. Türk ve Dünya edebiyatında aşk eserleri.18 ŞubatRegaib kandili21 ŞubatUluslararsı Anadili Günü Kutlamaları 24 ŞubatGrim Kardeşlerin Çocuk Masalları -Kırmızı Başlıklı Kız, Hansel ile Gretel, Kurt ve yedi küçük oğlak28 Şubat&ldquo;Yeni Hayat&rdquo; mecmuasında yayımlanmış hikayeler tanıtımı: gorovo&#39;dan1924 doğumlu, Salih Baklaciev&#39;in&rdquo;Cep Çakısı&rdquo; hikayesi.2 MartŞair Ahmet Şerif Şerefli&#39;nin ölüm yıldönümü (2000) 8 Mart Dünya Kadınlar Günü paneli - &quot;Geçmişte ve günümüzde Bulgaristan&#39;daki Türk kadınları&quot;10 MartMiraç Kandili10 MartAkademisyen ve araştırmacı yazar Hayriye Süleymanoğlu Yenisoy&#39;un doğum günü          ( 1934 ) 18 Mart Çanakkale Zaferi, Şehitler Günü21 MartNevruz Bayramı21 MartDünya Şiir Günü: Bulgaristan Türk Edebiyatı, Türkiye Klasik Edebiyatı, Türk Dünyası Edebiyatı ve Yabancı Edebiyatı.22 Martİsmail Cambazov&#39;un vefatı ( 2020 )22 Mart  &quot;Ah Tuna Vah Tuna&quot;  yazarı Semiha Ayverdi ölüm günü (1934 ) 25 Şubat Prof.İbrahim Tatarlı&#39;nın doğum günü (1924 ) Nasrettin Hoca, Mevlana ve Atatürk kitaplarının tanıtımı.27 MartBerat Kandili27 MartDünya Tiyatrolar Günü: Şumnu, Razgrad ve Kırcaali tiyatroları tanıtımı.  Karagöz Gölge Tiyatrosu. Yusuf Kerimov&#39;un &ldquo;Sevgi&rdquo; dramı.1 NisanMizah Günü: Türk asıllı mizah yazar ve şairler tanıtımı. Karikatürler sergisi.1-9 NisanÇocuklara Bahar Tatili Programı- folklor, el sanatları, çocuk oyunları, Türkçe çocuk edebiyatı, tarih, müzik, geziler.5 NisanAvukatlar Günü16 OcakGazeteci, dernekçi Av Ferhan Çerkez&#39;i anma töreni&#39;8 NisanDünya Çingeneler Günü kutlamalarına katılım ve Çingene asıllı aydınlarını tanıtmak.14-20 Nisan Kutlu Doğum Haftası16 Nisan Bulgar şairi Elisaveta Bagryana&#39;nın şiiri (16.04.1893 &ndash; 23.03.1991)23 NisanUlusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı programı26 NisanÜnlü şair Recep Küpçü&#39;nün  vefatı ( 1976 ) 1 MayısEmek ve Dayanışma Günü5 Mayıs Azerbaycan şair Ahmet  doğum günü ( 1879 ) - &bdquo;Çırpınırdı Kara Deniz&rdquo;6 MayısHıdrelez Bayramı. Piknik8 MayısKadir Gecesi 9 MayısAvrupa Günü10-16 Mayıs Müzeler Haftası10-16 MayısЕngelliler Haftası13 Mayıs Ramazan Bayramı14 Mayıs Dünya Çiftçiler Günü:Türklerde Tarım ve Hayvancılık18 Mayıs Kırım Tatar sürgünü anma günü19 MayısGençlik ve Spor Bayramı, Türkiye20 Mayıs1985 Mayıs olaylarını anma programı 24 MayısSlav Alfabesi Günü. Bulgaristan Milli Kültür Bayramı. Panel: &quot;Geçmişten günümüze Bulgaristan&#39;daki Türkçe Eğitim&quot;29 Mayıs İstanbul&#39;un Fethi30 Mayıs Rodopların bülbülü Kadriye Latifova&#39;nın doğum günü (1928 )1 HaziranUluslararası Çocuk Bayramı. Çocuk kitapları sergisi1 HaziranÇocuklar için Yaz Tatili Programı: folklor, el sanatları, çocuk oyunları, resim, çocuk edebiyatı, Türkçe dersi, tarih, müzik, geziler.5 HaziranDünya Çevre Günü. Grup çalışmları10 HaziranYazar Cengiz Aytmatov&#39;un ölüm yıldönümü 20 HaziranDünya Mülteciler Günü.Panel: Bulgaristan Türklerinin Göçleri.22 Haziran Nasrettin Hoca&#39;yı anma günü30 HaziranŞair Nevzat Deniz ve eserleri (1938 )4 Temmuz Şumnu&#39;nun Karalar köyünde doğan Koca Yusuf&#39;u anma programında diğer meşhur Deliormanlı pehlivanları tanıtmak:Kel Aliço,Mehmet Kurtdereli, Hergeleci İbrahim, Filiz Nurullah Hasan,  Kara Ahmet, Katrancı Mehmet, Каra Osman v.b.6 Temmuz  Aziz Nesin&#39;in ölümü ( 1995 )8 Temmuz Bulgar yazar Elin Pelin&#39;in doğumu ve hikayeleri ( 877 )11 TemmuzSrebrenitsa Katliamı anma günü20 TemmuzKurban Bayramı24 TemmuzDr. Sadık Ahmet&#39;in vefat günü (1995 ) 25 ТemmuzDin bilgini ve eğitimci Ahmet Davutoğlu&#39;nu anma günü ( 1912 )5 AğustosSiyasi mahküm ve milli kahraman Nuri Turgut Adalı&#39;nın vefatı ( 2004 )10 AğustosBüyük Kazak Şairi Abay Kunanbaev&#39;in doğum günü ( 1835 )16 Ağustos 1338-H&acirc;cı Bektaş-ı Vel&icirc;&#39;nin vefatı (1338 )17 Ağustos Yazar Hüseyin Rahmi Gürpınar&#39;ın doğumu ( 1864 )18 AğustosAşure Günü21 Ağustos Şair Can Yücel&#39;in eserleri (1926 )30 AğustosZafer Bayramı, Türkiye1 Eylül Dünya Barış Günü2 EylülKırkyama Sergisi15 Eylülİlk okul günü törenleri. Mehmet Masum Akalın ve 1910 yılında, Filibe&#39;de bastığı ilk ders kitabının tanıtımı24 Eyll 1914Büyük düşünür İsmail Gaspıralı&#39;nın vefatı ( 1914 )25 Eylül Şair Ali Bayram&#39;ın doğum günü (1935 )26 EylülTürk Dili Bayramı 27 EylülDünya Turizm Günü. Gezi programı30 EylülAta Sporlarımızı tanıtmak- Atçılık, Okçuluk, Matrak, Yağlı güreş, Cirit atma v.b.1 EkimDünya Yaşlılar Günü 4 EkimHayvanları Koruma Günü4 - 10 Ekim Dünya Uzay Haftası6 Ekim 1929-Gazeteci yazar Muharem Tahsin&#39;in doğum günü ( 1929 )17 EkimDünya Yoksullukla Mücadele Günü25 Ekim 1924-Düşünür ve tarihçi Ziya Gökalp vefatı ( 1924 ) 29 EkimCumhuriyet Bayramı, Türkiye 7 Kasım Türk Harf Devrimi Haftası9 KasımBulgar yazar Yordan Yovkov&#39;un eserleri ( 1880 )10 KasımAtatürk&#39;ün Ölüm Günü14-15 KasımAhıska Türkleri sürgünü18 KasımDünyaca  ünlü sporcu Naim Süleymanoğlu&#39;nun vefatı (22 Kasım Diş Hekimleri Günü- Başarılı Diş Hekimleri ile birlikte toplantılar 24 Kasım-Öğretmenler Günü. Panel: Bulgaristan&#39;da Türkçe Öğretmenlerin çalışmaları25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü. 1 AralıkDünya AİDS Günü3 AralıkDünya Engelliler Günü5 AralıkTürk Kahvesi Günü - UNESCO7 Aralık 1956Yazar Yaşar Nuri Güntekin&#39;in vefatı ( 1956 )10 AralıkDünya İnsan Hakları Günü10 AralıkŞumnu, Şeytancık Faciası20 Aralıkİstiklal Marşı Şairi Mehmet Akif Ersoy&#39;un  doğumu ( 1870 )17 AralıkMevlana&#39;nın doğumu ( 1973 ). Yazar Aziz Nesin&#39;in doğumu ( 1915 )21 AralıkYazar Namık Kemal&#39;in doğumu ( 1840 )25 AralıkŞair Ayşe Bilal Şişman&#39;ın doğum günü ( 1941 ) 26 Aralık 1867Çocuk Şairi Tefik Fikret&#39;in doğumu ( 1867 )26 Aralık 1984Şehit Türkan Bebeğin Anma Günü (1984)  Yıl boyunca yapacağımız sürekli çalışmalarımız:  Jubile: Şumnu Türkleri Kültür Ocağı 140 yaşında &ndash; tarihçe, kurucular, aktiv çalışanlar, faaliyetler, maddi ve manevi desteklerde bulunanlar.1. Kütuphane çalışmaları planı:Önceki yılın kütuphane çalışmalarını değerlendirmek.  Kütuphane ile ilgili kanun, kural ve resmi belgeleri öğrenme ve meslektaşlara tanıtma çalışmaları.  Okuyucuların sayısını çoğaltma ve öğrencilkere kitap okuma ilgisini oluşturma çalışmları. Okuyucularla ve edebiyatseverlerle şahsi ve grup çalışmaları.  Kitap, dergi, gazete, CD ve başka materyalleri tanıtmak, sunmak ve değerlerndirmek.  Başka azınlıklarla birlikte yapılan milli, yerli ve uluslararası çalışmalar.  Genel olarak, kütuphane tarihçesini tanıtmak. Şumnu Türk Kıraathanesi&#39;nden Şumnu Nazım Hikmet 1881 Kültür Evi&#39;ne kadar.  Bulgaristan Türkleri Çocuk Edebiyatı tanıtımı.  Genç Kalemler Kulübü çalışmaları.  Kütuphanede Bahar ve Sonbahar temizliği ve kitap dizme çalışmları.  Kitap edinme projeleri.  Araştırma çalışmaları. Kütuphane, arşiv, medya ve başka materyalleri inceleme ve not alma çalışmaları.  Arşiv hazırlama ve arşiv yapma çalışmaları.  Korona rejimine uygun şekilde canlı kütuphane çalışmları.  İnternet ve medya çalışmları. Edebiyat çalışmları: Halk edebiyatı çalışmları- masal, mani, türkü, ninni, detsan, efsane, fıkra, rivayet, bilmece, parmak ve çocuk oyunları, tekerlemeler v.b. Bulgaristan&#39;da eski ve yeni Türk edebiyatı- Deliorman, Rodoplar, Dobruca, Gerlova, Tozluk, Trakya, Tuna kıyısı ve Karadeniz kıyısı şair, yazar, araştırmacı ve gazetecilerin yaşam öyküsü ve eserlerini tanıtmak.  Hayatta olanlarla canlı buluşma faaliyetleri düzenlemek.  Klasik Türk edebiyatı- eski ve yeni - Türk dünyası edebiyatı.  Bulgar, Çingene ve Bulgaristan&#39;da oturan başka etnik ve din azınlıkların edebiyatı- yazar, şair ve eserleri .  Yabancı klasik edebiyatı.  Aydın kişileri tanıtmak- öğretmen, avukat, mühendis, müzisyen, bilim adamları, Kültür temsilcileri, doktor, iş adamlarını tanıtmak.  Anadili Türkçem- Resitaller ve ifadeli okuma çalışmalrı.  Gençlerle şiir ve düz yazı yazma çalışmları ve yarışmaları. - Kitap, dergi, gazete, makale, yazı ve başka eserlerin incelenmesi ve tanıtımı.  Araştırmalar- Türkiye ve Bulgaristan&#39;da Bulgaristan Türkleri ile ilgili incelemeler ve araştırmalar.  Türk ve Müslüman Dünyası ile ilgili bilgi edinme çalışmaları- internet, toplantı, araştırma, kütuphane çalışmaları.  Konferans, seminer, panel ve toplantılar düzenlemek veya başka yerde düzenlenenlere sunucu veya dinleyici olarak katılmak.  Arşiv hazırlama ve yapma çalışmaları- edebiyat, folklor, gelenek, adet, şölen, tören konusunda.  İnternet çalışmları.  Medya çalışmaları.  Basın- kitap, broşur v.b materyaller 2. Anadilimiz Türkçe ile ilgili çalışmalar: Anadili bayramı.  Anadili Türkçe yarışmaları.  Anadili faaliyetleri- Türkçe resitaller, Edebiyat geceleri v.b.  Anadili Türkçe eğitim ve öğretim progrmaları- organizasyon ve katılım.  Halk edebiyatı araştırmaları ve tanıtımı.  Kitap, dergi, broşur basımı.3. Farklı etnik ve milli azınlıklarla çalışmalar:Birlikte oturduğumuz Bulgar, Çingene, Pomak, Gagauz, Tatar, Ermeni, Yahudi, Rus ve başka azınlıklar, Hristiyan, Müslüman ve başka din temsilcilerin bayramlarına, hoşgörü faaliyetlerine katılım.4. &ldquo;Türk Kahvesi&rdquo; buluşmaları ve sohbetleri:  Sağlık konuları.  Tarih ve tarihi yerler.  Toplumun günlük ve sosyal özellikleri - Çağdaş yaşamda problemler, çözüm girişimleri ve başarılar.  Türk özelliklerimizle ilgili sohbetler- kültür, eğitim, sosyal, siyaset, din, spor, aydın kişiler. 5. Yardımlaşma ve bağışlama çalışmları: Engellilerle ilgili. Yaşlılarla ilgili. Yoksullarla ilgili.6. Gezi programları: &ldquo;Gez, eğlen, öğren&rdquo;: - Deliorman ve Bulgaristan gezileri.  Türkiye gezileri.  Başka Balkan ülkeleri gezileri.7. Türk el sanatları çalışmaları: Ebru, Kırkyama, Hat, Cam süsleme, Dikiş, Nakış, Örgü, Keçe, Ahşap boyama, Kumaş tasarımı, Resim, Artık Materyaller ve başka el sanatları çalışmaları. Kurs düzenlemek veya kurslara katılım. Sergiler düzenlemek veya katılım.  Pratik çalışmalar.8.Komünist rejim esnasında zorunlu isim değişimi olayları ( 1985 ) ve zorunlu göç (  1989):26 Aralık 1984- Türkan bebeğin şehit olması19 Ocak 1985- Ad değişimi ve Yablanovo ayaklanması19 Mayıs 1989- Cebel Protestosu20 Mayıs 1989- Şumnu Kaolinovo(T. İkonomovo, Pristoe, Kus, Kliment)20 Mayıs 1989- Şumnu Venets&#39;te (Naum, Tıkaç) Protestosu ve Şehitleri21 Mayıs 1989- Razgrad, Podayva, Todorovo, Kitançevo protestoları22 Mayıs 1989- Pravda, Vokil, Oven Protestoları23 Mayıs 1989- Ezerçe, Yonkovo Protestoları ve şehitleri24 Mayıs- Şumnu Pazarında başlayan Protesto24 Mayıs 1989- Samuil, Vladimirovtsi protestoları25 Mayıs 1989- Hlebarovo(Tsar Kaloyan) protestosu25 Mayıs 1989- Dobriç protestosu27 Mayıs 1989- Medovets protestosu ve şehitleri27 Mayıs-Şumnu Protestosunun devamı ve zülümler27 Mayıs 1989- Eski Cuma, Samuil ve Omurtag protestoları27 Mayıs 1989- Dobriç&#39;in Benkovskı ve Granitsa protestoları28 Mayıs 1989- Razgrad&#39;ın Dyankovo protestosu ve şehidi9. Tiyatro çalışmaları:- Bulgaristan&#39;da Türk Tiyatrolarını tanıtmak- Şumnu, Razgrad ve Kırcaali tiyatroları. - Karagöz ve Hacivat - Müzisyen, solist, oyuncu ve artist buluşmaları.10. İnternet&#39;ten şahsi ve grup çalışmaları- WEB siteleri, Medya sayfaları, Mobil, Facebok, İnsatagram, Whatsap v.b11. Çocuk ve gençlerin &ldquo;Bahar Tatili Programı&rdquo; ve &ldquo;Yaz Tatili Programı&rdquo; - folklor, el sanatları, çocuk oyunları, çocuk edebiyatı, Türkçe, tarih, müzik, gezi.12. Doğum günleri, mezuniyet kutlamları, mevlit, cenaze, düğün, kına geceleri ve başka geleneksel toplum aktivitelerine katılım. Özelliklerini incelemek ve yazmak.13. Araştırmalar- Türkiye ve Bulgaristan&#39;da Bulgaristan Türkleri ile ilgili incelemeler ve araştırmalar.14. Konferans, seminer, panel ve toplantılara sunucu veya dinleyici olarak katılım.15. Bina, avlu içi ve avlu dışı Bahar ve Sonbahar temizlik çalışmları.16. Arşiv çalışmaları- edebiyat, folklor, tarihi yerler, günlük yaşam tarzı, gelenek, adet, şölen, tören konusunda.17. Medya, tanıtım ve reklam çalışmalarıHazırlayan: Nurten REMZİ ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sumnu-kultur-evi-nin-yen-yil-t_1607598237_wTjyZ2.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Şumnu Kültür  Evi'nin Yen Yıl Takvimi Ve Programı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sumnu-kultur-evi-nin-yen-yil-t_1607598237_wTjyZ2.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Fıkır fıkır kaynayan o bizim dağlar...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/fikir-fikir-kaynayan-o-bizim-daglar/1705/</link>
            <description><![CDATA[*** Düğün denilince çalgı gelir akla. Çalgıcılar ekseriyetle köye cumartesi öğle üstü ulaşırlardı. Ekip genellikle iki zurnacı (klarnetci) ve iki davulcudan ibaretti. Düğün evi kapısına gelir gelmez, zurnalar kılıflarından çıkarılır, davullar da omuza alınırdı. 
