<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
   <channel>
      <title>Misyon Gazetesi</title>
      <link>https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/</link>
      <language>tr</language>
      <description>Türkiye ve dünya gündeminden haberler ve son dakika gelişmeleri takip etmek, editör ve yazarların gündeme dair kaleme aldıkları güncel köşe yazılarını ve analizlerini okumak için, doğru adrestesin!</description>
      <category>Newspaper - Bulgaristan</category>
      <lastBuildDate>Mon, 11 May 2026 00:11:29 +0300</lastBuildDate>
      <ttl>1</ttl>
      <sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	  <sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
      <atom:link href="https://www.misyongazetesi.com/rss/haberler/bulgaristan/" rel="self" type="application/rss+xml"/>
      <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com"/><atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.superfeedr.com"/>
        <item>
            <title><![CDATA[Böylesini hiç görmedik]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/boylesini-hic-gormedik/2254/</link>
            <description><![CDATA[İnsanlar öfkeli, bu karmaşadan sorumlu olanları kınıyorlar. Bulgaristan Parlamentosu’nda Türkiye’deki seçim sandıklarının sayısını sınırlayanlara karşı oy vermekte kararlılar. 

“Böylesini hiç görmedik” diyor oy hakkını kullanmak için sıraya giren hemşerilerimiz.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/boylesini-hic-gormedik/2254/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sun, 19 Apr 2026 13:33:58 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><br>Duyulmamış ve görülmemiş bir şey! </p><p>Sabahın erken saatlerinden itibaren Bursa&#39;da sandıkların önünde seçmenler çok uzun kuyruklar oluşturdu. </p><p>Son yıllardaki demokratik oy verme pratiği böyle bir olaya hiç tanık olmamıştı. </p><p>Bulgaristan Başkonsolosluğu önünde devasa bir kuyruk uzadıkça uzadı. Aynı şekilde Görükle  semtindeki okulun önünde de küçümsenmeyecek bir kalabalık vardı. </p><p><br>İnsanlar öfkeli, bu karmaşadan sorumlu olanları kınıyorlar. Bulgaristan Parlamentosu&#39;nda Türkiye&#39;deki seçim sandıklarının sayısını sınırlayanlara karşı oy vermekte kararlılar. </p><p>'Böylesini hiç görmedik' diyor oy hakkını kullanmak için sıraya giren hemşerilerimiz.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/boylesini-hic-gormedik_1776594836_JH3vI1.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Böylesini hiç görmedik ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/boylesini-hic-gormedik_1776594836_JH3vI1.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Vitrindeki Dostluklar ve Düşmanlıklar]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/Vitrindeki Dostluklar ve Düşmanlıklar/2248/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/Vitrindeki Dostluklar ve Düşmanlıklar/2248/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 02:35:11 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Siyasetin vitrininde dostluklar düşmanlığa, düşmanlıklar ortaklığa dönüşüyor; seçmen ise bu döngüye gözlerini kapatıyor.</strong></p><p>Siyasetin vitrinine bakınca ilginç bir tabloyla karşılaşıyoruz. Herkes bir şekilde başkasının yardımıyla yükselmiş, sonra onu düşman ilan etmiş, ardından yönetimde ortak olmuş, tekrar düşman, sonra yeniden ortak… </p><p>Hatta 'Işık' adlı yeni örgüt bile eski oyunculara yaslanıyor: Nastimir Ananiev, önce Reformcu Blok&#39;ta Meglena Kuneva ileydi, sonra PP&#39;de, şimdi ise başka bir isim altında yarışa giriyor.</p><p>Asıl dikkat çekici olan, yalanların ve çıkar ilişkilerinin sözde ilkeli seçmeni uzaklaştırması gerekirken, gerçekte tam tersinin yaşanması. </p><p>Verilen sözler çiğneniyor, çirkin uyumculuk sergileniyor, ama bazıları yerini koruyor; çünkü seçmen gözünü kapatıyor, sadece güzel olanı hatırlıyor ya da siyasi ihanete rağmen kişisel çıkarını sürdürmeye devam ediyor.</p><p>Sağın çekirdeği sayılan 'Mavi Bulgaristan&#39;ın' aldığı düşük destek şaşırtıcı. Çünkü geçmişte üyeleri üst raftaki bir figürle işbirliği yapmış ve bu affedilmez bulunmuş. Oysa başka oluşumlar aynı ve hatta daha yakın ilişkiler kurmuş, ama onlara hoşgörü gösterilmiş.</p><p>Sorun şu ki, bu oluşumlar meydanlarda slogan atmaktan öteye geçemiyor. Oysa en sonda yer alan oluşum, net bir ideolojiye ve pragmatik çözümlere sahip: hukuk düzeni, düşük yolsuzluk, işleyen rekabetçi ekonomi…</p><p>Ama 'ilkeli' seçmen propaganda ve yalanların esiri olmuş, rakipler arasındaki gerçek bağları görmezden geliyor, sahte farklılıklara sarılıyor. Oysa tek gerçek fark var: net ideoloji ve somut eylemler ile popülist kıvırmalar arasındaki fark. </p><p>Ne yazık ki gerçek ve potansiyel fikirdeşler birleşip güçlü bir sonuç çıkaramıyor.</p><p>Seçmen, vitrine bakarken gerçekten gördüğünü mü seçiyor, yoksa görmek istediğini mi?</p><p><strong>Stoyan Radev,</strong></p><p><strong>Sofya</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/stoyan-radev_1774481940_M81LZg.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Vitrindeki Dostluklar ve Düşmanlıklar ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/stoyan-radev_1774481940_M81LZg.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Türkçe demek Türk demektir]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/turkce-demek-turk-demektir/2185/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/turkce-demek-turk-demektir/2185/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Wed, 02 Jul 2025 15:07:42 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>Son zamanlarda, topluluk terimi sosyal medyada yerleşik hale geldi.</strong><strong>Neden şimdi hatırladılar? Çaresiz oldukları ve tekrar içine sığınmak istedikleri için mi?</strong><strong>Türk ve Müslüman azınlık topluluğumuz, kendi siyasi temsilcilerinden fayda gördüğü kadar da çok zarar gördü, özelikle Türkçe eğitim konusunda.</strong><strong>Ülkemizde, din ve dil özgürlüğü olmasına rağmen, bizim toplum, din dersini ve özelikle  de ana dili Türkçe eğitiminden vaz geçti…</strong><strong>Halbuki, en baştan Türkçemizin özgürce kullanımı ve ana dilimizde eğitim görmek için, en ulvi duygularla zamanında greve kalkışmıştık, hem de üç ay boyunca…</strong><strong>HÖH partisi, zamanında Türkçe eğitimden tamamen elini çekti, şimdiki durum ise çok vahim. </strong><strong>Bir topluluk, yani  bizim Türk ve Müslüman azınlığı için en önemli değer onun dili, dini ve kültürüdür.</strong><strong>Bu değerleri korumak ise bizlere ve seçilmiş  temsilcilerimize büyük sorumluluklar yüklüyordu, çoğumuz bu uğurda özverili davranarak toplum önünde öncülük etmeliydi, örnek olmalıydı. </strong><strong>Evet, Türk dili ve kültürüne ağırlık veren bazı siyasetçiler vardı, bu uğurda bir çok çalışmalar yapıldı, fakat bütün bunlar yeterli değildi; çünkü ana dili eğitim meselesi, uzun vadeli siyasi stratejiler gerektiriyordu. </strong><strong>Bunun yerine bizim seçtiğimiz vekiller, öncülüğü sadece kendi çocuklarına ve ailelerine büyük iş alanları açmaya tanıdılar; parayı, yalıyı ve daha  da fazla para edinme hırsına kapıldılar, tek kelimeyle yolsuzluğa ve dolandırıcılığa başvurdular ve  işin içinden çıkmak için, kendilerini kurtarmak için halkı sattılar…</strong><strong>Bu pısırık ve korkaklar, şimdi de 'azınlık' diyemediklerine, 'toplum' (' общност') sözcüğünü uydurdular. </strong><strong>Sizler, hangi toplumdan söz ediyorsunuz?</strong><strong>Yok ettiğiniz, 'topluluk' dediğiniz bir  tutam insan, artık size GÜVENMİYOR…</strong><strong>Çoktan çürümeye yüz tutmuş siyasetiniz sizin olsun! </strong><strong>Sizin beğenip  ve karşımızda böbürlendiğiniz mal, mülk ve para sadece dünya hayatının geçici ve çekici süsü konumundadır, asıl sürekli  ve bki kalacak olan  ise  yüce Türklüğümüzdür.</strong> <strong>Zekiye HASAN </strong> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/turkce-demek-turk-demektir_1751461137_erszvH.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Türkçe demek Türk demektir ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/turkce-demek-turk-demektir_1751461137_erszvH.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Demir Baba unutulmuyor]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/demir-baba-unutulmuyor/2184/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/demir-baba-unutulmuyor/2184/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Tue, 17 Jun 2025 09:22:31 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Ceferler ( Sevar ) köyü sakinleri, Kızılburun ( Ruyno ) köyü yakınlarında ki Demir Baba&#39;nın bizlere bıraktığı Ayazma&#39;sına anlamlı bir ziyaret.Bugün, Ceferler köyünün kıymetli bayanları ve sevgili genç kızları, Kızılburun köyü yakınlarındaki Demir Baba&#39;dan bizlere miras kalan Ayazma Mağarası&#39;nı ve şifalı suyunu ziyaret ettiler.Bu özel buluşmada, Ayazma&#39;nın serinletici suları eşliğinde bir araya gelmek, onlara huzur ve tazelenme verdi. Doğanın sunduğu bu mucizevi suyun ve mağaranın büyülü atmosferini deneyimlemek, Ceferlerli grup için unutulmaz bir gün olarak kalacak.Böyle güzel anlar biriktirmek ve gelenekleri yaşatmak paha biçilmez bir zenginliktir.<strong>Adem Kula</strong> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/demir-baba-unutulmuyor_1750141424_lrEHsJ.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Demir Baba unutulmuyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/demir-baba-unutulmuyor_1750141424_lrEHsJ.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bu mudur  bizim arzuladığımız demokrasi]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/demokrasinin-bedeli/2170/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/demokrasinin-bedeli/2170/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Mon, 21 Apr 2025 16:22:39 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>Bir zamanlar evler çamurdandı, ama içindekiler altın gibiydi.</strong><strong>Şimdi evler altın gibi, ama ruhlarımız adeta çamura dönüşmüş…</strong><strong>Bir zamanlar memleket topraklarında hayat vardı.</strong><strong>Sabah, horoz sesleriyle uyanan köyler, tütün tarlalarında ter döken analar, hayatın içinde yoğrulmuş, emeği kutsal sayan insanlar…</strong><strong>Şimdi o insanlar birer birer yaşlandı ve her geçen gün bir tabut daha toprağa verilmekte…</strong><strong>Köy mezarlıkları dolarken, evler boş kalıyor.</strong><strong>Çalışanlar tükendi, yoruldu.</strong><strong>Bir zamanlar üretimin omurgası olan nesil, şimdi anıların gölgesinde sessizce çekiliyor bu dünyadan.</strong><strong>Peki ya gençler?</strong><strong>Gençler artık Avrupa&#39;da…</strong><strong>İngiltere&#39;de, Almanya&#39;da, Hollanda&#39;da…</strong><strong>Bir tabak sıcak çorbanın, bir parça huzurun peşinde.</strong><strong>Kimisi hastabakıcılık yapıyor, kimisi inşaatta çalışıyor.</strong><strong>Ama hiçbiri kendi köyünde, kendi yurdunda değil.</strong><strong>Çünkü burada umut yok, çünkü burada gelecek yok.</strong><strong>***</strong><strong>Demokrasi dediler…</strong><strong>Herkese eşit haklar, özgürlükler vaat ettiler.</strong><strong>Ama bu demokrasi sadece tabelalarda kaldı.</strong><strong>Adalet gitgide zenginleştikçe, halk fakirleşti.</strong><strong>Devlet küçüldü, halkın yükü büyüdü.</strong><strong>Birileri 'özgürüz' diye bağırırken,</strong><strong>binlercesi göç yollarında kayboldu.</strong><strong>Köy okulları kapandı, anaokulları sessiz…</strong><strong>Bir çocuğun sesi duyulmaz oldu bu topraklarda.</strong><strong>Bir zamanlar top oynanan meydanlarda şimdi yabani otlar  yetişmekte.</strong><strong>Hayat, yavaşça terk ediyor buralarını.</strong><strong>Soruyorum size: Bu muydu arzu edilen demokrasi?</strong><strong>Halkın sırtına yük olan, gençleri vatanından eden, mezarlıkları doldurup şehirleri boşaltan, bu düzen midir adalet?</strong><strong>Demokrasi sadece sandıktan ibaretse, o sandığın içinde umut kalmadı artık… </strong> <strong>İbrahim Soytürk,</strong><strong>İstanbul </strong> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/demokrasinin-bedeli_1745243022_KjCuZ9.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bu mudur  bizim arzuladığımız demokrasi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/demokrasinin-bedeli_1745243022_KjCuZ9.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Öğretmenlerim bana sınıftaki sıra numaramla seslenirlerdi]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/ogretmenlerim-bana-siniftaki-sira-numaramla-seslenirlerdi/2160/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/ogretmenlerim-bana-siniftaki-sira-numaramla-seslenirlerdi/2160/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Fri, 28 Feb 2025 00:51:52 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Adların zorla değiştirilmesini tasvip edemeyen öğretmenler, sınıftaki sıra numaramla seslenirlerdi<br><br>Şair Aziz Nazmi Taş, 40 yıl önce yaşanan sözde 'soya dönüş' sürecinin komünizmin Doğu Avrupa&#39;daki çöküşüne denk gelmesinin onun kısa ömürlü olmasını sağladığını söylüyor.<br><br><br>Adların zorla değiştirilmesini tasvip edemeyen öğretmenler, sınıftaki sıra numaramla seslenirlerdi<br><br>Ailenizde isimleri nasıl değiştirdiler hatırlıyor musunuz? Bir yere mi çağırdılar, evinize mi geldiler?<br><br>İsimlerin değiştirildiği 1984/1985 ders yılının kış aylarında Batı Rodoplar&#39;ın kalbinde bulunan, aynı zamanda da benim doğum yerim olan güzelim Smolyan şehrinde ilkokul beşe gidiyordum. Kimlik sahibi olmam için yaşım tutmadığından benim reşit olmayan dünyamda adım sadece okul kayıtlarında ve sınıf karnelerimde değişmesi gerekiyordu. Bir gün işten eve dönen babam, öğrencisi olduğum okulun başında bulunan müdürün, onun çalıştığı kamu işleri ve hizmetleri (БКС) şirketinin müdürünü defalarca arayıp Türkçe adımı öğrenci listelerinde görmeye artık tahammül edemediğini, ailece adlarımızın bir an önce değiştirilmesi gerektiğini dile getirdiğini anlattı. Bu olaydan kısa bir süre sonra o zamanki emniyet elemanlarının anne ve babamın kimliklerini ellerinden aldığını anladım.<br><br>Evimize gelen olmadı, ama babam çoğu hafta sonu yaptığı üzere Doğu Rodoplar&#39;daki köyüne giderken milisler yolda durdurup 'yeşil pasaport' denen kimliğine el koymuşlar, yenisini almak için bölge karakoluna gitmesi gerektiğini söylemişler. Ninelerimin ve dedelerimin köylerine ise silhlı milisler gelip köylüleri muhtarlığa toplamıştı.<br><br>Aile reisleri hane fertlerinin yeni isimleri belirlenirken söz sahibi sayılırdı ama birçoğu bu işi karakollarda ve muhtarlıklardaki memurlara devretmeyi tercih ediyordu. Yeni kimliklerde kullanılmak üzere eski kimliklerde yer alan siyah-beyaz fotoğrafların apar topar kalitesi düşük fotoğrafları çekildiği için ad değişimi süreci tamamlandığında kimliğin bir Türk&#39;e ait olup olmadığını anlamak için fotoğraf kısmına bakmak yeterli oluyordu.<br><br>Okul müdürü, adımın nihayet değiştirildiğini haber veren müjdeyi alınca sınıfımdan sorumlu öğretmen Mariya Angelova&#39;ya bana yeni karne doldurtması talimatını vermiş. Adı gibi meleği andıran bir öğretmendi. Acımı bir nebze hafifletmek için karneye dayatılmış ismi bizzat doldurup bana teslim etti. Kendisine müteşekkirim.<br><br>İsimler değiştirildikten sonra okula gidince arkadaşlarınız nasıl karşıladı? Arkadaşlarınız hangi adınızı kullanıyordu?<br><br>Türkçede kullanılan okul arkadaşı tabirini her zaman garipsemişimdir, çünkü ilkokulda da lisede de sınıfımda sadece tek bir arkadaşım oldu. Yedinci sınıfa kadar şehrin en büyük okulu olan 'Kiril ve Metodi'de öğrenciydim ama orada geçirdiğim altı yıl boyunca ikinci bir Türk öğrenciye rastlamadım. Pomaklar vardı ama tümünün adları Bulgarcaydı. Belki de bu durumdan dolayı kendimi çok yalnız ve dışlanmış hissediyordum.<br><br>Adların değiştirildiği dönemde okullarda eşzamanlı olarak veli toplantıları düzenlendi ve anne babalara çocuklarına konuyla ilgili bilgi vermeleri, bundan böyle kesinlikle Türk isimlerinin kullanılmaması istendi. Benim okulda bir, bilemedin iki Türk öğrenci için ciddi bir 'çaba' sayılırdı. Devletin uydurduğu efsaneye göre bizler Osmanlı döneminde zorla Türkleştirilmiş ama hlihazırda topluca Bulgar kökenini idrak edip aslına dönmek için Hıristiyan adları benimseyen Müslümanlardık ve eski adlarımızın kullanılmasından hiç mi hiç hoşlanmıyorduk, dolayısıyla öğrenciler bizi incitmemek için bize sadece yeni isimlerimizle hitap etmeliydi. Gerçekten de sınıfımdaki bütün öğrenciler sadece Bulgar ismiyle bana sesleniyordu. Bir defasında en çok beğendiğim öğretmenlerden biri Dora Damyanova, Rusça dersinde bana gerçek adımla hitap edince, sınıftaki öğrencilerin büyük kısmı 'Onu incitiyorsunuz! Onun adı be değil!' diyerek duruma itiraz etmişlerdi. Bunu yaparken de gayet samimiydiler.<br><br>Adların zorla değiştirilmesini tasvip etmeyip ıstırabımı bir nebze hafifletmek isteyen öğretmenler, bana sınıftaki sıra numaramla seslenirlerdi: 'Tahtaya 3 numara çıksın' ya da bana elle işaret edip sorularını cevaplamamı söylerlerdi. Ne var ki karnemin ikinci sayfasında isimleri sıralanan öğretmenlerin sadece küçük bir kısmı bana dayatılan ismi duydukça ruhumda kopan fırtınaların farkındaydı. 6. sınıfta okul karnemi kendim doldurmam gerekiyordu ve bunu yapmaya kalkıştığımda nefret ettiğim ismi yazarken büyük bir günah işlermişim hissine kapıldım ve düştüğüm durumun üstesinden gelebilmek için bir azizlik düşündüm. Bakış açısına göre buna şeytanlık da denebilir tabi. Yunan asıllı Bulgar adının üzerine yaz tatillerinde Şakir dedemden öğrendiğim Arapça harflerle 'Aziz' yazdım. Bu ara sizinle adaş sayılırız, İzzet de aynı kökten türeyen bir isimdir. Yeni icat ettiğim sahte ad üzerine hakikisini yerleştirme işlemini 'velinin adı' kısmına da uygulayarak 'Nazmi' yazdım. Ama bu bile beni teselli etmeye yeterli olmadığı için ortaokulda karnelerimi hep babama, lise yıllarında ise can dostum Yavor Şopov&#39;a doldurttum. Bunlar benim devlet politikalarına çocukça karşı koyma eylemlerimdi. Karnelerden farklı olarak okul defterlerim 'düzenbazlıklara' daha elverişliydi. Başlangıçta üzerlerine hiçbir şey yazmıyordum, daha sonraları ise sınıf numaramla yetiniyordum: No.2, No.3 ve No.24. Bir defasında okul dönüşü çantamı otobüste unutmuştum, kaptan polise teslim etmiş, ama defterlerin hiçbirisinde isim bulamayınca sahibini tespit etmek epey sürmüştü. 'Soya Dönüş' adımı basit bir matematiksel imgeye indirgemişti.<br><br>Akrabalarınız, komşularınız adlarınızı nasıl öğrendi, kullandı mı bu adları?<br><br>Ailece anne babamın memleketinden 80 kilometre kadar uzağında bulunan Smolyan&#39;da yaşadığımız için yakınımızda pek akraba yoktu. Bir tek annemin yeğeni Rahim ve ailesi aynı şehirde kalıyordu. Şehir genelinde belki 20 civarında tanıdık Türk ailesi daha vardı. 1985-1990 arası ne biz onların devlet tarafından dayatılan adlarını, ne de onlar bizimkileri merak edip kullanmaya kalkıştı. Yaşadığımız apartmandaki komşularımız da aynı hassasiyeti gösteriyordu.<br><br>Konuyla ilgili bir okul hatıramı daha paylaşmak istiyorum. Tarih öğretmenim V. P. iki hafta boyunca dersinin ilk dakikalarında beni karatahtaya çıkarıp sınıfın önünde nine, dede, hala, amca, dayı ve teyze gibi yakın akrabalarımın adlarını sordu. Ad değiştirme süreci yeni tamamlanmıştı, istesek bile ev telefonlarımızın bile olmadığı o zamanki şartlarda o kadar kısa zamanda akrabalarımızla iletişime geçemezdik. Zaten bundan önce de nadiren mektuplaşıyorduk, bu melun dönemde Bulgar isimlerini sadece ağır hastalık ve vefat gibi acil durumlarda telgraf çekmek için kullandık. Uzun yıllar Tarih dersinde maruz kaldığım işkencenin hocanın marifeti zannettim ama otuz yıl aradan sonra bir sohbet esnasında ağabeyimin bir sınıf arkadaşından aynı şeyin başka bir okulda onun da başına geldiğini öğrendim. Bu olayı kendisinden değil de başka birinden işitmek de manidar. Belli ki ağabeyim böyle bir olayı paylaşmayı gururuna yedirememişti.<br><br>Vefat etmiş dedelerinize adlarını nasıl seçtiniz?<br><br>Genellikle asıl isim ile dayatılan arasında fonetik benzerlik olmasına dikkat edilirdi, ama Ş harfiyle fazla Bulgar ismi olmadığından yeni isimleri nüfus kütüklerine kaydeden memur babama M ile başlayan bir isim teklif etmiş. Niye dedeme değil de babama onu da bilemiyorum, muhtemelen yerli idarelerin bizim köylerdeki yaşlıları şehre kadar taşıma zahmetine katlanmamak için. Şakir dedemin eşi Emine ninem 1984&#39;ün yazında vefat ettiği için ad değiştirme zulmüne tanık olmadı. Yeni kütükte Türk isminin yerine nasıl bir isim düşüldüğünü de asla öğrenmedim, merak da etmedim. Annemin baba adını da o dönemde bazı formlarda doldurmama rağmen hafızamdan silmişim. Soyadı konusunda babam şöyle bir hile denemiş: Şakir dedem gençliğinde Münir ve İsmail adında iki kardeşi ile taşçılıkla uğraşmış, babam da nüfus memuruna 'mümkünse soyadımız Taşçiev olsun' demiş. Memur bunu kabul etmemiş ama yine de ailemize kıyak geçerek kütüğe 'Taşev' yazmış. Dayatılan ismin kıyısındaki bu taş ev bir nebze olsun acımızı hafifletmişti ve ben imkn doğrultusunda 'A. N. Taşev'i kullanıyordum.<br><br>Bulgarca adınız neydi diye sormayacağım, ama alışabildiniz mi?<br><br>Asla ve kata! Her duyduğumda içim burkuluyordu. Okulda düzenlenen bir şiir çevirisi yarışmasına katılmıştım ve uğraşım ödüle layık görülmüştüm. Ödül töreninde okul müdürü beni sahneye çağırdığında etrafımdaki öğretmenlerin ve öğrencilerin çıkmam konusunda ısrar etmelerine rağmen yerimden kımıldamamıştım. Tabi sonra müdürün odasına çağırıldım ve açtığım isyan bayrağının hesabı soruldu. Tutumumu izah ederken 'Ben bir süredir şiirler yazıyorum ve bugüne dek onları hep 'Aziz Taş' diye imzaladım' demiştim. Bu gerçeği yansıtıyordu. Bir süre önce Smolyan&#39;da katıldığım yazarlık kulübü 'Atanas Dalçev'in hocası şair Hristo Stoyanov daha ilk günden bana sadece Türk adımla hitap edeceğini ve şiirlerimi nasıl imzalayacağımı kararlaştırmamız gerektiğini söylemişti. Ben de gönlümden geçen Taş&#39;ı o zaman tedavüle sokmuştum.<br><br>Bugünden bakınca bir kişinin isminin değiştirilmesi, milletinin değiştirilmesi saçma geliyor insana, sizce o zamanki devlet bunun başarılı olacağına inanıyor muydu?<br><br>Bu tür devlet politikaları genellikle uzun vadeli olur ve mağdurların tepkileri doğrultusunda hızlandırılır veya yavaşlatılır. Sözde 'soya dönüş' sürecinin 1980&#39;li yılların ikinci yarısına dolayısıyla komünizmin Doğu Avrupa&#39;daki çöküşüne denk gelmesi onun kısa ömürlü olmasını sağlamıştır. Benzer süreçler Bulgaristan&#39;daki Pomak ve Müslüman Romanlara 20. yüzyıl boyunca defalarca dayatıldığından günümüzde bu kardeşlerimizin birçoğu (en azından devlet nezdinde) Bulgarca isimler kullanmaktadır.<br><br>Bu olaylar ülke dışında biliniyor mu? Öğrenince tepkiler ne oluyor?<br><br>O dönemde Bulgaristan&#39;dan yurtdışı televizyon kanalları izlenemediğinden adlarımızın zorla değiştirilmesi olayına tepkileri bir tek Amerika&#39;nın Sesi Radyosu (Voice of Amerika) ve Özgür Avrupa Radyosu (Radio Free Europe) gibi medya organların Bulgarca ve Türkçe yayınları sayesinde takip edebiliyorduk. Türkiye&#39;nin yanı sıra ABD, Batı Almanya ve daha birçok ülkenin bu süreci kınadığını ve Bulgaristan üzerine diplomatik baskı uyguladığını öğrenmek bizi umutlandırıyordu. Bir programda 'Hasan Nasıl Asen Oldu' başlıklı bir yorumu hatırlıyorum. Hasan&#39;dan 'h' atılınca Asan, Asan&#39;ın ise Asen ile benzerliği aşikr. Ağlar mısın güler misin?<br><br>İmkn doğrultusunda bu olayları mazide kalmasına rağmen yurtdışında katıldığım çeşitli forumlarda dile getirmeye çalıştım. Örneğin, 2007 yılında ABD&#39;denin Iowa şehrinde katıldığım bir yazarlık programında düzenlenen 'Göç, Diaspora ve Sürgün' başlıklı panelde 1984-1990 arası yaşanan zorla Bulgarlaştırma ve zorunlu göçün tarihçesini ve Bulgaristan Türk yazarlarının bu sürece tepkisini anlatan bir tebliğ sundum. Doğal olarak orada bulunanların neredeyse hiçbiri böyle olayların yaşandığından haberdar değildi ve verdikleri tepki ve değerlendirmeyi önceki soruda kullandığınız bir ibareyle özetleyebilirim 'saçma'.<br><br>İsimlerinizi ne zaman ve nasıl geri aldınız? Bize zorla verilen Bulgar isimleri hl nüfus kayıtlarında korunuyor. Bu doğru mu sizce?<br><br>1990 yılının ilk aylarında televizyon ekranlarında izlediğimiz bir haberden isimlerimizi mahkemeye başvurarak geri alabileceğimizi öğrendik. Süreci babam takip ettiği için ayrıntı hatırlamıyorum, ama sanırım mesele mahkemeye gerek kalmadan belediye nezdinde hallolmuştu. Türk isimlerine ilk kavuşanların 1984 öncesinde de olduğu gibi baba ve soyadlarının sonlarında '-ov/-ev' vardı yine, ama bizim şansımıza sıra bize gelene kadar bu eklerin kullanılması zorunluluğu ortadan kaldırıldı. 1989 ve sonrasında birçok soydaşımız eski adını geri alamadan Türkiye&#39;ye göç etti ve Bulgar adları hukuken geçerliliğini korumuş oldu. Gönül isterdi ki devlet başvuruya gerek kalmadan eski isimleri iade etsin ama bunu yapmadığına göre dayatılan isimler resmî olarak nüfus kayıtlarında korunmaya devam edecek çünkü pasaport da dhil 1984-1989 arası değiştirilen veya verilen birçok belgede Bulgar isimleri mevcut ve bunlar yok edilirse yine sahipleri mağdur edilecek.<br><br>O dönemde yalnız isimlerimiz alınmadı – Türkçe konuşmalar yasaktı, vefat edenler tabutla gömüldü, bunlardan ziyade şehitlerimiz oldu, hapse atılanlar, kamplara gönderilenler. Tüm bu suçlar cezasız kaldı. Haksızlık değil mi bu?<br><br>Haksızlığın daniskası! İşin en kötü yanı da bazı yerlerde Türkçe konuşma vesaire yasakların aydın diye geçinen Türkler tarafından denetlenmesi ve kendi akrabaları bile olsa yasakları ihll edenlere ceza kesmeleri… Şehitlerimizin ruhları şad olsun! Hapse giden, kamplara gönderilen ve herhangi bir şekilde kimliğimize sahip çıkanlardan Allah razı olsun! Vatanımız bildiğimiz devletin adalet sistemi ve 35 yıldır bizi temsil ettiğini iddia eden siyasî partiler bu süreçte işlenen suçların cezasız kalmasını sağladıkları için, mecburen suçluları da toplumca O&#39;na havale etmek zorunda bırakılıyoruz, çünkü bilindiği üzere 'Geciken adalet adalet değildir'. </p><p><strong>İzzet İsmailov,</strong></p><p><strong>БНТ</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ogretmenlerim-bana-siniftaki-s_1740693198_ybQf1W.