*** O gece köyün ortasına düz bir yere ateş yakılır (buna külhan denirdi), genellikle erkekler irili ufaklı toplanır, çalgı çalınır, oyunlar oynanırdı. Arada bir “araplar” gelir, kendi hünerlerini gösterilerdi. ”Arap” denilenler komşulardan birileriydi. Çeşitli kıyafetler giyip, küçük komik sahneler canlandırılıyordu. ]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/fikir-fikir-kaynayan-o-bizim-daglar/1705/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Thu, 03 Dec 2020 03:43:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ İnsan, gelenek ve görenekleriyle doğar, onlarla ölür, güler, ağlar, gelişir, küçülür, saygı görür ve saygı kaybeder. Anavatanın dışında yaşam sürdüren bizler ise gelenek ve göreneklerimizle benliğimizi, kimliğimizi korur, asimile olmaktan kurtuluruz. Onlardır bizi ayakta tutan manevi değerlerimiz, esas unsurlarımız.Koca geçenlerde dostlardan biri elime bir düğün davetiyesi sıkıştırdı. Baktım oğlunu evlendiriyor. Biraz konuştuktan sonra ayrıldık. Başı gayileliydi adamın. Bir sürü irili ufaklı insan ağırlayacak. Ne de olsa tatlı bela. Darısı herkesin başına...Yalnız kalınca davetiyeye kaydı gözüm. Cicili bicili. Genç evlilerin adları, düğün günü, saati ve yeri belirtilmiş. Bunu böyle görünce, geçen asrın 1960&#39;lı yıllarındaki, bizim Ardino (Eğridere) yöresinde yapılan düğün davetleri geldi aklıma. Bir iki gün hep tırmaladı dimağımı eski anılarım. Belleğimde kalanları, o zamanki Kırcaali&#39; nin en yaşlılarından Rüstem Rufat&#39;la paylaştım.Beni dinledi, dinledi: &ldquo;Çok güzel anılar gelmiş aklına. Yaz bunları da nesillere miras kalsın, eski gelenek ve göreneklerimiz. Düğüne davet şekli benim çocukluğumda da ayni idi,&rdquo; diye beni destekledi.Şimdikiler gibi, düğünler o zamanlarda da genellikle pazar günleri olurdu. Düğün denilince çalgı gelir akla. Çalgıcılar ekseriyetle köye cumartesi öğle üstü ulaşırlardı. Ekip genellikle iki zurnacı (klarnetci) ve iki davulcudan ibaretti. Düğün evi kapısına gelir gelmez, zurnalar kılıflarından çıkarılır, davullar da omuza alınırdı. Arkadan etrafı şöyle hoş bir düğün havası çınlatırdı. Hava bittikten sonra çalgıcılar içeri alınır, yemek verilirdi. Akşama vakit varsa biraz istirahat edilir, yorgunluk giderilirdi.O zamanlar Kırcaali&#39; den köylere kadar henüz otobüs veya otomobil yoktu. Üç beş saatlik yol yaya geçilirdi. Şimdiki gibi başka yerden de çalgıcı bulmak imkanı yoktu. Soluklanıp, akşam yaklaşınca, mehterler arasında köy ikiye paylaşılırdı. Zurnacının biri, davulcunun biriyle köyün alt tarafını, diğer ekip de köyün üst tarafını boylardı. Dağların güneye bakan yamaçlarına yayılmış köyün ilk evinde ve son evinde hemen hemen ayni zamanda çalgı başlar, ortalık bayram havasına bürünürdü. Çalgıcılar her hanede bildikleri türkülerden birer parça çalarlar ve &ldquo; &quot;Hey ahali, yarın Ahmet aganın düğününe buyurun! &ldquo; diye bağırarak ev halkını düğüne davet ederlerdi. Buna karşılık da evden biri çıkar, gönlünden ne koparırsa, birkaç para hediye verirdi. Bu böyle devam ederdi ev ev, iki ekip birbiriyle karşılaşıncaya kadar. Köyün çocukları da arkaya takılıp zurnacının ne biçim dudak şişirdiğini, davulcunun tokmağa nasıl davulun tam göbeğine vurduğunu seyrederlerdi. Düğüne davet işi akşamın karanlığı ile son bulur, arkadan çalgıcılar derhal yemeğe davet olunur, biraz soluklanırlardı. Zira onları gecenin en çetrefilli yanı bekliyordu...O gece köyün ortasına düz bir yere ateş yakılır (buna külhan denirdi), genellikle erkekler irili ufaklı toplanır, çalgı çalınır, oyunlar oynanırdı. Arada bir &ldquo;araplar&rdquo; gelir, kendi hünerlerini gösterilerdi. &rdquo;Arap&rdquo; denilenler komşulardan birileriydi. Çeşitli kıyafetler giyip, küçük komik sahneler canlandırılıyordu. &rdquo;Artrisler,&rdquo; biri erkek erkek rolünde, diğeri kadın kıyafetli... Ekseriyetle kız kaçırmalar ele alınırdı.Eğlence böyle devam ederken &ldquo;kayınçılar&quot; gelirmiş&quot; veya &ldquo;kayınçılar karşıya ateş yakmış,&rdquo;diye bir söylenti yayılırdı ortaya. Bu onların köye yaklaştıklarına bir işaretti. Çalgıcı ekibi, hiç olmazsa ikisi, hemen onları karşılamaya giderdi. Alıp getirir ve düğün sahibine teslim ederdi. Kayınço bölüğü denilen misafirler kız tarafının bütün yakın hısım akrabası, konu komşusuydu. Öyle sayı filan yoktu. Gelebildikleri kadar gelir, oğlan evinin bir iki odasını doldururlardı.Sonra da başlarlardı şımarmaya, &rdquo; şunu isteriz, bunu isteriz &ldquo;diye. Zaten onlar gelir gelmez, salatalar bir sini üzerine konur, rakı şişeleri yerde yuvarlanmaya başlardı. İsteyen alıp açıp içerdi, içebildiği kadar ve şişeler ortalıkta dönmeye başlardı. Kafalar püsküllenince tuttururlardı,&rdquo; Daha rakı isteriz, şu rakıyı isteriz, bunu isteriz,&rdquo; diye. Hane sahibi düğün gününün korkusuyla istenileni yapardı. Şayet kayınçoların keyfi olmazsa, ertesi gün düğün alayı gelinsiz geri dönebilirdi...Bir defasında kayınço bölüğünden zebanenin biri tutturmasın mı &ldquo; Viski isterim,&rdquo; diye. O zamanlar bunun adını duyan vardı ama aramızda viski gören yoktu. O da herhalde yalnız adını duyanlardandı. Ev sahipleri çırpınmaya başladılar, &ldquo;Şimdi ne yaparız, bu viski de ne?&quot; diye. Köy yerde dükk&acirc;n filan da yok. Olsa bile viski bulunmaz. Bu sırada orada olan sivri kafalılardan birinin aklına bir şeytanlık gelir ve şöyle seslenir; &ldquo; Erik veya elma hoşafı suyu getirin!&quot; Hoşaf suyunu hemen bir şişeye doldururlar ve buna mastika eklediler. Sonra da &ldquo; Size viski bulduk, buyurun, afiyetle için! &ldquo; diye misafirlere sundular. Kayınçoların keyfi daha da artar, &ldquo; Viski içiyoruz,&rdquo; diye...Tabi ki, bu içki ve yemek ikramlı ziyafetler çalgısız olmazdı. Mehter takımı içeri alınır, kayınçolar ne isterse çalınıp söylenirdi. Dışarıda komşular bekleyip dururlardı. Bazı defa onların da gönlü olsun manasında, çalgıcılardan ikisini dışarıda bekleyenlerin yanına gitmelerine müsaade ederlerdi.Böylece şenlik devam ederdi sabahlara kadar ve bu şekilde bütün köy halkı düğüne iştirak etmeye ve eğlenmeye davet edilmiş olunurdu.Nerede kaldı o eski günler!Fıkır fıkır insan kaynayan o bizim dağlar...Mustafa BAYRAMALİFotograf: 1940&#39;lı yıllarda, Eğridere bölgesinde çekilmiş bir düğün merasimi. ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/fikir-fikir-kaynayan-o-bizim-d_1606957110_Ji1UaI.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Fıkır fıkır kaynayan o bizim dağlar... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/fikir-fikir-kaynayan-o-bizim-d_1606957110_Ji1UaI.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kastamonu'da Mestanlılı Bir Ressam]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/kastamonu-da-mestanlili-bir-ressam/1702/</link>
            <description><![CDATA[*** Ben aslen bir Bulgaristan göçmeniyim. Bu uluslararası göçlerle birlikte ülkemize farklı kültürler de geliyor. Bulgaristan’dan Türkiye’ye göç ettiğim zaman sanat dalında tamam sergiler falan düzenleniyordu ama Türkiye’de çalıştay diye bir şey yoktu.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/kastamonu-da-mestanlili-bir-ressam/1702/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Tue, 17 Nov 2020 00:23:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Ulusal ve uluslararası birçok resim çalıştaylarının yanı sıra, Kastamonu&#39;nun ilçelerinde düzenlediği uluslararası resim çalıştayları ile de Kastamonu&#39;yu uluslararası arenada tanıtan, ressam ve uluslararası sanat küratörü, Türkiye&#39;de uluslararası resim çalıştaylarını başlatan isim Kültür Bakanlığı sanatçısı Aynur Kaplan&#39;la projesini, Kastamonu&#39;da gerçekleştirdiği faaliyetleri, hedeflerini ve sanatı konuştuk.Farklı fikirleri ve projeleri ile ufkumuzu açan ve Kastamonu&#39;ya değer katan bir isim olan Aynur Kaplan; &ldquo;Pandemiyi de sanatla yeneceğiz.&rdquo; Diyor ve &ldquo;Kastamonu&#39;yu Tanıyalım, Sevelim ve Resmedelim Projesi&rdquo; ile Türkiye&#39;de ilk kez bir bölgenin tamamı sanatla nasıl tanıtıldığını anlatıyor bizlere.- Kastamonu&#39;yla tanışmanız nasıl oldu?- Kastamonu ile Türk Dünyası Günleri ile tanıştım. Kastamonu Belediyesi&#39;nin düzenlediği Türk Dünyası resim sergileri oluyordu. Türk Dünyası Günleri içerisinde &ldquo;Türk Dünyası Ressamlar Sergisi&rdquo; açılıyordu. Ben 3 yıl boyunca Kastamonu&#39;da bu serginin organizasyonunu yaptım. Serginin küratörü olarak görev alıyordum. Böyle bir hafta süren etkinlerin olması beni çok etkilemişti. Türkiye&#39;de gördüğüm belki de en güzel kutlamalardan biriydi. Türk Dünyası Günleri ve Şapka İnkıl&acirc;bı etkinlikleri geniş kapsamlı idi. Şunu hatırlıyorum ki; belediyenin bahçesine çadırlar kuruluyor, kitap imza günleri yapılıyordu, kitaplar satın alınıyordu, resimler satın alınıyordu. Kültüre, uluslararası kültüre, edebiyata sahip çıkılıyordu. Tarihi söyleşiler oluyordu, seminerler, konferanslar, paneller düzenleniyordu. O müthiş etkinliklerin içerisinde Türk Dünyası Ressamlar Sergisi&#39;nin organizasyonunu yapıyordum. O süre içerisinde Kastamonu&#39;nun hiç tahmin etmediğim güzellikleri ile karşılaştım. Geziler düzenleniyordu o şekilde Kastamonu&#39;yu tanımaya başladık. Zaten eşim Ziver Bey de Kastamonu aşığı bir insan. Neden bu şehre &acirc;şık olduğunu da görmeye başladım. Daha sonra onun düzenlediği Atatürk ve İstikl&acirc;l Yolu Yürüyüşlerine katıldık.- Türkiye&#39;de Uluslararası Resim Çalıştayı projeniz nasıl başladı?- Ben, Türkiye&#39;de 2008&#39;den bu yana zaten bu tür organizasyonları yapıyordum. Ben aslen bir Bulgaristan göçmeniyim. Bu uluslararası göçlerle birlikte ülkemize farklı kültürler de geliyor. Bulgaristan&#39;dan Türkiye&#39;ye göç ettiğim zaman sanat dalında tamam sergiler falan düzenleniyordu ama Türkiye&#39;de çalıştay diye bir şey yoktu. Bulgaristan gerek sanata, gerek spora çok önem veren bir ülke idi. Biz ressamlar her sene orada bir araya gelerek bu tür çalıştaylar düzenliyorduk.Dedim ki, madem ki, Türkiye&#39;de böyle bir şey eksik ve benim de arkadaşlarım beni arayıp; &ldquo;Sizin orada çalıştaylar olmuyor mu, bizde gelsek, Türkiye&#39;yi tanıtsak&rdquo; diyenler vardı. Onların da girişimleri ile ilk bir arkadaş grubu ile farklı ülkelerden arkadaşlarımı toplayarak İzmir Selçuk Belediyesi&#39;nin sponsorluğunda 2008&#39;de başlattık. Daha sonra hemen arkasından Birgi de yaptık. Derken proje gittikçe yayılmaya başladı. Talepler gelmeye başladı. &ldquo;Bize de böyle organizasyon yapar mısınız?&rdquo; diye farklı illerden talepler geldi. Benim çalıştaylarıma davet ettiğim arkadaşlarımı da &ldquo;Gittiğiniz yerlerde böyle çalıştaylar yapın!&rdquo; diye teşvik ettim. Birçoğuna da Türkiye&#39;de bu projenin yayılması adına bizzat destek verdim.Konya Karatay Üniversitesi&#39;nde bizim girişimlerimizle çalıştaylar yaptık. Birincisine bizzat katılarak oradaki arkadaşıma destek verdim. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti&#39;ne bu projeyi ilk götüren kişiyim. Kıbrıs&#39;ta milletvekili arkadaşıma bu projeyi sunduğumda o da kabul etti. Onların da talebi üzerine 1. ve 2.&#39;sini gerçekleştirdik. Çok mutluyum bugün resim çalıştayları Kıbrıs&#39;ın birçok iline yayıldı artık onlar da yapıyorlar.- Bu güne kadar kaç uluslararası resim çalıştayı düzenlediniz?- İlkini İzmir&#39;in Selçuk İlçesi&#39;nde &ldquo;Balkan Ressamları Buluşması&rdquo; diye başlattık. Balkan ülkelerinden arkadaşları davet etmiştim. Başka ülkelerden de talep gelince, biz bunu uluslararasına dönüştürdük. Uluslararası olarak Türkiye&#39;de 37 etkinliğim oldu.- Projeyi nasıl gerçekleştiriyorsunuz?-Projeyi belediyelere sunuyorum, belediyelerin kendilerini tanıtma fonlarından destek alarak bu projeyi yapıyoruz. Proje karşılıklı bir proje olduğu için de tuttu. Zannettiğim en çok da onun için tuttu. Çünkü sanatçılar geliyorlar. Onları birkaç ilçeye yerleştiriyoruz. Onları bir hafta misafir etmemizin karşılığında onlar da o il, ilçe belediyesine 2 eser bırakıyorlar. Böylece gelen sanatçılar da çok memnun, belediye de bunun karşılığını bıraktıkları için memnun. Belki de karşılıklı bir proje olduğu için çok tuttu. Projenin güzelliğini gördükçe birçok yerde de geleneksel hale gelmeye başladı.- &ldquo;Kastamonu&#39;yu Tanıyalım, Sevelim ve Resmedelim Projesi&rdquo; nden bahsedelim. Bu projeyi ne zaman başlattınız?- 6 yıl önce, 2014 yılında İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile başlattık.- Kastamonu&#39;da kaç ilçede bu proje kapsamında çalıştay düzenlendi?-Kastamonu&#39;nun Abana-Araç- Azdavay- Cide- İnebolu-Şenpazar- Tosya-Taşköprü ilçelerinde düzenledik.Fatme BÖLÜKBAŞ ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kastamonu-da-mestanlili-bir-re_1605562756_vE72oX.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kastamonu'da Mestanlılı Bir Ressam ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kastamonu-da-mestanlili-bir-re_1605562756_vE72oX.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Hikaye ve masal dinleyen çocuklar daha başarılı oluyor]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/hikaye-ve-masal-dinleyen-cocuklar-daha-basarili-oluyor/1546/</link>
            <description><![CDATA[Ailelerin çocukları oyalamak için cep telefonu ve tablet bilgisayarlardan medet ummalarının tehlikelerine dikkat çeken Altınbaş Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi, Yazar ve Eğitim Uzmanı Gökçe Gülen Akçin, çocuklara kitap okunmasının zihinsel gelişimi yükselttiğini belirtti. Öğretim Görevlisi Gökçe Gülen Akçin, Tablet bilgisayarlar çocukların dil gelişimini olumsuz etkilemekte ve geç konuşmalarına neden olmakta' uyarısı yaptı. Araştırmaların, kitap okumanın çocukların dil gelişimi için vazgeçilmez olduğunu gösterdiğini kaydeden Gökçe Gülen Akçin, '8 aydan itibaren bebeklere okunan hikye kitapları, dilin daha hızlı öğrenilmesini sağlayarak kelime dağarcığını zenginleştiriyor ve ileriki dönemlerde akademik başarının yüksek olmasını sağlıyor dedi.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/hikaye-ve-masal-dinleyen-cocuklar-daha-basarili-oluyor/1546/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Fri, 29 May 2020 11:48:55 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Ailelerin çocukları oyalamak için cep telefonu ve tablet bilgisayarlardan medet ummalarının tehlikelerine dikkat çeken Altınbaş Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi, Yazar ve Eğitim Uzmanı Gökçe Gülen Akçin, çocuklara kitap okunmasının zihinsel gelişimi yükselttiğini belirtti. Öğretim Görevlisi Gökçe Gülen Akçin, 'Tablet bilgisayarlar çocukların dil gelişimini olumsuz etkilemekte ve geç konuşmalarına neden olmakta' uyarısı yaptı. Araştırmaların, kitap okumanın çocukların dil gelişimi için vazgeçilmez olduğunu gösterdiğini kaydeden Gökçe Gülen Akçin, '8 aydan itibaren bebeklere okunan hikye kitapları, dilin daha hızlı öğrenilmesini sağlayarak kelime dağarcığını zenginleştiriyor ve ileriki dönemlerde akademik başarının yüksek olmasını sağlıyor' dedi.</p>'0-3 YAŞ ARASI DÖNEM ÖNEMLİ'<p>Gökçe Gülen Akçin, Amerikan Pediatri Akademisinin de okul öncesi kitap okunan çocukların, örgün eğitim dönemlerinde daha başarılı olduğunu belirttiğini aktardı. Doğum ile 3 yaş arasındaki kritik dönemin çocuğun daha sonraki okur-yazarlık dönemini etkilediğini belirten Akçin, 'Kitap metinleri, günlük konuşmalardan çok daha geniş bir kelime aralığının kullanılmasını teşvik etmekte. Deneysel çalışmalar gösteriyor ki, kitaplar çocukların alıcı ve ifade edici kelime dağarcığının sağlam bir destekçisidir' değerlendirmesinde bulundu. Gökçe Gülen Akçin, Amerika&#39;da yeni yapılan bir araştırmaya göre okuma yazma açısından zengin bir ortamda yetişen çocuklar ile hiç kitap okunmamış çocuklar arasında 1 milyondan fazla kelime boşluğunun bulunduğunu aktardı.</p>ÇOCUKLARIN KONUŞMA SÜRELERİNİ ARTIRIYOR<p>Birçok ülkede, okuma deneyimlerinin faydalarını en üst seviyeye çıkarmak için yerel kütüphaneler aracılığıyla ailelere kitap dağıtıldığına dikkat çeken Gökçe Gülen Akçin, bu programların, çocukların ortalama konuşma sürelerini dikkate değer oranda artırdığını vurguladı. Kitap okumanın dil gelişimi üzerindeki olumlu etkilerine dikkat çekmek için 'Pamuk ve Püsküllü Yardımlaşıyor' adlı bir çocuk kitabı yazan Altınbaş Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Öğretim Görevlisi Gökçe Gülen Akçin, görme engelli çocuklara da hikye ve masal anlatıcısı olarak destek veriyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/hikaye-ve-masal-dinleyen-cocuklar-daha-basarili-oluyor.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Hikaye ve masal dinleyen çocuklar daha başarılı oluyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/hikaye-ve-masal-dinleyen-cocuklar-daha-basarili-oluyor.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Köyümüzde Türk kültürünü yaşattık]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/koyumuzde-turk-kulturunu-yasattik/1500/</link>
            <description><![CDATA[*** Günümüzde bazı insanlar her ne kadar bunu gizlemeye çalışsalar da, bu amatör folklor grubunun yöneticisi bendim. Yardımcılarım ise Sabahattin, Saniye, Kadriye ve Kazanlıklı veteriner teknisyeni Ahmet'ti. Saniye ile Kadriye, Razgrat'daki bir folklor kursunda öğrendikleri güzel dansları, diğer kızlarla birlikte mükemmel icra ediyorlardı.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/koyumuzde-turk-kulturunu-yasattik/1500/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Tue, 12 May 2020 16:06:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Gördüğünüz bu iki siyah beyaz fotograf, 1966 yılında, köyümüzün okuma evin salonunda bizim verdiğimiz folklor konserinde çekilmiştir. Dobriç belediyesi tarafından basılan bir kitapçıkta, bu ile bağlı okuma evlerinde yıllarca gösterilen faaliyetler anlatılmaktadır. BizimYenice okuma evine 4 sayfa ayrılmıştır. İki satırla Türk folklor grubundan da bahsedilmekte, fakat bazı gerçekler doğru yansıtılmamış. Resimlerde görünen kızlar artık birer yetişkin kadın ve bugün çoğu Çorlu&#39;da yaşamaktadırlar. Günümüzde bazı insanlar her ne kadar bunu gizlemeye çalışsalar da, bu amatör folklor grubunun yöneticisi bendim. Yardımcılarım ise Sabahattin, Saniye, Kadriye ve Kazanlıklı veteriner teknisyeni Ahmet&#39;ti. Saniye ile Kadriye, Razgrat&#39;daki bir folklor kursunda öğrendikleri güzel dansları, diğer kızlarla birlikte mükemmel icra ediyorlardı. Sabahattin sazıyla, ben de darbuka ile onlara eşlik ediyorduk. Koromuzun türkülerini ben belirledim. Ayrıca bir de tiyatro grubu kurduk. Nazım Hikmet&#39;in &#39;İstasyon&#39; piyesini sahneye koyduk.  Salon tıklım doldu. Bizi Dobriç&#39;e kültür evi sahnesine de davet ettiler. Resimlerimiz de orada çekilmiştir.Mustafa ÜSTÜNDAĞ ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/koyumuzde-turk-kulturunu-yasattik.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Köyümüzde Türk kültürünü yaşattık ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/koyumuzde-turk-kulturunu-yasattik.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Niyet ettim, yarınki orucumu öğlene kadar tutmaya]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/niyet-ettim-yarinki-orucumu-oglene-kadar-tutmayaniyet-ettim-yarinki-orucumu-oglene-kadar-tutmaya/1492/</link>
            <description><![CDATA[*** Cevaplardan pek bir şey anlamasak da sormaya devam ederdik. *** Canımız çok istese bile nefsimize hakim olurduk. Haramı, helali, nefse hakimiyeti Ramazan ayında öğrenirdik. ***  Oruç, kuru bir aç susuz kalmak değil, nefse hakimiyeti, haramı helali öğreten bir eğitim ayıydı.  Umarım ülkemin insanları mübarek ramazan ayının bu ulvi ve eğiten öğreten yanlarını da bir an önce hatırlarlar.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/niyet-ettim-yarinki-orucumu-oglene-kadar-tutmayaniyet-ettim-yarinki-orucumu-oglene-kadar-tutmaya/1492/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sat, 09 May 2020 17:51:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ İyi günler sevgili Misyon okurları!Başlığı okuyunca bir yanlışlık olduğunu sanmışsınızdır. Ama değil. Biz küçükken oruç tutmaya yarım gün olarak başlardık. Her gece deliksiz uyuyan küçük veletler, nedense Ramazan ayının her sahur vakti uyanıverirdik. Bunda davulcunun da payı vardı elbet. Uykulu gözlerle perdeyi açıp, gözden kaybolana kadar davulcuya bakmayı çok severdik. O esnada büyükler sofrayı kurmuş olurlardı. Bizler de gene aynı uykulu gözlerle sofraya oturup, sıcak pilavdan, hoşaftan ve sahurda yapılan tazecik böreklerden yemeden yatmazdık. İlk hatıralarımızda bunlar mutlaka vardır.Daha sonra sorularımız başlardı.-Neden gece vakti yemek yiyorsunuz? -Ramazan ne demek? - Oruç ne demek? - Niçin oruç tutuyorsunuz? Cevaplardan pek bir şey anlamasak da sormaya devam ederdik. Fakat çok geçmeden sahurda yemek yemenin bir şartı olduğunu anlatırdı büyükler.-Madem ki sahura kalktınız, öyle ise oruç tutacaksınız.- Ama ben acıkırım, susarım. -Tamam büyüklerde acıkıyor ve susuyorlar ama aç ve susuz insanların halinden anlamamız için Allah bunlara sabır etmemizi istemiş. Sabır edeceksin. - Hımmm&hellip; Anladım sabır edeceğim ama ya canım bir şey çekerse? Bahçeden bir meyve, sürahide kalan limonata falan? Ne olacak? - Nefsine hakim olacaksın. İnsan bu canı her şey ister. Yasak olanları almamak gerekir. Haram olanlara el uzatmamak gerekir. O zaman orucun kabul olur. - Ne zamana kadar oruç tutacağım?- Öğlen ezanı okununca bozarsın. Haydi bakalım şimdi besmele çek de niyet et.- Niyet ettim, niyet eyledim yarınki orucumu öğlene kadar tutmaya. Sen kabul et ya rabbi. Amin... Ertesi sabah tıpkı büyüklerin yaptığı gibi hiç bir şey yenmez ve içilmezdi. Canımız çok istese bile nefsimize hakim olurduk. Haramı, helali, nefse hakimiyeti Ramazan ayında öğrenirdik. Oruç, kuru bir aç susuz kalmak değil, nefse hakimiyeti, haramı helali öğreten bir eğitim ayıydı. Umarım ülkemin insanları mübarek ramazan ayının bu ulvi ve eğiten öğreten yanlarını da bir an önce hatırlarlar. Haram, helal ver, Allah&#39;ım, yiyem diyen güruhlardan sen milletimizi, memleketimizi koru ya Resulullah...Sabriye CEMBOLUKFotograf; Rodoplar&#39;ın şirin kasabası Madan&#39;da çok güzel bir camimiz. ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/niyet-ettim-yarinki-orucumu-oglene-kadar-tutmayaniyet-ettim-yarinki-orucumu-oglene-kadar-tutmaya-QfBa.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Niyet ettim, yarınki orucumu öğlene kadar tutmaya ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/niyet-ettim-yarinki-orucumu-oglene-kadar-tutmayaniyet-ettim-yarinki-orucumu-oglene-kadar-tutmaya-QfBa.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Dan yerine nişan düştü / Yengeler kapıya üşüştü...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/dan-yerine-nisan-dustu--yengeler-kapiya-usustu/1481/</link>
            <description><![CDATA[*** Vursunlar mehteri Karakuzlu Üsen ve Kara Kasim!  *** Nereden nereye...  *** Şimdilerde mi, sayada kapalı koyun misali sözde düğün evi ve üç dört zırtaboz. *** Neymiş, efendim, Preslava veya Sirtaki Barba, yani ebesinin örekesi.  *** Acıyorum sizlere, "Yeşil kurbağa" düğün türküsünün tadına varamadan, bu dünyadan göçüp gideceksiniz...]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/dan-yerine-nisan-dustu--yengeler-kapiya-usustu/1481/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Tue, 05 May 2020 10:58:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Hatırlayacaksınız, birkaç gün öncesi, önde gelen şairimiz Durhan Hasan Hatipoğlu&#39;nun &quot;Baba Ocağı&quot; şiirini okurlarımızın dikkatine sunmuştuk ve bu eser, sitemizin ziyaretçi sayacına göre, bir hayli yüksek okur kitlesine ulaştı. Söz konusu şiirin yanı sıra, çok değerli ve buram buram tarih kokan nostaljik bir de siyah beyaz fotograf paylaşmıştık. Yılların eskittiği köy evleri manzarası yerine, bu sefer bir grup aksakallının pek manidar görüntüsünü kullandık. Bu fotograf, yazar Mehmet Türker beyefendiye ait ve Koşukavak bölgesinde bulunan Sindelli köyünün, artık rahmetli olmuş sakinlerinin simalarını günümüze dek taşımakta. Aynı zamanda tecrübeli bir fotograf sanatçısı olan sevilen yazarımıza, buradan teşekkür edip saygılarımızı sunmaktayız. Bu arada devamlı okurumuz Cevdet Şahin, konuyla ilgili kısa bir yorum gönderdi bize; &quot;Bilenler bilmeyenlere anlatsın misali. Fotograftaki unutulmayan şahıslar bir düğün merasimi esnasında görüntülenmişler. Sindelli erkanı, yakındaki bir civar köye gelin almaya gitmiş. Bir zamanlar, nedense, bizim çevremizde aynı köyden kız alıp vermelere çok nadir durumlarda rastlanıyordu. Düğün alayı, genelde yaya yürüyen erkekler ve binek hayvanlardaki yaşlı kadınlardan ibaret oluşuyordu. Atı veyahut eşeği olmayan ne yapıp eder temin ederdi. Fotografa bakılırsa, alay artık kız tarafından karşılanmış, usulünce bağdaş kurup toplu halde oturanların altına döşekler serilmiş ve her an değerli konuklara kahveleri de ikram endam edilecek... Sağdaki üç kişiden biri, sarıklı olan benim Osman dedem oluyor. Yüzündeki nuru görmemen için kör olmam gerek. Benim çocukluğumda her elini öpmeye gittiğimde, bana Kuran&#39;ı Kerim okur, sonrada dilimizdeki mealini açıklardı. Nerede eğitim gördüğünü bilmem ama o dönemde kutsal kitabımızın Türkçe mealini bilen fazla kişi yoktu. Hey gidi günler, hey! Biraz sonra kız tarafından beklenen işaret gelecek ve gelini baba evinden çıkarma adedine geçilecek. Çifte davul ve çifte klarnet eşliğinde o meşhur gelin havası;&quot;Dan yerine nişan düştü / Yengeler kapıya üşüştü.&quot; türküsünün kıvrak nameleri ise dağları ve dereleri çınlatacak... Vursunlar mehteri Karakuzlu Üsen ve Kara Kasim! Nereden nereye... Şimdilerde mi, sayada kapalı koyun misali sözde düğün evi ve üç dört zırtaboz.Neymiş, efendim, Preslava veya Sirtaki Barba, yani ebesinin örekesi.Acıyorum sizlere, &quot;Yeşil kurbağa&quot; düğün türküsünün tadına varamadan, bu dünyadan göçüp gideceksiniz... ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/dan-yerine-nisan-dustu--yengeler-kapiya-usustu-RX8k.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Dan yerine nişan düştü / Yengeler kapıya üşüştü... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/dan-yerine-nisan-dustu--yengeler-kapiya-usustu-RX8k.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Hande Yener açık hava konseri ve canlı yayınıyla moral olacak]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/hande-yener-acik-hava-konseri-ve-canli-yayiniyla-moral-olacak/1459/</link>
            <description><![CDATA[Demirören Medya'nın '#EvdeKalMüzikleKal' konsepti, Poll Production sanatçılarının Youtube üzerinden konserlerinin yayınlanmasıyla devam ediyor. Türkiye'nin ünlü müzisyenleri, yazın verdikleri konserler ve canlı yayınlarla hayranlarının evlerine geliyor. 25 Nisan Cumartesi akşamda Türkiye, Hande Yener ile buluşacak. Harbiye Açıkhava konserinin yayınlanmasından önce de Yener, aynı Youtube adresinde canlı yayında olacak. Konser ve yayın https://www.youtube.com/user/PollProductionWeb/featured adresinden izlenebilecek.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/hande-yener-acik-hava-konseri-ve-canli-yayiniyla-moral-olacak/1459/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sat, 25 Apr 2020 10:39:22 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Demirören Medya&#39;nın &#39;#EvdeKalMüzikleKal&#39; konsepti, Poll Production sanatçılarının Youtube üzerinden konserlerinin yayınlanmasıyla devam ediyor. Türkiye&#39;nin ünlü müzisyenleri, yazın verdikleri konserler ve canlı yayınlarla hayranlarının evlerine geliyor. 25 Nisan Cumartesi akşamda Türkiye, Hande Yener ile buluşacak. Harbiye Açıkhava konserinin yayınlanmasından önce de Yener, aynı Youtube adresinde canlı yayında olacak. Konser ve yayın https://www.youtube.com/user/PollProductionWeb/featured adresinden izlenebilecek.</p><p><br />Hande Yener&#39;in ardından önümüzdeki günlerde Hakan Altun, Deniz Seki&amp;Rafet El Roman konserleri ve canlı yayınları ile organizasyon devam edecek.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/hande-yener-acik-hava-konseri-ve-canli-yayiniyla-moral-olacak.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Hande Yener açık hava konseri ve canlı yayınıyla moral olacak ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/hande-yener-acik-hava-konseri-ve-canli-yayiniyla-moral-olacak.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Müzik dünyasının en çok konuşulan isimleri belli oldu]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/muzik-dunyasinin-en-cok-konusulan-isimleri-belli-oldu/1454/</link>
            <description><![CDATA[Koronavirüs gündeminin hakim olduğu Mart ayında müzik camiasında eğlenceler devam etti. Salgın sebebi ile birçok konser iptal edilse de ses sanatçıları evlerinde müzik yapmaya devam etti. Youtube ve sosyal medya üzerinde canlı yayın açarak #evdekal ve #müziklekal diyen sanatçılar, verdikleri konserlerle izleyicilerinin gönlünü fethetti.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/muzik-dunyasinin-en-cok-konusulan-isimleri-belli-oldu/1454/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Fri, 24 Apr 2020 10:10:08 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Koronavirüs gündeminin hakim olduğu Mart ayında müzik camiasında eğlenceler devam etti. Salgın sebebi ile birçok konser iptal edilse de ses sanatçıları evlerinde müzik yapmaya devam etti. Youtube ve sosyal medya üzerinde canlı yayın açarak #evdekal ve #müziklekal diyen sanatçılar, verdikleri konserlerle izleyicilerinin gönlünü fethetti.</p><p>Medya Takip Merkezi (MTM) ise Magazin Gazetecileri Derneği için hazırladığı raporda Mart ayının en popüler ses sanatçılarını belirledi. Yapılan araştırmaya göre ayın en popüler ses sanatçısı Koronavirüs salgını sebebiyle ekonomik sıkıntı yaşayan ailelere destek kampanyası başlatan ve sanat camiasından da büyük destek alan Haluk Levent oldu. Levent ay boyunca toplam 3 bin 481 haberde konuşuldu.</p><p>DEMET AKALIN İKİNCİ SIRAYA YERLEŞTİ</p><p>Listenin ikinci sırasındaki isim ise salgın günlerinde evinde konser veren isimlerden Demet Akalın oldu. Sosyal medya hesabından mini bir canlı yayın konseri vererek takipçilerine keyifli anlar yaşatan Akalın&#39;ı, sosyal medya üzerinde ise 359 bin 877 izledi. Gündem hakkında yorumları ve sosyal medyada verdiği konserle ay boyunca 2 bin 244 habere konu olan Demet Akalın, ayın en popüler ses sanatçılarından oldu. Murat Boz, ay boyunca 2 bin 101 habere yansıdı. Hadise, Mart ayı boyunca toplam 2 bin 46 haberde yer alarak ayın popüler ses sanatçılarından olmayı başardı. Yeni evlendiği eşi Hazer Amani ile birlikte ev karantinasında olan şarkıcı Sıla&#39;da evinden canlı yayın yaparak mini bir konser verdi. Sıla ay boyunca toplam bin 807 haberde yer aldı.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/muzik-dunyasinin-en-cok-konusulan-isimleri-belli-oldu.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Müzik dünyasının en çok konuşulan isimleri belli oldu ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/muzik-dunyasinin-en-cok-konusulan-isimleri-belli-oldu.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ünlü sanatçımıza Prizren'den büyük ödül]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/prizrenden-buyuk-odul/1396/</link>
            <description><![CDATA[Kosova'da bulunan "Doğru Yol" Türk Kültür Sanat Derneği, geleneksel Uluslararsı "Süleyman Brina" Balkanlar Türk Kültürü Hizmet Ödül törenini Prizren'de gerçekleştirdi. Balkanlar kültürüne, eğitimine ve sanatına büyük katkılarından dolayı, bu yıl ünlü ressam, küratör ve şair Aynur Mahmudova Kaplan büyük ödüle layık görüldü.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/prizrenden-buyuk-odul/1396/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Tue, 17 Mar 2020 15:10:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Kosova&#39;da bulunan &quot;Doğru Yol&quot; Türk Kültür Sanat Derneği, geleneksel Uluslararsı &quot;Süleyman Brina&quot; Balkanlar Türk Kültürü Hizmet Ödül törenini Prizren&#39;de gerçekleştirdi.Balkanlar kültürüne, eğitimine ve sanatına büyük katkılarından dolayı, bu yıl ünlü ressam, küratör ve şair Aynur Mahmudova Kaplan büyük ödüle layık görüldü.Mestanlı doğumlu sanatçımızı tebrik eder ve kendisine daha büyük başarılar dileriz! ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/prizrenden-buyuk-odul.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ünlü sanatçımıza Prizren'den büyük ödül ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/prizrenden-buyuk-odul.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bulgaristan Türklerinde Nevruz ve Hıdırellez Kutlamaları]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com//1388/</link>
            <description><![CDATA[*** Türk dünyasının Balkanlar'daki bir parçası olan Bulgaristan Türkleri arasında da bu günler çeşitli törenlerle kutlanmaktadır. Nevruz ve Hıdırellez günleri etrafında oluşmuş gelenek ve görenekler bu vesileyle bir kez daha yaşatılmaktadır. Kutlamalar aynı zamanda sosyal dayanışmayı da pekiştirmektedir. 
Bu makalede Bulgaristan Türklerinin Nevruz ve Hıdırellez günlerine özgü olarak yaptıkları kutlamalardan söz edilecek ve bu kutlamalardan örnekler verilecektir.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com//1388/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Thu, 12 Mar 2020 14:00:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Araştırma MakalesiBulgaristan Türklerinde Nevruz ve Hıdırellez KutlamalarıÖzetTürk kültür coğrafyasında döngüsel zamana bağlı olarak kutlanan iki önemli gün vardır. Bu günlerden biri Nevruz diğeri de Hıdırellez&#39;dir.Nevruz bütün Türk dünyasında &ldquo;yeni yıl&rdquo;ın başlangıcıdır. Hıdırellez ise yaz mevsimin başlangıcı olarak kabul edilir. Doğada meydana gelen değişmeler hem göçebe ve hayvancı hem de toprağa bağlı ekinci toplulukları yakından ilgilendiren bir olaydır. Hem göçebe hem de ekinci topluluklar, çok önemli gördükleri bu günlerin gelişini çeşitli törenlerle kutlamaktadırlar. Yeni yıldan beklentilerini çeşitli ritüellerle dile getirmektedirler.Türk dünyasının Balkanlar&#39;daki bir parçası olan Bulgaristan Türkleri arasında da bu günler çeşitli törenlerle kutlanmaktadır. Nevruz ve Hıdırellez günleri etrafında oluşmuş gelenek ve görenekler bu vesileyle bir kez daha yaşatılmaktadır. Kutlamalar aynı zamanda sosyal dayanışmayı da pekiştirmektedir.Bu makalede Bulgaristan Türklerinin Nevruz ve Hıdırellez günlerine özgü olarak yaptıkları kutlamalardan söz edilecek ve bu kutlamalardan örnekler verilecektir. Bu makalenin ilk şekli Gaziantep&#39;te 27 Haziran-1 Temmuz 2006 tarihleri arasında düzenlenen VII. Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi&#39;nde &ldquo;Bulgaristan Türklerinde Nevruz ve Hıdırellez Bayramı&rdquo; adıyla sunulan bildiridir. Bu bildiri Kültür Bakanlığının çıkardığı ekitap&#39;ta yaşadığımız bir iletişim sorunu nedeniyle yer alamamıştır. Bu çalışma o toplantıda sunulan bildirinin yeniden ele alınıp düzenlenmiş halidir.GirişTürk dünyasında baharın gelişi, tabiatın canlanışı değişik adlarla ifade edilse de en eski tarihlerden beri kutlanmaktadır. Bu kutlamalarda toplum, kendi ortak paydasında buluşur. Ortak paydadaki duygular, düşünceler toplumun dinamizmini, birlikteliğini pekiştirir. Toplumsal aidiyet duygusu yeniden hatırlanır, ortak değerlerin paylaşımıyla kültürel süreklilik de sağlanır. Türk kültür coğrafyasında eski dönemlerden beri döngüsel zamana bağlı olarak kutlanan günlerden biri Nevruz diğeri ise Hıdırellez günleridir.Nevruz; göçebe ve hayvancı hayatın Türk kültüründeki bir tezahürü olarak ortaya çıkmıştır. Hıdırellez ise içerik ve uygulama bakımından aynı kalmakla birlikte, toprağa bağlı tarımcı kültüre dayalı Türk kültür hayatının bir tezahürüdür (Ekici 47).Kuzey yarım küresinde hayatlarını döngüsel zamana göre tanzim eden ve bu zaman ölçüsüne göre yaşayan topluluklar için 21-22 Mart yeni bir mevsimin başlangıcıdır. Günlerin uzamaya gecelerin ise kısalmaya başladığı bu gün yeni bir gündönümüdür. Doğanın değişmeye başlaması, yeniden hayat bulması nedeniyle göçebe-hayvancı Türkler tarafından bu gün &ldquo;yeni yıl&rdquo;ın başlangıcı olarak görülmüştür.Yerleşik hayatın ve toprağa bağlı yaşam biçiminin pratiği olarak ortaya çıkan Hıdırellez günü bugün kullanılmakta olan Gregoryen takvimine göre 6 Mayısa, daha önce kullandığımız ve Rumi denilen Jülyen takvimine göre 23 Nisan gününe rastlamaktadır. Halk takvimine göre yıl pratik olarak ikiye ayrılmıştır. 