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Öğretmenlerim bana sınıftaki sıra numaramla seslenirlerdi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ogretmenlerim-bana-siniftaki-s_1740693198_ybQf1W.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Прокуратурата крие важни  доказателствата за  катастрофата с Лютви Местан]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/lutvi-mestan/2157/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/lutvi-mestan/2157/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Thu, 27 Feb 2025 23:57:09 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ 6 години прокуратурата в Кърджали крие важни  доказателствата за  катастрофата с Лютви Местан<p ><strong></strong></p><strong>Сподели</strong><p class='descimg' ><strong>Липсващата при катастрофа и начертаната ден по-късно стоп линия - кой е манипулирал по този престъпен начин местопроизшествието -</strong></p><p >  Бащата на загиналото при инцидента бебе е препускал минути преди трагедията през кръстовища със скорост 2 пъти по-голяма от разрешената, без да е обезопасил детето със задължителния триточков колан в специализирано столче </p><p ><strong >Бившият лидер на ДПС и ДОСТ бе подложен на прокурорски и публичен линч, а дали това не е било политическо разчистване на сметки?</strong></p><p >Прокуратурата в Кърджали е допуснала престъпна злоупотреба с веществени доказателства по делото с катастрофата с Лютви Местан, при която загина 6 месечно бебе. Оказа се, че в продължение на 6 години – умишлено или от немарливост и слаб професионализъм държавното обвинение в родопския град не е предоставило на вещите лица важно писмо от КАТ – Кърджали. За него стана ясно едва тази седмица по време на двудневния разпит на свидетели по делото за катастрофата край с. Загорско,  от 14.04.2019 г. Оказва се, че пътни камери са засекли и  заснели минути преди инцидента колата, която се удря в автомобила на Местан, управлявана от Юсеин Тефик да извършва поредно две тежки пътни нарушения, движейки се бясна скорост</p><p >    В 13:17:15 ч., т.е. само 6 минути преди да пресече непрекъсната забранителна линия в района на с. Загорско и да навлезе в насрещна лента, в която челно и отдясно удря със своето БМВ, управлявания от Местан Фолксваген, бащата на загиналото бебе - Юсеин Тефик е засечен на опасното кръстовище на с. Глухар да преминава  със скорост от 86 км при ограничение от 60 км/ч. Само 4,5 минути по-късно същият автомобил БМВ е засечен да минава през друго изключително опасно кръстовище за с. Седлари, но вече със скорост от 116 км/ч при ограничение от максимум 60 км/ч. и то с необезопасено бебе на задната седалка. Тези важни факти стават ясни от писмо на ОДМВР - Кърджали, подписано от началника на КАТ  и изпратено до Окръжна прокуратура-Кърджали още на 16 май 2019 г.(редакцията на Faktor.bg разполага с копие от писмото и всички нови доказателства по делото, б.р.).</p><p >Но най-скандалното следва - Юсеин Тефик изминава разстоянието от с. Седлари, където е заснет от втората камера до мястото на удара с Местан само за 2 минути и десетина секунди, защото ударът между двата автомобила се случва в 13 часа и началото на 24-тата минута. За 2 минути и 10-15 секунди той изминава разстояние от точно 6 км. Всеки може да провери - това е пътя от кръстовището на с. Седлари до Загорско. Освен това всеки може да изчисли и средната му скорост. Тя е била </p><p ><strong >между 160 и 170 км/ч</strong></p><p ><strong>'Формулата за изчисляване на скоростта, когато са известни изминатото разстояние и времето е много проста и достъпна, но явно не за прокурорите по делото, които са знаели за писмото от КАТ само месец след инцидента, но не са предприели никакви действия срещу истинския виновник за катастрофата, причинила смъртта на детето му, а именно Юсеин Тефик'.</strong></p><p >Това заяви пред Faktor.bg Лютви Местан като същите доводи е изтъкнал  и пред съда. Според него това едва ли е случайно.</p><p ><strong>'Прокурорите никога не са имали за цел да установят обективната  истина, а оттам и реалния виновник. През цялото време – 6 години са имали за единствена цел саморазправа с мен. Затова системно укриваха всички уличаващи  Юсеин Тефик факти, включително и това писмо от КАТ. То естествено не бе съобщено на медиите, а в същото време непосредствено след инцидента мен ме обвиниха за нарушения, извършени от коли на ДПС, в които дори не съм се качвал, защото се управляваха от Рушен Риза и Мустафа Карадайъ. Свикваха се клеветящи ме пресконференции на ниво говорител на главния прокурор – Румяна Аранаудова. Най-скандалното е, че писмото на КАТ освен от медиите е укрито и от вещите лица, изготвили експертизите по делото. Експертите, ако разполагаха с това писмо много лесно щяха да установят реалната скорост на Тефик. Те стигат до грешно заключение за неговата скорост от 122 км/ч, която е пак много по-висока от максимално разрешената, но значително по-ниска от реалната- минимум 160 км/ч', обяснява още Местан.</strong></p><p >   Освен това по време на последните заседания от тази седмица е осветена и друга несправедливост - експертите са били принудени да работят въз основа на Протоколи за оглед, в които са включени несъществуващи в деня на ПТП -то, измислени факти и обстоятелства. </p><p >Безспорно е установено по време на разпитите, че в деня на трагедията е нямало начертана стоп линия на пътното платно, от което Лютви Местан е извършил маневрата за Кърджали. Такава стоп линия е била </p><p ><strong >начертана един ден след катастрофата,</strong></p><p > но тайно, през нощта, когато също са изрязани и огромен брой високи и широки храсти, които преди това отнемали от видимостта. Едва на петия ден след катастрофата (а не в самия ден на произшествието, каквато е обичайната практика) е измерена видимостта на Местан. Тези необясними пропуски създават усещането, че целта е била да се вмени видимост, каквато политикът реално е нямал,  за да му се повдигне обвинение.</p><p >   И до днес остава мистерия </p><p ><strong >кой е манипулирал по този престъпен начин местопроизшествието</strong></p><p > Истината е подсказана от тогавашния шеф на АПИ – Кърджали Иван Гавазов, който отначало отричаше всичко, но притиснат от новите факти – документални снимки и видеорепортажи на БТВ и Нова ТВ, беше принуден след 6 години да признае на последното съдебно заседание, че в деня на произшествието е нямало стоп линия. На въпроса кой е заповядал и кой в нощта на 15-ти срещу 16-ти април 2019 година е начертал линията и съответно е изрязал храстите, кърджалийската прокуратура упорито и гузно не дава адекватен отговор. Продължава да мълчи и Иван Гавазов, но притиснат от новите факти (записите на медиите), които новият състав на съда допусна да му бъдат показани, той беше принуден да признае, че единствената фирма в Кърджали, която разполага със специализирана техника за маркиране на асфалтови пътища и единствената фирма, с която АПИ - Кърджали има договор за подобна дейност, е „Пътстрой инжинеринг' АД. Точно тя е собственост на скандалния Румен Гайтански -  Вълка - дясната бизнес-ръка на почетния председател на ДПС Ахмед Доган. Именно  „Пътстрой инжинеринг' е дружеството, което получава от ББР 150 млн. необезпечен кредит, а 30 млн. от него щедро са дарени на дръндарския „султан' за покриването на дълга му към държавата за придобиването на ТЕЦ Варна. Заради тази престъпна схема Вълка още е в ареста, а шефът на банката Стоян Мавродиев продължава да се издирва.</p><p >   Нови обстоятелства, които станаха ясни на съдебното заседание тази седмица поставят ребром въпроса - имало ли е </p><p ><strong >политически мотив в обвинението срещу Местан</strong></p><p > Предстои да видим дали настъпва и обрат в делото под напора на новите разкрития и факти. На 3 април тази година, в навечерието на 6-тата година от трагедията пред съда ще се явят експертите. Те най-вероятно вече знаят, че има противоречие между техните първи заключения и новите или по-точно казано до скоро успешно прикритите факти и обстоятелства.</p><p > <strong>Faktor.bg</strong></p><p >'Делото Местан' поставя още по-важния въпрос - възможно ли е в България да се потърси наказателна отговорност за извършени престъпления срещу правосъдието? Faktor.bg разполага с информация, че вече се води досъдебно производство срещу длъжностни лица във връзка с манипулирането на фактите и обстоятелствата, довели до повдигането на обвинение срещу Местан и проточеното 6 години дело. Особено показателен и необясним е фактът, че в продължение на 1 година прокуратурата държеше като обвиняем за катастрофата само Лютви Местан, макар да разполагаше с всички данни и доказателства за вината на бащата на загиналото бебе Юсеин Тефик, включително и с писмото от КАТ, но упорито ги прикриваше от медиите, а както стана ясно в последствие и от експертите, ангажирани с изготвянето на авто- техническата експертиза. Обвинението срещу бащата е повдигнато близо година след трагичната катастрофа. Време, през което Местан бе подложен на прокурорски и публичен линч. Последните разкрития по делото поставят въпроса дали това не е било крайно несправедливо, а дори и политическо разчистване на сметки.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/lutvi-mestan_1740690271_BHWMYi.jpeg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Прокуратурата крие важни  доказателствата за  катастрофата с Лютви Местан ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/lutvi-mestan_1740690271_BHWMYi.jpeg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kahraman Türk genci onlarca üniversiteliyi ölümden kurtarıyor]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/kahraman-turk-genci-onlarca-universiteliyi-olumden-kurtariyor/2138/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/kahraman-turk-genci-onlarca-universiteliyi-olumden-kurtariyor/2138/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sat, 28 Dec 2024 05:32:19 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><br>Bundan tam 50 yıl öncesi (1974 ), her ne kadar o dönemin medyalarında geniş yer almadıysa da, başkent Sofya&#39;da vuku bulan bir kriminal olay, ülke çapında bayağı yankı yaratmıştı.</p><p><br>Yeni yıl kutlamaları esnasında, üniversite şehrinde, tabancalı bir saldırı esnasında 11 üniversiteli öldürülüyor, 16 kişi de ağır yaralanıyor.<br><br>Bütün bunları yapan da bir lise öğrencisi, emeline babasının beylik tabancası ve bir avcı bıçağı ile ulaşıyor.<br><br>Bu genç  insan kıyımı esnasında belki de daha fazla kişi hayatını kaybedecekmiş ama katil zanlısının önüne bir Türk asıllı üniversiteli genç geçiyor ve kendisine cesurca müdahale ederek onu durdurabiliyor. Meğer, katil liselide o anda tam 75 adet kurşun bulunuyormuş.</p><p> Bu arbede esnasında İsmet Ademov&#39;un kalçasına bir kurşun isabet ediyor, sırtından da birkaç bıçak darbesi alarak ağır yaralanıyor.</p><p><br>Sofya Üniversitesi&#39;nde okuyan kahraman Türk gencinin o zamanki ismi İsmet Ademov, bugün kendisi Türkiye&#39;de İsmet Sever isminde başarılı ve örnek bir işadamıdır.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kahraman-turk-genci-onlarca-un_1735353692_yP756k.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kahraman Türk genci onlarca üniversiteliyi ölümden kurtarıyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kahraman-turk-genci-onlarca-un_1735353692_yP756k.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA["Artık kalbim dayanmıyor..."]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/artik-kalbim-dayanmiyor/2137/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/artik-kalbim-dayanmiyor/2137/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sat, 28 Dec 2024 04:34:35 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bulgaristan&#39;da komünizm döneminde Türklere karşı uygulanan isim değiştirme kampanyasında, isimlerinin zorla değiştirilmesine karşı çıkanların üzerine açılan ateş sonucu ölen 18 aylık Türkan bebek, Kırcaali bölgesindeki Yoğurtçular köyündeki mezarı başında, her yıl düzenlenen törenlerle anılmakta.<br><br>Bu yılki törenlerden sonra, Kırcaalili gazeteci Vildan Bayramova&#39;nın kaleme aldığı geniş bir yazı, Alman medyası Deutsche Welle&#39;de yayımlanarak büyük yankı yarattı. Aynı yazı, birçok ulusal Bulgar medyasında da yer bulmuş oldu.<br><br><br><br>Söz konusu yazıdan kısa bir bölümü dikkatinize sunmaktayız:<br><br><br><br>'Dondurucu kış sabahının erken saatlerinde, Yoğurtçılar köy mezarlığında, başları eğik üç kadın, siyah mermerle kaplı bir mezarın önünde bekliyorlar.<br><br>Bu mezarda, 26 Aralık 1984 yılında, bu bölgede yaşayan yerel halkın tertiplediği protesto mitingine katılmış olan anne Fatma Feyzullah&#39;ın kucağındaki henüz 18 aylık küçük bir bebek olan, zalim Todor Jivkov&#39;un gönderdiği silahlı askerler ve milisler tarafından öldürülmüş olan minik Türkan yatıyor.<br><br>Tarih, 26 Aralık 1984 yılını gösterirken, Türkan Bebek, ilerleyen zamanda, Türklerin zorunlu asimilasyon kampanyasına karşı yürüttükleri mücadelenin direniş sembolü oluyor ve bu kanlı olayın cereyan ettiği yere bir anıt çeşme yapılıyor.<br><br><br><br>'Boğuluyorum, artık o gün için anlatmaya kalbim dayanmıyor, ey burası, bağrım yanıyor', diyor Fatma Feyzullah.<br><br><br><br>Bu yaşlı kadın, küçük Türkan&#39;ın annesi oluyor ve her yıl bugünde buraya Bursa&#39;dan geliyor. Genelde, bu ağır kaybı için konuşmaktan çekiniyor...<br><br><br><br>Bu esnada, kısa bir dua için, üç müftü ve kalabalık bir insan yığını mezarın dört bir yanını sarıyor, acılı Fatma anne ise, mezarlığı saran avluya dayanıp gözyaşlarını tutamıyor.<br><br><br><br>Daha sonra ise, burada yatan şehitlerin ve kendi yavrusu Türkan&#39;ın anısı önünde saygı duruşu için gelen kalabalığın arasında kaybolup gidiyor...'</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/artik-kalbim-dayanmiyor_1735349674_t41OGT.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ "Artık kalbim dayanmıyor..." ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/artik-kalbim-dayanmiyor_1735349674_t41OGT.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Dikenli telleri boşuna mı söküp attık]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/dikenli-teller-bosuna-mi-sokulup-atildi/2128/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/dikenli-teller-bosuna-mi-sokulup-atildi/2128/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sun, 10 Nov 2024 22:05:18 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Haydnpark Halk Kürsüsü</p><p>_____________________</p><p>Demokrasi armağan edilmez.</p><p>Mücadele vererek kazanılan bir değerdir.</p><p>Bulgaristan&#39;da 1989 yılı öncesi verilen mücadelede sınır taşları kırıldı ve dikenli teller söküldü...</p><p>Geride kalan kardeşlerimiz, gidenlerin verdiği mücadeleyle sadece isimlerini geri aldılar.</p><p>İsimlerinin özünün bile bilincinde değildiler.</p><p>Asimilasyonun ilk aşamasında bütün Türk Müslüman isimlerine Slav ek takıları olan &quot;ov&quot;, &quot;ev&quot;, &quot;ova&quot; ve &quot;eva&quot; kondu.</p><p>Bakınız,  bunlar Bulgaristan&#39;da Ermenilere, Yahudilere ve Yunanlara hiç konmadı.</p><p>Onların hiç isimleri değişti mi? Hayır! </p><p>Bizim değiştirilen isimler geri alınırken, bu Slavlara ait takıları atmak kimsenin aklına bile gelmedi; çünkü artık bayağı asimile edilmişlerdi...</p><p>Şimdide çok acınacak durumdalar.</p><p>Dünya, ÜNESKO ve Avrupa Birliği, Ana Dili Bayramı kutlama hakkı vermiş.</p><p>Ana dilini okuma mücadelesi göstermiyorlar da, Ana Dili Bayramı kutluyorlar...</p><p>Acınacak durumumuza gülsek mi, ağlasak mı?</p><p>Allah, hepsine bilinç açıklığı versin! </p><p>Ramazan Ayyıldız,</p><p>İzmir </p><p>Fotoğraflar: Süleyman Akman</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/dikenli-teller-bosuna-mi-sokul_1731266531_O6lrhV.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Dikenli telleri boşuna mı söküp attık ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/dikenli-teller-bosuna-mi-sokul_1731266531_O6lrhV.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Peevski'ye karantina, Doğan cephesi kayıp...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/peevski-ye-karantina-dogan-cephesi-kayip/2127/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/peevski-ye-karantina-dogan-cephesi-kayip/2127/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sun, 10 Nov 2024 20:58:14 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Haydnpark Halk Kürsüsü</strong></p><p><strong>_______________________</strong></p><p>35 yıl önce bugün, 35 yıllık Todor Jivkov dönemi sona erdi.</p><p>Demokrasiye geçiş için ilk adım atılmıştı...</p><p>Maalesef, ikinci adım gelmedi.</p><p>Demokrasi yerleşemedi ama serbest pazar ekonomisi bir geldi pir geldi...</p><p>Her seçimde oylar en çok parayı verenin oldu.</p><p>Yarın, Bulgaristan&#39;ın demokrasi yolunda ikinci adımı atıp atmama günü.</p><p> 51.Ulusal Meclis için yemin töreni tertiplenecek, ayrıca meclis başkanı da seçilecek.</p><p>Aynı zamanda karşılıklı protestolar günü olacak.</p><p>Bir tarafta seçimlerin gayrimeşru olduğunu iddia edenler, diğer tarafta hayalet olmadıklarını iddia edenler.</p><p>Birde herzamanki gibi kenardan izleyenler olacak.</p><p>(Uygun zamanı yakaladıklarında, kendi paylarını almak isteyenler. )</p><p>Son seçimlerin kazananı olmadı, herkes kaybetti.</p><p>Peevski için karantina uygulamak istiyor birçok siyasi parti.</p><p>A. Doğan cephesi kayıp, başşız ayaksız savruluyor...</p><p>Demokrasi istiyorsak önce kendi içimizde hapsettiğimiz demokrasiyi serbest bırakmalıyız.</p><p>Koltuklara esir olanlarla, ne demokrasi gelir, ne hak, ne hukuk...</p><p>Hüseyin Aksu,</p><p>Gebze</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/peevski-ye-karantina-dogan-cep_1731262834_V5dBXe.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Peevski'ye karantina, Doğan cephesi kayıp... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/peevski-ye-karantina-dogan-cep_1731262834_V5dBXe.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ahmet Doğan'ı saraylarından kovdular]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/ahmet-dogan-i-iki-sarayindan-kovdular/2124/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/ahmet-dogan-i-iki-sarayindan-kovdular/2124/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Thu, 29 Aug 2024 21:07:13 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yaz aylarında yaşadığı Rosenets&#39;deki rezidansı derhal terk etmesi için, bugün Ahmet Doğan&#39;a gerçek mülk sahibi tarafında tebligat gönderildi.</p><p>Daha sonra, Ahmet Doğan&#39;ın sarayı olarak anılan yapının çevresinde polis ekipleri nöbet tutmaya başladı.</p><p>Aynı zamanda, Sofya&#39;nın Boyana semtinde bulunan, Ahmet Doğan&#39;ın diğer rezidansı da bir grup iri yapılı genç tarafından ele geçirdi ve içeride ne yaptıkları bilinmiyor.</p><p>Rezidansta çalışanların kolluk kuvvetlerinden yardım rica etmeleri ise karşılık bulmadı.</p><p>Şimdilik binanın çevresinde herhangi bir polis ekibi gözükmüyor ama bir grup DPS&#39;li aktivist dış kapının önünde nöbet tutmaya başladı.</p><p>Jale Filibeli,</p><p>Sofya</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/ahmet-dogan-i-iki-sarayindan-k_1724954833_qbNPzo.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ahmet Doğan'ı saraylarından kovdular ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/ahmet-dogan-i-iki-sarayindan-k_1724954833_qbNPzo.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Belene'nin korkunç manzarası ürperticiydi]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/belene-nin-manzarasi/2100/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/belene-nin-manzarasi/2100/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sun, 02 Jun 2024 23:01:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Belene ölüm adası, 1949 yılında, Todor Milenkov (Daha sonraki yıllarda İçişleri Bakanı oluyor) tarafından inşa edilen temeküz kampıdır.</p><p>Belene kampının kuruluşunun 74.ncü anma yılını büyük bir acı ve hüzünle anarken, geçen asrın ellili ve altmışlı yıllarında, komünist ideolojiyi kabullenmeyen binlerce vatandaş buraya sürgün edilmiş, yüzlercesi işkenece görerek fahşice öldürülmüştür.</p><p>Seksenli yıllarda, katil Jivkov yönetimi tarafından Türklere uygulanan asimilasyon politikaları nedeniyle, sadece 1984 yılının sonuna doğru, bu ölüm adasına 550 Türk kardeşimiz, ana diline, dinine ve inancına sahip çıkmak istediklerinden dolayı, sürgün edilip kapatılmıştırlar.</p><p>1987 yılında, benim yaşadığım Gölcük köyünden ( Cebel ) Belene adasına  sürgün edilen komşularımız Mustafa Yakup (Gara Kaptan), Remzi Halil, Muhammet Bekir ve Tasim Ahmet&#39;i, aileleriyle görüşmelerini sağladığımda, ben de Belene&#39;yi ziyaret ettim ve gördüğüm o korkunç manzaralar karşısında, insanın tüyleri ürperiyordu.</p><p>Aylarca ve yıllarca, bu işkence adasında tutulan bütün şehitlerimizi, bugün  rahmetle anıyor, gazilerimizin önünde saygıyla eğiliyorum.</p><p>Son dönemde, Bulgaristan&#39; da yaşanan siyasi gelişmeler ve ekonomik istikrasızlık, bizleri fazlasıyla kaygılandırmakta.</p><p>Çünkü milli kahramanımız Nuri Turgut Adalı&#39;nın zindanlarda geçen ömrü ve verdiği çetin mücadele unutulmuş.</p><p>Dünyaca ünlü sporcumuz Naim Süleymanoğlu&#39;nun,  &quot; Bana dayatılan Naum ismini kabullenmiyorum!&quot; deyip ana vatanımız Türkiye Cumhuriyet&#39;ne iltica etmesi unutulmuş.</p><p>Kaygılarımız ve hüznümüz ise, bizlere zulmedenleri kınamak yerine heykelleri dikilmesinden kaynaklanmakta.</p><p>Yetişen yeni jenerasyon gençlerimizin, yakın tarihimizi ve akabinde cereyan eden trajik olayları fazla umursamaması ve unutması, hatta bunları gündeme getirenleri birer vatan hayini olarak damgalamaları, bizleri gerçekten derinden yaralamakta.</p><p>Sadık Yılmaz,</p><p>Balgöç Genel Başkan Yardımcısı</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/belene-nin-manzarasi_1717358900_VTUrdx.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Belene'nin korkunç manzarası ürperticiydi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/belene-nin-manzarasi_1717358900_VTUrdx.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Keser döner sap döner; gün gelir hesap döner...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/keser-doner-sap-doner-gun-gelir-hesap-doner/2099/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/keser-doner-sap-doner-gun-gelir-hesap-doner/2099/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sun, 02 Jun 2024 22:04:58 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bugün, Belene&#39;de Kur&#39;an sesleri yükselirken, 1984- 1986 yıllarında Bulgaristan&#39;da Türklük mücadelesi verenlerin cezalandırıldığı Belene ölüm kampına sürülmelerinin 40. yılı doldu.</p><p>Anma törenine çok sayıda mağdur ve yakınlarının yanı sıra, Türkiye&#39;nin Sofya Büyükelçisi Mehmet Uyanık da teşrif ettiler.</p><p>Törende Kur&#39;an tilavetini dinlerken, mutluluğum tarif edilemezdi.</p><p>Zulüm adasındaki emniyet yetkililerinin <strong>&quot;Kemikleriniz, bu adada çürüyecek!&quot; </strong>sözlerini hatırladım.</p><p>O zaman biz de onlara<strong> &quot;Bir gün bizim yerimizde sizler burada olacaksınız!&quot; </strong>diyorduk.</p><p>Onları buraya atacak adalet henuz tecelli etmedi, l&acirc;kin biz Müslümanlar olarak burada Kur&#39;an okutarak huzur bulduk.</p><p>Gün geldi hesap döndü. Artık ölsek de gam yemeyiz.</p><p>Maksat hasıl olmuştur. Sen büyüksün ya Rabbi!</p><p><strong>Mehmet Türker, </strong></p><p><strong>Belene Adası</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/keser-doner-sap-doner-gun-geli_1717355725_SRp1he.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Keser döner sap döner; gün gelir hesap döner... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/keser-doner-sap-doner-gun-geli_1717355725_SRp1he.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Лагерът „Белене“ е страдание, несправедливост и изпитание]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/kale/2098/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/kale/2098/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Thu, 30 May 2024 16:44:49 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Теодора Димова: Лагерът &bdquo;Белене&ldquo; е страдание, несправедливост и изпитание, но духът на жертвите ни прави по-силни</p><p>Написано от Христо Христов</p><p>Сряда, 22 Май 2024</p><p>Писателката Теодора Димова, специален гост на тазгодишното поклонение в памет на жертвите на концлагера &bdquo;Белене&ldquo;, е убедена, че събитието допринася за преосмислянето на тоталитарното комунистическо мислене</p><p>Броени дни преди годишното поклонение в памет на жертвите на тоталитарния комунистически режим в концлагера &bdquo;Белене&ldquo; на 1 юни 2024 г. на дунавския остров Персин тазгодишният специален гост на събитието писателката Теодора Димова отговаря в ексклузивно интервю за desebg.com на въпросите на журналиста Христо Христов, един от хората в Инициативната група, обединила личности и организации, които работят безвъзмездно и доброволно за подготовката на възпоменателното честване.