23 Nisandan (6 Mayıs) 26 Ekime (8 Kasım) kadar süren 186 gün Hızır Günleri adıyla yaz mevsimini; bu tarihten 23 Nisana (6 Mayıs) kadar devam eden 179 (Şubat ayının 29 çektiği yıllarda 180) gün de Kasım Günleri adıyla kış mevsimini meydana getiriyordu (Ocak 145). Bundan dolayı Hıdırellez, &ldquo;yeni yıl&rdquo;ın değil yaz mevsiminin başlangıç tarihi kabul edilmektedir.Türkistan&#39;dan Anadolu&#39;ya, Anadolu&#39;dan da Balkanlara uzanan ve zamanla İslami renge de bürünmüş ve günümüze kadar gelmiş bir kutlamadır. Türk dünyasının bir parçası olan Bulgaristan Türklerinde de Nevruz ve Hıdırellez yıllık takvim içerisinde diğer günlerden ayrı, özel bir yere sahiptir.Rodop lar&#39;daki özellikle Sünni Türkler arasında Nevruz unutulmuş, daha çok hatıralarda kalmıştır. Buna karşılık Deliorman bölgesindeki Bektaşi Türkler arasında Nevruz kutlamaları, Rodoplar&#39;a göre bir parça da olsa canlılığını korumaktadır. Bunda Nevruz&#39;un Hz. Ali&#39;nin doğum günü olarak kabul edilmesinin payı büyüktür. Buna karşılık Rodoplar&#39;da, Nevruz&#39;da yapılan bazı pratiklerin Hıdırellez törenlerindeki uygulamaların içine taşındığı görülmektedir.Nevruz&#39;un aksine Hıdırellez, Bulgaristan Türkleri arasında çok canlı bir şekilde yaşamakta ve kutlanmaktadır. Günümüzde sosyalist ideolojinin etkisi ve bu törenlerin sosyalist ideolojinin bir uygulaması olan Çiftçi Bayramı&#39;na bağlama gayretleri sonucunda hem Nevruz hem de Hıdırellez kutlamalarının dinsel inançlardan, motiflerden biraz daha uzaklaşıp sadece eğlence olarak ele alındığını ve kutlamaların bu yöne doğru kaydığını söyleyebiliriz.Bulgaristan Türklerinde Nevruz Kutlamaları Nevruz kelimesi; &ldquo;Nev&rdquo; yeni ve &ldquo;Ruz&rdquo; Gün anlamına gelmektedir. Dilimize Farsçadan geçmiş olan bu kelime birleşik kelime olarak &ldquo;yenigün&rdquo; anlamına gelmektedir. Türk dünyasında Nevruz kelimesine karşılık olarak kullanılan kelimeler şunlardır: Yazılı kaynaklarda ilk defa Kaşgarlı Mahmut&#39;un &ldquo;Divanı L&ucirc;gat&#39;it-Türk&rdquo;eserinde &ldquo;Yengi Kün&rdquo; olarak geçen ve &ldquo;Bedhrem&rdquo; (Bayram) olarak nitelenen bu kültür mirasımız Türk Halkları tarafından şu adlarla anılmaktadır: Nevruz, Nevruzi Slutan&icirc;, Sultan Nevruz, Mart Dokuzu, Mart Bozumu (Türkiye), Bahar Bayramı, Novruz (Azerbaycan), Navröz, Yeni Kün, Nevbahar (Özbekistan), Nevruz (Türkmen), Navrız, Naurız, UlıstınUlıKünü, UlısKünü (Kazak), Navruz, Sabantoy (Nogay), Gollu, Saban Toy, Navruz (Karaçay-Malkar), Nevruz (Tatar), Nardugan, İrte Yaz, Nawruz (Başkurt), Nartukan, Nurıs (Çuvaş), Cılgayak (Altay), Çılpazı (Hakas), Isıah (Yakut-Saha), Baba Marta, İlkyaz Yortusu (Gagauz), Mevris (Batı Trakya), Sultanı Navrız (Yugoslavya), Mart Dokuzu (Kıbrıs), Noruz, Yeni Gün (Uygur), Navrez, Gündönümü (Kırım) (Pirverdioğlu 65). Bulgaristan Türkleri arasında da Nevruz; &ldquo;Mart Dokuzu&rdquo;, &ldquo;Yumurta Günü&rdquo;, &ldquo;Ateş Gecesi&rdquo;, &ldquo;Nevriz&rdquo;, &ldquo;Mevris&rdquo;, &ldquo;Sultan Nevruz&rdquo; (Yenisoy 20), &ldquo;Kızıl&rdquo;, &ldquo;Kırmızı&rdquo;, &ldquo;Nerviz&rdquo; (Tacemen, 2), &ldquo;Kırklar&rdquo;, &ldquo;İlkyaz&rdquo; (Georgieva 49-124) gibi adlarla hatırlanmakta ve kutlanmaktadır.Rodoplar&#39;da Nevruz, &ldquo;Gündönümünde&rdquo;, &ldquo;Mart Dokuzunda&rdquo; yapılmaktadır. &ldquo;Eskiden takvimlerde ne vakit yapılacağı yazarmış&rdquo;, &ldquo;O gün, güneş fırıl fırıl döner&rdquo;, &ldquo;Gece ile gündüzün bir olduğundan&rdquo; ne zaman yapıldığının bilindiği söylenmektedir. Bayramdan önce &ldquo;içeriler&rdquo;, &ldquo;haremler&rdquo; her yer süpürülür, lazım olmayan her şey atılır, evin içinde zerre kadar toz bırakılmazmış. O günlerde kadınlar evde çamaşır yıkamazlar, iğne tutmazlar. Bayram süresince erkekler de hiçbir işe el atmazlar. Kuru yapraklar toplanır ve ateş yakılır. Yakılan ateşin külünden içerilere, şüphelenilen yerlere karınca çıkmasın diye serpilir. Tavuklar koruklasın, inekler boğasasın, koyunlar koslasın, keçiler tekesesin diye ateş yakılır. Yakılan ateşin üzerinden hasta olmamak için &lsquo;çövülür&#39; / atlanır, hayvanlar da geçirilir. Yumurtalar boyanır ve tokuşturulur. Ölülerin ruhları için yağ kokutulur. (Tacemen 3).Bu anlatılanlar Nevruza ait hafızalarda kalmış önemli uygulamalardır. Bu uygulamaların pek çoğu bugün Hıdırellez kutlamalarında yer almaktadır. Rodop bölgesinde unutulmaya yüz tutmuş Nevruz kutlamalarından geriye kalan en canlı hatıralardan biri, köy meydanında &ldquo;ateş yenilenmesi&rdquo; törenidir. 2004 yılı ağustos ayında Kırcali&#39;ye bağlı Cebel belediyesinde yaptığımız alan araştırması sırasında kaynak kişiler Nevruz&#39;da köy meydanında toplandıklarını, ormandan getirilen kuru ağaç çubuklarını birbirine sürtmek suretiyle yeni bir ateş elde ettiklerini ifade etmişlerdir. Elde edilen bu ateşin üzerinden bir yıl boyunca hasta olmamak için atladıklarını, etrafında eğlendiklerini söyleyen kaynak kişiler, akşam eve giderken herkesin bu ateşten bir parçayı evlerine götürdüklerini söylemişlerdir. Evdeki bütün ateşler söndürülür ve köy meydanından getirilen bu kor ile evde yeni bir ateş yakılırmış.Aynı uygulamaya Osmanpazarı (Omurtag) kasabasında da rastlıyoruz. Bu bölgede Sultan Nevruz Kasımın 136&#39;ncı gününde kutlanmaktadır. Gençler o akşam iki kuru fındık çubuğunu sürterek ateş yakarlarmış. Yanan ateşin üzerinden atlarlarmış. Köy meydanında yakılan bu ateşle evlerdeki ateşler yenilenirmiş. Nevruzda tatlı yemek &acirc;det olduğu için tatlılar yapılırmış. İnanışa göre Nevruz günü tatlı yiyeni yıl boyunca yılan sokmazmış (Şenyurt 6-8). Deliorman bölgesinde özellikle Razgrad ilinin Silistre ilçesine bağlı Nasreddin (Bisertsi) köyünde 21 Mart, Hz. Ali&#39;nin doğum günü olarak kutlanır. Ali ile Fatıma&#39;nın düğünleri bu günde olmuştur. Güneş bu gün Koç burcuna girer. Bu bayram ilkyazın başlangıcıdır. Kır işleri bugün başlar. Şekerleme, çerez, tatlı dağıtılır. Ali için övgü dolu şiirler ve mevlit okunur: &ldquo;Şah-ı m&acirc;ran, Ş&icirc;r-i Yezdan Murtaza doğdu bugün, Böyle bir gün doğdu ol Nevruz idi. Burcu namle girdi ol gün güneş&hellip;&rdquo; Bu kutlamalar, bu bayram dünyanın görünmez koruyucuları olan &ldquo;Kırklar&rdquo; onuruna yapılır. &ldquo;Kırklar&rdquo;ın bu bayram gününde insanlar arasında dolaştığına inanılır. Onların merhametine sığınmak için yumurta haşlanır. Kan kardeşi olan aileler için 40&#39;ar, başka aileler ve dullar için 20&#39;şer, genç kızlar ve delikanlılar içinse 12&#39;şer yumurta kaynatılır. Tavuk ve piliç de kesilir. Akşamleyin cem üyeleri büyük bayramı kutlamak için bir araya gelirler. Genç kızlarla delikanlılar ayrıca toplanırlar. Saz eşliğinde semah dönülür. Önce orada hazır bulunan herkes oyuna katılır. Oturdukları yerden ayağa kalkarlar, eldeki nesneyle -ceme kim ne getirmişse; süpürge, su testisi, kepçe, saz gibi- odayı sıra gözetmeden dolaşırlar. Bununla evrenin dönüşünü, mevsimlerin dönüşümünü taklit ederler. Üç kez dolaşılır. Herkes yerine geldikten sonra oyun durur. Bundan sonraki oyunlar halka halinde oynanır. Çiçekler için, doğanın uyanışı için türküler söylenir: &ldquo;İşte geldi, kardeşler, Nevruz bayramı. Bizde bu bayramı sevmeyen var mı? Kırklar aşkına bayrama gelenler, Kırklardan ayrılmaz Ali&#39;yi sevenler, Nevruz uyandırır uyuyanları&hellip;&rdquo; Törenin bitiminde &ldquo;Baba&rdquo; son duayı okur. Ertesi gün kıra çıkılabileceğini ilan eder. Bütün hayvanların ve bitkilerin kış uykusundan uyandığına inanılır. Ertesi gün gruplar halinde insanlar, en güzel giysilerini giymiş olarak kırlara çıkar. Bir yıl boyunca sağlıklı olmak inancıyla herkes çayırda yuvarlanır, takla atar. Sarı çiğdemler, yaban menekşeleri toplanır. Yakalarına takıp süslenir ve evlerine dönerler. Ertesi gün kır ve tarla işleri başlar (Georgieva 54-55).Nasreddin (Bisertsi) köyündeki Nevruz kutlamalarıyla ilgili olarak söyleyebileceğimiz bir başka husus da bazı kişilerin türlü hayvanların kılığına girerek köyü dolaşmalarıdır (Yenisoy 22). Ancak bu uygulama bugün hatıralarda yaşamaktadır. Razgrad ilinin Silistre ilçesine bağlı Mesim Mahalle (Doğrusu Nesim Mahalle olmalı/ Mıdrevo) köyünde yıl, &ldquo;Altı ay kazanç, altı ay dua&rdquo; şeklinde ikiye bölünür. Bu anlayış doğrultusunda bayramlar ve törenler kasımda başlayıp ilkbaharda sona erer. Düzenli &ldquo;Cem toplantıları&rdquo; da bu dönemde yapılır. İlkyazdan sonra hiçbir toplantı yapılmaz. Yalnız en yaşlılardan kimisi &ldquo;Cuma mumu&rdquo; yakmaya gider. Kasım&#39;dan itibaren &ldquo;İlkyaz&rdquo;a kadar çeşitli törenler yapılır. Bunlar sırasıyla; &ldquo;Harman Tavuğu, Sayacık, Kasım, Kış Doksanı, Bağcılar Günü, Arıcılar Günü, İlkyaz-Kırklar, Köfür, Hıdırellez&rdquo;dir. Bunlardan &ldquo;Harman Tavuğu&rdquo;, Cem toplantılarını açan ilk dinsel törendir. 22 Mart ise, son Cem&#39;in yapıldığı gün ve yeni çalışma yılının başlangıcı olarak belirlenir. Bu bayramdan sonra, &ldquo;Harman Tavuğu&rdquo;na kadar düzenli bir şekilde cem toplantısı yapılmaz. Ay takvimine göre, din&icirc; bayramlar geçen yıla göre on gün daha erken geldiğinden, cem toplantısı, ancak bayramlar bu döneme rastlarsa yapılır. 21 Martı 22 Marta bağlayan gece, yeryüzündeki her varlığa can verildiği hesaplanır; ertesi gün böceklerle yılanlar dışarı çıkmaya başlar. Ölülerin ruhu yıl içinde bedeni bırakıp göklere çıkar. &ldquo;Kırklar&rdquo;dan bir hafta önce, &ldquo;geçme mahallesi&rdquo; denilen tören yerine getirilir. Bulgaristan Türklerinde Nevruz ve Hıdırellez Kutlamaları 6 Bundaki amaç, yılın ilk &ldquo;cem&rdquo;i olan &ldquo;Harman Tavuğu&rdquo; için nasıl ve ne şekilde yapılacağına dair alınan kararlar gibidir. Bu törende de kaynatılarak pişirilecek yumurta sayısı belirlenir. 40 yumurta pişirilir, bir tavuk kesilir, bir de pide hazırlanır. Yıl eğer bereketsiz geçmişse bu kuralın dışına çıkılabilir. O zaman cem toplantısına katılacakların imk&acirc;nlarına göre yumurta sayısı azalır. Cem&#39;de içilecek içkinin evden mi geleceği yoksa toplantıya katılacaklardan toplanacak parayla mı satın alınacağı karara bağlanır. Yumurtaların kaynatılması, tavuğun haşlanması, pidenin hazırlanması evlerde ayrı ayrı olur. &ldquo;Kırklar&rdquo;ın kutlanması, 21 Mart günü ve onu 22 Marta bağlayan gece &ldquo;Cem&rdquo;de yapılır. Her çift getirdiği yumurtaları, tavuğu, pideyi &ldquo;hadim&rdquo;lere verir. &ldquo;Hadim&rdquo;ler, eğer cemde konuklar varsa onlar için de yumurta ayırır. Geriye bir &ldquo;pay&rdquo; kalır. Buna da &ldquo;garip payı&rdquo; denir. Bu payın ayrılması, yolda olan, ertesi gün gelecek olan konuk -doğal olarak Bektaş&icirc;- için yapılır. Köyde bulunmayan, bu ritüele katılamayan cem üyesi de düşünülür ve bu paydan ona da ayrılır. Kutlama, &ldquo;açılış, akşam yemeği, yemekten sonra semah&rdquo; şeklinde geçer. Bu kutlama sırasında sofra kurulmaz. &ldquo;Baba&rdquo;nın önüne bir &ldquo;tava&rdquo; konur. Tavanın içerisine çiftlerin sayısınca yumurta, birer tavuk ve pide konur. &ldquo;Baba&rdquo; dua okur. Daha sonra, her çift (aile) yiyecekleri getirdiği kendi tavasında yer. Kutlamadan arta kalan yiyecekler tavada toplanır; tören sona erdikten sonra, henüz ceme katılma yaşına ulaşmamış çocukları için eve geri götürülür. Ertesi gün herkes ormana, ilkyaz kır çiçekleri toplamaya gider. Yaya gidemeyen yaşlılar, arabayla götürülür. O gün aileye bir konuk gelmişse, hemen &ldquo;Baba&rdquo;ya haber verilir; o da &ldquo;gözcü&rdquo;yü çağırıp &ldquo;garip payı&rdquo;nı yemek üzere yaşlılarla &ldquo;hadim&rdquo;leri davet etmeye gönderir. Daha sonraki akşamda &ldquo;Cem&rdquo;e hiç kimse gelmezse, yalnız yaşlılar &ldquo;garip payı&rdquo;nı yemeye çağrılır (Georgieva 124-125). Pomen&#39;de (Sinan Köy) Nevruz, Hz. Ali&#39;nin doğum günü olarak kabul edilir. Bu gün, Hz. Ali&#39;nin doğum günü olarak kutlanmaktadır. Suda yumurta pişirilir. Yumurtalar boyanmaz. Pişirilen yumurta sayısı ailedeki fert sayısına göre yedi, on bir, yirmi bir, kırk bir olabilir. Yumurtanın kabukları sağlıklı olmaları ve çok yumurta vermeleri için tavuklara atılır. Bu günde özel çörek yapılır ve akşam bütün aile sofra başına oturur (KŞ1 ).Tımrış&#39;taki Pomaklar ise, Hıdırellez&#39;den önce Eski Mart girince saman yakarlar. Bu samanı köyün yaşlıları yakar. Yakılan bu ateşin üstünden herkes atlar. Ateşten atlamakla kış hastalıklarının gideceğine, pirelerin, bitlerin öleceğine inanılır. Ateşten atlarken de şu mani söylenir: &ldquo;Marta parta Üstüme işemesin Uyku basmasın.&rdquo; Bu mani, o sabah kim geç kalkarsa bütün yaz geç kalkacağı için de söylenir (KŞ4 ). 1 Martta hem Bulgarlar hem de bazı bölgelerde Türklerin de yaptıkları adına &ldquo;martinka&rdquo;, &ldquo;marteniçka&rdquo;, &ldquo;martenitsa&rdquo;, &ldquo;marta nine&rdquo; denilen bir gelenek daha vardır. Kırcali bölgesinde bu geleneğe &ldquo;martinka&rdquo;, marteniçka&rdquo;, &ldquo;mart&rdquo; adı verilmektedir. Telle çevrili bahçelerden koyunlar içeriye girerken yapağıları tellere takılır. Tellere takılan bu yapağılar toplanır, eve getirilir. Sonra bu yapağıları kadınlar, güzelce kıvırırlar ve çocuklara mart / martinka yaparlar. Yapılan martinkalar çocukların bileklerine şu sözlerle takılır: Mart mart martlasın! Mart çuvacığı yakmasın! Ayağına dikenler batmasın! Yılanlardan korkmasın! Kuşlardan ürkmesin! Mart mart martlasın! Mart çuvacığı yakmasın! Mart güneşi insanı yakar. Burada güneşin yakmaması temenni edilmektedir. Daha sonra leyleklerin gelmesi beklenir. İlk leyleğin geldiği görülünce &ldquo;martinkalar&rdquo; çıkarılır ve hemen bir taşın altına konulur (KŞ2 ). Aynı uygulama Bulgarlarda da vardır. İlk leyleği veya çiçek açmış ağacı görünce &ldquo;martineçka&rdquo; çıkarılır. Ağacın dallarına asılır veya bir taşın altına konur. Dokuz gün sonra o taşın altına bakılır. Çok karınca varsa sene bereketli olacaktır. Karınca yerine büyük böcekler bulunursa bu, büyük baş hayvanların bollaşacağı anlamına gelir (KŞ1 ).Kırcali&#39;nin Gabrovo köyünde de kaynak şahıslar &ldquo;marteniçka&rdquo; yaptıklarını ifade etmişlerdir. Kırmızı ve beyaz iplikten örülen &ldquo;marteniçka&rdquo;lar, 1 Martta çocukların koluna takılır. &ldquo;Marteniçka&rdquo; takan kişi ne zaman leylek görürse, dileğini dileyip &lsquo;ak kısmetim&#39; diyerek ne kısmeti varsa söyleyip &ldquo;marteniçka&rdquo;sını çıkarır ve ağaca asar (KŞ5 ).Bulgaristan Türkleri arasında gerek Rodoplar&#39;da gerekse Deliorman bölgesinde Nevruz ve Nevruzla ilgili pek çok inanç ve uygulama olduğu görülmektedir. Bu da Nevruz&#39;un Bulgaristan Türkleri arasında ne denli önemsendiğini ve ciddiye alındığını göstermektedir. Nevruz, Bulgaristan Türkleri için de yeni bir yılın başlangıcıdır. Hayvancılıkla uğraşan bir topluluk için baharın gelmesi ve bu güne bir takım özelliklerin yüklenilmesi ise son derece doğaldır. Bulgaristan Türklerinde Hıdırellez Kutlamaları Doğanın canlanması demek olan bahar ya da yaz mevsimin gelişi, dünyanın neresinde olursa olsun eski çağlardan beri insanoğlunun hayatında önemli bir gündönümüdür.