</p>Теодора Димова е сред най-известните и четени български писатели. Авторка е на 9 пиеси, играни в страната и чужбина. Написала е романите &bdquo;Емине&ldquo;, &bdquo;Майките&ldquo;, &bdquo;Адриана&ldquo;, &bdquo;Марма, Мариам&ldquo;, &bdquo;Влакът за Емаус&rdquo;, &bdquo;Поразените&ldquo;, &bdquo;Не ви познавам&ldquo;. През 2007 г. &bdquo;Майките&ldquo; спечели Голямата награда за източноевропейска литература на Bank Austria и KulturKontakt. Книгата има 11 издания у нас и е публикувана на 9 езика, между които немски, френски, руски, полски, унгарски, словенски и др. &bdquo;Адриана&ldquo; е преведена във Франция и Чехия, по романа е направен и филмът &bdquo;Аз съм ти&rdquo;. През 2010 г. книгата ѝ &bdquo;Марма, Мариам&ldquo; спечели Националната награда Хр. Г. Данов за българска художествена литература. През 2019 г. Теодора Димова стана носител на наградата &bdquo;Хр. Г. Данов&rdquo; за цялостен принос в българската книжнина. През 2019 г. излезе романът ѝ &bdquo;Поразените&rdquo;, който на следващата година се превърна в Роман на годината на НДФ &bdquo;13 века България&rdquo;, спечели наградата за проза &bdquo;Перото&rdquo; и &bdquo;Цветето на Хеликон&rdquo; за най-продавана книга. Носител е на Голямата награда за литература на СУ &bdquo;Климент Охридски&rdquo; за 2022 г, както и Вазовата награда за литература за цялостен принос (2023). През 2023 г. от печат излезе романът ѝ &bdquo;Не ви познавам&rdquo;, своеобразно продължение на &bdquo;Поразените&rdquo;. През април 2024 г. творбата бе отличена с наградата на &bdquo;Цветето на Хеликон&ldquo; за най-продаван роман през 2023 г. <p><strong>Уважаема г-жо Димова, тази година вие сте първият специален гост от средите на интелектуалците на годишното поклонение в памет на жертвите на тоталитарния комунистически режим в концлагера &bdquo;Белене&ldquo;, след като през 2023 г. организаторите поканиха една важна и работеща българска институция &ndash; Комисията по досиетата с нейния председател Евтим Костадинов. Как приехте този избор и поканата за участие в това възпоменателно събитие?</strong></p><p>&ndash; Приех поканата с голяма отговорност, но и с чувството, че не съм достойна за нея. Защото самият факт да си на това място на страданието и на несправедливостта, е изпитание. Като че ли духът на самите жертви ни кара да преминем през това изпитание, за да станем по-силни. Тази мрачна страница от нашата най-нова история трябва да бъде прочетена и осмислена и се надявам поклонението ни да допринесе за това.</p><p><strong>Кога за първи път чухте за лагера &bdquo;Белене&ldquo; и при какви обстоятелства?</strong></p><p>&ndash; Много отдавна, още преди 10 ноември. Моят скъп вуйчо, брат на майка ми &ndash; Тодор Бушев, ми говореше за лагерите, за изселванията, за жестокостите и перверзията на властта. След това ми казваше на никого да не казвам за тези неща, защото е опасно. Моето поколение носи този синдром на шизофренно раздвояване. Не вярвах на пропагандата, която ни обливаше отвсякъде, но не знаех и дали всичко, което ми разказва вуйчо ми, е истина.</p><p><strong>Сега след толкова години ви предстои да стъпите на остров Персин, да бъдете на Втори обект, където през 1949 г. комунистическият режим е създал лагера. Да се срещнете очи в очи с оцелели лагеристи и с родственици на жертви на лагера, които вече не са между живите. Какво е усещането ви за това място преди да го посетите и за срещата с такива хора?</strong></p><p>- Усещането ми е за безсилие &ndash; че не мога да облекча или да наваксам онова, което те и техните близки са претърпели. Усещането ми е за гняв &ndash; че всеки един от нас го е допуснал, че всички ние сме виновни. Както казва Цветан Тодоров в книгата си &bdquo;Тоталитарният опит&rdquo;: &bdquo;В тези страни всеки, макар и в много различни степени, е страдал от режима и едновременно с това е допринасял за неговото утвърждаване. Ето защо след рухването му населението бързо се поддаде на усещането, че е по-добре &rdquo;да обърне страницата&rdquo;, преди дори да си направи труда да я прочете. Само няколко смели историци и интелектуалци устояха на това изкушение. Впрочем щетите, причинени от дългото господство на този режим, са дълбоки. Те не се отнасят само до политическите свободи или до принципите на справедливостта, които могат да бъдат възстановени сравнително лесно. Лъжливият, лицемерен характер на комунистическата пропаганда е задушил трайно грижата за общото благо, социална солидарност, а и доверието в закона. Кухо кънтящите принципи са довели до масов цинизъм и егоизъм.&ldquo; Ние като общество трябва да прочетем тази страница, колкото и да е болезнено и нелицеприятно. Само тогава ще можем да изкореним &bdquo;масовия цинизъм и егоизъм&rdquo;, само тогава ще можем да избегнем нови кризи в бъдеще. Иначе ще живеем с всички последствия от една непочистена рана.</p><p><strong>Вие сте писател, който много сериозно застъпва в творчеството си проблемите с комунистическото минало и със съдбата на неговите жертви. Какво ви подтиква да правите това, който е началният импулс, основната причина?</strong></p><p>&ndash; В моето семейство няма пряко засегнати, репресирани и изселвани хора. Но за косвена жертва на този режим смятам баща ми Димитър Димов. Охулването и обругаването на неговия роман &bdquo;Тютюн&rdquo; в началото на 1952 г. е реален линч върху неговия автор. Обвинен е в най-тежките години на сталинския режим във всички възможни идеологически грехове. Да, той преработва романа, добавя нови 250 страници, но за сметка на това престава да пише. Чувствал е, че тези 250 страници не са от него. И не написва друг роман през следващите 15 години. Умира в най-зрялата и ползотворна за един писател възраст &ndash; на 56 години. Майка ми остава вдовица на 35 години. Аз оставам полусирак на ранна детска възраст. Българската литература загубва вероятно най-големите си ненаписани романи. Може би от тези дълбини идва импулсът да пиша на тези теми и изобщо да пиша.</p><p><strong>В романа си &bdquo;Поразените&ldquo; героините ви са три жени, които се сблъскват с терора и ужаса на комунистическия режим веднага след 9 септември 1944 г. Това обаче са образи, които са силни в своята слабост и въпреки пораженията на диктатурата духът им е останал несломим. Разкажете как се спряхте на тях, как се роди тази история?</strong></p><p>&ndash; Беше много опасно да се захвана с тази тема. Има доста примери, когато на тази тема се пише без позиция. Да се разказва за един исторически период, към който имаш съвсем категорично отношение, е вървене по тънък лед, който всеки миг може да се пропука, защото художествеността може да се окаже предпоставена, публицистиката може да измести фикцията, идеологизирането може да пречупи литературата. Слава Богу, разбрах го в самото начало и инстинктивно като писател се вкопчих в образа на жените, заживях на мястото на всяка една от тях, представях си как те не са знаели нищо от онова, което ще им се случи, как метафизичното зло изведнъж, без предупреждение ги връхлита, интересно ми беше как реагира всяка една от тях &ndash; успяват ли да се съхранят или се поддават, или се пречупват. Някои устояват, други не. Не можем да обвиняваме никого, защото не сме били на тяхно място. Можем единствено да си представяме как ние бихме реагирали, ако бяхме на тяхно място. И това вкопчване в трите героини и в детето Александра много ясно се усеща през целия роман. Това вкопчване, както аз го наричам, ме спаси от капаните, които са на всяка крачка, когато се пише за онзи период.</p><p><strong>Само преките потърпевши от комунистическите репресии и техните семейства ли са жертвите? Вие застъпвате тезата, че не само всички родени преди краха на комунистическата система през 1989 г. в България, но и след това са поразени от тоталитарната машина. Къде, според вас, днес може да видим пораженията на комунистическото минало?</strong></p><p>&ndash; Както казва Цветан Тодоров &ndash; навсякъде. Но първо в самите нас. Тези поражения се скриха много надълбоко в душите ни, от време на време избухват. Отличителните им признаци са дивашката омраза, патологична агресия, цинизъм, егоизъм, алчност, безочливост, лицемерие &ndash; все неща от онази епоха, все същите бесове, които вилнеят и с които не можем да се справим. И една от причините е, че ние заровихме тази тема под пепелта на времето. А тази пепел е от изпепелените души на поколенията, преживели страданията.</p><p><strong>Последната ви книга &bdquo;Не ви познавам&ldquo;, която спечели наградата на &bdquo;Хеликон&ldquo; за най-продаван роман за 2023 г., е продължение на романа ви &bdquo;Поразените&ldquo;. Какво е посланието на тази ваша последна творба?</strong></p><p>&ndash; Трудно ми е да резюмирам посланието в едно изречение. Изкушенията се появяват за всеки човек. Появяват се и за Александра, детето от &bdquo;Поразените&rdquo;, което вече е зряла жена. Как реагираме на тези изкушения? Поддаваме ли се, познаваме ли себе си достатъчно добре, сигурни ли сме в себе си или във всеки от нас има тъмна зона, в която бродят бесовете? За мен беше огромно предизвикателство да напиша този роман. Защото той разказва за всичко, през което всички минахме през последните години &ndash; ковид пандемията, социалните трусове, които и до днес продължават, руската агресия в Украйна. Това са три катастрофи, които последователно се стовариха върху нас, оставиха ни без дъх и без нерви. &bdquo;Не ви познавам&rdquo; се опитва да изговори и да осмисли тези катастрофи. В образите на романа са синтезирани проблемите, за които стана дума в нашия разговор.</p><p><strong>В едно от скорошните си медийни участия, имам предвид участието ви по Би Ти Ви на 1 май 2024 г., вие засегнахте един много сериозен проблем &ndash; проблема за нашата памет, как я пазим и как я защитаваме от посегателства. Защо е важна паметта в контекста на разговора за тоталитарния комунистически период в България и неговите зависимости, оказали влияние през прехода към демокрация? До какви подводни камъни може да отведе незнанието за историята ни за случилото се през 1944-1989 г.?</strong></p><p>&ndash; Както казва Цветан Тодоров &ndash; до нови катастрофи. Без паметта новите поколения са оголени, без защита, без имунен механизъм, те могат да станат нова, много лесна жертва на същото зло, само че със сменен дрескод. В същността си то остава винаги едно и също, сменя само външния си облик. А в конкретни измерения &ndash; нека да видим как наследниците на палачите реставрират паметника на Бузлуджа, а мемориалът на остров Персин очаква личните усилия на група единомишленици, за да бъде превърнат в мемориал.</p><p><strong>Според вас на какво се дължат тези проблеми? На непроведената декомунизация в България или на наследения тежък комунистически манталитет? И или на непрекъснатата обвързаност на определени среди в България с Кремъл?</strong></p><p>&ndash; Разбира се и на трите причини, които са свързани, произтичат една от друга и една друга се обуславят. Случайно ли е, че само в нашата от бившите комунистически държави не се проведе реална декомунизация и лустрация? През всичките години на прехода се повтаряха идни и същи полуистини, всичко се вършеше наполовина. Последното такова закъсняло и половинчато действие беше свалянето на фигурите на монумента на окупационната червена армия и заканите те да бъдат възстановени. През ХХІ век да защитаваш един сталинистки паметник и да твърдиш, че се бориш за демокрация &ndash; това очевидно са несъвместими неща. За много хора у нас т. нар. &bdquo;друга гледна точка&ldquo; е единствената гледна точка. Тя се е превърнала в мироглед и този мироглед се е окопал в тоталитарното минало.</p><p><strong>Връщам ви към предстоящото честване на &bdquo;Белене&ldquo;. С ваше участие е организирано и съпътстващо събитие &ndash; среща-дискусия &bdquo;Тоталитаризъм, жертви, памет&ldquo;, която ще се проведе в читалището &bdquo;Христо Ботев 1892 г.&ldquo; на гр. Белене от 17. 30 часа на 31 май 2024 г., в деня преди годишното поклонение. Какви са вашите очаквания за тази среща-дискусия?</strong></p><p>&ndash; Очаквам на честването да се съберем съмишленици и така дискусията да се проведе приятелски, братски и задълбочено. Очаквам да присъстват някои от малцината останали живи лагеристи и да разкажат са своите страдания, за ужасите, които са изживели. Срещала съм се няколко пъти с такива хора и изпитвам преклонение пред техните съдби. Надявам се споделянето на трагизма да ни вдъхнови да пренесем паметта за него към следващото поколение.</p><p><strong>И на финала на нашия разговор може ли да &bdquo;издадете&ldquo; какво подготвяте за самото поклонение като специален гост?</strong></p><p>&ndash; Обмислям текста, който ще прочета &ndash; не трябва да е дълъг, но трябва да бъде силен. Трябва да бъде като изкупление. Може би ще споделя и някои от детските си спомени за това, което ми е разказвал вуйчо ми, защото той ми е отворил очите за това, което в &bdquo;Белене&ldquo; ще видим на живо.</p><p><strong>Благодаря ви за този разговор!</strong></p><p>desebg.com</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kale_1717077594_HnzNBF.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Лагерът „Белене“ е страдание, несправедливост и изпитание ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kale_1717077594_HnzNBF.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Türk isimleri ve Türkçe tamamen yasaklanmıştı]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/turk-isimlerinin-ve-turkcenin-yasak-oldugu-yillar/2096/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/turk-isimlerinin-ve-turkcenin-yasak-oldugu-yillar/2096/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Thu, 30 May 2024 16:24:48 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>5 Mart 1990 yılı, önemli bir tarihtir. O tarihte, başkent Sofya&#39;da, Bulgaristan Türkleri ve Müslümanları, isimlerinin iadesi ilişkin yasanın çıkarılması için Ulusal Meclis önünde büyük bir protesto gösterisi yapıyor.</p><p>Halkın talepleri, 1984&#39;te zorla değiştirilen eski isimlerinin iadesi yönündedir.</p><p>Mayıs 1989&#39;da komünist Bulgaristan&#39;da olağanüstü bir şey oldu: rejime karşı büyük protestolar tertiplendi.</p><p>Bunlar Sofya&#39;da olmuyordu. Binlerce etnik Türk, başkentten uzak köy ve kasabalarda protesto gösterileri yaptı.</p><p>Zorla değiştirilen isimlerini geri istiyorlardı.</p><p>Buna cevaben, Bulgaristan&#39;dan sınır dışı edildiler.</p><p>&quot;25 Mayıs&#39;ta Dobriç kasabamızda yerel Türk ahalisi barışçıl bir protesto düzenledi ve tek slogan &quot;İsimlerimizi istiyoruz!&quot; oldu.</p><p>Babam daha çok erken saatlerde, polisler tarafından gözaltına alınarak hapsedildi, annem ise öğretmenlikten ihraç edildikten sonra çalıştığı fabrikada bir odaya kilitlendi.</p><p>Birkaç gün sonra artık babamı hiç göremez olduk, tutuklandığı elbiselerle, Türkiye&#39;ye sınır dışı edilmişti.</p><p>On gün sonra anneme, kız kardeşime ve teyzemize pasaport verdiler. Annem giderken beni uyarmıştı, buzdolabını ve lavoboyu temizledim, dairedeki pencerelerin kapalı olup olmadığını kontrol ettim, muslukları kapattım, kapıları kilitledim ve evden son çıkan ben oldum...&quot;</p><p>Bu sentezlenmiş anlatım, bugün Stuttgart&#39;ta yaşayan ve çalışan Nesrin Filiz&#39;e aittir.</p><p>1989 yılında, 300.000&#39;den fazla Bulgaristan Türkünün vatanlarından sınır dışı edilmelerinin nasıl gerçekleştiğini anlatıyor.</p><p>&quot;1989 Mayıs protestoları&quot; veya kısaca &quot;Mayıs olayları&quot;, o dönemin olaylarını belirtmek için kullanılan ifadelerdir.</p><p>O dönemde beş yıl boyunca Türklerin ve Müslümanların doğum adları, din, geleneksel kıyafet ve ana dilinde konuşma hakları yoktu.</p><p>Diana İvanova</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/turk-isimlerinin-ve-turkcenin-_1717075488_U5Sw1R.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Türk isimleri ve Türkçe tamamen yasaklanmıştı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/turk-isimlerinin-ve-turkcenin-_1717075488_U5Sw1R.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Acının, kanın, gözyaşının 35.yılı ve sonrası]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/acinin-kanin-gozyasinin-35-yili-ve-sonrasi/2092/</link>
            <description><![CDATA[* Eğer Bulgaris­tan Türklerinin var olma mücadelesinin başarıya ulaşmasını istiyor veya Bul­garistan Türklerini, Avrupa Hunları, Peçenekler ve Kumanlar gibi sadece tarih kitaplarından okumak istemiyorsak, Bulgaristan’da kültürün temeli olan eğitim ve öğretimi geliştirmek zorundayız.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/acinin-kanin-gozyasinin-35-yili-ve-sonrasi/2092/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Wed, 29 May 2024 13:23:33 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bulgaristan&#39;da Türklere yapılan zulüm, 1980&#39;li yılların başında artarak devam etti.</p><p>Dönemin diktatörü Todor Jivkov liderliğindeki rejim, Türkleri isim değiştirmeye zorladı.</p><p>Türkçe konuşanlara para cezaları verildi.</p><p>Mezar taşlarındaki Türkçe isimler silindi.</p><p>Türklerin dini vecibelerini yerine getirilmesine izin verilmedi.</p><p>İnsanlık tarihinin kapanmayacak olan yarası, Belene Kampları&#39;nda keyfi uygulamalar ile Türkler hapsedildi, işkence gördü.</p><p>Bulgaristan hükümetinin yaptığı, bu zalim uygulamalara karşı soydaşların yaptığı barışçıl ve haklı protestolarda onlarca soydaş şehit oldu.</p><p>Binlercesi Belene Kampları&#39;nda tutsak edilerek işkence gördü, öldürüldü.</p><p>Bu zulümler artarak devam etti.</p><p>Tarihler 24 Mayıs 1989&#39;u gösterdiğinde, bu asimilasyon uygulamalarına direnen vatandaşlarımız, Bulgar hükümeti tarafından evlerini, bahçelerini, anılarını, sevdiklerini, kardeşçe yaşadığı dostlarını geride bırakmaya zorlanarak Ana vatan topraklarına göç etmeye başladı.</p><p><strong>Haziran-Temmuz-Ağustos 1989 döneminde yoğunlaşan göç trafiği, 1 yılda 345 bin 960 kişinin Türkiye&#39;ye gelmesiyle sonuçlandı.</strong></p><p>1989 Zorunlu Göçü, sadece Bulgaristan Türklerinin tarihi açısından değil, İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde Avrupa tarihi açısından değerlendirildiğinde de kıtanın en büyük kitlesel göç dalgası özelliğini taşıyan insani trajedilerinden biri oldu.</p><p><strong>Bu trajedinin 35. yılında, asimilasyona karşı haklı direnişte şehit edilen tüm soydaşlarımız rahmetle anıyoruz.</strong></p><p>Uzun yıllar milli, dini ve kültürel değerlerinden mahrum kalan Bulgaristan Türkleri geçmişte yaşadıkları acı tecrübeler sonrasında varlıklarını devam ettirebil&shy;mek için büyük fedak&acirc;rlıklara katlanmışlardır.</p><p>Bugün de Bulgaristan Türklerinin birçok sorunu bulunmaktadır.</p><p>Bulgaristan&#39;da demokratik bir rejimin yerleş&shy;mesi ile birlikte Türkler rahat bir nefes almış, seçme seçilme, Türk isimlerini kullanma, kısmen de olsa ana dilde eğitim gibi haklar Türklere verilmiştir.</p><p>Türklere verilen haklar her gün genişletilmiş ve günümüzdeki halini almıştır.</p><p>Ancak burada göz ardı edilen bir durum söz ko&shy;nusudur.</p><p><strong>Türklere birçok hak verilirken milli kimlikleri ve milli adları henüz verilmemiştir.</strong></p><p>Bulgaristan Türkleri, Bulgaristan yasalarında sosyalist dönemin tanı&shy;mı ile yer almaktadır.</p><p>Günümüzde Bulgaristan Türkleri, Todor Jivkov&#39;un yasalaştırdığı gibi, &ldquo;Dilleri Bulgarca Olmayan Vatandaşlar&rdquo; olarak Bulgaristan yasalarında yer almaktadır.</p><p>Bu tanıma girecek birçok halk Bulgaristan&#39;da ya&shy;şamaktadır.</p><p>Dolayısıyla, bu kavram yeterli bir kimlik tanımlaması sunmamak&shy;tadır.</p><p><strong>Diğer üstünde durulan kavram ise &ldquo;Bulgaristan Müslümanları&rdquo; ifadesi&shy;dir.</strong></p><p>Bu kavram da Bulgaristan Türklerini ifade etmeye yeterli değildir.</p><p>Çünkü Bulgaristan&#39;da binlerce Hristiyan Gagavuz yaşamaktadır.</p><p>Dolayısıyla, bu kav&shy;ramın kabul edilmesi, Anadolu Türkçesine en yakın Türkçeyi konuşan binler&shy;ce öz ve öz Türk&#39;ü ink&acirc;r etmek olacaktır.</p><p><strong>Bulgaristan&#39;daki Türkçe eğitiminin günümüzdeki durumuna göz atacak olursak durum son derece vahimdir.</strong></p><p>Türk okullarını, Türk öğretmenlerini bir ta&shy;rafa bırakın, Türkçe dersi bile yok denilebilir...</p><p>Bulgaristan Anayasası&#39;na göre azınlıkların ana dilde eğitim görme hakkı vardır.</p><p>Fakat yasanın uygulanma şekli tam anlamı ile bir aldatmacadan ibaret&shy;tir.</p><p>Yürürlüğe göre, Bulgaristan&#39;da okuyan her öğrenci okuluna kişisel müraca&shy;atta bulanarak müfredat dışı ana dilini öğrenebilir.</p><p>Buradaki can alıcı olan nok&shy;ta, ana dilde, yani Türkçe eğitimin müfredat dışı tutulması ve ders saatlerinin dışında bırakılmasıdır.</p><p>Türkçe eğitimin önündeki diğer bir gizli engel ise, ana dil eğitiminin &ldquo;seç&shy;meli yabancı dil eğitimi&rdquo; olarak alınabilmesine dair yönetmeliktir.</p><p>Bu durum&shy;da, Türk çocuklarının kendi dillerini yabancı dil olarak öğrenmeleri istenmek&shy;tedir.</p><p>Ayrıca Türkçe dili dersinin karşısına İngilizce ve Almanca gibi kullanılırlığı fazla olan Avrupa dilleri konularak bir tercih karmaşasına sokulmaktadır.</p><p><strong>Kültürel gelişmenin temeli şüphesiz eğitim ve öğretimdir.</strong></p><p>Eğer Bulgaris&shy;tan Türklerinin var olma mücadelesinin başarıya ulaşmasını istiyor veya Bul&shy;garistan Türklerini, Avrupa Hunları, Peçenekler ve Kumanlar gibi sadece tarih kitaplarından okumak istemiyorsak, Bulgaristan&#39;da kültürün temeli olan eğitim ve öğretimi geliştirmek zorundayız.</p><p><strong>Bir diğer sorun ise işsizliktir.</strong></p><p>Bulgaristan&#39;da işsizliğin en çok hissedildiği bölgeler, genellikle Türklerin yoğun olarak yaşadıkları bölgelerdir.</p><p>Bulgaristan&#39;da yaşayan Türk nüfusunun büyük bir kısmı tarım kesimin&shy;de çalışmaktadır.</p><p>Ancak topraklarından yeterli verimi alamadığı gibi, yeterli geliri de elde edememektedir.</p><p>Bu nedenle Batı Avrupa&#39;nın birçok yerine çalışmak için gitmek zorunda kalmakta ve kültürel erozyona uğramaktadırlar.</p><p>Diğer yanda, Avrupa Birliği fonlarından yararlanmada Bulgaristan Türkleri çok yetersiz kalmıştır. Bu fonla&shy;rın hangi sektörlere ayrıldığı ve nasıl yararlanılacağı konusunda bilgilendiril&shy;meleri ve desteklenmesi şarttır.</p><p><strong>Bulgaristan Türklerinin sorunlarını çözmek öncelikle Bulgaristan Parlamentosu&#39;nun görevidir.</strong></p><p>Bunun yolu, Bulgaristan Türklerinin Bulgaristan ve Avrupa Parlamentoları&#39;nda daha çok sayıda temsil edilmeleri ve özlük haklarından taviz vermeden, Bulgar kardeşleriyle birlikte güçlü, gelişmiş bir Bulgaristan için çalışmalarından geçmektedir.</p><p>9 Haziran 2024&#39;de gerçekleşecek olan seçimlerde, Bulgaristan Türklerinin demokratik haklarına sahip çıkmaları, birlik beraberlik içinde bölünmeden tek çatı altında buluşmaları gerekmektedir.</p><p>Ne kadar çok milletvekili çıkarabilirsek sesimiz daha gür çıkacak, sorunlarımızı güçlü bir şekilde dile getirip çözüm yollarına ulaşabileceğiz.</p><p><strong>Bulgaristan Türklerinin 35 yıl önce yaşanılanları unutmayarak; demokratik haklar konusunda hak ettikleri standartlara kavuşmaları en büyük beklentimiz ve temennimizdir.</strong></p><p>Güçlü bir sivil toplum kuruluşu olan BAL-GÖÇ&#39; te üzerine düşen sorumluluğu almaktan, Bulgaristan Türklerinin sesi olmaktan, geçmişte olduğu gibi, şimdi ve gelecekte de geri durmayacaktır.</p><p>Prof. Dr. Emin BALKAN,</p><p>BAL-GÖÇ Derneği Genel Başkanı</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/acinin-kanin-gozyasinin-35-yil_1716979367_WVXNlu.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Acının, kanın, gözyaşının 35.yılı ve sonrası ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/acinin-kanin-gozyasinin-35-yil_1716979367_WVXNlu.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bir dava uğruna canlarını feda ettiler]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/bir-dava-ugruna-canlarini-feda-ettiler/2089/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/bir-dava-ugruna-canlarini-feda-ettiler/2089/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Mon, 27 May 2024 22:49:02 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bugün -  27 Mayıs 2024 tarihinde, yeniden özgürlüğümüze kavuşmak için, 1984 - 1989 yılları arasında canlarını feda eden bütün kahramanlarımızın aziz hatırası önünde saygıyla ve şükranla eğilmekteyiz.</p><p>Bizim Türk toplumunun tarihçesi birçok karanlık yıllarla ve çektiğimiz bunca ızdırapla dopdolu; fakat özgürlük yürüyüşümüz, aslında küçük bir köy olan Sarıkovanlık&#39;tan / Медовец başladı diyebiliriz.</p><p>İşte aynı bu Türklerin yaşadığı Sarıkovanlık köyü sakinlerinden rahmetli Nazife Mustafa ve Şakir Mehmed, henüz genç yaşlarına rağmen, özgürlük mücadelemizde şehit düştüler.</p><p>Bugün onların kahramanlığı ve fedakarlığı unutulmamakta.</p><p>Totaliter komünist rejime karşı verdiğimiz amansız mücadelenin bıraktığı kanlı yara izleri hiç bir zaman unutulmayacaktır.</p><p>Şimdiki zamanda demokrasi ve özgürlük için konuşmak çok basit ve kolay; fakat o karanlık yüzlü despotik rejime karşı çetin bir mücadeleye girişmek çok daha zordu ve bu herkesin harcı değildi.</p><p>Bazen bir dava uğruna hayatını da kaybedebiliyor insan.</p><p>Zinal Mustafa</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bir-dava-ugruna-canlarini-feda_1716839342_pFAGz0.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bir dava uğruna canlarını feda ettiler ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bir-dava-ugruna-canlarini-feda_1716839342_pFAGz0.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Mihail İvanov: Uğradıkları hayal kırıklıkları onları DPS'ye mahkum ediyor]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/hayal/2088/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/hayal/2088/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sat, 25 May 2024 14:28:03 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Mihail Ivanov: Müslümanların demokratik partilerden hayal kırıklığına uğraması onları DPS&#39;ye mahkum ediyorMihail Ivanov, etnik gruplar arası ilişkiler ve azınlıklar konusunda uzman, insan hakları ve etnik siyaset konusunda öğretim görevlisidir. 1943 yılında, Sofya&#39;da doğdu. 1990 - 1997 döneminde Cumhurbaşkanı Zhelyu Zhelev&#39;in danışmanıydı. 2001-2005 yılları arasında Bakanlar Kurulu&#39;nda Etnik ve Demografik Konular Ulusal Konseyi Sekreteri olarak görev yaptı. Aralık 1989&#39;da, Ulusal Uzlaşma Komitesi&#39;nin kurulmasına önayak oldu. <p><strong>Sayın Ivanov, azınlık seçmenlerinin profili son yıllarda nasıl değişti? Bugün oy veren ortalama DPS seçmeninin çocukları kimler?</strong></p><p>O sırada prof. Evgenia Ivanova ve Alpha Research, 2011 ve 2016 yıllarında Bulgaristan&#39;daki Müslümanların tutumları üzerine iki çalışma yaptı. O zaman bile, özellikle Türkler ve Pomaklar arasında giderek daha bağımsız hale gelen bir grup açıkça ortaya çıktı. Örneğin, 2011&#39;de Bulgaristan&#39;daki Müslümanların toplam gelirinin yüzde beşi yurtdışından geliyorsa, 2016&#39;da bu pay zaten yüzde 10 civarındaydı. Bu da demek oluyor ki, yurt dışına giden genç, girişimci ve enerjik insanlar, bazıları çocuksuz bile olsa, ilk başlarda anne babalarına, ailelerine, sevdiklerine para gönderiyor. Bu insanlar daha bağımsız hale geliyor. Bildiğim karma alanlar ve özellikle birçoğu yeni mezun olan gençlerden, bir takım engelleri aşarak hayattaki yerlerini bulmalarıdır. 40-50 yaşları arasında, çok çalışarak başarılı bir şekilde iş yapan ve ayakları üzerinde durmayı başaran birçok aile ve yaşlı insan var. Bu insanlar artık siyasi olarak bağımlı değiller.</p><p>Özellikle 1990&#39;lı yıllarda Türklerin bölgelerinde hakim olan ve HÖH olarak adlandırılan totaliter düzenin içinde artık yaşamıyorlar. O zaman bağımlılık her bakımdan oldu - odun kesme hakkı, ya da bir mağazada bir pazarlamacı atama hakkı için.</p><p>HÖH&#39;ün son yıllarda uyguladığı ve uyguladığı tabiiyet mekanizmaları çatlamaya ve aşınmaya başlamıştır. Araştırmalarımız ve doğrudan gözlemlerimiz yoluyla, muhtemelen bu nüfusun daha büyük olmayan, ancak her halükarda küçük bir kısmı olmayan bu bağımsızlık, DOST&#39;un ortaya çıkmasıyla siyasi ifadesini de buldu. Bu parti daha sonra Türkiye tarafından büyük ölçüde desteklendi ve bunun için Recep Tayyip Erdoğan ile Ahmed Doğan arasındaki kötü ilişkilerin ortaya çıkması önemli oldu. Sonrasında 100.000 kişi DPS&#39;ye değil, DOST&#39;a oy verdi.</p><p><strong>2017&#39;den sonra Ankara ile Saray arasındaki ilişkilerin ısınmasına ne yol açtı?</strong></p><p>Sorunuza doğru bir cevap vermek zor. Belki de, Türkiye&#39;de DOST deneyinin başarısız olduğunu düşündüler ve gerçekte DPS ile ilişkilerini devam ettiler. Türk siyasetinde, Türkler ve Pomaklar arasında nüfuz sahibi olan partiyle irtibatı sürdürmeye yönelik eski yaklaşım, Ankara&#39;nın ülkemizdeki Müslüman nüfusla bağını koparmamak için işe yaradı. Bu onlar için en önemli şey.</p><p>Bu arada, 1990&#39;lardaki Kemalist hükümetlerin tutumu da buydu. Bulgaristan&#39;a müdahale etmediler, ancak ilişkiyi sürdürdüler. Bu yüzden DPS ile iyi diplomatik ilişkileri vardı. Bu, Ankara&#39;nın DPS&#39;ye yönelik politikasında ikili bir yaklaşımdı.</p><p><strong>Tam olarak ne demek istiyorsunuz?</strong></p><p>1990&#39;ların ilk yarısında, Cumhurbaşkanı Zhelyu Zhelev&#39;in etnik konularda danışmanıydım. O zaman Ankara&#39;nın DPS ile çalışmak istemediğine dair net sinyaller aldık. Bize bununla ilgili sorular soruldu, en yüksek seviyeden, hükümet seviyesinden bahsediyorum. Bu sinyaller başkana ulaşmak için sık sık içimden geçti. Tabii ki, bu resmi olmayan kanallar aracılığıyla oldu.</p><p>Ankara bize sordu: Doğan&#39;ın kim olduğunu bilmiyor musunuz ki onunla çalışıyorsunuz? Bunlar Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Erdal İnönü, Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin gibi isimler olduğu gibi Süleyman Demirel&#39;e çok yakın isimlerdi. Bununla birlikte, HÖH siyasi hayata aktif olarak katılmaya ve ekonomik alanda çok ciddi varlıklar biriktirmeye devam etti.</p><p><strong>DPS&#39;nin, ekonomik ve politik bir güç olarak en önemli atılımı ne zamandı?</strong></p><p>20. yüzyılın başlangıcı DPS&#39;nin yükseliş dönemiydi. Simeon Saxe-Coburg-Gotha hükümeti sırasında, DPS&#39;nin ekonomik yaşam üzerindeki etkisi tüm gücüyle ortaya çıktı. Bugün kendimize Peevski&#39;nin nasıl bu kadar etkili ve güçlü olduğunu sorduğumuzda, mutlaka o zamanı hatırlamalıyız. Örneğin, Ahmed Doğan&#39;ın çok uzun bir ısrarından sonra, Simeon Saxe-Coburg-Gotha, yeni bakanlık yaptı ve Vasil Ivanov - Luciano&#39;yu, bazı bakanların direnişine rağmen orada bakan tayin etti. Bu yeni bakanlıkta, Delyan Peevski&#39;nin annesi Irena Krasteva, Spor Toto&#39;nun başıydı. Hepimizin onun önemli varlıkları olduğunu anlamamız çok uzun sürmedi. Yasanın ihlal edildiğini iddia edemem, çünkü kanıtlanması gerekir. Ancak DPS&#39;ye yakın kişilerin nakit akışlarının gittiği yerlerde kilit pozisyonlar aldığı açıktı. Daha sonra Irena Krasteva mal varlığının çoğunu oğluna devretti.</p><p>Zirve, Peevski&#39;nin skandal bir şekilde Devlet Ulusal Güvenlik Ajansı&#39;nın (DANS) başına getirildiği ve bardağın taşması nedeniyle insanların sokaklara döküldüğü Oresharski&#39;nin hükümetiydi. 2013&#39;te Bulgaristan&#39;daki en iyi ve en temiz protestolardan o dönemde yapıldı. O zaman bile, HÖH içinde partinin iki kişi tarafından yönetildiği konuşuluyordu: Doğan ve Peevski.</p><p><strong>Türk ve Pomak azınlıkların temsilcileri yıllardır HÖH dışında ne denli siyasi arayış içine girdiler? Gözlemleriniz nelerdir?</strong></p><p>Değişikliklerin başlangıcından, bu yana geçen 35 yıl boyunca, Bulgaristan&#39;daki azınlıkların siyasi olarak ayrılmasıyla sürdürülebilir ve etkili bir siyasi temsilin sağlanamayacağına her zaman inandım. Azınlıkların ulusal partilerdeki yerlerini, parti programları ve politikalarının yanı sıra partilerin yönetim organlarında, devlet organlarında ve kamu idarelerinde kilit pozisyonları kişisel olarak işgal ederek bulmaları gerektiğine inandım.</p><p>Da Bg&#39;nin ve ardından DB&#39;nin ortaya çıkmasıyla, sivil bir ulus görüşüne dayanan, bu etnik olarak bütünleşmiş gücün entegre olacağına inandım. O dönemde Türklerin ve Pomakların daha bağımsız olan kısmı, &quot;Evet, Bulgaristan&quot; ve &quot;Demokratik Bulgaristan&quot; ile temsil edilerek siyasi hayata katılmak istediklerine dair birçok sinyal verdiler, bunların bir kısmı benimle danıştı. İyi tanıdığımız insanlara aracılık ettim. Bunların arasında Hristo Ivanov da vardı.</p><p> Ne yazık ki, &quot;Demokratik Bulgaristan&quot; da sağır kaldılar ve bu fırsatlardan yararlanamadılar. &quot;Demokratik Bulgaristan&quot; liderliği tarafından yapılması gerekenler çok basitti. Şunu söylemelidiler: &quot;Müslüman kardeşlerimiz, çıkarlarımız ortaktır. Emeğimizi çalanlara karşı el ele verelim ve birlikte mücadele edelim. Sizlerin ve bizim emeğimiz ortak olmalı. Biz biriz.&quot;</p><p>Ancak, bu söylenmedi. Sonuçlar seçimde görülecek. Bunun yerine, şu gibi cevapları dinledim: &quot; Bizimle çalışmak isteyen herkesle çalışmaya hazırız!&quot;  Aslında, onlara giden bazı Müslüman kardeşlerimiz daha sonra ortadan kayboldular, kişiliksizleştiler. &quot;Değişime Devam Etmek&quot; ortaya çıktığında, onlar aracılığıyla Müslümanları temsil etmenin bir yolunu aramaya çalıştım.</p><p>Bütün bunlar yine engellere çarptı. Sonuç olarak, geniş Türk ve Pomak çevreleri arasında, şimdi özellikle belirgin olan PP-DB ile ilgili hayal kırıklığı yaşandı. Azınlık gruplarının entegre edilememesi, Bulgaristan&#39;daki demokratik partiler için geleneksel bir siyasi sorundur.</p><p><strong>PP-DB ile başlamaz?  </strong></p><p>Açıklamanız için teşekkür ederiz. Değişikliklerden sonraki ilk haftalarda SDS, komünist rejimin şiddetli baskısından çıkan ve haklarını geri kazanma süreci yaşayan Müslümanlarla ortak bir dil bulma konusunda çok aktifti. Ancak, çok geçmeden SDS liderliği, seçmenlerinin milliyetçi tutumları olan kısmını iteceğinden korktuğu için yüzünü onlardan uzaklaştırdı. Bir de SDS&#39;nin en tepesinde milliyetçi düşünen insanlar olduğu ortaya çıktı. Sonra DPS geldi ve SDS&#39;de, sanki rahatlamış gibi, zaten bir Müslüman partisi var, artık bize hitap etmeyecekler düşüncesi hakim oldu.</p><p>Bu geçen 35 yıl zarfında, Türk ve Pomak arkadaşlarımla görüştüğümde, aynı soruları duyuyorum: &quot;Sizin önerdikleriniz bizim için ne yapıyor? Bizim sorunlarımızı görmeyenleri neden desteklememizi istiyorsunuz?&quot; Son zamanlarda, birçok Türk ve Pomak&#39;ın HÖH etrafında konsolidasyonu oldu. Özellikle yoksul köy ve kasabalarda her gün yaşam ve sosyal sorunlarla karşı karşıya kalan demokratik partiler, yakın zamana kadar HÖH&#39;den uzaklaşmış olanların çoğu, geri dönüp hareketin etrafında birleşmekten başka bir yol bulamıyor. Buna katkıda bulunan bir diğer unsur da, özellikle yoksul küçük belediyelerde halkın HÖH&#39;ün yerel sorunları bilmesini ve bunları çözmek için çaba göstermesini ummasıdır. Bu belediyelerde su temini, kanalizasyon ve en temel yaşam koşulları ile ilgili günlük sorunlar var.</p><p><strong>Kuruluşundan bu yana DPS&#39;nin gelişimine ve metamorfozlarına tanık oldunuz. Hareketin şu anki ekonomik gücünü nasıl görüyorsunuz?</strong></p><p>DPS, Bulgaristan&#39;da oligarşik bir partinin en sembolik örneğidir. Büyük bir oligarşik sermayenin çıkarlarını, çoğunlukla yoksul seçmenlerinin oylarını kullanarak ifade ediyor. Bu güne kadar güç kazanmak ve para kazanmak arasındaki bağlantılara içeriden aşina değilim, ancak bana öyle geliyor ki DPS&#39;nin ekonomik gücünden bahsetmek biraz abes kaçıyor.</p><p>Açık olan şu ki, son yıllarda ülkemizdeki farklı oligarşik klanlar arasındaki mücadele yoğunlaştı ve bu mücadele siyasi hayatı istikrarsızlaştırdı. DPS&#39;nin bu mücadelede aktif olarak yer aldığı açıktır ve burada Multigroup okulundan geçen, Magnitsky listesinde yer alan ve mali işleri hareketin eş başkanı olarak faaliyetleriyle iç içe geçmiş büyük bir oligark olan Delyan Peevski&#39;nin adı ön plandadır.</p><p><strong>Peevski&#39;nin HÖH Eş Genel Başkanı seçilmesi Türk toplumunda nasıl kabul gördü?</strong></p><p>Sanırım, Doğan kapsamlı bir analiz yaptı ve Bulgaristan&#39;daki Türklerin önemli bir kısmının, partinin operasyonel liderliğinin tamamen Peevski tarafından devralınması durumunda ortaya çıkacak olan hoşnutsuzluğunu dikkate aldı. Peevski&#39;nin yükselişi Türkiye&#39;deki göçmenlerin çoğu tarafından pek iyi karşılanmadı ve bazı örgütleri bunu açıkça ortaya koydu. Önemli bir argüman, siyasete bir iş olarak ve partiye bir şirket olarak bakabilen bir kişiye çok fazla güç vermenin büyük bir risk taşıdığıdır. Belki de, bu tür argümanlar, Cevdet Çakırov&#39;u eş başkan olarak yükseltmek için ağır bastı. Çünkü partiyi ve seçmeni elinde tutan büyük bir güçtür. Paranın gücünü bir dereceye kadar dengeler. Böylece Doğan, dengeyi kurarak, gerektiğinde Peevski&#39;ye karşı çıkmasını sağlayacak parti içindeki pozisyonlarını koruyor. Bu güç yapısının ne ölçüde sürdürülebilir olduğu henüz belli değil.</p><p>Türkiye&#39;nin, kendisi de Peevski&#39;nin yükselişini ketum bir şekilde karşıladı. Dediğim gibi, yürüttüğü eski politikalarına geri döndü. Bu, daha önce Osmanlı İmparatorluğu&#39;nun bir parçası olan topraklarda ortaya çıkan ve Müslüman nüfusu doğrudan etkileyen ülkelerde güçlü bir Türk etkisi kurmak isteyen Davutoğlu&#39;nun aktif politikası değil.</p><p>Dolayısıyla, bence Ankara&#39;nın DPS ile ilişkileri bozmaya niyeti yok.</p><p>Peevski&#39;yi sevip sevmediği ise şimdilik bahsetmeyeceği başka bir diğer konu...</p><p>Dimitır İ. Ganev,</p><p>Клуб &quot;Z&quot;</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/hayal_1716637389_LKvEr8.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Mihail İvanov: Uğradıkları hayal kırıklıkları onları DPS'ye mahkum ediyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/hayal_1716637389_LKvEr8.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Cebel olaylarını siyasetçiler değil akademisyenler aydınlatmalılar]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/cebel/2085/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/cebel/2085/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sun, 19 May 2024 19:39:10 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Ayşe Hanım, Edirne&#39;ye kadar gelmişken, Cebel&#39;e de buyursaydınız. ( Prof.Dr. Ayşe Kayapınar&#39;dan bahsedilmekte)</p><p>Bugün, 19 Mayıs Cebel Bayramı&#39;nı kutladık.</p><p>19 Mayıs 1989 yılında, Cebel halkı, beş yıl (1984- 1989) süren suskunluktan sonra, Gorbaçov&#39;in yeni bir açılım ve &quot;halkın sesini duy ve izin ver&quot; ( glastnost ve perestroyka) politikasından yüz bularak, insan hakları ve özgürlükleri aramak için barışçıl bir gösteriye çıkmıştı.</p><p>Komünist rejim karşıtı, bu ilk protesto yürüyüşü, derhal kaba kutvetle bastırılmış olsa da, sadece birkaç gün içerisinde bütün ülke çapına yayıldı ve böylece rejimin yıkılmasına kadar gidildi...</p><p>Totaliter rejim düştükten sonra, 19 Mayıs tarihi, bu sebepten dolayı Cebel Bayramı olarak ilan edildi.</p><p>Şahsen ben, 19 Mayıs 1989 yılındaki ayaklanmayı bütün ayrıntıları ile biliyorum.</p><p>Lakin, bu ayrıntıları şimdilerde Cebel&#39;i yönetenler, yakın tarihimizden ilgilenen araştırmacı arademisyen gruplar davet edip, bilimsel sempozyumlar sayesinde aydınlatılmasını arzu etmiyorlar, ya da bu onların işine gelmiyor, ya da kirli hesaplarına uygun görülmüyor...</p><p>Geçmiş yıllarda, yerel yönetime, bunu on defa teklif ettim; ama kabul ettiremedim.</p><p>Geçmiş yönetimler, en azından bizim gibi siyasi mahkumları, bahsettiğim kutlamalar esnasında protokol kürsüsüne davet ediyordular, her ne kadar söz alıp nutuklarımızdan çekinselerde. </p><p>Şimdikiler ise bizleri protokole bile davet etmiyorlar ve çıkarmıyorlar...</p><p>Birçoğu yetmiş yaşını aşmış siyasi mahkumlarımız ve Belene gazilerimiz, kalabalığın arasında dimdik ayakta durmaya mecbur bırakılıyorlar.</p><p>Ne arayan, ne ilgilenen, ne soranımız oluyor...</p><p>Benim iğrenç kişiler olarak tanımladığım mevcut siyasiler, siyasi mahkümlarımızın ve gazilerimizin isimlerini kullanarak, hiç utanmadan kendilerinden kahramanarımız diye söz ediyorlar.</p><p>Evet, spor müsabakaları, müzik gösterileri, yeme içmeler, alış verişler, her bayramda olağan şeylerdir. Olacaktır ve olmalıdır.</p><p>Lakin, o tarihi günlerin önem ve tarihsel gerçeklerini bir bilimsel  şölende ( sempozyumda ), akademisyenlerin dilinde anlatması gerekiyor.</p><p>Yine hala hayatta olan gerçek kahramanlarımızı, bizim halkımız, gençlerimiz ve çocuklarımız, yakından görmeli ve onları canlı olarak dinlemeli; çünkü dava adamlarımızın mücadelesini ve eylemini, her kesimin temsilcileri sadece bu şekilde öğrenebilirler. </p><p>Sahiden, her 19 Mayıs&#39;ta, bizler neden Cebel&#39;e gidiyoruz?</p><p>Benim paylaştığım fikirler ve dillendirdiğim açık teklifim, yaşanan bütün acıların ve trajedinin bir daha tekrar etmeyeceğinin teminatıdır diye düşünmekteyim.</p><p>Sayın Prof. Dr. Ayşe Kayapınar, sağ ve hoş olursak, seneye buyurun ve Cebel&#39;de bizim misafirimiz olunuz.</p><p>Aslında Balkanlar&#39;da bilim ve kural dışı, antidemokratik iğrenç siyaset örneklerini her yerde görebilmekteyiz.</p><p>Beni bağışlayınız, hem uzattım ve hem de, belki de, ilgi alanınıza girmeyen konularla sizleri meşgul ettim.</p><p>Ramazan AYYILDIZ</p><p>Fotoğraflar: Misyon Gazetesi arşivinden</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/cebel_1716147449_Ow08S6.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Cebel olaylarını siyasetçiler değil akademisyenler aydınlatmalılar ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/cebel_1716147449_Ow08S6.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Hangi Meryem Ana'dan, hangi İsa'nın kanından bahsediyorsunuz]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/hangi-meryem-ana-dan/2079/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/hangi-meryem-ana-dan/2079/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Fri, 03 May 2024 16:16:55 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Geçenlerde Kırcaali gazetelerinde yer alan bir fotoğraf bölgemizde yaşayan bütün Türk ve Müslüman kardeşlerimizin şiddetli tepkisini çekti, ama korkudan kimse sesini çıkaramıyor.</p><p>Sizlere, bu fotoğrafla ilgili bazı düşünce ve görüşlerimi aktaracağım, umarım gazetenizde, bu mektubuma yer bulursunuz; çünkü Kırcaali&#39;deki bütün gazeteler, rejime ve iktidara aykırı sayılacak bütün tepkileri derhal sümen altı ediyorlar. </p><p>Bilindiği gibi, Paskalya ve Aziz George Bayramları (Великден, Гергьовден ), katı birer Hristiyan gelenekleridir ve bizler gibi dinine tapan Müslümanlarla herhangi bir bağlantıları bulunmuyor.</p><p>Söz konusu ettiğim fotoğrafta ise Karagözlerli ( Черноочене ) bir sınıfın öğrencilerin tümü Velikden ve Gergövden yumurtası boyamaya mecbur bırakılmışlardı.</p><p>Halbuki, Hristiyanların en yaygın Aziz George geleneklerinden biri, &quot;Kutsal Perşembe&quot; günü yumurtalarının boyanmasıdır.</p><p>Bu yumurtalar, Mesih&#39;in vücudunun ve kanının sembolü olarak ekmek ve şarabı dünyayı günahın esaretinden kurtarmak için kurban edilmeye hazır olarak sunduğu &quot;Son Akşam Yemeği&quot; günü olan Kutsal Perşembe günü boyanır. Geleneğe göre yumurta, hava geçirmez kabuğu ve içinde yaşamı saklamasıyla Hz. İsa&#39;nın mezardan çıkıp dirilişini sembolize eder.</p><p>Son yıllarda yumurtalar farklı renklere boyanıyor olsalar da geleneğe göre kırmızıya boyanmalıdır. Hristiyan geleneği, doğurganlığın sembolü ve yeni bir yaşam döngüsünün başlangıcı olan yumurtaların kırmızıya boyanmasını ister, çünkü bunlar İsa&#39;nın Kanını sembolize eder.</p><p>Yumurtaların neden kırmızıya boyandığı konusunda üç kadının ismi geçmekte: Meryem Ana, Magdalalı Meryem (Yeni Ahit&#39;e göre Hz. İsa&#39;nın takipçilerinden, Markos ve Yuhanna İncillerine göre, öldükten ve gömüldükten sonra dirilen İsa&#39;yı ilk gören kişi) ve şüpheci anonim bir kadın.</p><p>Allah aşkına, sizler hangi Meryem Ana&#39;dan, hangi İsa&#39;nın kanından bahsediyorsunuz? </p><p>Fotoğraftaki çocukların tümü birer Müslüman evladı olduklarına göre, &quot;Müslüman mısın?&quot; diye sorulduğunda, acaba &quot;Elhamdülillah, ben bir Müslümanım!&quot; diye cevap verebiliyorlar mı?</p><p>Ya Müslümanım demenin manası nedir?</p><p>Allah&#39;ı bir bilmek, Kur&#39;an-ı Kerim&#39;i ve Muhammed Aleyhisselam&#39;ı tasdik etmektir...</p><p>Şerife Mustafova,</p><p>Kırcaali</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/hangi-meryem-ana-dan_1714742274_PCcSwU.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Hangi Meryem Ana'dan, hangi İsa'nın kanından bahsediyorsunuz ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/hangi-meryem-ana-dan_1714742274_PCcSwU.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Plovdiv’de Dünya Ana Dili Günü etkinlikleri]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/plovdiv/2059/</link>
            <description><![CDATA[* Doç. Dr. Yordanka Bibina, Orhun Yazıtları’ndan günümüz Türk alfabesine kadar, Türkçemizin gelişimini, tarih boyunca Türkler tarafından kullanılan tüm alfabeleri etraflıca tanıttı.
* Dr. Aziz Taş ise sunumunda Arap alfabesinin ortaya çıkışını, inkişafını ve İslam uygarlığının yükselişini nasıl etkilediğini ele aldı.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/plovdiv/2059/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sat, 24 Feb 2024 10:44:14 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Plovdiv&#39;de Dünya Ana Dili Günü etkinlikleri, 20 ve 21 Şubat tarihlerinde zengin bir programla, farklı aşamalarla gerçekleşti.</p><p>Türk-Bulgar Edebiyat Kulübü Başkanı ve Nöbettepe Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Kadriye Cesur, etkinliklerin Plovdiv Milli Kütüphane&#39;de Yuvarlak Masa Oturumu ile başladığını ve açılış konuşmasının Türkiye Cumhuriyeti Plovdiv Başkonsolosu Korhan Küngerü tarafından yapıldığını paylaştı.</p><p>Bulgaristan&#39;ın farklı üniversitelerinde görevli olan Edebiyat ve Dil ve Sanat Tarihi hocaları bildirileriyle oturumda hazır bulundular.</p><p>&ldquo;Prof. Dr. Evdokiya Borisova&#39;nın moderatörlüğünde ilerleyen oturumda, Doç. Dr. Yordanka Bibina, Orhun Yazıtları&#39;ndan günümüz Türk alfabesine kadar, Türkçemizin gelişimini, tarih boyunca Türkler tarafından kullanılan tüm alfabeleri etraflıca tanıttı,&rdquo; diyen Kadriye Cesur, böylece izleyicilerin Türk yazısı hakkında çok geniş bir yelpazede bilgiye ulaştıklarını vurguladı.</p><p>Oturumun diğer bir katılımcısı olan Doç. Maya Gorçeva ise Akdeniz Havzasında denizciler tarafından ortak kullanılan ve aralarındaki iletişimi sağlayan denizcilik terimlerini tanıttı.</p><p>Dr. Aziz Taş ise sunumunda Arap alfabesinin ortaya çıkışını, inkişafını ve İslam uygarlığının yükselişini nasıl etkilediğini ele aldı.</p><p>Ressam Antoniya Duende Glagolitik Alfabenin kat ettiği yolu ve ressam olarak kişisel yaratıcılığındaki rolünü paylaştı.</p><p>Sanat tarihçisi Prof. Spartak Paskalevski bildirisinde Uzak Doğu, Balkanlar ve Akdeniz coğrafyası diyaloğunda dil ve iletişim aracı olarak sanatın etkin fonksiyonlarını sundu.</p><p>Plovdiv Tanınmayanlar Derneğinin hazırladığı ve Doç. Zoya Mikova&#39;nın kuratörlüğünde sergilenen etnik fotoğraf eserleri sergilendi.</p><p>Kadriye Cesur, 21 Şubat Dünya Ana Dili Günü&#39;nde Belediye binasının muhtelif alanlarında çeşitli yazı atölyeleri, yazı köşeleri kurulduğunu ve Hüsn-i Hat, Japon Shodo&#39;su, Kiril ve Latin alfabelerinin kaligrafik örneklerinin ve aynı zamanda Ebru sanatının da uygulamalı sergilendiğini paylaştı.Atölye çalışmalarına çok büyük bir ilgi ve katılım olduğunu söyleyen Kadriye Cesur, &ldquo;eş zamanlı olarak sahne alanına 20&#39;in üzerinde farklı etnik grup ve milletlerden temsilciler çıktı ve bu yılki mottomuzu kendi dilleriyle yazarak, seslendirdiler&rdquo; dedi.</p><p>Doç. Dr. Harun Bekir &ldquo;Ana Dili Haftası&rdquo; başlığı altında gerçekleştirmiş olduğumuz söyleşilerden biri de Plovdiv &ldquo;Paisiy Hilendarski Üniversitesi&rdquo;, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğretim üyesi Doç. Dr. Harun Bekir ile oldu.</p><p>Kendisiyle Ana Dilininin önemine vurgu yaparak, hem okullarda hem de üniversitede Türkçeye olan ilgiyi konuştuk. Üniversitede Türkçe dersleri veren, Türkçe öğretmenler yetiştiren Doç. Dr. Harun Bekir, bundan 5-10 yıl önce bölüme büyük rağbet olduğunu paylaştı, ancak şimdi nüfusun azalmasıyla, her bölümde olduğu gibi Türkçe bölümünde okuyan üniversite öğrencilerinin de sayısının azaldığını belirtti. &ldquo;Türkçemizin Bulgaristan&#39;da öğretilmesi, okutulması, yaşatılması çok önemli!&rdquo; diyen Harun Bekir, tarih boyunca ülkemizde Türkçe&#39;nin ana dili olarak okutulmasının farklı aşamalardan geçtiğini belirterek, &ldquo;90&#39;lı yıllarda 100 000&#39;lere ulaşan öğrenci sayısı günümüzde 3 000&#39;lerde&rdquo; sözleriyle günümüzde okullarda Türkçe okuyanların sayısında ciddi anlamda azalma olduğunu vurguladı.</p><p>Üniversite eğitim görevlisine göre, bu eğilimin nedenleri bir yandan yıllar boyunca yaşanan göç ve azalan nüfus, diğer yandan da her okulda Türkçe&#39;nin seçmeli ders olarak sunulmaması ve ebeveynlerin iki dillilik konusunda çok bilinçli davranmadıklarını belirtti.</p><p>Bulgaristan Ulusal Radyosu</p><p>Yazı: Bedriye Haliz</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/plovdiv_1708761288_ROAfg7.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Plovdiv’de Dünya Ana Dili Günü etkinlikleri ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/plovdiv_1708761288_ROAfg7.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Melek Mızrak Subaşı'ya Deliorman'dan destek geldi]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/melek-mizrak-subasi-ya-deliorman-dan-destek-geldi/2057/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/melek-mizrak-subasi-ya-deliorman-dan-destek-geldi/2057/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sat, 17 Feb 2024 20:29:17 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Cumhuriyet Halk Partisi, Bilecik Belediye Başkanı adayı Melek Mızrak Subaşı&#39;ya, Razgrad İlinin Şeremetköy&#39; ünden ( Веселец ) destek çıktı.</p><p>Bir grup köy sakini, &quot;Melek Mızrak Subaşı, Deliorman seninle gurur duyuyor. Başarılar!&quot; yazılı ilginç bir pankartın önünde fotoğraf çektirip Bilecik&#39;e gönderdiler.</p><p>Mithat Cesur,</p><p>Razgrad</p> Melek Mızrak Subaşı kimdir? Nisan 2022-Ocak 2024 arasında Bilecik Belediye Başkan Vekilliği yapan Türk politikacı. Subaşı, 1988 yılında Razgrad, Bulgaristan&#39;da doğdu. 1989 yılındaki zorunlu tehcir süreci nedeniyle ailesi kısa bir süre sonra Bilecik iline göç etti. İlk, orta ve lise eğitimini Bilecik&#39;te tamamladı. Lise eğitiminin ardından Bulgaristan Sofya Yüksek İnşaat Mimarlık ve Jeodezi Üniversitesi&#39;nde mimarlık okudu. Lisans eğitimini ardından aynı üniversitede yüksek lisansını tamamladı. Mezun olduktan sonra Türkiye&#39;ye dönerek bir mimarlık ofisi açtı.Subaşı, 31 Mart 2019 tarihinde yapılan yerel seçimlerin sonucunda Semih Şahin&#39;in seçilmesiyle İYİ Parti&#39;nin eski il başkanı Ahmet Gürses ile birlikte Bilecik Belediye Başkan Yardımcılığı görevine başladı. Buna ek olarak İmar Komisyon Başkanlığı, Meclis Divan Katipliği, Kent Estetik Kurulu Asil Üyeliği, Bilecik Belediyespor Başkanlığı ve Bilecik Kadın Kooperatifi Yöneticiliği görevlerini gerçekleştirdi.Ocak 2023&#39;te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu&#39;nun Bilecik&#39;in Bozüyük ilçesinde yapılacak &quot;Kurtuluş Savaşı Anı Evi ve Seyir Terası&quot; projesinin temel atma töreni için ziyareti esnasında çekilmiş Subaşı&#39;nın da yer aldığı fotoğraflar Türkiye&#39;de gündem oldu. Sosyal medyada Subaşı giyimi ve görünüşüne atıfta bulunarak Game of Thrones&#39;da yer alan Targaryen hanedanı üyelerine (ve Daenerys Targaryen&#39;e) ve Kuzey Avrupalılara benzetildi. ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/melek-mizrak-subasi-ya-deliorm_1708190957_ZBDrvV.webp" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Melek Mızrak Subaşı'ya Deliorman'dan destek geldi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/melek-mizrak-subasi-ya-deliorm_1708190957_ZBDrvV.webp"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kayıp Öküzler]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/omer-aga/2054/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/omer-aga/2054/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Mon, 22 Jan 2024 18:51:47 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yaşanmış gerçek bir hadise...</p><p>---------------------------------------</p><p>1958 yılından öncesi, köyümüze henüz tarım kooperatifi kurulmamıştı.</p><p>Herkes, kendi tarlasını ekip biçiyor, ailesinin geçimini bu şekilde sağlamaya çalışıyordu.</p><p>O yıllarda, çiftçinin ürettiği buğdayın yarısını devlet vergi olarak alıyor, çiftçinin elinde ne kalırsa, ondan kış hazırlıkları yapılıyordu.</p><p>Her son baharda ailenin nüfusuna göre, kışı geçirmek için un öğürtülüyordu.</p><p>1957 yılının sonbaharı gelmiş, köy halkı kış hazırlıklarına başlamış; fakat yaz çok kurak geçtiği için köyümüzün Damderesi mevkiinde değirmenleri çalıştıracak kadar su yoktur.</p><p>Hal böyle olunca,köy halkı un öğürtmek için ya Pirece ya Bekçi köyüne gidiyordu; çünkü bu iki köyde de motorlu değirmen vardı.</p><p>Köyümüzden iki komşu aile değirmene gitmek için karar alırlar ve Bekçi köyü değirmenini tercih ederler.</p><p>Bu iki komşu Ömer Macaroğlu ( Pateş) ve Ahmet Dayıpoğlu&#39;dur. İki komşu, aralık ayının güneşli bir gününde, Bekçi köyünün yolunu tutarlar.</p><p>Öğle vakti değirmene varırlar;ama büyük müşteri kalabalığı vardır. Onlar da kuyruğa girer; fakat kendilerine sıranın gelmesi için tam iki gün beklerler ve nihayet  buğdaylarını öğütürler.</p><p>Sabahın erken saatlerinde, unları hazır olur ve dolu çuvalları arabalara taşımakta birbirine yardım ederler ve sabahın geç saatlerinde, köye doğru hareket ederler.</p><p>Değirmenden ayrıldıktan kısa bir süre sonra, tek tük kar atıştırmaya başlar ve az bir zamanda çevreleri bembeyaz bir örtüye kaplanır.</p><p>İki arkadaş, &quot;İnşallah, çok yağmaz!&quot; diyerek kendilerini teselli etmeye çalışırlar; fakat kar yağışı gittikçe hızını arttırır, sert esen bora fırtına önlerini görmelerine engel olmaya başlar.</p><p>Durulca deresini geçtiklerinde, kar, olanca gücüyle dökülmeye devam ediyor ve diz boyuna yaklaşıyor. Öküzler arabaları çekmekte zorlanmaya başlıyorlar.</p><p>Büyüktepe ormanı ortalarına geldiklerinde, kar iyice derinleşiyor ve arabaları orada bırakmak zorunda kalıyorlar. Öküzleri salıp onların izlerinden yola devam ediyorlar.</p><p>Karabağlık semtine geldiklerinde, soğuk ve yağışlı kış korkutucu bir hale geliyor, bir yandan da hava kararmaya başlıyor.</p><p>Bu durumu gören Ahmet aga, Ömer agaya dönerek, &quot;Biz. bu dolambaçlı yoldan gidersek köye varamayız. Gel şu kestirmeden Çukurtarla doruğunu aşalım ve belki köye daha kolay ulaşabiliriz!&quot; demiş olsa da, Ömer aga, onun bu teklifine uymaz.</p><p>&quot;Sen git kestirmedeni ben öküzlerimi bırakamam!&quot; der ve öküzün kuyruğuna tutunarak yola devam eder.</p><p>Ahmet aga, Ömer&#39;i ikna edemeyince, tek başına kestirmeden yola devam eder ve düşe kalka, derin kara bata çıka, yatsı ezanında evine ulaşır.</p><p>Onun ilk işi, Ömer aganın ailesine haber göndermek olur, kendisinin yolda olduğunu ve gidip karşılanması gerektiğini söyler.</p><p>Ömer aganın ailesi, hemen yakınlarına haber verir ve yardım talep ederler.</p><p>Yakınlarından Hüseyin Ömer, Mehmet Kadir, Muhammet Murat, Muharrem Selim ve Cemal Keleş, kışlık yağmurluklarını giyinirler ve cep fenerlerini alarak hiç zaman kaybetmeden o fırtınalı soğuk gecede Ballıca istikametine doğru yola çıkarlar.</p><p>Ömer agayı, köye iki kilometre uzakta, yolun kenarında bir ağacın gövdesine arkasını dayamış, ölümle kalım arasında varıp gelirken imdadına yetişirler.</p><p>Soğukta donmak üzere olan adamı, sırtına alıp, yağmurluğun eteklerini arkadan üzerine çekip, sıra ile taşıyarak evine getirirler.</p><p>Kış gününde, herkes evinde kapalı olduğu için, bundan diğer komşuların haberi olmaz.</p><p>Yoğun kar yağışı, bazı yerlerde iki metreyi bulmuştu, köşeyi bucağı doldurduktan sonra sabaha karşı durmuştu.</p><p>Sabah olunca herkes yol açma derdine düşmüştü. Ben de avlu içinde babama yardım ediyordum.</p><p>Bir ara köyün kehyası Keleş Ahmet dayı bir duyuru yayınlamaya başladı.</p><p>&quot;Herkes kürekleri alsın ve alana çıksın, Ballıca yolu açılacak. Pateş Ömer aganın ve Dayıp Ahmet aganın öküzleri yolda kalmışlar, onlar eve getirilecekler.&quot; diye seslendi.</p><p>Babam, &quot;Sen yavaş yavaş devam et oğlum, ben gideyim&quot; dedi.</p><p>Ben ise &quot;Baba, ben de gitmek istiyorum, ne olmuş ne gitmiş görmek istiyorum.&quot; deyince, &quot;Hadi gel o zaman!&quot; dedi.</p><p>Kürekler zaten elimizdeydi, alana çıktığımızda öküzleri bindirmek için iki kızak hazırlanmıştı; fakat koşulu hayvan filan yoktu.</p><p>Ömer aganın öküzlerinin yerini, o gece onu getirenler biliyordu; fakat Ahmet aganın öküzlerinin yerini, Ömer agadan başka bilen yoktu, kendisine sormaya gittiklerinde, zor da olsa biri ilerde,diğeri de geride olduğu anlaşılmıştı.</p><p>Bu gelen haberden sonra işe koyulduk, ileriden yol açılıyor, geriden kızaklar kalabalık tarafından kimi çekiliyor, kimi itiliyor, olay yerine bir an önce ulaşılmaya çalışılıyordu.</p><p>Bir ara ileriden dana sesi geldi, orayı vardığımızda acı ve üzücü olayı gördük. Ömer aganın da dediği gibi, genç dana, öküzlerden 30 adım kadar ileriden gidiyormuş, önündeki çalıların üzeri dümdüz kar olduğundan ve yolun darlığından yoldan çıkmış ve çalıların arasına düşmüştü. Bu esnasında dananın sol gözüne uzun bir dikme saplanmış ve acı çeke çeke can vermişti.</p><p>Ben, bu acı olaya çok üzülmüştüm, üzerinden 67 yıl geçmesine rağmen, hala gözümün önünden gitmemektedir.</p><p>Ömer aganın öküzlerine gelince, yanlarına vardığımızda sadece boynuz uçları görünüyordu, üzerlerindeki kalın kar tabakası temizlendi, yarı ölü yarı diri bir şekilde kızaklara bindirilip köye götürüldüler.</p><p>Ahmet aganın diğer öküzü, daha gerilerde bir siper yere sığınmış, orada ayakta olarak bulunmuştu.</p><p>Bu acı kış felaketini, Ahmet aga, daha tez atlatmıştı.</p><p>Ömer aga ise çok acılar çekti, iki elinin soğuktan donan parmakları döküldü...</p><p>Mehmet Uzun</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/omer-aga_1705941560_Thj8nv.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kayıp Öküzler ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/omer-aga_1705941560_Thj8nv.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sizin kızlarınıza hediye vermeyeceğiz...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/sizin-kizlariniza-hediye-vermeyecegiz/2045/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/sizin-kizlariniza-hediye-vermeyecegiz/2045/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Mon, 11 Dec 2023 23:54:35 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Dünkü gün, insan haklarına hasredilmişti, acı ve ızdırap dolu anılarım yeniden depreşti.</p><p>Kahpece sürgün edilmiştim ve demir parmakların arkasında bana eziyet ediyorlardı.</p><p>Bir gün küçük kızlarımdan bir mektup aldım.</p><p>Sevgili babamız, bütün diğer çocuklar gibi, bizler de yaklaşan Yeni Yıl gecesini, analı ve babalı kutlamak istiyoruz. Sabırsızlıkla, senin evine dönmeni bekliyoruz, diye yazıyorlardı. Zarfın için bir de fotoğraf eklemiştiler...</p><p>Ben de bütün çaresiz halimle oturdum ve Burgaz valiliği aracılığı ile Aytos belediye başkanına bir mektup gönderdim. Bunu biraz da hırsımdan ve inadımdan yapıyordum...</p><p>Bu mektubumda, resmi yetkililerden çocuklarıma bizzat Yeni Yıl armağanı göndermelerini rica ediyordum; çünkü Polonya, Çekya veya Macaristan gibi ülkelerde, babaları tutuklu olanlara, resmi görevlilerin hediye gönderdiklerini duymuştum.</p><p>Benim çocuklarımın yanında da şu an babaları olmadığını hatırlatmakta hiç bir abes görmedim.</p><p>Gönderdiğim mektup, kısa zamanda gereken yerlere ulaşmıştı ve dört belediye çalışanı evimi ziyaret etmek için görevlendirilmişler; fakat aileme ulaştıklarında şunları söylemişlerdi:</p><p>&quot; Sizin kızlarınıza hediye vermeyeceğiz; çünkü onlar bunu hak etmiyorlar, ayrıca onlar başka devletlerin çocuklarına benzemezler...&quot;</p><p>Bir sözle, çocuklarımı sevindirmek için değil, onları ve ailemi daha fazla üzmek ve acı çektirmek için evimi ziyaret etmişlerdi.</p><p>Allah&#39;a şükürler olsun ki, artık yıllardır ana vatanımızda özgürlüğü tadını çıkarmaktayız.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sizin-kizlariniza-hediye-verme_1702328075_gQatLh.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sizin kızlarınıza hediye vermeyeceğiz... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sizin-kizlariniza-hediye-verme_1702328075_gQatLh.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Resmiye Mümün'den Kemikler yöresine ait iki efsane]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/resmiye-mumun-den/2032/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/resmiye-mumun-den/2032/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sat, 07 Oct 2023 01:22:44 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Çingene Kızı Efsanesi</p><p>Boyacıköy&#39;ün (Bagra) güneybatısında yer alan Kazlar (Kayabaşı) Tepesi&#39;nin doğu yamacında bulunan İnkaya çevresinin bir Çingene kızının ruhu tarafından sahiplendiği iddia edilmektedir. Bununla ilgili yürekleri sızlatan bir efsane anlatılmaktadır. Rivayete göre, bu olay, geçen yüzyılın 80&#39;li yıllarında yaşanmıştır.</p><p>Kırcaali şehrinin Çingene Mahallesi&#39;nde / Çamsırtı Mahallesi (Borovets) 12-13 yaşlarında, çok uzun siyah saçlı, güzel bir Çingene kızı yaşarmış.</p><p>Başviran (Yavorovo) köyü yöresinden bir delikanlıyla birbirlerini sevmişler. Bir gün Çingene kızının annesi düğüne gitmiş ve kız evde yalnız kalmış. Aynı gün bir arkadaşıyla birlikte gelen yavuklusu, evlenmek üzere kızı evden çıkarmış.</p><p>Durbalıköy (Tsarevets) köyünden geçerek Göllü ( Dolna Blenika ) köyüne varmışlar. Bu küçük köyde akşamın olması için biraz vakit geçirmişler, saati filan sormuşlar.</p><p>Akşam olunca, delikanlının arkadaşı Çingene kızına göz koyup arkadaşına: &ldquo;Ya onu ya beni seçersin!&rdquo;, diyerek açıkça kötü niyetini belli etmiş.</p><p>Kızın yavuklusu ise yavaş biri olduğundan, kendisinde güç bulup yavuklusuna sahip çıkamamış.</p><p>Çingene kızına Kazlar Tepesi&#39;ni Gull&acirc; Tepesi (Maslar Tepesi) diye tanıtarak oraya götürmüşler. İki arkadaş burada kıza tecavüz etmişler.</p><p>Gece yarısı saat 23-24 sularında, kızın memesini keserek, çok büyük eziyet ederek öldürmüşler.</p><p>Çingene kızı can verirken çok acı çekmiş, bağırmış, inlemiş, sızlamış; fakat hiçbir yerden kendisine yardım eli uzatılmamış. Katiller, kızın biçimsizleştirilmiş cansız bedenini kuytu bir yere gizlemişler.</p><p>Ertesi gün, Kayabaşı (Skalna Glava) köyünden bir çoban, kızın cesedini bulmuş ve Kayabaşılılar onu kızını arayan annesine teslim etmişler.</p><p>İşte, bugün de h&acirc;l&acirc; her gece yarısı Çingene kızının kanının akıtıldığı yerde, can çekişirken çıkardığı inleme seslerini duymak mümkündür. Ayrıca ruhunun beden şeklinde bazı kimselere göründüğü rivayet edilmektedir...</p><p>Deli Kadir&#39;i İşleten Adam</p><p>Kırcaali ilçesine bağlı Tilkiler (Lisitsite) köyünde ün salan Deli Kadir, Kırcaali&#39;den Delço ve İvanyo&#39;yu da yanına alıp Boyacıköy&#39;e (Bagra) gelmişler. Onlar, Şaban adında birinin Kırcaali&#39;den birisine olan para borcunu almak için köye uğramışlar.</p><p>Misafirler köy odasına alınınca, Şaban&#39;ın kardeşi olan Ferad ile görüşmüşler ve kendisinden ağabeyini çağırmasını istemişler.</p><p>Aynı anda yağmur yağarmış. Şaban, odanın kapısı karşısından çetecilere: &ldquo;Ne var? Ne oldu? Ne istiyorsunuz? Benimle ne derdiniz var?&rdquo; diye bağırmış.</p><p>Deli Kadir ve adamları: &ldquo;İçeri gel de öyle söyleyeceğiz!&rdquo; diye seslenmişler. Şaban, elinde mavzeriyle: &ldquo;Ben yağmurun altında ıslanırken siz içerdesiniz, ama ne istediğinizi söylemezseniz, asla içeri girmeyeceğim!&rdquo; diye diklenmiş. Adamlar, böylece Şaban&#39;dan hiçbir para alamayacaklarını anlayınca köyden uzaklaşmışlar...</p><p>Birkaç gün sonra, geceleyin saat bir sularında eve baskın yapıp Şaban&#39;ı öldürmek istemişler. Adamları kapıda yine Ferad karşılamış. Deli Kadir ve adamları, Ferad&#39;dan yine ağabeyi Şaban&#39;ı çağırmasını isteyip, eğer dışarı çıkmazsa, bu defa kendisini öldüreceklerini söyleyerek tehdit etmişler.</p><p>Daha sonra bir silah sesi duyulmuş. Ferad, korkusundan titreyerek, evin bir köşesine gizlenmiş. Anne ve babaları ağlamaya başlamışlar ve: &ldquo;Vay, bizim oğul gidiyor!&rdquo; diye inliyorlarmış.</p><p>Silah sesleri dinince adamlar ortadan kaybolmuşlar ve Şaban ortaya çıkmış. Bu defa Ferad&#39;a: &ldquo;Ne oldu? Neden bu kadar korktunuz?&rdquo; diye sormuş. Ferad: &ldquo;Silah sesi duyduk. Hepimiz ölebilirdik&rdquo;, diye cevap vermiş. Şaban ise: &ldquo;Bubam oğul (babamoğlu), silah eden bendim. İnsanlar da gittiler&rdquo;, diye açıklamış...</p><p>Efsaneleri kaleme alan: Resmiye Mümün</p><p>Not: Bu efsanede adı geçen Bozoğulları sül&acirc;lesinden Ferad, müellifin dedesi, Şaban ise dedesinin kardeşidir.</p><p>Efsaneler, Resmiye Mümün&#39;ün &ldquo;Kostino Köyü ( Kemikler ) ve Yöresinin Toponimisi&ldquo; adlı toponimik araştırma kitabında yer almaktadır.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/resmiye-mumun-den_1696632954_rKi9hW.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Resmiye Mümün'den Kemikler yöresine ait iki efsane ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/resmiye-mumun-den_1696632954_rKi9hW.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Misyon Gazetesi: Sorguluyor, Araştırıyor, Cevaplıyor...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/misyon-gazetesi-sorguluyor-arastiriyor-cevapliyor/2031/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/misyon-gazetesi-sorguluyor-arastiriyor-cevapliyor/2031/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Mon, 02 Oct 2023 19:10:40 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Sevgili Okur!</strong></p><p><strong>Son yıllarda Bulgaristan vatandaşlığı elde etmek, vize almak, pasaport çıkarmak ve vesaire durumlar gündemin ve sanal alemin baş köşesine oturmuş durumda. Bir çok kişi, bilgi edinmek için çabalıyor ve bir hayli resmi kuruma başvurmaya mecbur kalıyor. İleride, bu yeni köşemizde bizler de okuyucumuzu, benzer konularda doyurucu bir şekilde aydınlatmaya çalışacağız.</strong></p><p><strong>Gerektiğinde konsolosluk ve bakanlık yetkililerine başvuracağız. Bu konulara hakim tecrübeli danışmanlar angaje edip sizleri bilgilendireceğiz. Sizleri ilgilendiren bütün konuları ve sorunları rahatlıkla bizimle paylaşabilirsiniz, şikayet ve temennilerinizi de iletebilirsiniz.</strong></p><p><strong>İşte sosyal medyadan değerlediğimiz bazı aydınlatıcı soru ve cevaplar:</strong></p><p><strong>Soru ( Nuri Sait Yontan)</strong></p><p><strong>- Bulgaristan vatandaşlığı için ( çifte vatandaşlık) müracaat edeceğim. Güvenilir bir aracı şirket arıyorum.</strong></p><p><strong>Cevap ( Ahmet Çetiner )</strong></p><p><strong>- Türkiye&#39;de ik&acirc;metinize yakın, Bulgaristan&#39;da ik&acirc;met olunacağı şehirde ofisi ve ekibi olan, yaptığı işleri referans olarak paylaşabilen, yapılacak işi teferruatlı, masrafların teferruatı ve süreci paylaşabilen makul aklınıza yatan ekibi seçmeye çalışın. Çünkü süreç uzun, masraflı ve stresli.</strong></p><p><strong>Soru ( Sevim Ahmetoğlu )</strong></p><p><strong>- Yeni doğan çocuklara vatandaşlık için mülakat gerekiyor mu? Anne vatandaş, baba değil.</strong></p><p><strong>Cevap ( İsmail Yılmaz )</strong></p><p><strong>- Hayır,  direkt Bulgaristan&#39;da belediye müracaatı ile doğum kayıt örneği ( Удостоворение за раждане ) çıkartıp pasaport alınıyor.</strong></p><p><strong>Bilgilendirme ( Reyhan Bayar )</strong></p><p><strong>- Bulgaristan İçişleri Bakanlığı, Schengen Vizesi&#39;nde düzenlemeye gitti. Bakanlığın yayınladığı genelgeye göre, 5 Mayıs 2023 yılı itibarıyla Schengen Vizesi&#39;ne sahip olup ilk kez Bulgaristan&#39;a giden kişiler sınır kapılarından geri çevrilmeye başlandı.</strong></p><p><strong>Artık Schengen Vizesi&#39;ne sahip olan turist ve ticari araç sürücüleri, Schengen Vizesi ile vizeyi aldıkları ülkeye giriş yaptıktan sonraki diğer seyahatinde Bulgaristan&#39;a giriş yapabilecekler.</strong></p><p><strong>Siz de ilk kez Schengen Vizesi ile Bulgaristan&#39;a giriş yapacaksanız, vizeyi aldığınız ülkeye gitmeyi ve oradan Bulgaristan&#39;a geçmeyi unutmayın...</strong></p><p><strong>Cevap bekleyen bir soru ( Serdar Chivas )</strong></p><p><strong>Merhaba! Dedem,1952 yılı göçmeni, Türkiye&#39;de vefat etmistir. Annem vatandaşlık alabiliyor mu?Annemin babannesi Bulgarıstan&#39;da dogup orada ölmüş, göc sağlanmamış, eger babadan alamazsa babanneden vatandaşlık alabilir mi? Dedesinin hangi tarihte geldigini bilmiyoruz veya gelmemişte olabilir, bu konuda çok çesitli bilgiler yazıyor, kafamız bir hayli karışık. 1950 yılından sonrası kişi islemleri kendısı yapması gerekiyor diyorlar, kimisi de vefat olsa da yine de cocukları da yapabılır deniyor. 1950 yılı sonrası vatandaşlık kesin silinmistir diyenler de var, tekrar alıncak olursa, kişinin kendisi yapabilir, cocuğu yapamaz, vatandaslık alamaz diyen de var, kesin net bilgi olarak bizi aydınlatabilir misiniz...</strong></p><p><strong>Soru: İsim Denklik Belgesi Nedir?</strong></p><p><strong>Cevap ( Sofya Hukuk )</strong></p><p><strong>- İsim Denklik Belgesi, Türkiye&#39;deki Nüfus Müdürlükleri&#39;nden temin edilebilmektedir. Nüfus Müdürlüğü&#39;nden ulaşılamadığı zaman T.C. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü&#39;nden talep edilecektir. Bulgaristan vatandaşlığını geri almak isteyen göçmenlerin temin etmesi gereken evraklardan bir tanesi de İsim Denklik Belgesidir. Denklik Belgesi, Bulgaristan&#39;dan göç eden kişilere, Bulgaristan makamları tarafından düzenlenerek verilmiş Göç Pasaportu&#39;na ( Passeport D&#39;emigration) dayanılarak oluşturulur ve talep edilmesi halinde göçmenlere verilir.</strong></p><p><strong>İsim Denklik Belgesi, kişinin Bulgaristan&#39;daki ismi ile Türkiye&#39;ye giriş yaptığı ismini birlikte göstererek o kişinin aynı kişi olduğunu tespit eder. Bazen nüfus müdürlükleri tarafından, kişinin daha önceki ismine dair bir bilgi kişilerin göç dosyalarında bulunamadığından, bu belge düzenlenemeyecektir. Böyle durumlarda kişinin Bulgaristan&#39;daki doğum kaydının apostilli bir örneğinin temin edilmesi ve tercümesi yapılmış noter onaylı bir sureti ile Nüfus Müdürlüğü&#39;ne başvurulması gerekmektedir.</strong></p><p><strong>Soru ( Zafer Tandoğan)</strong></p><p><strong>- Babam Zülkef Tandoğan, Şumnu&#39;da doğmuş ve 1923 yılında dedem Kamil ve babaannem Meryem ile Türkiye&#39;ye göç etmişler. Ben, 1955 İstanbul doğumlu Zafer Tandoğan olarak Bulgaristan vatandaşlığı almak istiyorum. İsim denklik belgesi çıkarmak için Ankara&#39;ya dilekçe yazdım. Gelen cevapta kayıtların 1925 yılından sonrasını kapsadığını dolayısı ile gerekli bilgi veremeyeceklerini söylediler. Halbuki soy ağacında doğduğu yerin Şumnu, doğum yılı ve TC nosu mevcut. Bundan sonra nasıl bir işlem yapmam gerekir? &quot;</strong></p><p><strong>Cevap ( Sofya Hukuk )</strong></p><p><strong>- Babanızın Bulgaristan doğum kaydını çıkartıp isim denkliğe yeniden başvurmanız gerek, Bulgaristan doğum kaydının çıkartılması konusunda size yardımcı olabiliriz.</strong></p><p><strong>Soru ( Mehmet Reşat Sivrikaya) </strong></p><p><strong>- Babam ve dedem, mübadelede Tırnova&#39;dan Turkiye ye kaçmışlar. Ben, Bulgaristan vatandaşlığı alabilir miyim?</strong></p><p><strong>Cevap ( Sofya Hukuk )</strong></p><p><strong>- Sizin Bulgaristan vatandaşlığı alabilmeniz için babanızın vatandaşlığı halen korunuyor olması gerekiyor. Önce Bulgaristan&#39;dan babanızın doğum kayıtları çıkartılmalı, Türkiye&#39;den toplanacak diğer evraklarla birlikte Bulgaristan makamlarına başvurarak Bulgaristan vatandaşlık sorgusu yapılması gerekiyor. Daha ayrıntılı bilgi ve başvurular için avukatlarımıza ulaşabilirsiniz.</strong></p><p><strong>Soru ( Bünyamin )</strong></p><p>- 1928 yılı doğumlu annem, 1938  yılında Türkiye&#39;ye gelmiş. Razgrad doğumlu, 2009 yılında rahmetli oldu, evladı olarak benim çifte vatandaşlık hakkım var mı?</p><p>Cevap ( Sofya Hukuk )</p><p>- Sizin, annenizden dolayı Bulgaristan vatandaşlığına başvurma hakkınız var. Bunun için Türkiye&#39;den çıkartılması gereken evraklarınızla birlikte Bulgaristan&#39;dan çıkarılması gereken annenizin doğum kaydını toplayıp, Bulgaristan&#39;da vatandaşlık sorgusu yapttırmanız gerekiyor. Vatandaşlık sorgusu sonucu, annenizin vatandaşlığı halen korunuyor çıkarsa sizin de Bulgaristan vatandaşlığına başvurma hakkınız olacak.</p><p>Soru ( Gülnur Mutlu )</p><p>- İsim denklik belgesi almak için başvuruda bulunacağım; fakat şöyle bir bilgi var sistemde, göç etmeden önceki isimlerin bulunması gibi bir madde bulunuyor. Eğer sistemde göç etmeden önceki ismim kayıtlı ise nüfus müdürlüğünden alabiliyorum; fakat bulunmuyorsa pasaportumu mu, yoksa doğum belgemi mi tercüme ettirmem gerekiyor...</p><p>Cevap ( Sofya Hukuk )</p><p>Göç dosyanızda önceki isminize dair bir evrak bulunamadıysa, sizden Bulgaristan Doğum Kaydınızı isteyecekler. Uygulamada isim denklik belgesini göç pasaportunuza (passeport d&#39;emigration) göre düzenliyorlar. Göç pasaportunuz dosyanızda yoksa sizden doğum belgenizi isteyip, isim denklik belgesini ona göre düzenliyorlar.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/soru-cevap_1696265873_lvQMKU.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi: Sorguluyor, Araştırıyor, Cevaplıyor... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/soru-cevap_1696265873_lvQMKU.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[İslamoğulları'na, çocukluğuma döndüm... ( 2. )]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/islamogullarina/2004/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/islamogullarina/2004/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Thu, 08 Jun 2023 19:24:11 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Asar sırtında, eskiden tahta tahta bölünmüş tarlaları vardı. Orman oralarını da istila etmiş. İki denk daha fazla tütün alınsın diye, kaynaçtan su tenekelerini doldurulup bakraçlarla o daha çocuk yaşlarında gencecik bedenler ne sular taşımıştı...</p><p>Şimdilerde ise taş yığınlar arasında toprak diye bir şey göremezsin. Hemen bitişiğinde, pek de yüksek olmayan bir taş avlu, Üzeyir amcaların eviyle sınırları belirlerdi. Komşu evine yoldan dolanıp gittiğimi nedense hiç hatırlamıyordum. Taş duvarın üzerinden kolay geliyordu ve Yılmaz&#39;ların bahçesine hop diye atlayıveriyordum.</p><p>Şimdi aynı yoldan geçemedim. Her yer viraneye dönüşmüştü, her yer taş yığınıydı, artık bazı evlerin temel taşlarını bile toprak gömmüştü...</p><p>Evlerinin girişinde, amcamın eşi Kamile yengeyi görüyor gibiyim. Nasılda bir şefkat ve sıcaklıkla herkesi karşılardı. Herkesi dediğimde, anılarımda çil yavruları gibi köyümüzü çoktan terk edip başka yerlerde yuva kurmuş Üzeyir amcamın kardeşlerinin yavrularını kastetmekteyim. Yani bizleri, sülalemizi.</p><p>Ben, Mahir, Nermin, Necmettin, Semra ve Mustafa Kırcaali&#39;den, Bahar ve Nebahat Eğridere&#39;den, her tatil denilen günde şıp diye köyümüze konuverirdik. Nasıl da geniş yürekliymiş bu kadın ki, hiç usanmadan ve yorulmadaan tümümüzün kahrını çekerdi. Sadece resmi okul tatilleri olsa yine neyse denir; ama arada bir pazarları, günübirlik de olsa Kamile yengenin ocağına damlayıverirdik...</p><p>Ayrılırken de, bir sonraki beraberliğimiz için sıkıca anlaşırdık. Aslında tüm çocuklar, Kamile yengenin evinde çok mutluyduk. Hangi aralıkta hazırladıysa, yerdeki sofranın üzerine dizilen o yemeklerin başına bizleri çağırmadan, otlamaktan dönen hayvanların yuntusunu kofalara hazırlıyordu...</p><p>Akşamları ne merakla izliyordum, otlamaktan gelen inek ve koyun sürülerini. Hepsi de, kendi evinin tokadını ve hemen arkasındaki yerini nasıl bilirdi.</p><p>&ldquo;Bıçım, gel ha bıçım!&rdquo; diyerek ineği sürüden ayırırken Nezahet&#39;i görüyor gibiydim. Sütünü temizleyip, hazırladığı kofaya suyunu verip cırtlatarak ineği sağacaktı...</p><p>Bu evden ne anılarım vardı. Belki de, kendi evim hariç, köy hayatımın çoğu zamanı burada geçmişti. Öğrencilik yıllarımda da misafir olarak geldiğimde, bilhassa kış tatillerinde, burasını baba evi gibi bilirdim.</p><p>O hanayın sıcaklığı yok olmuş. Şimdi duvarları çökmüş, damın içeriği küfe kokuyordu. Dış kapının aralığından odalara baktım. İçeriye adım atmadım; çünkü sökülüp götürülmemiş kiriş ve tahtalar çürümüştü. O kayın tahtaları ki, makinelerle düzenlenmemiş, keser ve nacakla teker teker yontulmuş.</p><p>Marifetliydi Üzeyir ağanın elleri. Kendisini otururken nadir görürdük. Yetim gelmiş, bu köye ve mezarı da şimdi köyümüzde.</p><p>Babası, Balkan Savaşı şehidi olarak kimbilir hangi cephede kalmıştı. Annesi, dedem ile evlendiğinde babamla kardeşten de yakın olmuşlar. Bu köyde hayatını birlikte kazanmışlar. Sırayla dünyaya yeni kardeşleri gelmiş - Mümün, Niyazi, Bedriye ve Necati.</p><p>Evlenip, kendi çocuklarına kavuşmuş ve bu tatlı yuvayı, kendi elleriyle inşa edip hepimizi karşılamak için daima kalbini sıcak tutmuş.