&ldquo;Türk coğrafyasına baktığımızda birçok Türk kavmi arasında da baharı ya da yazı kutlama ayinlerine rastlanmaktadır. Örneğin Uno Harva Yakutlarda çok eski tarihlerden beri bahar ayinleri düzenlendiğini kaydeder&rdquo; (Ocak 147).Hıdırellez ve Nebi (Hızır Nebi) kutlamaları büyük çoğunlukla Anadolu ve Rumeli Türkleri arasında çok daha yaygındır. Ruz-i Hızır da denilen Hıdırellez, halk arasındaki yaygın inançlara, Hızır ile İlyas&#39;ın bir araya geldiği günün hatırasına kutlanmaktadır. Hıdırellez, Hızır-İlyas kelimelerinin halk söyleyişinde birleşmesiyle ortaya çıkmış bir kelimedir (Ocak 145).Hızır-İlyas kültü etrafında Anadolu&#39;da ve Türk dünyasında pek çok inanma ve uygulama ortaya çıkmıştır. Türk dünyasında Hızır Nebi daha çok &ldquo;Boz Atlı Hızır&rdquo; şeklinde çeşitli anlatma ve uygulamalarda geçmektedir. Boz Atlı Hızır, daha çok &ldquo;Atalar Kültü&rdquo; ile ilgili olup, &ldquo;Boz-atlı Yol Tengrisi&rdquo; yani yol iyesi&rdquo; olarak kabul edilmektedir (Ekici 48). Hızır&#39;ın karada darda kalanlara, İlyas&#39;ın ise denizlerde darda kalana yardım ettikleri inancı yaygındır. Aslında Hıdırellez, Hızır ve İlyas&#39;ın yılda bir kere buluştukları gün olduğu inancına dayansa da bu inanç altında kışın sona erip yaz mevsiminin başlangıç günü olarak kutlanmaktadır.Hıdırellez, Bulgaristan Türklerinin çok canlı bir şekilde kutladıkları, çok önem verdikleri bir gündür. &ldquo;Idrellez, Ederlez, Hıdır, Hızır&rdquo; gibi adlarla anılan Hıdırellez, Rum&icirc; takvime göre Nisan&#39;ın 23. günü, mil&acirc;di takvime göre Mayıs&#39;ın 6. günü kutlanmaktadır. Türk coğrafyasında &ldquo;Hıdır&rdquo;la yapılmış yer adları yaygındır. Hatta Anadolu&#39;da Hıdırellez, &ldquo;Hıdırlık&rdquo; adı verilen yerlerde kutlanır. Prenslik Dönemi&#39;nden başlayarak sistemli bir şekilde Türkçe yer adları Bulgarcaya çevrilmiş olsa da &ldquo;Hıdır&rdquo;la yapılmış yer adlarına Bulgaristan coğrafyasında da rastlamaktayız. Bugünkü adları Vladimirovo (Hıdır), Gospodinovo (Hıdır Çelebi), Nikolaevka (Hıdırça), Krum (Hıdırlı), Tırnıçene (Hıdrezli) olan yerleşim birimleri bugün, Bulgaristan&#39;ın idari yapılanması içerisinde Yanbolu, Silistra, Varna, Haskovo, Stara-Zagora illerine bağlıdır. Bu yerleşim birimlerinden &ldquo;Hıdırlı&rdquo;nın yerli ağızdaki adı &ldquo;Idırlı&rdquo; şeklindedir (Acaroğlu 185-186).Yer adlarının dışında &ldquo;Hıdır&rdquo; adını taşıyan türbeler de vardır. Bunlardan biri Kırcali ili, Göklemezler Belediyesine bağlı &ldquo;Garaalar&rdquo; köyündedir (Tacemen 1). Diğeri ise Rusçuk&#39;taki &ldquo;Hızır Baba&rdquo; tekkesidir. Tekke Bektaş&icirc; tekkesi olup 16. yüzyılda kurulmuştur. Manevi babası &ldquo;Tay Hızır&rdquo; olarak bilinir. Bu tekke tarihimize 93 Harbi olarak geçen Osmanlı-Rus savaşı sırasında şehrin top ateşine tutulması neticesinde yıkılmıştır (Bakırcıeva 1).Hıdırellez, bölge insanı için &ldquo;sene başı&rdquo;dır. Bölgede yıl, kış ve yaz diye ikiye ayrılır. Kış, kasımda başlar ve Hıdırellez&#39;de biter. Yaz, Hıdırellez&#39;de başlar kasımda biter. Yazın Hıdırellez&#39;le başlaması harman işlerin de başlaması demektir. Tarım işlerinde çalışacak işçiler, sığırtmaçlar, çobanlar bu gün tutulur. Kasıma kadar harcayacakları emeklerine karşılık alacakları ücretler belirlenir. Yaz başlangıcı kabul edilen Hıdırellez etrafında Bulgaristan Türkleri pek çok sözlü kültür unsurları oluşturmuştur. Hıdırellez&#39;e bağlı olarak bereket, sağlık ve geleceği öğrenme ile ilgili çok zengin inanmalar ortaya çıkmıştır. Yine &ldquo;Hızır ve İlyas&rdquo; merkezli sözlü anlatmalar günümüzde de devam etmektedir. Sadece bu güne bağlı olarak yapılan uygulamalar da vardır. Bütün bunların yanında Hıdırellez&#39;in eğlence yönünü ve bu eğlenceye bağlı olarak gelişen sosyal, toplumsal işlevlerinin olduğunu da unutmamak gerekir. Hızır ile İlyas&#39;ın kardeş oldukları düşüncesi Bulgaristan Türkleri arasında da kabul gören bir düşüncedir. Hızır ile İlyas ölümsüz hayata sahip iki peygamberdir. Hızır, karada; İlyas ise denizde darda kalanların imdadına yetişir. Hızır ve İlyas&#39;ın bu gün, su ya da nehir kenarında buluşup görüştükleri inancı yaygındır. Kırcali&#39;de Hızır ile İlyas&#39;ın sabahleyin buluştuğuna inanılır. Buluşma işareti olarak da ağaçların yapraklarının kıpırdamaması gösterilir. Kaynak kişilerin ifadesine göre o gün sabahleyin ağaçların yaprakları hiç kıpırdamazsa, -en üstteki yaprak bile kıpırdamayacak- işte o an Hızır ile İlyas buluşmuş demektir. Yani tabiat sessizse, yaprak bile kıpırdamıyorsa Hızır ile İlyas&#39;ın buluştuğuna inanılır. Kaynak kişiler bu durumu &ldquo;Büyüklerimiz böyle derdi&rdquo; şeklinde ifade ederek bu inanmanın eskiye dayandığını göstermeye çalışmışlardır (KŞ2 ).Hızır&#39;ın gelişini Deliorman bölgesindeki kaynak kişiler &ldquo;Bu günde saat 17.00&ndash;20.00 arasında hiç rüzg&acirc;r esmezmiş&rdquo; şeklinde dile getirmektedirler. Kaynak kişilere göre doğa bile bu saatlerde Hızır&#39;ın gelmesini bekliyormuş (Bakırcıeva 2). Hıdırellez kutlamaları bir gün öncesi ve bir gün sonrası olmak üzere üç gün sürse de Hıdırellez&#39;le ilgili inançlar, uygulamalar aslında bölgede mart ve nisan ayında başlar. Çilnov köyünde Hıdırellez gelmeden önce son yedi perşembelerde aileye kötülük, bela gelir düşüncesi ile badana yapılmaz ve çamaşır yıkanılmaz. Bazı köylerde ise, Hıdırellez&#39;den önceki son yedi perşembede iş yapılmazsa sütün kaymağının kalın olacağına inanılır. Üdelnik köyünde bayramdan bir ay öncesi, salı ve perşembe çamaşır yıkanmaz ve iğne tutulmaz. Bunun yapılması durumunda yıl içinde yılan görüleceğine ve çocukların hasta olacağına inanılır. Razgrad ve civarında Hıdırellez&#39;den önceki en önemli gün Salı günüdür. Bu güne bölgede &ldquo;Kuru Salı&rdquo; adı verilir. Aileye ve haneye zarar gelir düşüncesi ile o günde çamaşır yıkanmaz ve badana yapılmaz. Piperkovo köyünde &ldquo;Kuru Salı&rdquo;da kim çalışırsa onun ellerinin kuruyacağına inanılır. Borisovo (Karaağaç) köyünde &ldquo;Kuru Salı&rdquo;da eğer bir kadın dikiş yaparsa yılan göreceği ve eğer çamaşır yıkarsa ağzından köpük çıkacağı inancı yaygındır. O günde köyde büyük bir ateş yakılır ve ateşin üstünden Bulgaristan Türklerinde Nevruz ve Hıdırellez Kutlamaları 10 atlanır. Karan Varbovka&#39;da eğer &ldquo;Kuru Salı&rdquo;da işiniz çoksa ve çalışmak zorunda kalırsanız bu durumda hanenize zarar gelmemesi için &ldquo;Kuru Salı&rdquo;yı bahçede bir ağaca &ldquo;Burada bağlı kal Kuru Salı, burada bağlı kal Kuru Salı&rdquo; sözlerini söyleyerek bağlarsınız. Sonra rahatlıkla işinizi yapabilirsiniz. Bölgede, &ldquo;Kuru Salı&rdquo;, &ldquo;Kanlı Çarşamba&rdquo;, &ldquo;Eğri Perşembe&rdquo;, &ldquo;Doğru Cuma&rdquo; gibi Hıdırellez&#39;den önceki haftadaki her güne bir ad verilmiştir. Bu günlerde dikiş dikilmez ve çamaşır yıkanmaz (Bakırcıeva 2). Mesim Mahalle (Mıdrevo)&#39;da, Hıdırellez&#39;den önceki son Perşembe günü çalışılmaz, hayvanlar arabaya ve işe koşulmaz, süt ve yumurta kaynatılmaz. Son Perşembe için yiyecekler bir gün öncesinden hazırlanır. İnek ya da koyun sütü kaynatılırsa, o hayvanın memesi kurur diye düşünülmektedir. Yumurta kaynatılırsa, tavuklar yumurtlamaz; arabaya ve işe koşulan hayvan sakatlanabilir ya da ölebilir. O gün salıncaklar kurulur; mahallenin genç kızları, genç gelinleri ve kadınları bir araya gelip sallanır (Georgieva 126). Nasreddin (Bisertsi) köyünde Hıdırellez yılın başlangıcı olarak kabul edilir. Hıdırellez&#39;den önce iki gün belirlenir. Bunlara &ldquo;Köfür&rdquo; denir. &ldquo;Köfür&rdquo; günlerinden birincisi Perşembe, ikincisi Pazar günüdür. İnanışa göre, &ldquo;köfür&rdquo; günleri, Hıristiyanların bayramı olan Paskalya gününe rastlarsa, aynı yıl çok dolu yağar, genellikle bereketli bir yıl olmaz. Nasreddin köyünde de &ldquo;köfür&rdquo; günleri için pek çok yasak vardır: Araba koşulmaz, sürülmez; kazma, kürek, çapa ile çalışılmaz; sabunla çamaşır yıkanmaz. Bunlar yapılırsa hayvanların hastalanacağına inanılır. Yumurta haşlanmaz, süt pişirilmez. Aksi takdirde civcivler yumurtadan kör çıkar, süt küf tutar ve hayvanın memeleri körelir. Makas açılmaz. Açılırsa yılanlar ve kurtlar saldırır. İğneyle dikiş dikilmez, yılanlar saldırır. &ldquo;Köfür&rdquo; günü çalışmak yasak olduğu için &ldquo;Köfür&rdquo;den önceki gece, ertesi gün için süt kaynatılarak pişirilir. Ertesi gün için yağ ve peynirle hazırlanmış börekler gibi yuvarlak börekler hazırlanır. Süte bulamadan önce, böreklere parmak uçları batırılır. Buna &ldquo;cadı gözü çıkarmak&rdquo; denir. Bütün mal ve mülkün çevresine darı serpiştirilir; bu iş, kötü ruhların ve şeytanın bu taneciklerle eğleşip avlu içine girmemesi için yapılır. Güneş doğmadan önce bir ip salıncak kurulur. Bütün aile bireyleri, sağlık ve çeviklik için bu salıncakta sallanır. İnsanların ve hayvanların bulaşıcı hastalıklardan korunması için bütün kapı ve pencerelere birer tutam ısırgan otu konur. Erkek ve kadınlar da baş ağrısına karşı üç gün ısırgan otu takarlar. Aynı gün çoban ve sığırtmaçlar da ısırganla süslenir; ama kıra ve ovaya çıkmazlar. &ldquo;Köfür&rdquo;de cinsel ilişki yasaktır (Georgieva 49). Filibe&#39;ye (Plovdiv) bağlı Kriçim&#39;de de Hıdırellez&#39;e bir hafta on gün kala hazırlıklar başlar. Bu hazırlıkta erkeklerin, delikanlıların, kadın ve kızların özel görevleri vardır. Kriçim&#39;de Hıdırellez&#39;den bir hafta önce cemaat toplanır. &Acirc;det üzere köy tarlalarının (komşu köy ve ormanlık arazileriyle sınır olan) sınırlarını gezecek gruplar tespit edilir. Buna &ldquo;sınır gezme&rdquo; denir. Her grup en az üç kişiden oluşur. Grupların gezecekleri mesafeler ile yine bütün grupların nerede karşılaşacakları tespit edilir. &ldquo;Sınır gezme&rdquo;, köylünün topraktan beklediği ürünlerin doludan korunması ve o yılın bereketli bir yıl olması için yapılır. Sınırlar gezerken hiçbir adım duasız atılmaz. Gezilmemiş, dolaşılmamış hiçbir yerin kalmamasına dikkat edilir. Cumartesi günü (dernek günü) sabahleyin çok erkenden gruplar yola çıkar. Gruplardan biri doğu, biri batı, diğerleri de kuzey ve güney sınırları olmak üzere köyün sınırlarını dolaşmaya çıkarlar. Her adım dua okumakla atılır. Genellikle &ldquo;Tüncina&rdquo; okunur. Belirli mesafelerde de içlerinde Kur&#39;an-ı Kerim&#39;den ayetler yazılmış muskalar gömülür. Grubu teşkil eden kişiler, aralarında hiç konuşmazlar. Herhangi biri onlara bir şey sormak isterse, gruptan sadece üçüncü üye cevap verebilir. Öteki ikisi dua okumaya devam eder. Arada dere, çay varsa ve suyu geçilemeyecekse, gruplar karşılıklı olarak üzerine dua okunmuş taşlar atarlar. Bu taşlarla bütün mesafeyi kapsamaya çalışırlar. Çünkü çok az bir mesafe dahi kalırsa, dolu bulutu oradan geçebilir, ürünlere veya h&acirc;sılata zarar getirir. Gruplar bütün sınırları dolaşıp köy veya kasaba arazisini bir daire içine aldıktan sonra, birleştikleri yerlerde dua okur ve köye dönerler. Delikanlılar ise toplanıp Hıdırellez kuzuları satın alırlar. Hıdırellez günü, köy dışında kırlarda, bayırlarda şenlenecekleri yerleri tespit ederler, yapılacak şenliklerin planını yaparlar (Yenisoy, Kriçim 14).Lokovitsa&#39;daki Pomaklar, Hıdırellez&#39;den iki hafta önceki Çarşamba ve Perşembe günlerine &lsquo;alaca günler&#39; adını verirler. Bu günlerde eğer saatine denk gelirse yıkanılan çamaşırların renklerinin bozulacağına, yıkanan kişilerin de vücutlarında alacalıkların olacağına inanırlar. Bu yüzden iki hafta boyunca Çarşamba ve Perşembe günleri kesinlikle çamaşır yıkanmaz, banyo yapılmaz. Aynı zamanda bu günlerde ekmek yapılmaz. Çünkü bir yıl boyunca bu kişinin yaptığı ekmeğin küfleneceğine inanılır (KŞ3 ). Yine Lokovitsa&#39;daki Pomaklar, eski takvime göre Kasım günleri 140 olunca o gün yılan, akrep ve diğer zararlı hayvanların topraktan çıktığına inanırlar. Bu yüzden o gün iğne ellenmez. Ellenilen bu iğnenin yılan gibi zararlı hayvanların ısırmasına sebep olacağı düşünülür. Bundan korunmak için de un, tuz, ekmek sadaka olarak verilir (KŞ3 ). 5 Mayıstan itibaren Hıdırellez karşılanmaya başlanır. Hıdırellez&#39;i karşılamak için 5 Mayıs günü çay ve dere kenarlarına gidilir. Burada dua edilir ve dilekler tutulur. Kırk tane taş toplanır ve çaya atılır. Daha sonra dua edip dilek tutarlar. Çay ve dere kenarında çocuğu olmayan kadınlar, ağaç dallarından ve bez parçalarından beşik yaparlar. Ev, araba vb. şeylere sahip olmak isteyenler taşlarla istediği şeyin şeklini çizerek dilek tutarlar (KŞ6 ). Bazı bölgelerde Hıdırellez, Hıdırellez ateşi yakılarak karşılanır. Kırcali&#39;nin Ardino (Eğridere) ilçesine bağlı Süt Kesiği (Mleçino) köyünde Hıdırellez&#39;i karşılarken akşamleyin ateş yakılır. Oyunlar oynanır. Ateşin üzerinden atlanır. Hıdırellez&#39;le birlikte yaz gelmiş sayılmaktadır. Bağ, bahçe işleri başlamaktadır. Yazın bağda, bahçede iş yaparken, çalışırken yılanlar senden uzak dursun, yılanlar seni sokmasın düşüncesi ile ateşten hoplanmaktadır (KŞ7 ). Burgas&#39;a bağlı Aydos ilçesi Gerdeme (Yasenovo) köyünde 5 Mayıs akşamı boy boy ısırgan otları toplanır. Bunlar uzunluklarına göre aile fertlerine dağıtılır. En büyüğü ailenin en büyüğüne gelecek şekilde sıralanır. Isırganlar 5 Mayıs akşamı bahçeye yan yana dizilir. Hıdırellez sabahı herkes kendi ısırganına bakar. Kiminki diriyse o sene hiçbir hastalık geçirmeyeceğine inanılır. Eğer ısırganı solan olursa onun o seneyi hastalıklarla geçireceğine hatta öleceğine inanılır (KŞ8 ). Aynı geleneğe Filibe&#39;ye bağlı Aşağı Voden (Dolni Voden) beldesinde de rastlıyoruz. Bu geleneği anlatan kaynak kişilerden biri kız kardeşi için koydukları ısırganı ertesi gün solgun bulduklarını ve o sene yetişkin yaştaki kız kardeşinin öldüğünü söylemiştir. Kaynak kişi bu olaya inandığını belirtmiştir (KŞ9 ). 5 Mayıstaki en renkli Hıdırellez hazırlığı belki de &ldquo;martufal&rdquo;, &ldquo;martıval&rdquo; çömleğinin hazırlanmasıdır. Nasreddin (Bisertsi) köyünde 5 Mayıs günü, köyün en genç gelini, küçük kızların da yardımıyla, çeyizinden aldığı kalaylı bir kazanı kırmızı iplikler ve pek çok çiçekle süsler. İçine bir demet fesleğen çiçeği konulur ve biraz su dökülür. Gelinin kırmızı başörtüsüyle kazanın üzeri kapatılır. Küçük kızlar aile aile dolaşıp &ldquo;nişan&rdquo; toplar. Ailenin erkekleri için nişan konur. Kızlar kendi nişanlıları için kazana &ldquo;nişan&rdquo; koyarlar. &ldquo;Nişan&rdquo; için suda eriyip kaybolmayan madeni eşyalar; yüzük, bilezik, küpe vb. tercih edilir. Ertesi gün için hazırlanan bu kazan gelinin evinde bir gül fidanının dibinde saklanır. &ldquo;Ergen&rdquo; (bek&acirc;r) delikanlılar, bunu çalmak isterler. Bu girişimlerinde başarılı olurlarsa, &ldquo;nişan&rdquo;lar çıkarılmaz; bu da o yıl için uğursuzluk belirtisi kabul edilir (Georgieva 50).Krimçi&#39;de de en büyük heyecan, kızlar tarafından çömleğin hazırlanması sırasında yaşanır. Hıdırellez&#39;den bir hafta önce iki kulplu büyükçe bir çömlek alınır. Kızlar, çömleğin her tarafını kireçle sıvayarak çömleği bembeyaz yaparlar. Bir tarafına güzel bir kız resmi çizerler. Kireçten veya kumlu kireçten burnunu, biberden al yanak ve al dudak yaparlar. Kömür veya kömür suyundan siyah kaş çekerler. Göz yaparlar, uzun kirpik yaparlar. Sonra Hıdırellez arifesini beklerler. Hıdırellez&#39;e bir gün kala yani Hıdırellez arifesinde erguvan, gül, altıntop ve kartop gibi türlü türlü bahar çiçekleri toplarlar. Martufalı &ldquo;kınaya çıkarmaya&rdquo; hazırlarlar. Her kız bir eşyasını yüzük, küpe, bilezik, boncuk getirir. Birçokları sevdiği, ağabeyi, kardeşleri için de eşya verir. Akşamüstü bu eşyalar martufal içine konur. Çömleğin içi su doldurulur. Ağzına da sanki vazoya çiçek koyar gibi önceden hazırlanmış büyük bir gül demeti konur. Delikanlılar tarafından çalınmaması için, martufalı değişik yerlerde saklarlar. Akşam da yine delikanlıların bilmeyeceği bir gül altına getirip o gece martufalı orada bırakırlar (Yenisoy, Kriçim 14).Mesim Mahalle (Mıdrevo) köyünde 5 Mayıs öğleden sonra annelerinden canlı olarak doğan ilk iki kız, kalaylı bir küçük bakır kazana &ldquo;nişan&rdquo; (yüzükler, küpeler, gerdanlıklar vb. ziynet eşyaları, bir de küçük hacimli nesneler) toplar. Kız annelerinin bundan önce düşük yapmamış olması, ölü doğan çocuklarının bulunmaması gerekir. İki kız, kazanı iki yanından tutup ev ev dolaşarak &ldquo;nişan&rdquo; toplar. Büsbütün boş kalmaması için, kazana biraz su konur. Kızların &ldquo;nişan&rdquo; toplamak için evleri dolaşırken dam, çatı, saçak altlarında durmaları yasaktır. Örtülü kapılar varsa, kızların kapıya kadar gitmeleri doğru değildir. Daha uzaktan seslenmeleri gerekir. Hane sahibi kadın &ldquo;nişan&rdquo; vermek isterse, yine kızları avluya çağırmaz. Yalnızca biraz beklemelerini söyler. &ldquo;Nişan&rdquo; vermeyen kadın olursa bunu söyler; kızlar da başka eve geçer. İnanışa göre, bu kızlar bir çatı altında durursa, yazın kötü, yok edici yağmurlar yağarmış. Bütün köyü dolaşıp &ldquo;nişan&rdquo;ları topladıktan sonra, son Hıdırellez&#39;den önce evlenen genç bir çiftin evine kazan götürülür. Bir gül fidanının altına konulur ve üstü bir mendille örtülür. Ertesi gün &ldquo;nişan&rdquo;lar çıkarılmaya başlayana dek kazan orada kalır (Georgieva 50).Kırcali bölgesinde de Hıdırellez günü &ldquo;martıval&rdquo; çıkarmak için kazan hazırlanır. Kazanın içine keklik otu konulur. Diğer yerlerde olduğu gibi burada da bu kazan gül dibinde saklanır (KŞ5 ). Tımrış&#39;ta Hıdırellez akşamı 5 Mayısı 6 Mayısa bağlayan gece bir çömleğin içine herkes çiçek atar. Herkes attığı çiçeği iyice beller. O çömlek o gece genç kızlar tarafından bir gülün dibinde saklanır. Delikanlılar çömleği bütün gece ararlar. Bulurlarsa içi inek pisliği ile dolu çömlekle onu değiştirirler (KŞ4 ).Tsar Kaloyan&#39;da da genç kızlar, toprak çömlek hazırlarlar. Toprak çömleklere kendilerine ait yüzük, küpe, düğme ve kolye gibi eşyalar koyarlar. Ay ile yıldızlardan aydınlansın diye bu çömlek bir gülün dibine bırakılır. Delikanlılar ise, çömleği çalıp saklamak niyetindedirler, ama kızlar çömleği dört gözle beklerler (Bakırcıeva 2).Hıdırellez&#39;in habercisinin &ldquo;Tukuk&rdquo; kuşu olduğuna inanılır. &ldquo;Tukuk&rdquo; kuşu o gün çok ötüp insanlara Hıdırellez&#39;in geldiğini haber verirmiş. Hatta Hıdırellez günü eğer tavuk kuluçkada yatıyorsa bile kalkar, dolaşırmış. O günün Hıdırellez olduğunu anlarmış (KŞ8 ).6 Mayıs yani Hıdırellez sabahı gün doğmadan kalkmak gerekir. Küçük çocukları da erkenden kaldırırlar. Günün, aile üyelerinden birinin üzerine doğması, o yılın aile için bereketli olmayacağı anlamına gelir (Yenisoy, Kriçim 14). O gün Bulgaristan Türklerinde Nevruz ve Hıdırellez Kutlamaları 14 güneş doğduktan sonra akşama kadar katiyen kimsenin uyumasına izin verilmez. Eğer o gün biri uyursa kışın geceleyin tütün çizemeyeceğine inanılır. Bu yüzden o gün doğduktan sonra akşama kadar kimsenin uyumasına izin verilmez. Erkenden kalkanlar sabah namazını kılmak için kırlara giderler ve çimenlerin üzerine düşmüş çiğ tanelerinden abdest alırlar ve namaz kılarlar. Yani o gün abdest, su ile alınmaz. Namaz kılındıktan sonra kızılcıklarda sallanılır. Sallandıktan sonra bu ağaçtan çalı kesilir ve onlar kuşaklara, şapkaya, kollara sokulur. Daha sonra, yıl boyunca belin, göğsün, kolların ağrımasın diye çayırların üzerinde tekerlenilir/yuvarlanılır. Bunu da yaptıktan sonra eve gelinir. Haneye yıl boyunca sağlık, güzellik, dinçlik gelsin diye kızılcık ağacının dalları evin birçok yerine asılır. Dere boylarından budakların, söğütlerin en körpesi toplanır, dış bahçe kapısı bu dallarla süslenir. Evin kadınları sabahtan kalkarlar ve söğüt dallarından yaptıkları süpürge ile evin içerisini dışarısını mutlaka süpürürler (KŞ2 /KŞ7 ).Deliorman bölgesinde de Hıdırellez sabahı evlerin dış kapıları yeşilliklerle süslenir. Ocaklar ise bütün yıl boyu sütün kaymağı kalın olsun diye sütün kaymağı ile yağlanır. Botrov köyünde anneler, kuzuların uykusu kaçacak düşüncesiyle çocuklarının gündüz uyumalarına izin vermezler (Bakırcıeva 3).Gabrova&#39;da da sokak kapıları Hıdırellez sabahı ısırgan otu ve söğüt dalları ile süslenir. Böylece yaz günleri sineklerin daha az ve yaz günlerinin daha serin olacağına inanılır. Yıl boyunca sağlıklı olmak özellikle boğaz ağrısından korunmak için Hıdırellez sabahı ısırgan otu pişirilir ve yenir. Ayrıca sabahleyin iki, üç ne kadar yumurta yenirse yıl boyunca boğaz ağrısı çekilmeyeceği düşünülmektedir. Bize bu bilgileri veren kaynak kişi bizim &ldquo;Kanatçılar böyle yapardı&rdquo; diyerek düşüncesini kuvvetlendirmeye çalışmıştır. O gün yılan gelmesin diye elinle çalı, odun alıp eve getirilmez (KŞ5 ). Özellikle Rodoplar&#39;da Hıdırellez sabahı Arda&#39;ya gidilir. Bölgede buna &ldquo;suya uğramak&rdquo; denmektedir. Hıdırellez sabahı derelere yedi kere &ldquo;suya uğranılır&rdquo; yani Hıdırellez sabahı yedi defa dereler bir yıl boyunca sağlıklı olmak dileği ile geçilir (Mollova 383).Filibe bölgesinde de gün doğmadan kalkan herkes göğsüne ya da başına bir yeşillik, çiçek veya küçücük bir yeşil dal takar. Sokak kapıları da türlü çiçeklerden örülmüş küçük çelenkler veya çiçek demetleriyle süslenir. Delikanlılar ve kızlar, gizlice gidip sevgililerin sokak kapılarına çiçek asarlar (Yenisoy, Kriçim 14).Stara Zagora (Eski Zağra)&#39;da da Hıdırellez sabahı erken kalkılır. &ldquo;Saplama&rdquo; denilen dereye gidilir. Dizlerini çekip, hasta olanlar bir öte yana bir bu yana sudan geçerler. Ondan sonra kimin gözleri ağrıyorsa eller çayırlara, çimenliklere sürülür ve &ldquo;Ya Rabbi bu benim dermanım&rdquo; denilerek yüz ve gözler mesh edilir. Sabahleyin derelerin zemzem aktığına inanılır. Hıdırellez sabahı derelere gidip 15 besmeleyle şişelere su doldurulur. Buna &ldquo;şişeyi tazeleme&rdquo; denmektedir (KŞ10).Hıdırellez sabahı sağlık için çiğde tekerlenme Bulgaristan Türkleri arasında çok yaygın bir gelenektir. Deliorman bölgesindeki Bızın, Trıstenik ve Karan Varbovka köylerinde de sabahları erkenden çiğde üç kere takla atılır. İnsanlar en yeni elbiselerini giyerler, salıncaklarda sallanırlar. Salıncaklar mutlaka yeşil bir ağaca bağlanır. Bunların hepsi bir yıl boyunca sağlıklı, huzurlu ve rahat bir hayat için yapılır (Bakırcıeva 3).Tımrış bölgesindeki Pomaklar için de Hıdırellez yaz başlangıcıdır. Bu bölgede de insanlar, Hıdırellez sabahı erken kalkarlar. Akan suyun, derenin başında namaz kılar ve dua ederler. Herkes evinden getirdiği bakırı, tası oradaki su ile doldurur. O suyun içine dağdan, bayırdan toplanılan çiçekler konulur. Daha sonra bu su, ısıtılıp herkes o su ile yıkanır. Bütün yemekler o su ile yapılır. Hıdırellez&#39;de Hızır ve İlyas&#39;ın buluştuğuna inanılır. Bu yüzden Hıdırellez sabahı erken kalkılıp dua edilince onların yüzü suyu hürmetine o duanın kabul edileceği düşünülür. Yine aynı bölgede Hıdırellez gelince bütün evlerin, ahırların kapısına, yol kapılarına dikenli bir çiçek olan ve adına &ldquo;yemişen&rdquo; denilen bir çiçek takılır. Çünkü o gece &ldquo;cadı&rdquo; denilen biri evlerin kapılarından biraz kazıp, oyup o evin bereketini alırmış. Bu yüzden bu diken tılsım olarak kullanılır. Cadının o köyden biri olduğu sanılır. O gece sokaklarda çıplak gezer ve kapıları oyarmış. Tımrış&#39;ta, Hıdırellez&#39;in olduğu haftanın sonunda Pazar günü kır gezisine gidilir. Bu gezi bayram havasında geçer. Özellikle bu gezi için peynir helvası, pilav ve oğlak çevirme yapılır (KŞ4 ).Burgas&#39;ta Hıdırellez günü sarımsak yenirse o sene tarlada çalışırken hiçbir yılanın ona zarar vermeyeceğine inanılır. Hıdırellez günü buğday tarlalarına bakılır. Kimin tarlasında tek bir başak bile yoksa o yılın bereketsiz geçeceği düşünülür. Pek çok yerde olduğu gibi bu bölgede de Hıdırellez günü iş yapılmamaya çalışılır. İğne ve şiş ele alınmaz. Yemek olarak mutlaka kuzu pişirilir. Hıdırellez&#39;de kadınlar başlarını keklik otunun suyuyla yıkarlar. Hıdırellez&#39;de tukuk çiçeği (mor çiçekli, sümbül gibi bir çiçek ama taneli) yutulur. Bu çiçeğin şifa getireceğine inanılır. O gün hastalar, çimenliklere, ağaçların altlarına yani yeşil yerlere götürülür. Böylelikle şifa bulacakları düşünülür (KŞ8 ).Deliorman bölgesinde Piperkovo köyünde de Hıdırellez&#39;den bir gün önce içinde su bulunan kazana yumurta kabukları ve çeşitli bitkiler toplanıp konulur. Daha sonra bu kazan bir gülün dibine ya da çiçek açmış elma ağacının altına konulur ve bütün gece orada kalır. Hıdırellez sabahı evde su ısıtılır. Isıtılan bu suya bir gün önceden hazırlanan bitkili sudan ilave edilerek kadınlar önce çocukları yıkar. Daha sonra yaşlılar yıkanır. Böylece bir yıl boyunca ev halkından herkesin sağlıklı olacağına inanılır (Bakırcıeva 3).Rodoplar&#39;da Hıdırellez günü sağlık için bele ısırgan otu takmak yaygındır. Bulgaristan Türklerinde Nevruz ve Hıdırellez Kutlamaları 16 Kırcali&#39;ye bağlı Adaköy (Ostrovets)&#39;te de erken kalkılır. Akşamdan hazırlanmış ve ıslatılmış güzel kokulu yeşil budakları sabahleyin yüzlerine sürerler, abdest alırlar. Sağlıklı olmak için çiğde tekerlenirler. Hatta çimenlikte insanlar birbirlerini tekerlenmek için kaktırırlar. Vücutlarına ısırgan otu takarlar. Hıdırellez günü özellikle Yedi Kızlar camisinde bulunan taşlara şifa bulmak umuduyla gidilir. Bu taşın baş ağrısı, korku, rüya hastalıklarına yardımcı olduğuna inanılır. Burada bulunan bir taşa &ldquo;bel taşı&rdquo; denmektedir. Bu taş delikli bir taştır. Beli bacağı ağrıyanlar gidip o taşa sürünürler, içinden geçerler. Taşların üzerine birer elbise bırakırlar. Kimisi de para, santim bırakır. Dua okurlar. Aynı bölgede &ldquo;Damlalı kaya&rdquo;nın suyunun da şifalı olduğuna inanılır. Damlalı kayadan alınan su, konuşma özürlü çocuklara verilir. Böylece kekemelik normale dönermiş. Bu suyu içtikten sonra çocuk normal konuşurmuş. Giderken damacanalarla bu sudan götürürler. O gün Yedi Kızlar camisinde mevlit okutulur. Mevlitten sonra gelenlerin hepsine pilav ve şerbet ikram edilir. Hatta oraya gelenler evlerine dönerken evdekiler de tatsın, yesin diye ellerine birer poşet pilav verilir (KŞ11).Hıdırellez günü taşlardan şifa aramak Nasreddin (Bisertsi) ve Mesim Mahalle (Mıdrevo) köylerinde de yaygındır. Özellikle bugün, sağlık için Demir Baba Tekkesi&#39;ne gidilir. Tekkedeki taş deliklerine sağlık için el parmakları sokulur. Aynı yerdeki enerji taşına sırt üstü yatılır. Sağlık ve güç kazanmak için taş kaldırılır. Deliktaş&#39;tan baş ağrısına karşı mendil geçirilir. Hıdırellez günü çalışılmaz, iş yapılmaz düşüncesi bölgenin tamamında görülen bir uygulamadır. O gün tarlaya bile gidilmez. Çalı çarpı kesilmez. Hıdırellez günü çalışılırsa yılan ısırır diye inanılır. Hıdırellez günü evin etrafına, kışlaya evin bereketi için darı serpilir. (KŞ12). Hıdırellez günü hayvanlar boyunduruğa koşulmaz. Bütün hayvanlar evde dinlenir. İyice beslenir. Hayvanlar sığıra salınmaz. Hayvanlar sığıra salınırsa sütlerinin alınacağına inanılır. Bir daha da hayvanın sütü geri dönmezmiş. Sağılır hayvanı olanlar Hıdırellez günü komşularına ateş vermez. Çünkü hayvanlarının sütü komşulara gidermiş (Yenisoy, Kriçim 15).Deliorman bölgesinde de bayram günü çalışılmaz düşüncesi yaygındır. DveMogili (İki Tepe) köyünde eğer Hıdırellez günü asılı beyaz çamaşır varsa dolu yağacak diye düşünülür (Bakırcıeva 3). Hıdırellez sabahı erkenden dere kenarına gidenler dileklerinin resimlerini toprağa çizerler. Bazen dileklerini şekillerini taştan yaparlar. Kaynak kişilerden biri bunu &ldquo;Küçükken Hıdırellez sabahı dere kenarına gitmiştik. O sene Anadolu Lisesi sınavlarına girecektim. Dere kenarındaki toprağa okul resmi çizdim. Dilek olarak sınavı kazanmayı tutmuştum. Kim ne dilerse onun resmini toprağa çizer. Dilekleri ne ise taştan şekiller de yaparlar. Ev isteyenler taşları dizer, ev resmi yaparlar&rdquo; şeklinde dile getirmiştir (KŞ13). Hıdırellez sabahı kızlar saçları dökülmesin diye beliklerini yılan kabuğuyla örerler (Mollova 411). Krimçi&#39;de de kızlar sabahleyin erkenden kalkarlar saçlarını yıkarlar. Suyunu da servi ağacının köküne dökerler. Saçlarının servi kadar uzun olmasını dilerler. On altı on yediye kadar ince belik örerler. Orta beliğe de küçücük bir muska, küçücük bir altın, sarımsak başı, mavi boncuktan ibaret bir maşallah takarlar (Yenisoy, Kriçim 15).Benzer uygulama Mesim Mahalle (Mıdrevo)&#39;da da görülür. Mesim Mahalle&#39;de genç kızlar, sabahleyin yataktan kalkar kalkmaz, en yakın bir tahıl tarlasına (çavdar tarlası yeğlenir) gidip beliklerinin topuklarına dek uzaması için takla atar, yuvarlanırlar. Eve dönünce annesi kızının beliklerini örerken, uzun ve kalın olsunlar diye kız, sarılmış bir uzun ipin üstüne oturur. Genç kızlara her zaman tek sayılı üç ya da beş belik örülür. Evli olanlara ise, hep çift belik örülür. Kızının saçlarını ördükten sonra anne, uzun olmaları için bir eliyle onları tutup aşağıya çekerken, öteki elini kızının sırtına koyar. Dirseğini bir omzuna koyarken, parmakları öteki omzuna dayanır. Bu davranış beliklerin bir omuzdan ötekine dek olması için yapılır. Daha sonra ana kız minderlerin, döşeklerin ve baş yastıklarının örtülerini derleyip toplarlar (Georgieva 127).Filibe Kriçim&#39;de çok yüksek ve zayıf olan kız ve erkek çocukların başlarına yastağaçla vururlar. Vururken de üç defa &ldquo;Yukarı büyümesin, yana büyüsün&rdquo; derler. Kısa boyluların boyları oklava ile ölçülür. Arkasına, sırtına, beline, ayaklarına vurulur. &ldquo;Bu oklava uzun olduğu gibi kızım veya oğlum da uzun olsun&rdquo; denilir. Bu işlem üç kez tekrarlanır. Aynı uygulamaya Deliorman bölgesinde Koşarna&#39;da da görülür. Koşarna&#39;da çocukların boyu çok uzadıysa başlarına sini ile vururlar, kısa boyluları ise oklava ile döverler. Aynı bölgede Tatarların yaşadığı köylerde sadece o gün için yağlı çörekler &ldquo;maylekalakay&rdquo; yapılır. Mezarlığa gidilir. Mezarlıkta beyaz keten bir bez gerilir. Onun üstünde çörekler tekerlendirilir. Eğer çörekler yüz üstü düşerse yıl bereketlidir, ama ters tarafa düşerse çok zor bir yıl olacağı düşünülür. Batin&#39;de ise Hıdırelleze &ldquo;Yoğurt&rdquo; bayramı da denilmektedir. Bu gün zorunlu olarak börek ve yoğurt yenilir (Bakırcıeva 3).Hıdırellez sabahı bereket için tarlalar dolaşılır. Bu uygulamaya Mesim Mahalle (Mıdrevo)&#39;da da rastlıyoruz. 6 Mayıs sabahı ev sahibi, güzün ekilen tahıl tarlalarını dolaşmaya gider. Tarlalar yakında ise yaya, uzak ya da çamur varsa atla gider. Evin kadını sabahleyin uykudan uyanınca, bütün &ldquo;minder&rdquo;, &ldquo;döşek&rdquo; ve &ldquo;başyastığı&rdquo; örtülerini yünlerini çıkarıp serer. O gün çıkarılıp serilmezse, güvelerin bunları yok edeceğine inanılır. Tarlaları gezip dolaşmaktan dönen ev sahibi, başak bağlamış ekinlerden örnekleri eve getirir. Bundan sonra sabah kahvaltısına oturulur. Kahvaltı özellikle bulgurla doldurulan dulavratotu yaprak sarması, beyaz peynir ve yoğurttan oluşur. Yemekten önce biraz sarımsak dövülür, yoğurtla karıştırılır, sofraya konmadan önce sarmalar buna bulanır. Bu köyde de o gün iş yapılmaz, hayvanlar arabaya koşulmaz, süt ve yumurta kaynatılmaz; iğne ve bıçak ele alınmaz. Bunlarla iş yapılırsa, yazın orada yılanlar görünür diye inanıl- Bulgaristan Türklerinde Nevruz ve Hıdırellez Kutlamaları 18 maktadır (Georgieva 127).Sabahleyin yapılan ve yerine getirilen bu geleneklerden sonra herkes Hıdırellez&#39;in yapıldığı yere bayramlıklarını giymiş olarak gelir. Bundan sonra eğlenceler başlar. Delikanlılar, Hıdırellez&#39;i bağlarda, bahçelerde kuzu çevirmesiyle, yemek içmekle, eğlenmekle geçirirler. Kızlar, gelinler, kadınlar kurulan salıncaklarda sallanırlar. Bu eğlence yerlerinde gıngıraçlar, çıkrıklar kurulur. Halaylar çekilir. Karşılıklı türküler söylenir. Maniler atılır. Bugünün en heyecanlı, en çok beklenen anı &ldquo;martıval&rdquo; / &ldquo;nişan&rdquo; çıkarma anıdır. Mesim Mahalle (Mıdrevo)&#39;da pek çok kadın bir araya gelir. Bir gün önce son Hıdırellez&#39;den önce evlenen genç çiftin evine bırakılan kazanı almaya giderler. Omuzlarına büyük bir mendil atmış olan bir kadın arkalarından yürür. Kazanı bir alayın ortasına koyarlar. Kızlardan biri kazanın yanına oturur. Arkadan gelen kadın, siyah örtüyü kızın ve kazanın üstüne örter. Örtülü kızın eline bir de ayna verilir. Bir eliyle aynayı tutup bakarken, öbür eliyle, hiç bakmadan, bir gün önce toplanıp kazana atılan &ldquo;nişan&rdquo;ları bir bir çıkarıp çevresinde oturan kadınlara verir. Kadınların ellerinde çatal biçiminde birer çubuk vardır. Verilen &ldquo;nişan&rdquo;ı çatala takarak çevredekilere gösterirler. Kendi &ldquo;nişan&rdquo;ını tanıyana, onu yukarı kaldıran kadın bir mani söyler. &ldquo;Nişan&rdquo; sahibine geri verilir. Bir gün önce toplanan &ldquo;nişan&rdquo;ların hepsi çıkarılıncaya kadar böylece devam eder. &ldquo;Nişan&rdquo; çıkarma işi bitince genç kızlarla gelinler halay çekerler, oyun oynarlar. Sonra öğle yemeğine giderler. Öğle yemeğinden sonra yalnız kızlarla delikanlılar toplanıp salıncakta sallanırlar. Evlilerse, &ldquo;Cem&rdquo;e gidip Hıdırellez&#39;i kutlarlar. Nasreddin (Bisertsi) köyünde de bir gün önce köyün en genç gelin tarafından toplanan &ldquo;nişan&rdquo;lar 6 Mayıs günü yine gelinin evinde toplanan kadınlar tarafından çıkarılır. Türkü söyleyecekler, kazanın çevresine otururlar. Önce bir ilahi okunur. 12 İmam&#39;ın adı anılır. Sonra nişanlar çıkarılmaya başlanır. Nişanları ilk doğan bir kız çıkarır. Kazanın önünde oturur, karşısına büyük bir ayna konur. Aynaya bakıp, kazana bakmamak zorundadır. Bir fıtayı omuzlarına atarlar. Maniler söylenmeye başlanır. İlk ve ikinci mani yılın en mutlu, son mani yılın en tembel kişisi içindir. Maniler hiç duraklamaksızın sıralanır. Genç kız, bir ayva dalıyla bilezikleri birer birer ortaya çıkarıp verir. Kehanet gücünün olduğuna inanılan manilerin sözlerini herkes aklında tutar. &ldquo;Nişan&rdquo; çıkarma işi bitince kazana gül yaprakçıkları konur. Ağır bir hastalığın geçip geçmeyeceği bunlara bakılarak önceden söylenir. Yaprakçıklar dönerse, hasta iyi olacak demektir. Kazandaki suyun şifalı olduğuna inanılır. En sonunda kadınlar bu suyla ellerini ve yüzlerini yıkarlar. Orada hazır bulunanlara fesleğen tutamıyla su serpilir. Sağlık için birer yudum su içilir. Hastalıklardan arınması için, yedi kuyuya da bu sudan dökülür (Georgieva 51). Krimçi&#39;de ise ikindiye doğru, akşamüstü gül altından şenlik yerine getirilen &ldquo;martufal&rdquo;, düğünlerde gelini kınaya çıkardıkları gibi ortaya çıkarılır. Daha önce süslenmiş çömleğin kulplarından tutarlar ve daire şeklinde el ele tutunmuş kızlar ve genç gelinler çömleğin etrafında dolaşırken çeşitli türküler söylerler. &ldquo;Martuafal&rdquo;ı kınaya çıkardıktan sonra herkes çömleğin etrafında toplanır. Gelin gibi giydirilmiş, süslenmiş altı yaşlarında bir kız çocuğu &ldquo;martufal&rdquo;ın yanına oturtulur. Kızlar, gelinler, kadınlar mani söylemeye başlar. İlk maniler daha yaşlı kadınlar tarafından söylenir. Sonra da sırasıyla genç gelinler ve kızlar mani söylerler. Mani söylemeye oldukça fazla kadın katılır. Mani söylenirken kız çocuğuna &ldquo;Sok bakalım elini martufal içine, bakalım ne çıkaracaksın&rdquo; derler. Çocuk da çıkarır ve söylenen mani de bu eşyanın sahibinin olur. Gençler arasında &ldquo;gizli sevda&rdquo;, &ldquo;ayrılık&rdquo;, &ldquo;gurbet&rdquo;, &ldquo;askerlik&rdquo; varsa, söylenen mani de buna denk düştüyse &ldquo;Hay bakın, mani üstüne vurdu, nasıl oldu da bu gerçek manide çıktı&rdquo; derler. (Yenisoy, Kriçim 16) Tımrış&#39;ta ise Hıdırellez akşamı gün battıktan sonra ateş yakılır. Herkes ateşin üzerinden atlar. Daha sonra çiçekle dolu çömleğin başına bir kadın geçer. Bir mani söyler ve çömlekten bir çiçek çıkarır. Çiçek kime aitse mani onun için söylenmiştir. Çömlekteki çiçekler bittikten sonra çaya gidilir ve kırk tane taş atılır. Sonra kimin ne dileği varsa onu kuma çizer (KŞ4 ). &ldquo;Nişan&rdquo; çıkarılırken söylenen manilerden birkaç örnek: Bahçelerde gezersin Ala kuşak beldedir, Al kiraza benzersin Saçakları yerdedir, Sen benim sevgilimsin Dünya dolu y&acirc;r olsa, Neden beni üzersin (KŞ5 ) Yine kalbim sendedir (KŞ5 ). Altın dişim kanadı Yılan çıkmış meşeye Sevda bana yaradı Kuyruğunu vura vura İkimizin sevdası Benim y&acirc;rim geliyor Bir ateşte / kazanda kaynadı (KŞ2 ) Boynunu vura vura (KŞ2 ) Mani maniman açar Kum üstünde durulmaz Mani bilmeyen kaçar Gözyaşlarım kurumaz Gelin, kızlar mani söyleyelim Yürekten sevilen y&acirc;r Bulgaristan Türklerinde Nevruz ve Hıdırellez Kutlamaları 20 Hangimiz üstün çıkar Ölmeden unutulmaz (Yenisoy, Kriçim 17). (Yenisoy, Kriçim 17). Bahtiyar bahtiyar Uyan beyim uyan, Bahtiyarın adı var. Ağaç civarına dayan Bu bahtiyar kime düşerse Orta boylu gül fidan Bir senelik bahtı var. Koynuna girdim uyan. (Georgieva 50) Manici başı mısın? Cevahir taşır mısın? Sana bir mani versem Cebinde taşır mısın? (KŞ11)Kutlamalara 7 Mayıs günü de devam edilir. Bu gün büyük oyunlar oynanır. Ceviz ağacının altındaki meydanda toplanılır. Ağaca büyük bir ip salıncak kurulur. Tüm kadınlarla kızlar sallanır. Öğleden sonra kızlarla delikanlılar salıncak yanında toplanır. Her delikanlı kendi nişanlısı ya da sevgilisini sallar. Bütün gençlerin merakla beklediği eğlenceler bunlardır. Çünkü bu eğlencelerde kimin kimi sevdiği ortaya çıkar, yeni aşklar ilan edilir. Bu günden sonra dünürcüler salınır. Herkes en güzel elbiselerini giyer. &ldquo;Daire&rdquo; ve &ldquo;darbuka&rdquo; eşliğinde türküler söylenir, çeşitli oyunlar oynanır. En çok oynanan oyunlar &ldquo;Sekme&rdquo;, &ldquo;Alay&rdquo; oyunlarıdır (Georgieva 51).Mesim Mahalle (Mıdrevo) köyünde 7 Mayıs sabahı kahvaltıdan sonra bütün genç kızlar, genç ve yaşlı kadınlar, bayramlıklarını giymiş olarak &ldquo;Düldül İzi&rdquo; denilen yere giderler. Herkes evden bir şişe su ile bir kaşık, ceviz, kuruyemiş, kaynamış mısır ya da para alır. O mevkideki çukurlu kayadaki izler Hz. Ali&#39;nin Düldül adlı atının izleri kabul edilir. Oraya varınca ilk önce kayaların çukurları çevresine otururlar. Bu çukurlara şişelerinden biraz su dökerler. Daha sonra kaşıkla bu sudan alıp üç yudum içerler. Ellerini ve yüzlerini üç kez yıkarlar. Geri kalan suyu şişeye doldurup eve dönerler. O mevkie gidemeyen aile bireyleri de bu suyla aynı şeyi yaparlar. Geri kalan su, tavukların üstüne serpilir. Bu sudan içenin, bu suyla elini yüzünü yıkayan kimsenin yıl boyunca hastalanmayacağına, tavukların ise daha çok yumurtlayacaklarına inanılır. El yüz yıkandıktan sonra evden getirilen nesnelerden üçü &ldquo;Düldül İzi&rdquo;ne