</p><p>En büyük oğlu Mümün aga, Mustafa&#39;nın akranı, bugün İstanbul&#39;da, diğeri Fikret ise Bursa&#39;da oturuyorlar. En küçük kızı Melahat, İzmir&#39;de, kendisine yuva kurdu. Meliha, Neziha ve Nezahet ise memleketten hiç kopmadılar. Melahat Maden, diğerleri Kırcaali&#39;de yaşamlarını sürdürüyorlar.</p><p>Duyduğum kadarıyla, arada bir onlar da buralara uğruyorlarmış ve gayet doğal ki, kurdukları yeni ocaklarına gözleri yaş dolu dönüyorlarmış.</p><p>Onların hemen ev altında, neredeyse onlara bitişik, Osman ağalarının evi vardı. Şimdi yerinde yeller esmiş. Hiç mi, temelden çatıya kadar, sadece taşlarla örülen bir evden bir tane taş kalmaz...</p><p>Osman agayı, bıyıklarını okşarken anımsıyorum. Ne hevesle anlatıyordu Atatürk&#39;ü. Atatürk&#39;ün ismini ilk ondan duymuştum. Nasıl devrimler yapmış ve nasıl bir lidermiş. Osman aga, Atatürk&#39;ü çok seviyordu ve onu anlatırken yüzünün ifadesi bambaşka oluyordu. Gözleri parlıyor, elleri hareketleniyor ve farklı bir heyecan yansıtıyordu bedenini. Belki de, benim düşüncelerimdeki Atatürkçülüğün temelleri buralara dayanıyor olabilir.</p><p>Cemine yenge ve Osman aganın harabeye dönüşmüş evine bakarken içimden gelen gülümsemeye dayanamadım.</p><p>Osman aganın bir katırı vardı. Huysuz mu huysuzdu. Bir gün Osman aganın alnına öyle bir çift tekme atmıştı ki, o iri adam çitin diğer tarafına takla atmıştı. Şimdi gülümsüyorum; ama o zaman bayağı korkmuştum. Heyecandan Cevdet ağanın evinin taş duvarlarına yamanmıştım.</p><p>Ama kendince, Osman amca, katırdan intikamı tam almıştı. Nasılda katırı sağlam bir şekilde bağlayarak, ağzında dolup taşan küfürleri çekinmeden yayarak, dört bir yanına basıyordu sopayla. Elindeki süvenle katırın sırtına sırtına acımasızca vuruyordu. Bu şiddeti, bayılasıya kadar tekrarladığında, son bir dolgun küfürle ev altına fırlattı sopayı ve alnını bir avucuyla bastırarak evinin kapısının ardından kaybolmuştu. Ertesi gün bir şiş vardı alnında ki, tüm komşuları kendilerini gülmekten alıkoyamıyordular...</p><p>Çocukları vardı - Fahri, Nazmi, Kerime, Nazlı ve Gülnas. Köyden ayrılalı bir daha hiç birini göremedim. Sadece Fahri ve Nazmi&#39;nin Bulgaristan da yaşadıklarını duymuştum. Kerime ile Gülnas&#39;ın Bursa&#39;ya göç ettiklerini öğrendim. Nazlı için, maalesef, hiç bir bilgim bulunmuyor. Çeşitli bahanelerle bulunduğum bazı merasimlerde, köyü konu ettiğimizde, bu ailenin bir de ikizleri varmış - Öznur ile İlknur. Ancak onları hiç anımsayamıyorum.</p><p>Kerime ile aynı yaştaydık ve hafızam onu sadece küçük yaş çocuğu olarak biliyor. Gerçi, onu unutmam mümkün değildi. İlkokul birinci sınıftaydık. Çalışkan biriydi, annesi benimle ilgili anneme bir şik&acirc;yette bulunmuş olacak ki, sağlam bir dayak yedim. Ne için olduğunu hiç öğrenemediğim; ama şıvkan olarak bildiğimiz o incecik kızılcık sopasının vücudumdaki temastan kaynaklanan o gözlerimin önüne fırlayan reng&acirc;renk daireleri şimdi bile görüyorum. Acıdan ise hiç bahsetmiyorum...</p><p>Karşılarında Hacı Süleyman ve Şerife&#39;nin oğlu Bayram abilerin evi vardı. Bu evin, sokaktan ayıran taş duvar temelleri arkasındaki yıkıntılarının çökmüş hali Osman&#39;larınkine nazaran belli oluyordu. En azından burada ev varmış denilebilirdi.</p><p>Kalabalıklardı, tamı tamına Bayram abiye, eşi Nazmiye abla on çocuk vermişti. Sırasıyla isimlerini hatırlamaya çalıştım - Hayri, Hayrettin, Fahrettin, Kıymet, Nurettin, Belkıs, Binnaz, Mercan, Elmas ve Ercan. En büyükleri Hayri ile ara sıra görüşüyorduk. Bursa Yünseli&#39;de oturuyor. Kardeşlerinin şimdi nerelerde olduklarını ondan öğrendim. Hayrettin, Bursa&#39;nın Kurtbasan mahallesinde oturuyormuş. Fahrettin, Bulgaristan&#39;da kalmış.</p><p>Köylerimizin erkekleri, ailelerinin geçimini tedarik etmek için genelde ülkenin iç kısımlarına giderleri. O da Yakoruda, Çerna Mesta&#39; da çalışırken, orada bulmuş hayat arkadaşını ve oralara kök salmış. O gün bugün Çerna Mesta&#39;da yaşıyormuş. Tüm diğer kardeşleri - Kıymet, Nurettin, Belkıs, Binnaz, Mercan, Elmas ve Ercan Bursa&#39;daymışlar.</p><p>Aslında Hayri, köyümüz için çok şeyler anlatıyordu bana. Hatta, köyümüz İslamoğulları&#39;nın ilk kurucularının isimlerini bile bana aktarmıştı. İlgimi de çektiği için, onların adlarını hafızama kazımıştım - Nurettin, İsa, Ferhat ve İsmail.</p><p>Ne yazık ki, daha teferruatlı hiç bir bilgi kalmamıştı aklımda. Gerçi, o da zaten sadece adlarını söylemişti. Nerelerden ve nasıl buralara gelerek yerleştikleri için bir bilgi vermişmiydi, onu da hatırlayamadım.</p><p>Komşumuz Mehmet Takan&#39;ı anlattırdı bana, kendisi aydın kişilerden, zamanın Çiftçi Partisi mebus adayı olarak, kendisini köyümüzün mezarlık arkasında asılı bulduklarını da anlattı. Hayri, onu ağaçta asılı gördüklerinde, Cevdet&#39;in annesi Şerife ve Ramadan&#39;la birliktelermiş. Ağacın etrafı çizme izleriyle tepili durumdaymış. Belli ki, buraya getirilip zorbalıkla asılmıştı. Gazeteci Mehmet Takan, aynı zamanda vaktinde Kırcaali&#39;de Türkçe çıkan &quot;Arda&quot; gazetesinin sahibidir.</p><p>Mezarlık demişken, orada bir de kurumuş kiraz ağacı vardı. Altında kulakları ve damakları kesilmiş, gözleri çıkarılmış, işkencelerle öldürülüp bırakılmış köyümüzün gözcü şehidi yattığını biliyordu.</p><p>Köy mezarlığının, hemen sırtın arkasından Eğridere&#39;ye doğru dimdik bir yol iniyordu. Köylüler, genelde şehre gidip gelmek için, bu yolu kullanıyordu. Buradan Dalca&#39;ya ulaşana dek zaten Eğridere&#39;ye neredeyse varılmış olunuyor. Dönüş için bazen Akçakayrak veya bir doğusundaki yol da kullanılıyordu. Bilhassa komşu köylerden yoldaşlar da bulunuyorsa, hayli bir yere kadar birlikte sohbet edilerek yürümek, tabi ki, güzel oluyordu.</p><p>Kim bilir kaç defa tırmanmıştım Akçakayrak sırtından İslamoğuluları&#39;nın yokuş yolunu. Kim bilir ne kadar, arkada kalan vadideki yoldan da geçmiştim. Orada yol kenarında, benim hiç tanımadığım dedem, bir kaynaktan su tutarak ormanın derinliklerinde bir pınar yaptırmış. Oraya geldiğimde, daima oturur ve dinlenirdim. Hiç tanıyamadığım dedemin anısına, pınarın berrak kuyusundan avuç dolusu su içerdim.</p><p>Bu ormanlığın, pınar boyundan başlayarak mezarlık yanına kadar olan arazinin dedeme ait olduğunu bilirdim; ama dönemin iktidarı, halkın önce malına el koymuş, sonra da torunlarını bu topraklardan sürmüştü...</p><p>Kendi kendimce, hangi düzenin adaletiydi, bu Allah aşkına, diye sormadan edemedim.</p><p>Bayram abilerin evlerine bitişik, kardeşleri diye bildiğim Beysim ve Süleyman oturuyorlardı, kendileri için ve hemen yanlarında olan Mehmet için de hiç bir anım yoktu.</p><p>Ancak sıradaki evde oturanları çok iyi biliyordum. Hacı Rüstem ve Şerife oğlu Cevdet ile eşi İsmigül cice diye tanıdığım, Erol, Ekrem, Sabiha ve Erdoğan&#39;ın baba ve annelerinin yuvasıydı. Erol&#39;un Bulgaristan&#39;da bir yerde olduğunu duymuştum. Ekrem, İzmir&#39;e yerleşmişti. Erdoğan ve Sabiha ise Bursa&#39;daydılar.</p><p>Nihayet, çocukluğumda benim için çok gizemli olan bir kapının önüne geldim. Sürekli mandalla kapalı olan bir avlu içi. Bir gün nasıl bir vesileyle hatırlamıyorum; ama yüksek duvarlar arkasında gizlenen evin bahçesine girmiştim. Varlıklı bir ailenin evi olduğu gözden kaçmadı. Bu benim için gizemli olan evde Nuri Efendi ve eşi Fehime hanım beş çocuk edinmişlerdi. Köyümüzün bilinen aydın kişilerinden oluşan bu aile - Kemal, İsmet, Yüksel, Zeliha ve Müzeyyen kardeşlerden oluşuyordu. Onlarla, hele de Kara Nuri diye anımsadığım Nuri Efendi ile ilgili bir çok anılarım vardı.</p><p>Belki de, bu durum bahçelerimizin hem mahallenin en alt kısmında, hem de kaynağıç dedikleri yerde yan yana olmalarından kaynaklanıyordu. Çocuklarından Kemal, Bursa&#39;ya göç etmiş ve orada öğretmen olarak hayatını sürdürüyordu. İsmet ise bildiğim kadarıyla, 1989 yılında Sofya&#39;da faili meçhul bir cinayete kurban gitmişti. Yüksel, Bulgaristan&#39;da kalmıştı. Kız kardeşleri Zeliha ve Müzeyyen için bir bilgim yok.</p><p>Hemen onlara bitişik harman diye bildiğim, düğünlerde ve bayramlarda gençlerin külhan yaktıkları ve çıldırasıya eğlendikleri alandı.</p><p>Yanı başına, Mehmet aga, yeni ev yapmıştı, burada eşi Bahriye, çocukları Gülten, Özcan ve Nurten ile beraber oturuyorlardı. Onları çok iyi biliyorum; çünkü epey yakından beraberliklerimiz var. Gülten abla, kuzenim Murat abimin eşi oldu ve İstanbul&#39;da oturuyorlar. Özcan, birlikte de çalıştığım meslektaşımdır. Edirne&#39;deler.</p><p>Mahallemizin en alt kısmında kalan iki evin birisinde bizim ailemiz oturuyordu. Bu evde nenem Hayriye, babam Nazif ve annem Bahriye ile biz Ulviye ablam, Seyhan ve Mustafa abim ile ben dört kardeş vardık. Aynı evden çıkan babamın kardeşleri Mümün, Niyazi ve Necattin Kırcaali&#39;ye taşınmışlardı. Kızkardeşi Pedriye de Eğridere&#39;ye evlenmişti.</p><p>Artık ev diye bir şey yoktu. Yıkılıp yerinde çökmüş ve çıtraklar altında yok olup gitmişti. Sadece sokak tarafındaki taş avlu, çocukluğumdan hatırladığım ve hayata yeniden yeşermiş ayva ağacını korur gibiydi. Ona bir de üzüm sarılmıştı. Sahiplerimiz bizi bırakıp gitmiş olsa da, biz seninle buradayız ve hayattayız dercesine sıkıca birbirine sarılmış, güzel meyvelerini dallarına asmış, buyurunuz bizi tadınız diyorlardı. Sanki, bana bir hoş geldin ikramıdır. Uzanıp, belki de, o altı yaşındaki çocuğu tanıyacaklar düşüncesiyle, iki ayva ile bir salkım üzümü heyecan içinde, büyük bir merakla kopardım...</p><p>Ev altındaki tarlamız çakıllık olmuştu. Nasıl olmasın ki? Her bahar, toprakların akışını koruyacak taşlarla örülen bentleri tamir eden sahipleri, asıl sahibi olan tabiat anaya çoktan bırakmıştı buraları. O da sahipleniyor ve gereğini yapıyordu...</p><p>Bize bitişik olan Tahsin abinin ve Ayşe yengenin evi, halen dimdik bir sur gibi ayakta duruyordu. Bildiğim kadarıyla o evi babam inşa etmiş ve sonradan onlara satmıştı. Hatta, hayli bir süre giriş kapıları bizim bahçeye çıkardı. Sonradan kapatılıp sokak tarafına değiştirmişlerdi. Çocukları - Ramadan, Ayşegül, Zümbül, Şerif, Şerife, Şefiye ve Sevdiye altı kardeştiler. Son olan ikizlerin doğumunu anımsıyorum. O gün, annemin onlara niçin koşarak gittiğini çok daha sonradan öğrenmiştim. İkizlerin ebeleri olmuştu...</p><p>Gönlüm, çocukken koşuşturup durduğum tüm çevreyi kolaçan etmek isterdi. Ancak zaman çok hızlı ilerlemişti.</p><p>Çocukluğumdan yeniden geri dönmeliyim...</p><p>Adnan Aladağ,</p><p>İslamoğulları Köyü</p><p>Fotoğraflarda İslamoğulları köyünden bir manzara ve  Bursa&#39;da yaşayan bazı köydeşlerim görünmekte...</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/islamogullarina_1686241570_qsGXO1.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ İslamoğulları'na, çocukluğuma döndüm... ( 2. ) ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/islamogullarina_1686241570_qsGXO1.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[İslamoğulları'na, çocukluğuma döndüm...  ( 1.)]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/islamogullari-na-cocukluguma-dondum-1/2003/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/islamogullari-na-cocukluguma-dondum-1/2003/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Tue, 06 Jun 2023 12:42:52 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Yıllar sonra, köyümü görmeye döndüm. Sadece hüzün.</p><p>Geçmiş yıllardan dolayı sararmış ve toz toplamış, koruduğum defterleri karıştırdım. Aralarında itina ile kaplanmış ilkokul yazı defteri (Тетрадка за писане) vardı.</p><p>Sayfalarındaki küçük ve büyük harflerin yazılmasını sınırlandıran üçer paralel sıraların arasında, boncuk gibi dizilmiş el yazılarım, beni acayip duygulandırdı.</p><p>Köyümü yazmışım. Her halde öğretmenimiz kompozisyon istemiş. Başlık - &ldquo;2000 yılında köyüm.&rdquo; Ne güzel anlatmışım her şeyi. Belki de, 1962 veya 1963 yıllarıymış.</p><p>Köyüme büyük şehirlerdeki gibi elektrik gelecekmiş. Lambalar tavanda asılı. Ocaklığın kenarındaki kandil is salgılamayacakmış ve lambanın şişesi de islenmeyecekmiş. Dalca&#39;dan şose yapılarak köyümüze kamyon gelecekmiş. Tabii, derenin akağında Cebel&#39;den gelen ve Kale olarak bilinen, köyümüzde de Asarcık olarak anılan tepenin altından tünelle Eğridere&#39;ye geçecek olan tren yoluyla biraz da abartmışım... Ama ormanı bilmişim. Dikilen ağaç fidanları, Asar tepesini öyle saracakmış, artık tepede bulunan kale surlarındaki taşlar dik yamaçlardan aşarı yuvarlanmayacaklarmış...</p><p>Evet, o zincir gibi harflerle dizili ilkokul defterimdeki kompozisyonda çok şeyleri bilmişim ve doğru tahmin etmişim; fakat küçük bir ayrıntıyı tahmin edememişim.</p><p>İki bin yılına doğru, köyümün var olmayacağını hiç mi hiç öngörememişim.</p><p>***</p><p>Aladağ&#39;ya doğru giden, köyümüzün yanı başından geçen şose yolunun yapılışını hatırlıyorum. Bu dağlardaki yolların kazma kürekle açıldığının canlı şahidiyim.</p><p>Şimdilerde dümdüz ve aklan asfalt var; ama ben o dönemleri hatırlıyorum. Nasıl akşamları işçiler paydos ettiklerinde, el arabalarını dayadıkları yere kadar mesafeyi, köy çocukları bir nefeste alırlardı. Ne meraktı o el arabalarını tangırdatarak sürmek...</p><p>Şuracıkta Raif aganın sıra sıra kirazları vardı. Olgunlaşıp toplanmaya başladıklarında, tüm köyün çocukları düşürdü kiraz yemeye. Ağzımı doldura doldura yediğim o kirazların tadı halen dilimin ucunda. Hele de çok sevdiğim o iri iri sarı kirazlar. Kırmızı olanlara kıyas daha iri ve biraz daha sert olurlardı, nedense onların tadına hiç doyamazdım. Bilhassa, sabahları o benzersiz parlak damlacıklara bürünmüş kocaman kirazların lezzeti nasıl da bambaşka oluyordu...</p><p>Gür sesiyle, bıyıklarının altından gülümseyerek, &quot;Saldırın, çocuklar, yiyin, Raif aganızın sağlığında yiyin ki, kiraz yemedik demeyin!&quot; diye seslenirdi komşumuz.</p><p>***</p><p>Arabayı park etmek için, dönemecin devamında uygun bir sapak gördüm. İndim ve karşı Aladağ&#39;dan Ustura&#39;ya doğru şöyle bir göz geçirdim. Çocukluğumda da Ballıkaya&#39;nın ilginç şeklini daima ilgiyle seyrederdim.</p><p>Gözüme oraları uzak gelirdi, şimdi iki adım. Kulağımda, Hamitler&#39; deki kadınların, ekili bahçelere zarar veren hayvanları kovma sesleri çınlar gibi oluyor.</p><p>Niye kızmasınlar ki? Nedense, bahçe denilen ve birkaç çapa görmüş kara parçası, taş duvarlarla korunmuş minnacık toprak alanlardan ibaretti.</p><p>Şimdi karşımda ne bahçe çitleri, ne de evler var. Harabeye dönüşmüş her yer.</p><p>Yüksekten, hemen ayaklarımın ucunda olan köyüme seyre kaldım. İçimi bir hüzün sardı.</p><p>Köyün üzerindeki, şu anda yamaçlarında bulunduğum tepeye Asarcık derlerdi. Zirve doruğunda, bizlerce bilinmeyen tarihte bir kale varmış. Temelleri halen duruyor; ama artık yıkılan taşları zirveden aşağıya yayılmış vaziyette.</p><p>Evlerimizi o taşlığa benzettim. Sadece bir şairin dediği gibi, boyunları bükülmüş bizim evlerin.</p><p>Çatılar çökmüş, duvarlar erimiş, yaban ağaçları yatak odalarını dahi istila etmiş.</p><p>Sanırsın ki, burada var olan hayat kalıntıları, geçmiş asırların en derinliklerinde kalakalmışlardı.</p><p>Fazla değil, şuradan birkaç yıl sonra geçecek olan sıradan bir yolcu olursa, bilinmeyen bir tarihlerde medeniyet varmış buralarda keşfinde bulunacaktır. Haklı da olacaktır; ama tarih bilinmeyen değil, daha dün denilecek kadar yakındı...</p><p>Daha dün gibi, çocukluk günlerimde arkadaşlarımın cıvıltısını, otlamaktan dönen hayvanların boynundaki çanlarının sesini hatırlıyorum.</p><p>Köyümün mektep yanından aşağı inerken sakinlerini anımsıyorum. Bir odadan oluşan, köy mektebi dediğimiz, hayal meyal hatırladığım o yapı, zaman içinde çok farklı amaçlar için kullanıldığını büyüklerimden dinlerdim. Erkekler namaza toplanır, çocuklara kuran okumayı öğretirlermiş. Bazen de geceye kalmış yolcular burada misafir edilirmiş. Günler olurmuş ki, köy kadınları bol bol yemekler yaparak burada doyasıya eğlenirlermiş. Bunu o zamanlarda idrak edemezdim; ancak çok sonraları öğrenecektim ki, bunlar yedi kızlar aşı şenlikleri imiş. Ben o şenliklere şahit değilim. Aklımda kalan, herh&acirc;lde, yaşlıların arasındaki sohbetlerden olacak.</p><p>Artık o mektep yok. Yağmur ve karların etkisinden temelleri dahi kaybolmuş. Aha, hemen şurada sağda, bir omzuna abadan yamalı setresini asmış otururken sanki Hayli enişteyi görüyorum. El altından hiç yok olmayan asası, kuşağında hiç sesini duyamadığım kavalı, başında rengi yok olmuş kasketi.</p><p>Zaten rahmetlinin gözleri kördü. Bir eşeği vardı ki, kendisini istediği yere götürüp getirirdi. İçeriden sanki eşi Emine cicenin peşinden sesi duyuluyordu. Kadın niye sitem etmesin ki. İki oğulları vardı - Orhan&#39;la Ayhan, kendileri çoktan sessiz sedasız ortalıktan kaybolmuşlardı. Ev işlerinde kadıncağız sadece kızlarından bir medet umuyordu. Bu işler de hiç bitmiyordu. Kızları İsmigül, Fatmagül ve Gülbeyaz&#39;dı. Herhalde, karı koca gülleri çok seviyormuş ki, sıra sıra doğan kızlarına hep gül demişler. Bir de Firdevs ile Resmiye adında kızları vardı. Onlar şimdilerde nerelerdedir, acaba?</p><p>Bir yerlerde Orhan&#39;ın sözü geçti. Bursa&#39;da şoförmüş. O an, bunu duyduğumda burnumun altından biraz gülümsemiştim. Asarcık&#39;ın altında işçilerin bıraktıkları el arabasını ağzıyla &ldquo;prrrrr&rdquo; yaparak nasıl sürdüğünü anımsadım, kendisini arada bir de &ldquo;biiip, biiip&rdquo; korna sesleri yansıtırken hatırlıyorum. Daha o zamanlardan çizmiş kaderini de haberi yokmuş.</p><p>Hemen sokağın solunda, Cemil ve Raif kardeşlerin bitişik evleri bulunuyor. Raif ağabeyin karısı Fatma abla, bizleri hep güler yüzle ve sıcak tebessümle karşılardı. Oğlu Yılmaz&#39;la akrandık ve birlikte çok dolaşıyor olmamızdan kaynaklanıyordu, bu durum.</p><p>Düşünüyorum da, bu köyden yedi yaşında çıkmıştım. O gün bu gün, kendisini hiç görmemiştim. Buruk bir acıyla öğrendim ki, Fransa&#39;nın başkenti Paris&#39;te rahmetine kavuşmuş. Kardeşi Süleyman&#39;ı görmüştüm birkaç kez, küçükleri Şahin ise Bursa&#39;da bir lokanta işletiyordu. Daha sonra Londra, İngiltere&#39;de rızkını aramaya gitmiş. Naci, Ramazan, Naciye ve Necibe&#39;nin nerelerde olduklarını hiç bilmiyorum; ama isimlerini hala çok iyi anımsıyorum.</p><p>Artık baba evi dar geliyor diye, ne merakla arka bahçedeki yeni evlerini inşa etmişlerdi. Onlar da çocuk yaşta, küçücük bedenleriyle yardımları dokunsun diye sırtlarında taş taşımışlardı.</p><p>Evlerinin altında geniş meyve bahçeleri vardı. Elması, armudu, kocaman sarı erikleriyle, çeşitli meyve ağaçları yetiştiriyorlardı büyük bir merakla.</p><p>Hele o sarı eriklere ne denilsin ki. Bir tanesi zaten doldururdu ağzımı. Sulu sulu, halen tadı dilimde desem yalan olmaz.</p><p>Elimde, çanga dediğimiz su kabı ile koşarak bahçelerinin altındaki çeşmeden su almaya gidiyordum temayül.</p><p>Bahçeleri yamaçtı ve mutlaka mevsimine uyan olgun bir ağaçtan düşen olgun bir meyve, yola yuvarlanırdı ve sanki sadece benim bükülüp almamı bekliyordu...</p><p>Şimdi o yeni evler çatısız kalmıştı ve nereden buralara dadandılarsa, fırsatçılar ve yağmacılar, binbir hayallerle inşa edilen o güzelim evleri yok olmaya mahk&ucirc;m etmişlerdi.</p><p>Ta buralara kadar gelip, göç sonucunda, arkada bırakılan her şeyi söküp götürmüşlerdi. Çatıların yaslı örtü taşlarını da söküp taşımışlardı. Şimdi kim bilir nerelerde, kimlerin villasının kaldırımlarını oluşturuyorlar.</p><p>Oysa, aşırı bir zahmetle buralara arkada veya hayvan sırtında getirilen taşlar, köy evlerimizin ocak sıcaklığını nice fırtınalardan korumuştu.</p><p>O güzel kış günlerindeki çatılardan uzanan buz sarkıtlarını anımsıyorum. Güneşin altında erimeye başladıklarında yaydıkları ışıltıları şu an bile gözlerimde canlandırıyorum. Nedense, onların eriyişlerini daima baharın habercisi olarak algılıyorduk...</p><p>Raif aganın eski evi, koskoca bir asra meydan okurcasına, kale gibi dimdik ayakta duruyor. Gözlerim, çevreyi incelercesine evin bahçesinden karşı yamacı dolaştı. Asar sırtında eskiden tahta tahta bölünmüş tarlaları vardı. Orman oralarını da istila etmiş. İki denk daha fazla tütün alınsın diye, kaynaçtan su tenekelerini doldurulup bakraçlarla o daha çocuk yaşlarında gencecik bedenler ne sular taşımıştı...</p><p>Adnan Aladağ,</p><p>İslamoğulları Köyü</p><p>( Devam edecek )</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/islamogullari-na-cocukluguma-d_1686046112_Oi5ql1.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ İslamoğulları'na, çocukluğuma döndüm...  ( 1.) ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/islamogullari-na-cocukluguma-d_1686046112_Oi5ql1.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Canım, Rodoplar]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/canim-rodoplar/1999/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/canim-rodoplar/1999/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Thu, 01 Jun 2023 22:22:13 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Battal&#39;da bir balta koca kayına vurur durur.</p><p>Sesi dalgalanır, uçar gider karşıdaki Aşki düz&#39;e, Göle, Alçaktepe&#39;ye ve Deveboynu sırtına doğru.</p><p>O ses, Büyükdere&#39;nin fısıltısına karışıp ta ovaya doğru yankılanır&hellip;</p><p>Bir de Drebak&#39;ta inci gibi dizilen koyunların dümbelek çınlaması, Çar güne yol tutmuş, Şeytan Köprüsü<br />&#39;nün soğuk sularında nefes alıyor.</p><p>Sürü, doya doya su içer ve Avanlı (Av hanlığı) düzlerine yolu tutar.</p><p>Anadan doğma gibi yüksek ardıçların gölgesi, onlar için öğlen sıcağı korucusu olur.</p><p>İkindi saatlerinde çoban ıslığı, koyun sürüsünü kaldırır.</p><p>Yürüklerin Saksağan Köyü yanından adımlayarak, ta Tilkili yaylasında nefes alırlar.</p><p>Ağaçlar, ardıç ve çamla çevrelemiş yaylayı korurlar.</p><p>Uzaktan da tırpancıların ard arda dizisi gözüküyor. &ldquo;Şuit, şuit&rdquo;, yılan sesi gibi birbirini izler.</p><p>Biçilmiş kocamanan ot kümeleri, sıra sıra dizilirler.</p><p>Bir de ot kokusu! Nefis, oksijen dolu!</p><p> Yatasım geliyor seyircinin içinden. Boy uzatıp otlar üstünde kol ayak gerip, havadaki pamuk bahçesi bulutları seyretmek...</p><p>Hey gidi, Cennet ortası! Hey gidi, doğanın en güzel sesi, kokusu, nefesi!</p><p>Etrafta kelebekler ve çekirgeler, büyüleyen bir müzik semfonisi çalıyorlar...</p><p>Bir ara etraf birden sus pus oluyor. &ldquo;Tak-tuk, tak-tuk,&rdquo; tüm yayla yankılanıyor.</p><p>Bu da, tırpancıların brusta çekiç ile körlenen tırpanları bilemektir.</p><p>Art arda çekiç sesleri, sanki birbirine türkü söyleyerek yankıyı sıralarlar.</p><p>Kelebekler de bu ses uyumu ile allı pullu, sarı ve mavi renkleri ile dans ediyorlar.</p><p>Bunlarla yarışan çekirge ve sinek vızıltısı da ayrıca onlara eşlik ediyor.</p><p>Ardıç ormanın sonuna doğru, pınarbaşında geyikler, insana alışkan, tıpış tıpış yaklaşırlar.</p><p>Bir an için başlarını sağ-sola sallayarak durup bol bol su içip giderler. O gidiş bu gidiş&hellip;</p><p>Tam da doğa güzelliği mucizesinin büyüsü insanı sarıp sarmalar ve bambaşka bir dünyaya alıp götürür seni...</p><p>Emel Balıkçı,</p><p>Çelikli Köyü</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/canim-rodoplar_1685647333_tBXekK.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Canım, Rodoplar ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/canim-rodoplar_1685647333_tBXekK.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kimliğimiz yok oluyor; ama milletimiz tatilde...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/kimligimiz-yok-oluyor/1997/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/kimligimiz-yok-oluyor/1997/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Thu, 01 Jun 2023 16:16:44 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p><strong>Eski bir yazı; fakat bir o kadar da güncelliğini koruyan, idealist bir ruhun bakış açısı...</strong></p>______________________________________<p>Daha 30 yıl bile geçmedi; ancak o kahpe komünist düzenin yapamadığını biz kendimiz gönüllü yapıyoruz!</p><p>Nasıl mı?</p><p>Kimliğimize, özümüze, dilimize, dinimize, gelenek ve göreneğimize, ekinimize (kültürümüze) sırt çevirerek başarıyoruz.</p><p>Umursamayarak yavaş yavaş yok olma eşiğine gelmişiz de bundan haberimiz yok.</p><p>Nasıl olsun ki, ayakta uyutuluyoruz! </p><p>Hem de kendi iznimizle.</p><p>Ne yapalım, o meşhur uyanıklığımızı bu konularda kaybetmiş, birbirimizi kazıklamaya yoğunlaştırmışız.</p><p>Bu yetmezmiş gibi, yoksulluktan ve geçim sıkıntısından kurtulmak için yine göç yollarında eriyip gidiyoruz.</p><p>Oysa yüz yıllardır süregelen göçler, savaşlar, eritme denemeleri, sözde uyum sağlama ve bütünleşme adı altında daha neler neler bizleri yok edemedi.</p><p>Ama şimdi durum farklı, bizi dize getiremeyen yukarıdaki olumsuzluklar, demokratik döneminde ana dilimizi bilmeme ve kültürel yozlaşma sonunda doğan umursamama ve kolaya kaçma bizleri yok etmiş; ama bizler hala derin uykuda ya da bitmeyen tatildeyiz...</p><p>Bre, Türk toplumu, aklını mı kaçırdın, neyin var senin de Bulgarlaşmaya gönüllü, yabancılara köle olmayı, bu kadar istekli ve kardeşini, akrabanı, hemşerini, köydeşini ve kandaşın olan kişiyi kişisel çıkar uğruna sırtından bıçaklar, sarı liraya satır oldun!</p><p>Ana dilimiz Türkçe okunmuyor, yeterince bilinmiyor, kıvanç dolu kullanılmıyor...</p><p>Bulgarca desen, o da yok, ya da bazı özünü unutmuşlarda Türkçeye baskın geliyor...</p><p>Nasıl olsun ki, önce ana dili öğrenmeden, resmi veya yabancı diller öğreniliyor.</p><p>Nasıl oluyor da tıkır tıkır çalışan bu düzen bizi yok ediyor.</p><p>Nasıl olacak? Bal gibi oluyor işte.</p><p>Çocuk yuvasına verdik çocuğu - Bulgar Dili, Bulgar Kültürü...</p><p>Anaokuluna geldi çocuğumuz, düzen aynen devam ediyor ve Türkçe yine yok, hatta, bu sefer yabancı dilde geldi!</p><p>Yetmedi Bulgar geleneklerini ve halkoyunlarının bazılarını da öğrettik.</p><p>Kimliksizleşmeye devam - zaten baba Batı&#39;da, ana giyimlik ürünler üretiminde. Hem de asgari ücretle...</p><p>Aile büyükleri ya göçmüş ya da dinlenmiyor.</p><p>Çocuğumuz 15 Eylül&#39;de başladı okul eğitimine ve çeşit çeşit biçimlere bürünmüş toplum mühendisleri iş başında.