bırakılır. Daha sonra kenara çekilip ikişerli ya da üçerli  sıraya dizilirler, tek tek uzağa taş atarlar. Hangi kadın en uzağa taş atarsa, onun uzun ömürlü olacağına inanılır. Ondan sonra &ldquo;Delikli Taş&rdquo; denilen yere gidilir. Her kadın başörtüsünü bunun deliğinden üç kez geçirip yeniden takar. Bu iş, yazın baş ağrısı çekmemek için yapılır. Sonra çimenli ve eğimli bir yer seçip, yıl boyunca baş dönmemesine uğramamak için, her kadın üç takla atıp yuvarlanır. Bundan sonra kadınlar aralarında çeşitli oyunlar oynarlar. &ldquo;Göçmecik&rdquo;, &ldquo;Çömlecik&rdquo; &ldquo;Ebe karıcık&rdquo;, &ldquo;Suvancık&rdquo;, &ldquo;Kıraycık / Çingenecik/ Arap oyunu&rdquo; &ldquo;Öküzcü&rdquo; adlı oyunlar oynanır. Bulgaristan Türkleri arasında Nevruz ve Hıdırellez kutlamalarının sözlü kültür açısından çok zengin olduğu ortadır. Bölgedeki yapılan bütün uygulamaları ve kutlamaları buraya sıkıştırmak da mümkün değildir. Son olarak bölgede Hızır üzerine sözlü gelenekte oluşmuş bir anlatmaya yer vermek istiyorum. Bu anlatma Rusçuk&#39;a bağlı Slivnitsa (Kaya-mahalle) köyünde derlenmiştir. Yıllar önce Allah, dünyayı yaratıktan sonra, ortaya büyük bir ejderha çıkmış ve tüm çeşme ile kaynakların sularını içmiştir. Böylece dünyanın her tarafında susuzluk çekilmeye başlanmış. Ama yine de bu en büyük felaket sayılmazmış. Çünkü söz konusu ejderha her gün birer kız kapıp gidiyormuş. Günün birinde iki kardeş Hızır ve İlyas dünyayı dolaşıyormuşlar. Bir kuru çeşme yanında güzel bir kıza rastlamışlar. Kız ağlayarak onlara onu ne beklediğini anlatmış. İki kardeş kızı kurtarmaya karar vermişler. Çok geçmeden tüm dünya sarsılmış ve ejderha meydana çıkmış. İki kardeş onun altı başını kesmişler fakat yedinci başını sadece yaralayabilmişler. Ejderha bu haliyle Hızır ve İlyas&#39;ın elinden kaçmış. Hızır ve İlyas ejderhanın peşinden gitmişler. Bir pınarın yanına varmışlar. Pınarın içinden hafifçe sesler geliyormuş. Bir de ne görsünler? Pınarın içi kızlarla doluymuş. Üç gün üç gece kızları pınardan çıkarmışlar. Son kızı Mayıs&#39;ın 6. gününün sabahı çıkarmışlar. Bu olaydan sonra çeşme ve kaynaklardan tekrar su akmaya başlamıştır. İşte bu yüzden Hıdırellez su boyunda kutlanır ve kızların kurtuluşu için kuzu kesilip yenilir. Sonuç olarak şunları söylemek mümkündür: Türk dünyasının bir parçası olan Bulgaristan Türkleri arasında Nevruz ve Hıdırellez geleneksel bir Türk bayramı olarak kutlanmaktadır. Yapılan kutlamalarda eski Türk inancına ait uygulamalar bulunmaktadır. Ayrıca kutlamalar azınlık durumunda olan Bulgaristan Türklerinin kültürel kimliklerinin korunmasında ve bu kültürel kimliğin genç kuşaklara aktarılması gibi çok önemli bir işleve de sahiptir.Kaynak ŞahıslarKaynak Şahıs: 1 Adı ve Soyadı: Teodora Bakırcıeva. Rusçuk Tarih Müzesi&#39;nde uzman. Bakırcıeva, bu bilgileri bize 07.06.06 tarihinde Rusçuk&#39;taki görüşmemiz sırasında sözlü olarak aktarmıştır.Kaynak Şahıs:2 Adı ve Soyadı: Ragıp Engin / Yaş: 65 / Öğrenim Durumu: Pedegoji Okulu (Emekli Öğretmen) / Göç ettiği yer: Kırcaali / İkamet ettiği yer:Yıldırım -Bursa / Derleme Tarihi: 03-07-04.Kaynak Şahıs:3 Adı ve Soyadı: Naciye Gökyüz/ Yaş:74 / Öğrenim Durumu: Okumaz-yazmaz / Göç ettiği yer: Lokovitsa / İkamet ettiği yer: Eğridere-Biga / Çanakkale / Derleme Tarihi: 22.04.06.Kaynak Şahıs: 4 Adı ve Soyadı: Remziye Duman / Yaş:55 / Öğrenim Durumu: Okur-yazar. / Göç ettikleri yer: Tımrış. / İkamet ettiği yer: Sarıkaya Köyü / Biga / Çanakkale/ Derleme Tarihi: 23.04.06.Kaynak Şahıs:5 Adı ve Soyadı: Durdu Gül / Yaş:61 / Öğrenim Durumu: Okuryazar / Derleme Tarihi:06-08-2004 / Derleme Yeri: Gabrova / KırcaliKaynak Şahıs:6 Adı ve Soyadı: Rasime Karabıyık / Yaş:79 / Öğrenim Durumu: Okur-yazar / Göç ettiği yer: Lokovitsa / İkamet ettiği yer: Gümüşçay-Biga / Çanakkale / Derleme Tarihi: 23.05.06.Kaynak Şahıs:7 Adı ve Soyadı: Sevinç Mutlu / Yaş:44 /Öğrenim Durumu: Sanat Okulu Terk / Göç ettiği yer: Süt Kesiği (Mleçino) / Eğridere (Ardino) / Kırcaali / İkamet ettiği yer: Yıldırım- Bursa / Derleme Tarihi: 03.07.06.Kaynak Şahıs: 8 Adı ve Soyadı: Hasan Kambur / Yaş: 45 / Öğrenim Durumu: Lise / Göç Ettiği Yer: Aydos - Gerdeme - Burgas / İkamet ettiği yer: Taşköprü-Yalova / Derleme Tarihi:30.07.04.Kaynak Şahıs:9 Adı ve Soyadı: Hacı Kerim / Yaş:65 / Öğrenim Durumu: Lise / Derleme Yeri: İbrahim ÖZKAN 23 Aşağı Voden (Dolni Voden)- Filibe. Derleme Tarihi:10.08.04.Kaynak Şahıs: 10 Adı ve Soyadı: Müzeyyen Türker / Yaş:83 / Öğrenim Durumu: Okur- yazar / Göç ettiği yer: Stara Zagora (Eski Zağra) ili, Kazanlık (Kızanlık) ilçesi, Aleksandrovo (Okçular) köyü. İkamet ettiği yer: Hürriyet / Bursa. Derleme Tarihi: 06-07-2004.Kaynak Şahıs:11 Adı ve Soyadı: Mestan Mustafa Ahmet (Mestan Adalı) Yaş:63 Öğrenim Durumu: Emekli Öğretmen / Derleme Tarihi:09-08-2004. Derleme Yeri: Adaköy (Ostrovets) / Kırcali.Kaynak Şahıs:12 Adı ve Soyadı: Cemile (Kaynak kişi soyadını vermedi). Yaş:68 Öğrenim Durumu: Okumaz-yazmaz Derleme Tarihi:31-07-2004 Göç Ettiği Yer:Aydos / Taşlık Köyü / Burgas. İkamet Ettiği Yer: Yalova.Kaynak Şahıs: 13 Adı ve Soyadı: Yakup Güler. / Yaş:21 / Öğrenim Durumu: Üniversite Öğrencisi. / Derleme Tarihi: 06.05.06./ Göç Ettiği Yer: Mestanlı-Kırcali. / İkamet Ettiği Yer: Bursa.Kaynakça;Acaroğlu, M. Türker. Bulgaristan&#39;da Türkçe Yer Adları Kılavuzu. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayını.1998. Bakırcıeva, Teodora. &ldquo;Rusçuk&rdquo;ta Hıdırellez Gelenekleri.&rdquo; 5-11 Haziran 2006 tarihleri arasında Rusçuk&#39;ta düzenlenen 3. Uluslararası Türk ve Bulgar Halk Kültürü Sempozyumunda sunulan bildiri. 2006.Ekici, Metin. &ldquo;Bergama Yöresi Hıdırellez Geleneklerinde Toplum ve Çevre Bilinci.&rdquo; Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi Cilt 5. 1 (2005).53-60. Georgieva, İvaniçka. Bulgaristan Alevileri ve Demir Baba Tekkesi. Çev. M. Türker Acaroğlu. İstanbul: Kaynak Yayınları. 1998.Mollova, Mefküre Rıza. Doğu Rodop Türk Ağızlarının Sözlüğü. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları. 2003. Ocak,Ahmet Yaşar. İslam-Türk İnançlarında Hızır Yahut Hızır-İlyas Kültü. Bulgaristan Türklerinde Nevruz ve Hıdırellez Kutlamaları 24 İstanbul: Kabalcı Yayınevi. 2007.Pirverdioğlu, Ahmet. &ldquo;Türklerde Yılbaşı ve Bahar Geleneği.&rdquo; Türkler 3. Cilt. 2002. Şenyurt, H.S.&ldquo;Osmanpazarı Türkleri Örf ve Adetleri (Gelenekler / Görenekler).&rdquo; Tuna Boyu Dergisi 11 (2001). 5-10.Tacemen, Ahmet. Bulgaristan Türkleri Yılbaşı Bayramları ve Manileri. Adana: Adana Türk Ocağı Şubesi Yayını. 1991.Yenisoy, Hayriye Süleymanoğlu. &ldquo;Kriçim&#39;de Hıdırellez Manileri.&rdquo; Balkanlar&#39;da Türk Kültürü Dergisi 7 (1993). 14-20.Yenisoy, Hayriye Süleymanoğlu. &ldquo;Balkanlarda Nevruz Bayramı.&rdquo; Türk Dünyasında Nevruz Bayramı ve Önemi. Ankara: Bilkent Üniversitesi Bölge Ülkeleri Kurs Programları Direktörlüğü Yayını. 2002.Dr. Öğr.Üyesi İbrahim ÖZKAN,Afyon Kocatepe Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı BölümüBalkanlar&#39;da Türk Dili ve Edebiyat Araştırmaları Derneği ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bulgaristan Türklerinde Nevruz ve Hıdırellez Kutlamaları ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kim Kafayı Uyandırmak İster]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com//1387/</link>
            <description><![CDATA[*** Yarışmanın kuralları;
Her soruya cevap verme süresi 33 saniye. Seyirci, telefon filan, jokerleri yok. Tek joker; eşinize sormak. Sorulardan çekilme de yok. Tüm sorulara cevap vermek şart! 7 soruya da doğru cevap verenler ikramiyeyi, kendi eşinden alabilirler. Cevaplamaya geçmeden önce birer Türk kahvesi içilmesi olmazsa olmaz şartımızdır. Az miktar Yeni Rakı da olabilir... Yarışmamız başlıyor;]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com//1387/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Thu, 12 Mar 2020 13:12:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Bu günlerde içimiz dışımız Korona. Radyolarda, tivilerde, sokaklarda, kahvehanelerde, havada ve suda, velhasıl dünyanın her noktasında tek konu bu. Bizim bu konudan biraz arınmaya hakkımız yok mu? Gelin, kafaları biraz uyandıralım! Belki kesin şifa buluruz... ATV&#39;de &quot;Kim Milyoner Olmak İster&quot; yarışması var ya, biliyorsunuz çok eğlenceli. Eşek yavrusuna malak deriz, keçi yavrusuna sıpa deriz, lades kemiğinin tavuğun kıçında bulunduğunu biliriz, Çin Seddi&#39;nin Kore&#39;de olduğunu söyleriz vs. Ama bizler akıllı insanlarız ve her soruya doğru cevap vermesini biliriz. Hani, tiviler &quot;Kim Milyarder Olmak İster&quot;yarışması düzenlense hemen katılır, cepleri doldururuz. Ama böyle bir yarışma yapmaya güçleri yok adamların. Şimdi gelelim bizim yarışmamıza; Kim Kafayı Uyandırmak İster? Yarışmanın kuralları; Her soruya cevap verme süresi 33 saniye. Seyirci, telefon filan, jokerleri yok. Tek joker; eşinize sormak. Sorulardan çekilme de yok. Tüm sorulara cevap vermek şart! 7 soruya da doğru cevap verenler ikramiyeyi, kendi eşinden alabilirler. Cevaplamaya geçmeden önce birer Türk kahvesi içilmesi olmazsa olmaz şartımızdır. Az miktar Yeni Rakı da olabilir... Yarışmamız başlıyor; Birinci soru; İki komşu çocuğu konuşuyor. Biri; &ldquo;Bizde 10 tavuk vardı, birini kestik, 7 kaldı.&rdquo; Diğeri; &ldquo;Bizde de 10 tavuk vardı, üçünü kestik, 9 kaldı.&rdquo; Çocuklar doğruyu konuşuyor ama bu nasıl olur? Birinci baraj sorusu; Öğretmen çocuğa soruyor;- Önceki yaşın kaç idi?&ndash; Yedi.&ndash; Sonraki yaşın kaç olacak?&ndash; Dokuz.&ndash; Otur yerine! İki! Bu cevaba rağmen çocuk haklıydı. Ama nasıl?Üçüncü soru; Bir kadın, kocasını milyoner yapabilir mi? Nasıl?Dördüncü soru; 1&#39;den 99&#39;a kadar sayıları yazdığınızda kaç tane 8 yazmış olursunuz? İkinci baraj sorusu; 1950.yıllarda masal, fıkra ve tekerleme derken, önüme bir bilmece çıkmıştı. 1 milyonluk olmasa da 500 binlik bir soru gibiydi. Şimdi bu bilmece sorusunu Çinliler okul kitaplarında zek&acirc; testi olarak öğrencilere sunuyorlarmış. Biz de kendimizi bir denesek. Soru şöyle; Bir çiftçinin elinde bir kurt, bir keçi, bir lahana var. Bunları büyükçe bir nehrin karşı tarafına geçirmek istiyor, ancak köprü yok, sadece 1+1 yeri olan botu var. Kurdu alıp geçirse, sahilde kalan keçi lahanayı yiyecek. Lahanayı geçirse kurt keçiyi yiyecek. Önce keçiyi geçirse sahilde kalan kurt lahanayı yemeyecek ama sonraki seferde lahanayı veya kurdu geçirmesi gerekiyor. O zaman da karşı sahildeki keçi lahanayı veya kurt keçiyi yiyecek. Buna rağmen çiftçi çözümü buluyor. Ama nasıl? 500 binlik soru; Bir çoban bir adada koyun otlatıyor. Ada büsbütün ormanlık. Koyunlar deniz tarafına geldiklerinde çoban bir de baksa orman öteki uçtan alev almış, üzerine doğru geliyor. Kaçma şansları yok. Koyunlar (ve kendisi) ya yanacak ya denize girip boğulacaklar. Başka çıkar yol yok yani. Ama çoban çözüm buluyor. Nasıl? Bir Milyonluk Soru; Bir padişah düğününde at yarışları yapılacak. Padişah diyor ki, büyük ödül ilk gelen ata değil, son gelen ata verilecek. Yarışmacılar vurulmuşa dönüyor. Kimse yerinden kıpırdamak istemiyor. Yanlarına yaklaşan bir ak sakallı onlara sadece bir söz söylüyor; &hellip;  Ve sonuçta kıran kırana bir koşu yapılıyor. Bu ak sakallının sözü nedir? Yarışmamızın yeni bölümüyle devam etmesi için sizin sorularınızı bekliyoruz.Sabri CON ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/mak.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kim Kafayı Uyandırmak İster ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/mak.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sinemada 'şanslı koltuk' sürprizi]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/sinemada--sansli-koltuk--surprizi/1336/</link>
            <description><![CDATA[Aşk Tesadüfleri Sever 2 ve Eltilerin Savaşı filmlerini izlemeye giden beş şanslı sinemaseverin koltuklarının altına Morhipo.com tarafından hazırlanan 500 TL'lik hediye çekleri konuldu. Beş ayrı salonda birer koltuğun altına yerleştirilen hediye çekleri, film başlamadan önce yayınlanan Morhipo.com reklamında duyuruldu. Reklamda seyircilerden koltuklarının altına bakmaları istendi ve şanslı koltuklardaki beş seyirci hediye çekine sahip oldu.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/sinemada--sansli-koltuk--surprizi/1336/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Tue, 18 Feb 2020 12:26:08 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Aşk Tesadüfleri Sever 2 ve Eltilerin Savaşı filmlerini izlemeye giden beş şanslı sinemaseverin koltuklarının altına Morhipo.com tarafından hazırlanan 500 TL&#39;lik hediye çekleri konuldu. Beş ayrı salonda birer koltuğun altına yerleştirilen hediye çekleri, film başlamadan önce yayınlanan Morhipo.com reklamında duyuruldu. Reklamda seyircilerden koltuklarının altına bakmaları istendi ve şanslı koltuklardaki beş seyirci hediye çekine sahip oldu.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sinemada-sansli-koltuk-surprizi.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sinemada 'şanslı koltuk' sürprizi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sinemada-sansli-koltuk-surprizi.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Среща във влака с Кадрие Лятифова беляза дълбоката ми и неразривна връзка с Родопите и Кърджали]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com//1319/</link>
            <description><![CDATA[Най-значим обаче остана споменът за онова случайно запознанство, прераснало в безценно приятелство. Годините се оказаха безсилни да отнемат или отслабят чувствата ни към тази благородна жена с несравнима красота, превъзходен глас и голямо сърце. Тя не може да се опише, трябва да се усети.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com//1319/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Mon, 10 Feb 2020 15:52:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Стара Загора, 1962 година! На железопътната гара някои от пътниците слязоха от влака, други се качиха. Ние, северняци, идващи от историческия крайдунавски град Никопол, пътувахме към непозната за нас географска област на страната, към Родопите.Вече се свечеряваше, а нямахме представа кога ще пристигнем в Кърджали. Влакът, оставил зад себе си Дунавската равнина и Стара планина, напредваше през Тракийската низина. Вече не виждах нищо през прозореца и само по светлините опитвах да се ориентирам през села или градове преминаваме. Оставих химикалката и бележника, в който отбелязвах пропътуваните гари, и се отдадох на спомени&hellip; Наскоро бях завършила педагогическото училище в Разград. В онези години в Северна България педагогическите кадри бяха в излишък, а в Родопите &ndash; в недостиг. В семейството ни, до моите родители &ndash; учители, се наредих и аз. Имахме желание да работим заедно. С всеки изтекъл миг нарастваше желанието ни по-скоро да се доберем до крайната ни цел. Пътуването обаче сякаш нямаше край&hellip;Влезлият в купето кондуктор ме извади от изцяло погълналите ме спомени. Поиска за проверка, вече проверените ни от предходната смяна, билети. Обезпокоени, побързахме да го попитаме още колко остава до Кърджали и кога ще пристигнем. Усетил тревогата ни, отговори на турски език: &bdquo;Елате с мен&rdquo;. Последвахме го. Заведе ни в едно от последните купета. Там седеше чаровна млада жена. &bdquo;Запознайте се. Това е нашата известна певица Кадрие Лятифова. Тя също пътува за Кърджали и може да ви помогне&rdquo; &ndash; каза той, а себе си назова Ферхад. Ние бяхме нейни големи почитатели, наслаждавали сме се на чудесните й изпълнения по радиото. Каква щастлива случайност беше това! Тази съвсем неочаквана среща, лице в лице с нея, и то на такова място, много ни развълнува! Запознахме се. Поуспокоени от нейното непринудено и радушно отношение, поведохме разговор. Споделихме целта на пътуването ни. Тя одобри нашето решение. Тази приятна и сладкодумна жена ни очарова. Накара свитите ни пред неизвестността сърца да се отпуснат. Не усещахме вече и умората от дългото пътуване. Сега ни се искаше то да не свършва, за да не прекъсне задушевният ни разговор. Искаше ни се, но всяко пътуване, както и нашето, си има и край. Чули приятния глас на именитата ни спътничка: &bdquo;Ето вече пристигнахме в столицата на Родопите &ndash; Кърджали&rdquo;, се приготвихме и в мрака на нощта слязохме на перона. Баща ми с известно притеснение се обърна към нея: - &quot;Тук наблизо има ли хотел?&quot;Тя рязко реагира: -&quot;Какъв хотел? В никакъв случай. Тази вечер сте мои гости. Не ви пускам на хотел.&quot;Колкото и да възразявахме, не можахме да я убедим и тя ни отведе в дома си, който беше близо до сегашната автогара. Тази нощ и още няколко дни, докато уредим работите си, ни подслони в апартамента си. Когато бяхме заедно вкъщи, усмивката й не слизаше от лицето. Слушахме мелодичните й песни, разказваше за китните родопски села и градове, за тукашните добросърдечни хора. Създадената от нея атмосфера около нас прогони от сърцата ни веещите хладни северни ветрове и отвори път на топлия южняк. Накрая с това чудесно семейство, с две прекрасни деца &ndash; Вежди и брат му, се разделихме с топли прегръдки и целувки. Не си казахме &bdquo;сбогом&rdquo;. Напротив, така започна нашето приятелство&hellip; Смъртта, казват, не предизвестява. Съвсем неочаквано &bdquo;славеят&rdquo; на Родопите ни напусна. Много ни натъжи. Вече не беше между нас, но тя заслужено зае място завинаги в сърцата ни. Оттогава измина повече от половин век. Ние, северняците, станахме южняци. Създадохме приятелства, спечелихме много приятели. Най-значим обаче остана споменът за онова случайно запознанство, прераснало в безценно приятелство. Годините се оказаха безсилни да отнемат или отслабят чувствата ни към тази благородна жена с несравнима красота, превъзходен глас и голямо сърце. Тя не може да се опише, трябва да се усети. Ние сме щастливци, че ни се удаде да създадем приятелство с този ангел на земята. Сега, когато минавам през парка в центъра на Кърджали, спирам пред паметника й пред сградата на театъра, за да изразя своята неизмерима обич и отдам заслужена почит към тази неповторима жена. Кадрие Лятифова за мен е един стойностен човек, когото не съм, не мога и не искам да забравя. Това така и ще остане! Айгюл ГАВАЗОВА,Nov Jivot Gazetesi ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/-JvZM.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Среща във влака с Кадрие Лятифова беляза дълбоката ми и неразривна връзка с Родопите и Кърджали ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/-JvZM.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Akrep Mahmut, Tarantula Pepe…Kendileri de beslenmeleri de özel]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/akrep-mahmut-tarantula-pepekendileri-de-beslenmeleri-de-ozel/1322/</link>
            <description><![CDATA[İsfanbul Eğlence ve Alışveriş Merkezi'nin içinde yer alan Jungle Park'ta aralarında dev yılanlar, maymunlar, büyük örümcekler, kurbağalar, timsahlar, tünel akvaryum içerisinde köpekbalıkları ve tropik resif balıkları, kaplumbağalar ile egzotik kuşların yer aldığı 100 türden 400'e yakın canlı bulunuyor. 2 bin 500 metrekarelik alanda yer alan merkezdeki canlıların beslenmesine de özel önem veriliyor. Her şeyi yemeyen ve özel olarak besinleri seçilen canlılara verilen yemlere vitamin ve kalsiyum eklemeleri de veteriner hekimler kontrolünde yapılıyor.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/akrep-mahmut-tarantula-pepekendileri-de-beslenmeleri-de-ozel/1322/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Sun, 09 Feb 2020 12:30:44 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>İsfanbul Eğlence ve Alışveriş Merkezi&#39;nin içinde yer alan Jungle Park&#39;ta aralarında dev yılanlar, maymunlar, büyük örümcekler, kurbağalar, timsahlar, tünel akvaryum içerisinde köpekbalıkları ve tropik resif balıkları, kaplumbağalar ile egzotik kuşların yer aldığı 100 türden 400&#39;e yakın canlı bulunuyor. 2 bin 500 metrekarelik alanda yer alan merkezdeki canlıların beslenmesine de özel önem veriliyor. Her şeyi yemeyen ve özel olarak besinleri seçilen canlılara verilen yemlere vitamin ve kalsiyum eklemeleri de veteriner hekimler kontrolünde yapılıyor.</p>YEMLERİ ÖZEL OLARAK HAZIRLANIYOR<p>Merkezin en dikkat çeken canlısı olan sarı anakonda beslenme düzenine göre 10 günde bir beslenirken 1 adet rat faresi veya 1 tavuk but tüketiyor. Tatlı su köpek balıkları ise haftanın 3 günü beslenirken balık ve pelet yem veriliyor. Ortalama haftada 10 kilo hamsi, 3 kilo yem tüketiyorlar.</p><p>Veteriner hekimleri kontrolünde ve türüne göre beslenme düzeni doğrultusunda canlıların besinleri satın alınıyor. Besinler alındıktan sonra merkezin mutfağında hazırlanıyor. Bu aşamalar da bittikten sonra hazırlanan besinler, uzmanlar tarafından kontrol edilerek canlılar besleniyor. Her şeyi yemeyen canlılar ile onları besleyen bakıcıları arasında da adeta duygusal bir bağ oluşmuş durumda.</p>VİTAMİN VE KALSİYUM EKLEMELERİ YAPILIYOR<p>Kaplumbağa, örümcek ve maymunlara isim de takan bakıcıları, beslenme alışkanlıklarına göre hareket ediyor. Canlılar aylık 150 kilo meyve sebze, 50 kilo et, 50 kilo tavuk ve balık ile 50 kilo pelet yem ve böcek tüketiyor. Yem verilirken gerekli vitamin ve kalsiyum eklemeleri veteriner kontrolünde yapılıyor.</p>'BESLENMELERİNE ÇOK ÖZEN GÖSTERİYORUZ'<p>İsfanbul Tema Park Yönetici Direktörü Tankut Tonger, farklı türden canlılara ev sahipliği yaptıklarını söyleyerek, 'Veteriner hekimimiz sürekli bizimle, canlılara ehil ellerde bakılıyor. Beslenmelerine çok özen gösteriyoruz. Her canlının ayrı bir diyet programı var. Besinlerini özenle seçiyoruz, farklı ürünler vermeye gayret ediyoruz. Hayvanların sağlıklı olması için konforlu ortamlarda bulunmaları bizim için çok çok önemli' dedi.</p>MAYMUNLARIN FAVORİ YİYECEĞİ; YERLİ MUZ<p>Beslenme Uzmanı Alper Aytan ise, maymun ve kuşlar için manavdan sebze ve meyve aldığını dile getirdi. Aytan, 'Mevsimsel ve tropikal ürünler olmasına dikkat ediyoruz. Maymunlar, yerli muzu daha çok seviyor. Tadı daha güzel, besin değeri de daha yüksek olduğu için yerli muz alıyoruz. Elma, portakal, mandalina ve üzümü de besinlerine dahil ediyoruz' diye konuştu.</p>ET ALIRKEN TARİHİ VE TAZELİĞİNE DİKKAT EDİLİYOR<p>Tavuk eti alırken tüylerinin olmamasına özen gösterdiklerini söyleyen Aytan, 'Beyaz ve kırmızı et alırken tarihlerine, tazeliğine ve tüylü olmamasına dikkat ediyoruz. Sürüngen ve maymunları etle beslediğimiz için tüyü sindiremiyorlar, o yüzden sadece et olmasını tercih ediyoruz. Timsaha bütün tavuk alacağız, 8 parçaya bölüp kalsiyum ihtiyacını gidersin diye kemikleriyle birlikte veriyoruz. Burma pitonlarımıza tavuk göğsü ve but alıyoruz. Sarı anakondaya da but alacağız. Maymunlar, tavuk etinin dersini sevmiyor sadece kemiksiz et veriyoruz. Yılanlar genelde yemek seçmiyor' ifadelerini kullandı.</p>YILANLARA TAVUK ETİ VEYA DONDURULMUŞ FARE<p>Kuşların meyve ağırlıklı sabah, öğle ve akşam olmak üzere her gün üç öğün beslendiklerini anlatan Aytan, 'Sürüngenleri 3 günde bir, yılanları ise 5,10 ve 15 günde bir besliyoruz. Gün aralığı yılanların boylarına göre değişiyor. Yılanlara tavuk eti veya dondurulmuş fare veriyoruz. Memeli hayvanlara sebze, meyve ağırlık et de veriyoruz. Kertenkeleler ise böcek ve kurt tüketiyor' dedi.</p><p>Canlıları besleklerden kalsiyum ve vitamin takviyesi yapmaya özellikle dikkat ettiklerini aktaran Aytan, 'Takviyeler olmazsa sağlıklı beslenemezler. Canlı ayırt etmeden yemlerine multivitamin ve kalsiyum desteği koyuyoruz' diye konuştu.</p>HANGİ CANLI NE TÜKETİYOR<p>Tatlı su köpek balıkları: Haftanın 3 günü besleniyor, Balık ve pelet yem veriliyor. Ortalama haftada 10 kg hamsi, 3 kg yem tüketiyorlar.</p><p>Timsah Balıkları: Haftanın 3 günü besleniyor, her biri 9 adet hamsi tüketiyor</p><p>Siyam Timsahları: Haftada 1 defa besleniyor, her biri 1 tavuk tüketiyor</p><p>Sarı anakonda: 10 günde bir besleniyor ve 1 adet rat faresi veya 1 tavuk but tüketiyor.</p><p>Mısır yılanı: 10 günde bir besleniyor ve 1 adet dondurulmuş fare tüketiyor.</p><p>Burma Piton: 10 günde 1 besleniyor 1 adet bütün tavuk tüketiyor</p><p>Mavi dilli skink: Haftanın 3 günü Morio kurdu, tavuk eti, yumurta ve ıslak kedi maması ile besleniyor</p><p>Kırmızı yanaklı su kaplumbağaları: Pelet yem ile haftanın 3 günü besleniyor ortalama haftalık 500 gr yem tüketimi oluyor.</p><p>Koi balıkları: Pelet yem ile haftanın 3 günü besleniyorlar ortalama 200 gr yem tüketimi oluyor.</p><p>Macaw papağanı: Sabah- akşam Karışık meyve, çekirdek, yer fıstığı ve hazır papağan yemi ile besleniyor</p><p>Maymunlar: Haftanın her günü sabah, akşam karışık meyve, sebze, yumurta, ıslak kedi maması ve haşlanmış tavuk eti ile besleniyor. Haftalık ortalama 30 kg meyve sebze tüketimi oluyor.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/akrep-mahmut-tarantula-pepekendileri-de-beslenmeleri-de-ozel.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Akrep Mahmut, Tarantula Pepe…Kendileri de beslenmeleri de özel ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/akrep-mahmut-tarantula-pepekendileri-de-beslenmeleri-de-ozel.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ah şu türküler, türkülerimiz...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com//1300/</link>
            <description><![CDATA[Sonunda diyeceğim, türkülerimiz bizim için birer Osmanlı yadigârlarıdır. Göçlerin estirdiği yeller, onları da memleketten memlekete, yöreden yöreye savurmuştur ama silememiştir...]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com//1300/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Thu, 30 Jan 2020 16:07:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Şair Bedri R. Eyuboğlu&#39;nun deyimiyle; Ah şu türküler, türkülerimiz! Ana sütü kadar sıcak, ana sütü kadar temiz! Ne zaman olursa olsun, hangi şartlar altında bulunursa bulunsun; neşesini, çilesini ak kağıt üzerine yazan, kağıdı yırtıp yakınca taşlara çizen, taşlar kırılıp parçalanınca türküleri tırnaklarıyla oyup kalbine yazan büyük bir Türk soyundan geliyoruz... Ninelerimiz, dedelerimiz, analarımız ve babalarımız bayramlarda, akraba toplantılarında v.b. bahanelerle toplanıp türkülerimizi dinlerken hem gülmüşler, hem ağlamışlar. Çünkü bizim türkülerimizin her biri bir tarihtir. Varsın bizim çocuklarımız da bu türküleri söyleyip onlarla yaşasınlar! Her evden Türk müziği duyulsun, bu melodiler herkese bizim kim olduğumuzu hatırlatsın! Türkülerimiz, adet ve ananelerimiz yaşıyorsa, biz de varız demektir... Buna bir de ünlü ses sanatçısı, şair ve radyocu Osman Aziz&rdquo;in; &ldquo;Üstünlük söz konusu olunca bizim türkülerimizden, bizim müziğimizden üstün yoktur dedim hep, diyorum ve diyeceğim de. Bu başka milletlerin müziğini sevmiyorum anlamına gelmiyor, ama hepsi bizim müzikten sonra gelir&rdquo; söyleyişini de il&acirc;ve edince, her Türkün gururu olan türkülerimizin değeri kat kat artıyor... Deliorman ve Dobruca`nın hangi köyüne varsan yeni bir türkü veya şarkı işitiyorsun. Türkülerimiz yaşadıkça bizler de yaşıyoruz. Son zamanlarda türkülerimizin hangi yöreye ait oldukları tartışılmış da olsa onlar bizimdir, yani her nerede söylenip dinleniyorlarsa, çünkü Rumeli&#39;ye ve Rumeli&#39;den göçlerle, onlar da ister istemez doğdukları yerleri terk etmişler ve yeni yörelere taşınmışlar. Örneğin meşhur &ldquo; Yüksek tepelere ev kurmasınlar&rdquo; türküsü bizim Tuna boyuna aittir diyebilirim. Bu delili ilk olarak çok gerilerde kalan, 1966 yılı, Silistre&rdquo;de o zamanki Sofya Radyosu&#39;nun Türkçe bölümünün yeni türkü ve türkücüler araştırmasından biliyorum. Çok genç de olsam, o günü hiç unutamadım. Şimdiki şehir kültür evinin bir salonu dopdoluydu, hem türkücü hem türküseverlerle. Sancağımızdan başka, o zamanki Tolbuhin&#39;den de katılımcılar vardı. Ben köyümüzden iki adayla ( Şezai ve Angel ağabeylerle) orada bulunuyordum. Doğduğum köyümden dost ağabeylerim, Bekir Ruşit ( şu an radyoda türküleri çalnmaktadır), o zamanları köyümüzün saz ve ses sanatçısı Şakir Mustafa&#39;yı halihazırda orada bulmuştum. Şakir ağabeyim, &ldquo; Yüksek tepelere ev kurmasınlar&rdquo; türküsünün icrasından sonra, komisyondan biri, bu türkünün buraya ait olduğunu söylemesini hiç unutmam. Birkaç yıl sonra, artık merhum olan Şakir ağabeyime, o zamanları çıkan &ldquo;Ziya&rdquo; gazetesi ofisinin önünde (o aynı zamanda şiir ve makaleler de yazıyordu) buluştuğumuzda soru sual ettiğimde, konuyu araştırdığını söylemişti ve türkünün hik&acirc;yesinin Aşağı Rahva ve Silistre&rdquo;nin Küçük Mustafa Tepesi&#39;nde geçtiğini belirtmişti. Geçenlerde öğrendim ki, bu türkü Türkiye Trakya&#39;sının bir köyüne de aitmiş. Tartışmak da istemem, çünkü her neresinin olursa olsun, o bizimdir, Türklerin... Alişim&#39;in Kaşları ( gözleri) Kare türküsünün hik&acirc;yesi ise Romanya Dobruca&#39;sına kadar uzanmaktadır. Başka bir söyleyişe göre, Rusçuk Tuna boylarının Taban ve Martin köylerinde cereyan etmiştir, bu aşk serüveni. Ha oralı, ha buralı, o da bizim türkümüzdür, kahramanları Türkler olduğuna göre. Sonunda diyeceğim, türkülerimiz bizim için birer Osmanlı yadig&acirc;rlarıdır. Göçlerin estirdiği yeller, onları da memleketten memlekete, yöreden yöreye savurmuştur ama silememiştir... Sonunda yeri gelmişken, türkülerimizden örneksiz geçmeyelim. YÜKSEK TEPELER Yüksek yüksek tepelereEv kurmasınlarAşrı aşrı memleketeKız vermesinler Annesinin bir tanesiniHor görmesinler Nakarat: Uçan da kuşlara malüm olsun Ben annemi özledim Hem annemi, hem babamı Ben köyümü özledim Babamın bir atı olsa Binse de gelseAnnemin kanadı olsa Uçsa da gelse Kardeşlerim yolları bilseBilse de gelse  ELVEDA SİLİSTRE Çek kayıkçı yavaş yavaş Dalgalarla durma savaş Yelkenleri rüzgar sallar Gözyaşlarım suya damlar Kal sekamet kömür gözlüm. Silistre`nin kalesinden Yüreğimde parça kaldı Kara sevda yüreğimde Diken gibi kökler saldı Kal sekamet kömür gözlüm. ALİŞ`İMİN KAŞLARI KARE Aliş`imin kaşları kare aman Sen açtın sineme yare Bulamadım derdime çare aman Nakarat: Görmedin mi ol civan Alişimi Tuna boyunda Ah evleri var hane hane aman Benleri var tane tane Saramadım yane yane aman Evleri var yol başında aman Benleri var sol kaşında Saramadım genç yaşında aman Nakarat: Görmedin mi ol civan Alişimi Tuna boyunda Görmedin mi o aslan Alişimi Eller koynundaKaleme alan: Habil KURT ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/-TGr6.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ah şu türküler, türkülerimiz... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/-TGr6.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Misyon'umuza Merhaba !]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/misyonumuza-merhaba-/1298/</link>
            <description><![CDATA[Onunla geç tanışmış olduğum için üzüntülüyüm. Ama artık onunla beraber olmak üzüntülerimi siliyor. Sizlerin de üzülmemeniz için MİSYON gazetesi ile birlikte olmanızı, daha doğrusu-birlikte olmamızı diliyorum.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/misyonumuza-merhaba-/1298/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Fri, 24 Jan 2020 16:55:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ MİSYON gazetemizin &ldquo;doğacağını&rdquo;duyduğum zaman epey heyecanlanmıştım. Gazete için susuzluğumuz vardı çünkü. Gazete okumamak dünyada hiçbir şey görmemek demektir.1945-1975 yılları arasında, Bulgaristan&#39;da iyi kötü, ufak tefek Türkçe gazetelerimiz vardı. Ne hoştu onları alıp okumak! Gün geldi, gazetelerimiz ad ve dil değiştirdi. Zevkle okuduklarımız sona erdirilmiş, yeni okuduklarımız ise zehir etkisi yapmıştı.1989 sonrasında da belimizi doğrultamadık. Yeni &ldquo;doğan&rdquo; bazı gazete ve gazetecikler olduysa da bunların ömrü maalesef bir kelebek ömrü kadar oldu. Okuma hevesimiz de saman alevi gibi bir yandı, bir söndü. Okuyucunun zevkine göre gazete yapamıyorsan olup olacağı budur.Gazeteyi para kazanmak sevdasıyla çıkarıyorsan bu da olmuyor. Velhasıl, zor iş gazetecilik. Gazete çıkarmak her yiğidin harcı da değil. Ama adam gibi yazılar sunan bir gazeteye okuyucular olarak bizim ihtiyacımız büyüktü. Gazetesiz olamazdık.Diyeceksiniz ki, günümüzde teknoloji var, sosyal medya var, şu var, bu var... Evet, var. Var ama hiçbir teknolojili sosyal medya yazısı gerçek bir gazetenin yerini tutamaz. Gerçek bir gazete seni iyi eğitir. Ondan her türlü bilgiler alırsın. Onu cebinde taşıyıp ister bugün, ister yarın okuyabilirsin. Sana ışık saçar ama sağlığına zarar verici negatif elektronik dalgalar saçmaz. Önemli bulduğun yazıları da kesip dosyanda yıllar yıllar bulundurabilirsin.Tabi ki, gerçek Türkler olarak bize Türklüğü anlatan, öğreten, sevdiren bir gazetemiz olmalıydı. MİSYON gazetesi bizler için işte böyle bir edinim. Onunla geç tanışmış olduğum için üzüntülüyüm. Ama artık onunla beraber olmak üzüntülerimi siliyor. Sizlerin de üzülmemeniz için MİSYON gazetesi ile birlikte olmanızı, daha doğrusu-birlikte olmamızı diliyorum.Yolumuz engelsiz, bel&acirc;sız, uzun ve güneşli olsun sevgili okuyucular!Sabri CON ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/misyonumuza-merhaba-.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Misyon'umuza Merhaba ! ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/misyonumuza-merhaba-.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Babamın bir atı olsa binse de gelse /  Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/babamin-bir-ati-olsa-binse-de-gelse--annemin-yelkeni-olsa-ucsa-da-gelse-/1280/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/babamin-bir-ati-olsa-binse-de-gelse--annemin-yelkeni-olsa-ucsa-da-gelse-/1280/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/kultur/">Kültür</category>
            <pubDate>Mon, 20 Jan 2020 16:02:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ İlk kez Tekirdağ&#39;ın Malkara köylerinde söylenmeye başlayan bu acıklı türkünün hikayesi şöyle; Çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. On altıya yeni bastığında Zeynep&#39;i köylerindeki bir düğüne gelen Ali isimli bir genç görür ve çok beğenir. Köyüne döndüğünde hemen dünürcü gönderir. Zeynep&#39;i Ali&#39;ye verirler ve hemen düğünleri olur. Zeynep&#39;in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece mesafededir. Zeynep anne baba ve kardeşini tam 7 yıl göremez. Bu özlem Zeynep&#39;in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır köyün büyük tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemeni gidermeye çalışır. Kocası Zeynep&#39;in özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından Zeynep&#39;i horlamaya eziyet etmeye başlar. Sonunda bu özlem ve horlanma Zeynep&#39;i yataklara düşürür. Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep&#39;in düzelmesi için köyden gelip geçenler anasının babasının çağrılmasını ister. Başka çaresi kalmadığını anlayan kocası da kaynanası ve kayın babasına haber vermeye gider. Altı gün altı akşam süren bir yolculuk sonrası köye ulaşan anne-baba Zeynep&#39;i yatakta bulurlar. Perişan bir halde olan Zeynep hala türküsünü mırıldanmaktadır; Anne babası da türküye söylemeye başlarlar. Çevrelerindeki bütün köy kadınları duygulanıp ağlarlar. Annesi fenalık geçirir. Zeynep hasretini giderir ama çok geç kalınmıştır. Bir daha iyileşemez ve ölür. ***Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler Annesinin bir tanesini hor görmesinler Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim Babamın bir atı olsa binse de gelse Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse Kardeşlerim yolları bilse de gelse Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/babamin-bir-ati-olsa-binse-de-gelse--annemin-yelkeni-olsa-ucsa-da-gelse-.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Babamın bir atı olsa binse de gelse /  Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/babamin-bir-ati-olsa-binse-de-gelse--annemin-yelkeni-olsa-ucsa-da-gelse-.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
    </channel>
</rss>