</p><p>Velilerin kafası çeliniyor: &quot;Ne gerek var Türkçeye, nasıl olsa ileride öğrenir. Siz, çocuğunuzun geleceğini düşünüyorsanız Bulgarca, matematik, bilgisayar ve yabancı dillere önem verin. Ha, bu arada evde çocukla Türkçe konuşmayın, Bulgarca uygulama yapın...&quot; </p><p>Ne yapsın günahsız ve suçsuz gariban, daha ana dilini, kültürünü ve dinini öğrenmeden yabancılaşmayı öğreniyor...</p><p>Artık çok geç, sakatlık gerçekleşmekte.</p><p>Günler yıllara dönüşüyor, çocukta kimlik oluşumu olmadığı gibi, aşağılık duygusu da gelişiyor.</p><p>O kadar ki adından, dilinden utanan çocuk takma ad ve resmi dili kullanmaya özen gösteriyor.</p><p>Yaşam böyle devam ederken, o çocuk derslerde atalarının ne kadar vahşi, gaddar ve acımasız yani başıbozuk olduğunu öğreniyor, edebiyat, tarih ve hatta müzik dersinde...</p><p>Oysa o atalarının hoşgörü sayesinde en uzun hüküm süren İmparatorluğa dahil olduğunu, dininin de son hak dini olduğunu ve zorlama olmadığını ailesinden duymuştu...</p><p>Sakatlık dedik ya, hala kendisinde iyice gelişmeyen, oluşmayan ve oturmayan kimliğiyle şüphe duymaya başlıyor o çocuk.</p><p>Ve büyüyor! Türkçe yine yok.</p><p>Ders olarak var da, kim seçecek şimdi onu seçmeli olarak, nasıl olsa ileride öğrenecek...</p><p>Peki, halk oyunlarından, gelenek ve göreneklerden ne haber?</p><p>Büyüklerin yok olduğu, ailelerin parçalı yaşadığı bir durumda kim aşılayacak kimliğini, bu kıza ya da kızana.</p><p>İşte, doğru dürüst, ya da neredeyse dilini, dinini, özünü, kültürünü hiç öğrenemeyen çocuk ergenliğe adım atıyor.</p><p>Dene bakalım, kanı kaynayan böyle biriyle başa çıkmaya.</p><p>İş nafile, ok yaydan çıktı bir kere:</p><p>Türkçe sakat, oruç da ne, din sadece sözde...</p><p>Dede Korkut da kim?</p><p>Büyüye saygı, küçüğe şefkat, çalışana kolay verme.</p><p>Allah, Allah, bu da ne?</p><p> Zincir böyle uzayıp gidiyor. Sizler hiç son zamanda düğüne gittiniz mi, hani şu geleneğimizin en belirgin örneği olan.</p><p>Gördünüz mü kimliksizleşmeyi?</p><p>Nihayet son gittiğim düğünde tüm Bulgar düğün geleneklerini gördüm.</p><p>Damat Türk, gelin Türk, düğüncülerin neredeyse tamamı Türk; ama geleneğimizden, kültürümüzden, halk oyunlarımızdan, düğün oyunlarımızdan HİÇBİR ÖRNEK GÖRMEDİM.</p><p>Hatta, düğünü terk etmeme neden olan &quot;Kapitan Petko Voyvoda&quot;(Osmanlıya karşı çetecilik yapan, köyleri basıp yağmalayan ve epey Türk öldüren ve Güney Bulgaristan&#39;da neredeyse her kasabada heykeli olan bir çeteci!) şarkısını bile dinledim...</p><p>Ben düğünü terk edince, daha da vahim olaylara şahit olmuş arkadaşlar; ama onları ben şahit olmadığım için yazmıyorum.</p><p>Ah, nerede kaldın be &quot;Ben sana yandım Zühtü&quot; ya da damat oyunu, ya da...</p><p>Bununla beraber kendilerini başarılı orta sınıf olarak gören o yüzde ikilik Türklere ne diyelim, hani evinde çocuklarıyla Bulgarca konuşanlar.</p><p>Ya da kendilerine aydın deyip, belli bir görev için Sofya&#39;da bulunan veya yaşayan Türklere ne diyelim...</p><p>Ya üniversiteli gençlerimizi ne yapalım?</p><p>Türkçe konuşmak bir yana, adından utanırcasına takma ad kullanmak ve etrafında kullandıkları dili anlamayacak hiç kimse olmamasına rağmen sürekli Bulgarca konuşmaları diğer yana...</p><p>Belki bir yerlerden biliyorsunuzdur.</p><p>Atalarımızdan Mete Kağan&#39;ı (Dünyaya savaş yönetimi sanatını kazandıran Türk) oğlu Çiçi Yabgun&#39;un sözlerini hep beraber anımsayalım:</p><p>&quot;Yabancı kültürlere girmek demek, onun hakimiyetine girmek demektir...&quot; </p><p>O zaman, o acı soruyu sorma zamanı geldi demektir.</p><p> Gerçekten bizler Müslüman Türk müyüz ve bu kimliği taşımaya hak ediyor muyuz?</p><p>Ne olur sövmeyin bana, bu acı soruyu sorduğum için.</p><p>Önce bir sorgulayalım kendimizi, öz değerlerimizi, çevremize bir bakalım, kulak verelim kullanılan yarı Bulgarca, yarı Türkçe, yarı Arapça karışımlı sözde Türkçemize...</p><p>Bir düğünleri hatırlayalım, bayramları da.</p><p>Uğrayalım namaz vakti boş duran camilere, bakımsız mezarlıklara, hatırlayalım sadece Fatiha bekleyen ölülerimizi...</p><p>Çıkar üzerine kurulan arkadaşlıkları bir sorgulayalım.</p><p>Türkün Türk&#39;e yaptığı ve görmezden geldiğimiz şerefsizlikleri bir hatırlayalım.</p><p>Bakalım sonunda çizgiyi çekince özde mi Müslüman Türküz, yoksa sözde mi?</p><p>Sövmeyi geçtik, belki aranızda; amma da atmışın, be İsmail, diyenler de vardır.</p><p>Olması da gayet doğaldır, ancak kaybedilecek zaman yoktur.</p><p>Hiç fark etmez, mevsim tatil mevsimi mi, iş mevsimi?</p><p>Temmuz ayının başında (4 Temmuz) Meclis Eğitim Komisyonu&#39;nda Türkçenin zorunlu olarak okutulma önerisi reddedildi.</p><p>Bakan ve çoğu milletvekili anayasa izin vermiyor, dedi.</p><p>Ne yapsınlar, bir Hamid, bir Aliosman, aslanlar gibi savundular; ama olmadı - 2 oy ve o kadar...</p><p>İkinci okuma için genel kurula geldiğinde, yasa tasarısı yine durum değişmeyecektir ve en iyi ihtimalde 37 destek oyu alacaktır.</p><p>Tabii buradaki Türk toplumu buna izin verirse...</p><p>Kaldı ki, zorunlu Bulgarlaştırma sürecini savunan ve kullanılan yöntemlerin yanlış olduğunu söyleyen bir başbakan var.</p><p>Yüzyıllardır yaşayan yer adlarını son dönemde değiştiren yerel meclisler var.</p><p>Yine sözde Bulgar ve Ermeni soykırımını kabul eden yerel meclisler var.</p><p>Bulgaristan&#39;da yaşayan Türkler tarafından yetiştirilen en önemli değer olan bir Türk ana babanın evladı, kurum olan Türk Tiyatroları&#39;nı kapattı.</p><p>Yetmedi, ulusal bir gazeteye verdiği söyleşide Bayramda domuz etli lahana yediğini söyledi, aynı bu Türk asıllı bakan...</p><p>Tabii atalarını okumayan, dilini öğrenmeyi şiddetle reddeden, Türkçe kitap okumayan, 50 kuruşluk tek Türkçe gazeteyi almayan bir Türk toplumu da var...</p><p>Nelere para vermiyoruz ki...</p><p>Düşünüyorum da, bize 10 dakika ana dilde haberleri çok gören bir toplum, Türk Tiyatroları&#39;nı bir Türk&#39;e kapattıran bir toplum; ana dilde radyo, televizyon, gazete ve eğitim denince deliye dönen bir topluma, biz de yüz binler olarak, yeter artık demokratik kölelik desek ve dizgileri kendi elimize alsak ne olur?</p><p>Örneğin vergi ödemeyi reddedebiliriz...</p><p>Varlığımız için bir daha yolları, kentleri doldursak da sesimizle inletsek kötü mü olur?</p><p>Çağdaş bir biçimde bu vatanın evlatları olarak, ülke bütünlüğüne saygı duyacak biçimde &quot;Bizler bunu bunu istiyoruz, kardeşim!&quot; desek, nasıl olur?</p><p>Acaba, vatanımız Bulgaristan, yaşamak için daha güzel bir yer olmaz mı?</p><p>Bu hantal, kısıtlayıcı, özgürlükçü olmayan, azınlıkları yok sayan anayasanın değişme zamanı gelmedi mi?</p><p>Zaten her geçen gün yapılan ekonomik kıyım sonucunda kan kaybediyoruz.</p><p>Aynı 89. Zorunlu Göç gibi, şimdi de Batı&#39;ya doğru özgür aileler göçü var.</p><p>Çok şey söyledik de, acaba yok olan ahlak ve manevi değerlere ne demeliyiz?</p><p>Tabii, bunu da sorgulayınca, o zaman göreceğiz kim daha umursamaz ve edepsiz.</p><p>Bulgarlar mı, yoksa dinden dönen, sonradan gören biz Türkler mi?</p><p>Söverek, yüreğinizi kirletmeyin?</p><p>Sadece görmemekte direndiğiniz dünyaya insan gözüyle bir bakalım yeterli olacaktır.</p><p>Tatilde olan Türk Kültürü Dernekleri yavaş yavaş uyanmaya başlayalım ki, bu yerellik ve sadece bana olsun sevdasından vaz geçelim...</p><p>Artık tek yumruk olma zamanı gelmiştir.</p><p>Geneli düşünmeliyiz. Bunu yapmazsak ne Türkçe kalır, ne Türk kültürü kalır, ne de İslam kalır.</p><p>Kendimizi kandırmayalım; çünkü dünya genelinde her 14 günde bir dil kayboluyor.</p><p>Hem de bizim toplumumuzdan büyük toplumlar başkalaşıyor, eriyor ve sonunda baskın olan dilin ve kültürün parçası oluyor...</p><p>İsmail Köseömer,</p><p>Mestanlı / 7 Temmuz 2012 y.</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kimligimiz-yok-oluyor_1685628016_CAHmTk.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kimliğimiz yok oluyor; ama milletimiz tatilde... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kimligimiz-yok-oluyor_1685628016_CAHmTk.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bugün Rumen Radev haddini aştı...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/sofya/1996/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/sofya/1996/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Mon, 29 May 2023 21:47:16 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Başkent Sofya&#39;da yağmurlar bitmek bilmiyor; aynı zamanda siyaset arenasındaki  kısır çatışmalar sayesinde bir türlü &quot;güneşli günler&quot; özlemine kavuşulmamakta. Şimdilik ufukta ne gökkuşağ görülmekte ne de başka bir müjdeleyici...</p><p>Buradaki durumu tek bir cümle ile özetlemiş olursak, statüko ve mafya rejimi, kendi saltanatını koruyup yaşatmak için her türlü kirli oyunu oynamayı mübah görmekte...</p><p>Yenilikçi PP&amp;DB koalisyonu, artık karşı cephe için adeta bir kabüse dönüşmüş durumda.</p><p>Son beş on günün çetelesini tutarak sizler için bazı günlük özetler hazırladım.</p><p>Bunları okuyunca, burada nasıl bir vodvil ile karşı karşıya kalındığını herkes anlayacaktır...</p><p>17 Mayıs</p><p>GERB partisinin başbakan adayı Maria Gabriel, Başsavcı Geşev&#39;in istifa etmesi gerektiğini belirti...</p><p>19 Mayıs</p><p>DPS lideri Mustafa Karadayı, başbakan adayı Maria Gabriel hükümetini destekleyeceklerini açıkladı...</p><p>19 Mayıs</p><p>Maria Gabriel, kuracağı ekspert hükümetinde, DPS ve Slavi&#39;nin partisinden bakanlar olabileceğini söyledi...</p><p>22 Mayıs</p><p>İTN partisi lideri Slavi Trifonov: GERB partisi hükümetine bizden destek yok...</p><p>22 Mayıs</p><p>GERB ve PP&amp;DB koalisyonu anlaşarak, rotasyon prenspiyle 18 aylık bir hükümet kurma kararını açıkladılar. İlk başbakan PP&amp; DB&#39;den olacak...</p><p>25 Mayıs</p><p>GERB, yeni kurulacak hükümette, PP- DB koalisyonun siyasi fıgürlerinin yer almamasını önerdi...</p><p>25 Mayıs</p><p>PP lideri Petkov, güvenlik güçleri ve savcılık yetkilileri, statüko rejiminin sonu geldiğini anlayıp bizleri yok etmeye çalışıyor. Ya biz onların tümünü değiştireceğiz, ya da onlar bizi darmadağın edecekler...</p><p>23 Mayıs</p><p>Boyko Borisov&#39;a göre, Radostin Vasilev&#39;in paylaştığı gizli ses kayıdları hükümet kurmaya engel değildir...</p><p>26 Mayıs</p><p>DPS, Büyük Halk Meclisi toplanmasını önerdi. Mustafa Karadayı, artık ülkenin bir animasyon devletine dönüştüğünü, herkesin bir şeylerin kayıdını yaptığını, herkesin çeşitli kompromtalar dağıttığını açıkladı...</p><p>26 Mayıs</p><p>BSP, yargı sistemindeki değişikliklerin kabul edileceği Meclis toplantısını terk etti...</p><p>27 Mayıs</p><p>Günün özeti milletvekili Hristo Petrov&#39;dan ( Ицо Хазарта ) geldi:</p><p>&quot;Siz hiç Peevski&#39;nin, Radev&#39;in veya Kopeykin&#39;in gizli kayıtlarını duydunuz mu?&quot;</p><p>27 Mayıs</p><p>Maria Gabriel, yeni hükümet kurmayı dondurduklarını ilan etti...</p><p>27 Mayıs</p><p>Akıllarda kalan bir cümle:</p><p>DPS Başkanı Mustafa Karadayı&#39;ya uzanan eli, DPS seçmenine karşı uzanmış olduğunu sayacağız...</p><p>28 Mayıs</p><p>Gerb, PP&amp; DB koalisyonun mandatı ile kurulacak olan ekspert hükümetinin başbakanı Maria Gabriel&#39;in olmasını istedi...</p><p>29 Mayıs</p><p>Cumhurbaşkanı Rumen Radev, ikinci mandatın artık diskrite olduğunu belirtti ve PP&amp;DB koalisyonunu tenkit ederek hükümet kurmamalarını önerdi...</p><p>Bora Tamer, Sofya</p><p>Özel Temsilci</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/sofya_1685386577_Xh3wu2.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bugün Rumen Radev haddini aştı... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/sofya_1685386577_Xh3wu2.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Lili'nin konseri bahane, statükonun saltanatı şahane]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/lili-nin-konseri-bahane-statukonun-saltanati-sahane/1995/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/lili-nin-konseri-bahane-statukonun-saltanati-sahane/1995/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Mon, 22 May 2023 01:03:43 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Pazartesi, Bulgaristan siyasi arenası için önemli bir gün.</p><p>Gabriel Hanım, Cumhurbaşkanına çıkıp yeni kabinenin bakanlar listesini sunacak.</p><p>Güya GERB partisi, DPS ile Vızrajdane ile yeni hükümet kurmak kurmak için anlaştı...</p><p> Bu anlaşmanın ön koşuluna göre, iki ortağa en az beş bakanlık koltuğu sunulacak.</p><p>Böylece DPS yeniden bakanlık koltuklarına yumuşak iniş yapmış olacaklar...</p><p>Fakat başkentin en son kulis haberlerine göre, Boyko&#39;nun adamları, gecenin şu saatlerde bile,  PP - DB koalisyonu ile hükümet kurmanın ikinci rauntu içine derin bir pazarlık içindeler.</p><p>PP - DB ile barış ve sulh, yaklaşan Maknitski sunamisinin hızını yavaşlatmak demek, statükonun damarlarına  bir nebze daha oksijen ve yaşam demektir...</p><p>Yarın öğleden sonra saat üçe kadar, Sofya&#39;da pek çok şey değişebilir.</p><p>Geçen gün, hani birazcık Lili İvanova&#39;nın konserinden bahsetmiştik, bu sefer daha fazla ayrıntı vereceğim.</p><p>Konsere 800 kişiden fazla seyirci katıldı. Deyim yerindeyse, başkentin bütün kalburüstü siyasi ve artistik erkanı buradaydı. Bunların arasında, gazetemizin Sofya temsilcisi olarak bende yerimi aldım.</p><p>Ahmed Doğan&#39;a, herkes tarafından büyük bir ilgi ve sevgi gösterildi.</p><p>Ne de olsa, uzun yıllar sonra ilk kez cemiyet hayatının çok renkli bir etkinliğine katılıyordu.</p><p>Buradaki maksad, Lili&#39;nin konserine değinmek değil.</p><p>Başsavcı Geşev ve eski Başbakan Borisov arasında çıkan kavgadan sonra, statükonun siyasi güçlerine yeniden hükümet kurma fırsatı doğdu.</p><p>Herkes statüko ve mafya ile artık vedalaşma beklerken, kendileri ise ellerine geçen birinci fırsatta ve derhal yeni bir hükümet kurma teşebbüsüne kalkıştılar.</p><p>Bütün bu gelişmeler karşısında, Ahmed Doğan&#39;ı da derin uykusundan uyandırmak zorunda kaldılar.</p><p>Ne de olsa, bir kere porsiyonları dağıtan adam olarak bayağı nam salmıştı.</p><p>Lili&#39;nin konseri bir bahaneydi, aldatmacaydı, perde arkasındakilerin asıl niyeti statüko güçlerini yeniden bir yere getirerek saltanatlarını devam ettiğini kamuoyuna göstermekti...</p><p>Hadi diyelim ki, Amed Doğan, bunca insanla görüşmeye mecbur bırakıldı; fakat DPS partisi, Gabriel Hanımın hükümetine omuz atmaya mecbur muydu?</p><p>Ne de olsa, statüko partilerinle artık kimse ortak olmayı arzulamıyor.</p><p>Bu patavatsızca kurulacak olan hükümetin çok kısa soluklu ve başarısız olacağı şimdiden belli.</p><p>Dediğimiz gibi, yarın sabah, Boyko veya Petkov çıkıp, biz aramızda yeni bir uzlaşmaya vardık ve Gabriel Hanım projesini rafa kaldırıyoruz diyebilir.</p><p>Diğer yandan, keşke, Gabriel Hanım hükümeti kurabilse, 2-3 bakanlıkta DPS&#39;ye verilmiş olsa...</p><p>Ahmed Doğan, bu arada Lili&#39;ye 21 kırmızı gül hediye etti ve anma defterine yazdıklarında şu cümle dikkatimizden kaçmadı:</p><p>&quot; Lili, bir sihirbaz gibi günlümüzü fethetmekte. Gönülleri çırılçıplak ediyor, heyecan seni bırakmıyor ve onun esiri kalıyorsun...&quot;</p><p>Tamer Bora,</p><p>Sofya</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/lili-nin-konseri-bahane-statuk_1684706623_HLVwcW.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Lili'nin konseri bahane, statükonun saltanatı şahane ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/lili-nin-konseri-bahane-statuk_1684706623_HLVwcW.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Cebel yerine, Lili'nin konserine gitti]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/cebel-yerine-lili-nin-konserine-gitti/1994/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/cebel-yerine-lili-nin-konserine-gitti/1994/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sat, 20 May 2023 22:53:13 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Tam 10 yıldır halkın arasına çıkmaktan kaçan DPS eski lideri Ahmed Doğan, dün akşam başkent Soya&#39;da Lili İvanova&#39;nın konserine girerken, 24 saat gazetesinden Georgi Kürpanov - Genk tarafından görüntülenmiş oldu.</p><p>Böylece, Cebel&#39;deki büyük ve anlamlı 19 Mayıs törenleri yerine, ünlü Bulgar şarkıcının konserini tercih etmiş olduğu anlaşılmış oldu.</p><p>Bora Tamer,</p><p>Sofya</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/cebel-yerine-lili-nin-konserin_1684612393_RH9j7L.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Cebel yerine, Lili'nin konserine gitti ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/cebel-yerine-lili-nin-konserin_1684612393_RH9j7L.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA["Абе, ще ви запишем с българските имена!"]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/bu-konu/1990/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/bu-konu/1990/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Thu, 11 May 2023 15:23:18 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Lütfen, bu konudaki düşüncelerinizi benimle paylaşınız...</p><p>Доц. Михаил Иванов: Самоуправство е &quot;Абе, ще ви запишем с българските имена!&quot;</p><p>В укази на вицепрезидента Илияна Йотова за възстановяване на българското гражданство турци са записани с актуалните имена, после МВР издава лични карти и паспорти с рождените им имена. Община Тервел пък издава акт за раждане с &quot;възродителните&quot; имена на покойници. Историята с имената на семейство Филиз &quot;Дневник&quot; разказа в текста &quot;Български турци получават двойна самоличност с възстановяване на гражданството си&quot;. А другата - в &quot;Община Тервел връща &quot;възродителни&quot; имена&quot;.</p><p>По темата за сериозните разминавания с имената на българските турци потърсихме и доц.Михаил Иванов, експерт по етническите въпроси. Той е бил съветник по темата на президента Желю Желев (1990-1997 г.). В тази роля е и свидетел на писането на Закона за имената на българските граждани, действал от март 1990 г. до 1999 г. След това е заменен от Закона за гражданската регистрация, който действа и днес. Бил е и секретар на Националния съвет по етническите и демографските въпроси към Министерския съвет. Доцент е по теоретична и математическа физика. Преподавател в Нов български университет.</p><p><strong>- Какво виждате в зад този случай с различните имена след възстановяване на гражданство, който не е единичен, защото само в община Добрич са 20 за последните две години?</strong></p><p>- Този случай може да се погледне от две страни и те да се слеят. От едната - това е бюрократично отношение и всъщност нарушаване на закона, защото има указ на вицепрезидента с имената и после МВР-Добрич издава лична карта в противоречие с този указ с някакви стари имена, измъкнати от архивите. От друга страна нашите сънародници турци не могат да не го възприемат като дискриминационно отношение и пренебрежение: &quot;Абе, ще ви запишем с българските имена!&quot; Това е самоуправство, защото те решават как да се наричат хората и играят ролята на кръстници. Очевидно става дума за етническо отношение, за етническа дискриминация, след като при всички се слага окончание -ов и -ев на бащиното и фамилно име. В действащия Закон за гражданската регистрация -ов и -ев не е задължително окончание, ако то противоречи на етническите и религиозните традиции на родителите.</p><p><strong>- Когато се прие предишния Закон за имената на българските граждани през март 1990 г., изненадващо за много хора имаше текст, че е задължително окончанието -ов и -ев за всички имена. Така евреинът Еди Шварц трябваше да стане Шварцов, Кеворкян - Кеворкянов. И този текст се прие тогава от парламента?</strong></p><p>- Да, на 5 март 1990 г., като днес го помня, мюсюлмани дойдоха пред Народното събрание, и направиха втората си голяма вахта около сградата на парламента. Малко предистория - в Клуба за подкрепа на гласността и преустройството по мое предложение възникна Комитета за национално помирение. Учредихме го на 7 декември 1989 г. в Софийския университет с много ясни идеи - всички етноси и религиозни групи да търсят заедно решение на проблемите в междуетническите отношения. В комитета се записаха Радой Ралин, сценаристът Христо Ганев, журналистът Сюлейман Гавазов, режисьорката Бинка Желязкова, поетесата Блага Димитрова, певицата Йълдъз Ибрахимова, режисьорът Еди Шварц. Този комитет искаше връщането на имената да става по административен път - в общините и кметствата, но Народното събрание реши да е с по-трудната за хората процедура - през съда? - След 10 ноември 1989 г. много бързо се появиха посткомунистически националистически формации. Водеща беше Общонародният комитет за защита на националните интереси (сред учредителите е Георги Първанов - б.а.), в който влизаше партийна номенклатура и хора на Държавна сигурност. Друга беше родопският съюз &quot;Родолюбие&quot; на Бранко Давидов. На 7 януари 1990 г. те организираха митинг, поощрен от Георги Атанасов (министър-председател тогава и координатор на възродителния процес - б.а.). На него офицери обявиха, че &quot;няма да дадем възстановяване на имената на българските турци&quot;. На това се противопостави нашият &quot;интелигентски&quot; Комитет за национално помирение. Имах дълъг разговор по телефона с Андрей Луканов и всички други проблеми се решаваха, но двата въпроса - за окончанията -ов и -ев и за съдебната процедура, не мръднаха. &quot;Не, ние сме се договорили&quot;, каза той.</p><p><strong>- С кого се е договорил?</strong></p><p>- Решението имената да се връщат по съдебен път беше изковано на една среща зад гърба на всички. Тя беше между държавното ръководство, националистически организации и ДПС. Ахмед Доган, тогава се казваше Меди Доганов, без да каже на ръководството на ДПС, отиде сам на среща, на сговор с националистите и с Петър Младенов, Андрей Луканов и Станко Тодоров. На тази среща е било решено имената да се връщат през съда. Български турци получават двойна самоличност с възстановяване на гражданството си Български турци получават двойна самоличност с възстановяване на гражданството си Което е по-трудния начин - до районния съд трябва да се пътува, особено в Родопите, докато кметството е наблизо. - Хората негодуваха: &quot;Да не би да са ни ги взимали със съд, че със съд да ни ги връщат?&quot; Тогава се извърши манипулация - Ахмед Доган и ДПС им казаха: &quot;Недейте да си връщате имената, не подавайте документи! Вие първо ще гласувате за нас и като влезем в парламента ще променим закона.&quot; Така и стана - това мобилизира турците и помаците и ДПС влезе в парламента (изборите през юни 1990 г. - б.а.). Половината от състава бяха агенти на Държавна сигурност, които много бързо и гъвкаво бяха вкарани сред онези, които се бореха за своите права. И през ноември 1990 г. се прие поправка в Закона за имената на българските граждани. Текстовете за -ов и -ев се тушираха, смекчи се и процедурата за връщането на имената като се допусна и по административен път, а не само по съдебен. Остана въпросът какво да правим с имената на починалите. С тези насила дадени български имена вече имаше нотариални актове, документи за собственост, имаше сделки, трудови договори ДПС по настояване на своите избиратели вече беше много активно и се опита доста да направи, но както виждаме и до ден-днешен раните още не са зараснали.</p><p><strong>- Какво трябва да се направи днес, според Вас?</strong></p><p>- Вижте, хората искат една добра дума. Те искат да чуят: &quot;Братя, ние заедно сме граждани на тази страна и заедно търпим корупцията и властолюбците. Нека да се обединим и заедно да вървим напред!&quot;</p><p>Дневник.Бг</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bu-konu_1683808255_UQfEud.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ "Абе, ще ви запишем с българските имена!" ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bu-konu_1683808255_UQfEud.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Ömrümün en verimli on yılını çaldılar]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/omrumun-en-verimli-on-yilini-caldilar/1987/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/omrumun-en-verimli-on-yilini-caldilar/1987/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Thu, 13 Apr 2023 13:14:09 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Dün akşam Şumnu&#39;da bir iftara davet edildim. Oy vermediğimiz, hak ve hukukumuz için çalışacağız deyip, yıllarca başka hedefleri kovalayan kişiler iftar verdiler.</p><p>Evet, onlar yine Şumnu&#39;da iftar organize ettiler, hem de seçimlerin akabinde. Herkes şaştı kaldı. Böylesi hiç olmamıştı. Tabii ki, bunun nedenini gördük ve öğrendik.</p><p>Düne kadar, Cebel&#39;de olduğu gibi, bizim çok saygı ve hürmet duyduğumuz yüksek makamlarda bulunanlara, bağrıp çarıp tükürenler, alay edercesine dil çıkarıp, &quot;uuuuu&quot; diye seslenenler, bugün, o yüksek makam sahiplerinin ceketlerine sımsıkı yapıştılar...</p><p>Hem de nasıl yapıştılar, kardeşim!</p><p>Dürüst, dindar, özverili ve çalışkan insanların hiç ama hiç yapamayacağı bir şekilde yapıştılar.</p><p>Çünkü işin içinde iş var! İş yapmak ve her zaman gibi şahsi çıkarılar var. Bu çıkarılardan acaba oy verenlere, hak için, tek zırnık verilecek mi? Ya da sadece ego tatmini mi, her zaman olduğu gibi...</p><p>Dün aksam oy vermek istemediğim kişilerin iftarına davet geldi, gönlüm vermedi gitmeye. O, iftarı veren kişiler ve kurum, acaba kaç kişinin hakkını vermeden, cebini doldurdu, düşüncesine yenik düştüm.</p><p>Resmi konuklarla, önceden konuşup bir anlaşma yapmıştık, kendilerine bizim buralara gelme vesilesi olarak, saygı ve minnettarlığımızı belirtmek için, önceden hazırladığımız bir tabloyu armağan edecektik; ama cami yetkililerinden olumsuz telefon gelince vazgeçtik.</p><p>Bu satırları yazan kişinin düşüncesi, halkın düşüncesidir. Çalışkan ve dürüst halkın düşüncesidir. Bunun ısrarla altını çiziyorum.</p><p>Halkımızın durumunu anlatmak suç oluyor. Göz alan değil, göz çıkaran gerçekleri anlatmak suç oluyor.</p><p>Birkaç yıl öncesine kadar Türk kimliğimizi anlatmak ve çocuklarımıza ana dilimizi öğretmek de suç sayıldı.</p><p>Bu süreçteki haksızlıkları, Avrupa mahkemelerine kadar taşıdım. En verimli hayat dönemimden, ömrümün 10 yılı çalındı. Epey zaman  haksızlıklarla, mahkemelerle, teftişlerle, cezalarla uğraştım durdum...</p><p>Onlarca, yüzlerce kişi bunlara benzer olumsuz olayları yaşadı ve gördü.</p><p> Neredeydi bu esnada, şu bizim hak ve hukukumuz için &quot;uğraşanlar&quot; ?</p><p>Nurten Remzi</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/omrumun-en-verimli-on-yilini-c_1681382872_aOM6f5.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Ömrümün en verimli on yılını çaldılar ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/omrumun-en-verimli-on-yilini-c_1681382872_aOM6f5.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Мустафа Емин, Калоян Янков и Мануела Малеева дадоха ифтар в Бурса]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/konu/1982/</link>
            <description><![CDATA[При задушевна обстановка се проведе сърдечен разговор с Мустафа Емин, Калоян Янков и Мануела Малева, които се обърнаха с топли думи към присъстващите, акцентрирайки на приятелството и мирното съжителство между различните етноси в България.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/konu/1982/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Tue, 28 Mar 2023 13:26:17 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>На ползотворно предизборно посещение в Бурса бяха Мустафа Емин, кандидат за народен представител от Коалиция Продължаваме Промяната - Демократична България от 9 МИР Кърджали и бившият и настоящ кандидат депутат от Велико Търново Калоян Янков. Двамата кандидати бяха придружавани от известната тенисистка Мануела Малеева и партийния активист от Черноочене Ахмед Хюсеин. Както се знае преди известно време изселниците от Бурса бяха посетени от лидера на Демократична България Христо Иванов и екипа му.</p><p>Какво отличаваше поредното посещение на двамата кандидат депутати и придружаващите ги?</p><p>Те посетиха квартала на изселниците в Гюрукле, където се срещнаха и разговаряха с десетки нашенци, които бяха изненадани и развълнувани, че ги посещават представители на една нова и неопетнена политическа сила, имаща надежди да спечели вота в неделя.</p><p>Вечерта гостуващата българска делегация даде ифтар, който бе уважен от много семпатизанти на ПП Демократична България.</p><p>След вечерята, при задушевна обстановка се проведе сърдечен разговор с Мустафа Емин, Калоян Янков и Мануела Малева, които се обърнаха с топли думи към присъстващите, акцентрирайки на приятелството и мирното съжителство между различните етноси в България.</p><p>Емоционалната среща завърши с изказвания на изселници, милеещи и изпитващи носталгия към България, които искат родината им по нищо да не отстъпва на напредналите държави.</p><p>Мюмин Топчу</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/konu_1679999856_TFukSo.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Мустафа Емин, Калоян Янков и Мануела Малеева дадоха ифтар в Бурса ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/konu_1679999856_TFukSo.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Sorguluyoruz, Araştırıyoruz, Cevaplıyoruz...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/bg/1957/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/bg/1957/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Fri, 02 Dec 2022 17:47:05 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>MİSYON GAZETESİ</strong><strong>SORGULUYOR, </strong><strong>ARAŞTIRIYOR,  </strong><strong>CEVAPLIYOR...</strong><strong>-1.</strong> <strong>Sevgili Okuyucularımız!</strong> <strong>Son yıllarda Bulgaristan vatandaşlığı elde etmek, vize almak, pasaport çıkarmak ve vesaire durumlar gündemin ve sanal alemin baş köşesine oturmuş durumda.</strong> <strong>Bir çok kişi, bilgi edinmek için çabalıyor ve bir hayli resmi kuruma başvurmaya mecbur kalıyor. </strong><strong>İleride, bu yeni köşemizde bizler de okuyucumuzu, benzer konularda doyurucu bir şekilde aydınlatmaya çalışacağız. Gerektiğinde konsolosluk ve bakanlık yetkililerine başvuracağız. Bu konulara hakim tecrübeli danışmanlar angaje edip sizleri bilgilendireceğiz.</strong> <strong>Sizleri ilgilendiren bütün konuları ve sorunları rahatlıkla bizimle paylaşabilirsiniz, şikayet ve temennilerinizi de iletebilirsiniz.</strong> <strong>İşte sosyal medyadan değerlediğimiz bazı soru ve cevaplar:</strong> <p><strong>Caner Yetiş</strong></p><p><strong>- Merhabalar! Benim dedem, 1914 yılı, Romanya&#39;nın Tutrakan kasabasında doğumlu.1934 yılında, Türkiye&#39;ye göç etmiş. Babaannem,1923 yılında, Bulgaristan&#39;ın Ceremet köyünde doğmuş. 1935 yılında ise Türkiye&#39;ye göç etmiş. Babam vefat etti, sanırım onun vatandaşlığı yoktu, acaba benim vatandaşlık alma hakkım var mı? Yardımcı olursanız sevinirim.</strong></p><p><strong>Nevzat Çavuşoğlu</strong></p><p><strong>- Tabiiyet beyannamesi aldınız mı? Şeremet köy ( Veselets ), sanırım hiçbir zaman Romanya toprağı olmadı. Tabiiyet beyannamesine bakmak lazım, eski uyruk bölümünde ne yazdığı çok önemli. Tabiiyet beyannamesini Bulgarca tercüme ettirip apostil almanız gerekiyor. </strong></p><p><strong>Silistre, GRAO arşivleri mail adresi: grao@silistra.bg</strong></p><p><strong>Sevgi Sevgi </strong></p><p><strong>- Merhaba! Oğlum ve gelinim, Shengen vizesi ile 3 gün için Yunanistan&#39;dan Bulgaristan&#39;a geçip arabayla gezmeye gidecekler. Sofya ve Plovdiv&#39;i ziyaret edecekler. Hangi kapıdan girsinler, nereden vinetka alsınlar? Bir tavsiyesi olan var mı?</strong></p><p><strong>Sabri Güneşsever </strong></p><p><strong>- Sofya ve Plovdiv için en iyi sınır kapısı Kapıkule, vinetkayı internetten de ödeyebiliyorsunuz. Sınırın Bg tarafında veya sınırdan çıkıştaki ilk benzinlikten alınabilir. Aris, Adria ve Lion gibi otelleri tavsiye edebilirim.</strong></p><p><strong>Ahmet Çetiner</strong></p><p><strong>- Vinetka işi önemli, hemen gümrük sahası içinde kredi kartı ile alınmasını ve plakanın kontrol edilmesini tavsiye ederim. Kamera sistemine yakalanmadan önce vinetka alınması önemli. Sofya&#39;da Ramada hotelini öneririm, ücretli otoparkı var.</strong></p><p><strong>Güler Odabaşı </strong></p><p><strong>- Kalıcı adres ( Postoyanen adres ) arıyorum, yardımcı olan olursa çok makbule geçecektir. Ücreti ne olur? Adres bulamadığımız için pasaportumuzu alamıyoruz, çocuklarımızı kaydettiremiyoruz...</strong></p><p><strong>Yeşim Taksirat Kazan </strong></p><p><strong>- Kararnamenizi ( Ukaz ) alırken gişedeki memur adres sorduğunda, ev adresim yok dediğinizde, size belediyeden adres veriyorlar. </strong></p><p><strong>Emine Derinbay </strong></p><p><strong>- Adres için 500 euro isteyenler oluyor... </strong></p><p><strong>Fatma Yıldırım </strong></p><p><strong>- Nedir bu kalıcı adres ( postoyanen adres ) sıkıntısı, anlamadım, biz formalite icabı bu adresi göstermek zorundayız, gidip o evde oturmayacağız. Odun parası alamayacağız diye, ev sahipleri razı olmuyorlar. Haklılar, ama yetkililerin, bu duruma çözüm bulmaları gerekiyor. Nüfus üzerinden Bulgaristan AB&#39;den yardım alıyor, bu sayının içinde bizler de varız ve bu yardımlardan faydalanamıyoruz. Bir adres için 1000 euro ve fazlasını isteyenler var. Nenelerimizin ve dedelerimizin üzerine kayıtlı tarlalarımız var, onları bir sürü prosedürden sonra alabiliyoruz, çoğu bölgelerde ise bu özel mülkler usulsüz olarak satılmış. Mirasımızı geri kazanmak için mahkemeye bile veremiyorsun... </strong></p><p><strong>Ziyafer Özay Aydemir </strong></p><p><strong>- Plovdiv&#39; de kalıcı adres verenler var; ama 650 euro alıyorlar ve 3 yıllık kira sözleşmesi yapıyorlar. Ben damadım için daha yeni yaptırdım...</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bg_1669997289_id4cnI.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Sorguluyoruz, Araştırıyoruz, Cevaplıyoruz... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bg_1669997289_id4cnI.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Kültürümüze dokunmak gönüllerimizi okşadı]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/kulturumuze-dokunmak-gonullerimizi-oksadi/1956/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/kulturumuze-dokunmak-gonullerimizi-oksadi/1956/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sun, 20 Nov 2022 20:33:09 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bugün, Razgrad merkezli &quot;Deliorman&quot; Halk Kültür Evi&#39;nde &ldquo;Türk Kültürünün Dünü ve Bugünü&rdquo; adlı bir etkinlik düzenlendi.</p><p>Asırlardır yöremizde yaşayan Türklerin otantik eski kıyafetleri, el işlemeli örgü ve desenlerin yanı sıra, zengin yöresel mutfağımızdan örnekler sunuldu. Etkinliğimiz, ayrıca koro grubumuzun söylediği türküler ve icra edilen danslarla renklendirildi.</p><p>Deliorman&#39;ın eski tarihine ve kültürüne bir nebze de olsa dokunmak, bütün katılımcıların gönüllerini okşadı ve keyifli anlar yaşatmış oldu.</p><p>Jale Filibeli</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/kulturumuze-dokunmak-gonulleri_1668965589_AePkR3.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Kültürümüze dokunmak gönüllerimizi okşadı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/kulturumuze-dokunmak-gonulleri_1668965589_AePkR3.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Какво ни казват днес паметниците на героите от близкото минало]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/haber/1951/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/haber/1951/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sun, 11 Sep 2022 20:22:54 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ &bdquo;Сълзи не лейте, когато се преселвам от този свят,положете с радост в земята тленните ми останки,не видели бял ден&hellip;Може би и гроба ми ще бъде в незнайно място,а сърцето мечтае за могила под сянката на дърво&hellip;&quot;                                                                         <strong>Нури Адалъ</strong><strong>Днес рано сутринта в градския парк на Момчилград можеше да се види високият 2,5 метра постамент на паметника на Нури Адалъ. Бюстът все още бе опакован за предстоящото откриване. В 10 часа сме при паметника. В групата сме водачът на листата на Демократична България в Девети Kърджалийски избирателен район Радослав Милев, неговият подгласник Мустафа Емин и Елена Шукерска, също от листата на коалицията. Тук са още Велизар Шаламанов, Росен Иванов, Стефи Недевска и Влади Джувинов, активисти на коалицията в София и в Пловдив.</strong><strong>Тук съм и аз пишещият тези редове. Макар да съм свързан с този край, признавам, че в далечната 1989 г. не бях чувал за Нури Адалъ, тъй като властите пазеха в дълбока тайна имената на правозащитниците от турски произход.</strong><strong>Малко след 10 часа край паметника в парка вече са струпани множество хора от града, както и гостите -- кметовете на общините Кърджали и Момчилград, съветници, екс- народни представители, представители на мюсюлманското духовенство, политически затворници от времето на комунистическия режим и роднини на българския Нелсън Мандела, както тук наричат Нури Тургут Адалъ, прекарал 23 години по затворите, включително в прословутото Белене.</strong><strong>По време на церемонията звучи ненатрапчива и малко тъжна музика, написана от тукашен композитор и озаглавена &quot;Любов&quot;. Росен Иванов, който явно е познавач, я определя като етноджаз. От 2015 г. красивият и подреден градски парк носи неговото име. Нашето присъствие е забелязано от местните. Вероятно за първи път на такова честване присъстват техни съграждани от български произход. Дори при откриването споменават персонално като гост екс-министъра на отбраната в едно от предходните служебни правителства и народен представител в два парламента Велизар Шаламанов. Изненадани сме от това, че Нури Адалъ е поет и има издадена книга със стихотворения, писани в затвора. Стефи Недевска се заговаря с един от неговите съратници, от когото се надява да получи стихосбирката, издадена в Турция. Целта е да осигурим превод на български и издателство с цел поетичната книга да се появи и в българските книжарници.</strong><strong>След края на официалната част Радослав Милев и Мустафа Емин полагат венец пред паметника от името на Демократична България. С това нашата цел да изразим почит към делото на бореца за свобода и демокрация е изпълнена. Имаме, обаче още една, по-дългосрочна цел. Един ден да отдаваме дължимото заедно, както на момчилградския Нелсън Мандела Нури Адалъ, така и на родения в Септември бай Илия Минев, известен със същото прозвище и лежал в комунистическите затвори повече от две десетилетия. Примерите в близкото минало не липсват -- Нури Адалъ и известния български политически затворник Благой Топузлиев са били много близки приятели в затвора.</strong><strong>Покъсно нашата група увеличава значително своя състав. Тук са вече и водачите на листи на Демократична България Божидар Божанов и Атанас Славов. За моя изненада срещам и Ибрахим Куруджу, лидер на съпротивата срещу така наречения &quot;Възродителен процес&quot; в Казанлъшко. Не го питам за баща му Рамадан Куруджу, също известен политически затворник. Не го питам, защото на 6-и септември той ме поздрави във Фейсбук за празника. И така разбрах, че е жив и здрав в не толкова далечния Истанбул.</strong>Пламен Даракчиев ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/haber_1662917469_qvsSle.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Какво ни казват днес паметниците на героите от близкото минало ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/haber_1662917469_qvsSle.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Жертви на „възродителния процес“: Прокуратурата трябва да разследва изпълнителите на насилствената асимилация 1984-1989 г.]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/jertvi/1934/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/jertvi/1934/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Thu, 30 Jun 2022 22:56:30 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>Жертви на &bdquo;възродителния процес&ldquo;, сред които и бивши концлагеристи от лагера &bdquo;Белене&ldquo; бяха сред протестиращите срещу липсата на правосъдие в България и конкретно за прекратяването на делото за насилствената асимилация по време на комунистическия режим от страна на прокуратурата.</strong><strong>Прокуратурата е длъжна да разследва изпълнителите на т. нар. възродителен процес в периода 1984-1989 г., които още са живи, и от които досега не е потърсена никаква наказателна отговорност. </strong><strong>Това поискаха днес общо 15 граждански организации на български граждани от турски произход, принудително изселени от комунистическия режим в Турция малко преди той да рухне. Представителите им дадоха специална пресконференция в БТА, предизвикани от решението на Военно-окръжната прокуратура София да прекрати делото срещу виновните висши партийни функционери &ndash; вдъхновители на &bdquo;възродителния процес&ldquo;. </strong><strong>Както desebg.com първи писа в края на месец май тази година прокуратурата тихомълком прекрати делото, веднага след като почина последният обвиняем по него комунистическият премиер Георги Атанасов. Следствието за &bdquo;възродителния процес&ldquo; бе едно от мегаделата за престъпленията на тоталитарния комунистически режим, заведено пред 1991 г. срещу Тодор Живков &ndash; бивш генерален секретар на БКП и председател на Държавния съвет, Георги Атанасов &ndash; бивш министър-председател (1986-1990), ген. Димитър Стоянов &ndash; бивш министър на вътрешните работи, Петър Младенов &ndash; бивш министър на външните работи и Пенчо Кубадински &ndash; член на Политбюро и замесен във взимането на решението от комунистическата върхушка за насилственото преименуване на турското малцинство и нарушаването на редица техни основни човешки права. </strong><strong>Сафие Юрдакул, председател на Гражданска организация за справедливост, права и културно сътрудничество на Балканите, заяви, че отговорните за &bdquo;възродителния процес&ldquo; не се изчерпват с петимата вече починали висши комунистически ръководители. Бездействието на прокуратурата Тя посочи, че прокуратурата не е направила нищо да разследва и изправи пред съда генералите и други високопоставени служители на МВР-ДС, които са наградени с ордени и медали и са получили парични награди за провеждането на &bdquo;възродителния процес&ldquo;. Секретният указ за тези наградени е издаден лично от Тодор Живков през 1986 г., а списъкът на наградените в него офицери от Държавна сигурност е дълъг. </strong><strong>Г-жа Юрдакул посочи още, че са правени многократни опити от страна на жертвите да бъдат разпитани от прокуратурата, която през годините се оправдава, че не е успяла да разпита всички около 450 жертви &ndash; бивши лагеристи в &bdquo;Белене&ldquo;, изолирани там незаконно от тоталитарния режим на БКП. По думите ѝ вместо да извърши тези разпити държавното обвинение е държало в неведение и дезинформация жертвите за хода на делото. Сред 30-те присъстващи на пресконференцията бяха и много бивши лагеристи, въдворени без съд и присъда в концлагера &bdquo;Белене&ldquo; (1984-1987), както и политически затворници от турското малцинство. alt Раната от &bdquo;възродителния процес&ldquo; не е зараснала и няма да зарасне, докато виновните не бъдат наказани.</strong><strong>Сабри Искендер, лагерист в концлагера &bdquo;Белене&ldquo; заяви, че ако прокуратурата е оставила вдъхновителите на &bdquo;възродителния процес&ldquo; да починат без да ги изправи на съд, но сега трябва да потърси отговорност на изпълнителите на репресиите &ndash; онези, които още са живи. Той добави, че сред изпълнителите са хора от редиците на Българската народна армия, прокурори и други административни партийни и държавни служители. Престъпленията против човечеството нямат давност &bdquo;Общо 112 жертви са убити по време на &bdquo;възродителния процес&ldquo;, а ние не знаем някой да е изправен на съд за тези убийства и да е осъден&ldquo;, заяви Искендер. Той бе категоричен, че за престъпления против човечеството, каквато е насилствената асимилация 1984-1989 г. срещу турското малцинство в НРБ няма давност.</strong><strong>&bdquo;Ние не бяхме виновни, че бяхме друга етническа група. Ние не бяхме виновни, че изповядваме друга религия. Ние не бяхме виновни за това, че имаме друга култура&ldquo;, заяви Ахмет Алпай, бивш лагерист в &bdquo;Белене&ldquo;. </strong><strong>Той сподели, че е бил студент на 23 години в Техническия университет в София, когато комунистическата власт го арестува за несъгласие с насилствената смяна на имената, изтезаван е 75 дни в килиите на Главно следствено управление на МВР-ДС и пратен в Централния затвор и оттам в &bdquo;Белене&ldquo; &ndash; последният концентрационен лагер в Европа. &bdquo;В началото на промените имахме голяма надежда, че ще бъде потърсена отговорност, но после се убедихме, че прокуратурата не направи нищо, за да накаже виновните&ldquo;, добави още Алпай. &bdquo;Бях младеж, когато върху нас се стовари този жесток &bdquo;възродителен процес&ldquo;, а сега е 61-годишен пенсионер. Не искам и моите деца, и моите внуци да се занимават с това дело. Искаме час по-скоро да се вземе адекватно решение от главния прокурор&ldquo;, заключи Ахмет Алпай. </strong><strong>Главният прокурор Иван Гешев се скри от жертвите. На пресконференцията стана ясно, че седмица по-рано те са поискали среща с него във връзка с прекратяването на делото, но прокуратурата им е отговорила с пълно мълчание. Машите на комунистическия режим са още сред нас ненаказани Мехмет Зафер, бивш лагерист от &bdquo;Белене&ldquo;, заяви, че стореното от комунистическия режим е жестоко престъпление, което е останало толкова години ненаказано. &bdquo;Мен ме измъчва това, че онези, които бяха маши на комунистическия престъпен режим са сред нас и са ненаказани&ldquo;, каза още той. Протестът на жертвите на насилствената асимилация бе чут от обществото, след като редица медии го отразиха, но въпросът е дали прокуратурата ще продължи да се прави на глуха.</strong><strong>Силятин Атасой, задържан за съпротива срещу &bdquo;възродителния процес&ldquo; през март 1985 г. и въдворен без съд и присъда в &bdquo;Белене&ldquo;, посочи, че настояват да бъде потърсена съдебна отговорност за всички несправедливости, причинени от изпълнителите на насилствената асимилация. Болката на другите &bdquo;Ако човек чувства болка е жив. Ако чувства болката на другите е човек&ldquo;, заключи той, цитирайки Толстой, за да покаже колко голяма е болката на жертвите от насилствената асимилация и нуждата за справедливост. </strong><strong>На пресконференцията присъства и бившият депутат Ахмед Юсеин (ДПС), който разказа за срещите с Иван Татарчев и Никола Филчев, когато те са били главни прокурори. &bdquo;Обещаха да задвижат делото, но нищо не направиха&ldquo;, каза той и прикани 15-те организации да сезират институциите на Европейския съюз, включително и европейския прокурор. Представителите на различните граждански организации също имаха възможност да изкажат своята подкрепа по време на пресконференцията. Престъпление има, виновни няма!?</strong><strong>Час по-късно представителите на 15-те граждански организации проведоха мирен протест пред Съдебната палата. Жертвите на &bdquo;възродителния процес&ldquo; скандираха: &bdquo;Престъпление има, виновни няма!?&ldquo;, &bdquo;Концлагеристите от &bdquo;Белене&ldquo; искат правосъдие&ldquo; и др. Те се зарекоха това да е само първият протест, а следващия път ще бъдат много по-многобройни.</strong><strong>По-долу desebg.com публикува списък на гражданските организации, които подкрепят мирния протест, иницииран на Гражданската организация за справедливост, права и културно сътрудничество на Балканите срещу прекратяването на делото срещу виновните висши комунистически функционери за &bdquo;възродителния процес&ldquo; (1984-1989) от страна на прокуратурата </strong><strong>А. Граждански организации, които подкрепят протеста с присъствие на свои представители на пресконференцията в БТА:</strong><strong>1. Дружество БАЛ &ndash; Гьоч &ndash; Измир. 2. Румелийско Балканско женско дружество &ndash; Авджълар &ndash; Истанбул 3. Федерация на Балканските емигранти и изселници &ndash; Бурса. 4. Дружество на Балканските турци &ndash; Бабаески. 5. Конфедерация на Балканските изселнически дружества &ndash; Бурса. 6. Федерация на Балканските турци &ndash; Едирне. 7. Дружество БАЛ &ndash; Гьоч &ndash; Ескишехир. 8. Федерация на изселническите дружества &ndash; Ескишехир. 9. Дружество БАЛ-Трюк &ndash; Коджаели. ,</strong><strong>Б. Граждански организации, които са заявили подкрепата си писмено.</strong><strong>1. Дружество на изселниците от Санджак, Босна &ndash; Измир. 2. Дружество на изселниците от Солун &ndash; Буджа &ndash; Измир. 3. Дружество на изселниците от Македония &ndash; Измир. 4. Федерация на Балканските дружества &ndash; Измир. 5. Федерация на Балканските дружества &ndash; Истанбул. </strong><strong>Христо Христов,</strong><strong>desebg.com</strong> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/jertvi_1656619624_N5b8tZ.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Жертви на „възродителния процес“: Прокуратурата трябва да разследва изпълнителите на насилствената асимилация 1984-1989 г. ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/jertvi_1656619624_N5b8tZ.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Жертви на „възродителният процес“ ще протестират срещу липсата на правосъдие]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/belene/1933/</link>
            <description><![CDATA[Повече от три десетилетия българското правосъдие не направи нищо, за да осъди виновните за „възродителния процес“, което днес предизвиква протест на жертвите, които не са забравили и помнят.
Жертви на проведения от комунистическия режим начело с Тодор Живков „възродителен процес“ ще протестират пред Съдебната палата утре, 30 юни 2022 г., заради липсата на правосъдие, което вече очакват в продължение на 31 години.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/belene/1933/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Wed, 29 Jun 2022 14:12:27 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Жертви на &bdquo;възродителния процес&ldquo; се молят на мястото на бившия концлагер &bdquo;Белене&ldquo; в памет на стотици хилядите пострадали от насилствената асимилация на българските граждани от турски произход през 1984-1989 г., проведена от тоталитарния комунистически режим начело с Тодор Живков.Повече от три десетилетия българското правосъдие не направи нищо, за да осъди виновните за &bdquo;възродителния процес&ldquo;, което днес предизвиква протест на жертвите, които не са забравили и помнят.Жертви на проведения от комунистическия режим начело с Тодор Живков &bdquo;възродителен процес&ldquo; ще протестират пред Съдебната палата утре, 30 юни 2022 г., заради липсата на правосъдие, което вече очакват в продължение на 31 години,научи desebg.com.Конкретният повод е прекратяването на делото за насилствената смяна на имената, заведено от прокуратурата през далечната 1991 г. срещу висшите комунистически функционери Тодор Живков, Петър Младенов &ndash; министър на външните работи, ген. Димитър Стоянов &ndash; министър на вътрешните работи, Георги Атанасов &ndash; министър-председател и Пенчо Кубадински &ndash; член на Политбюро на ЦК на БКП.Както desebg.com писа в края на месец май 2022 г. прокуратурата сложи кръст на разследването, след като почина и последният обвиняем по него Георги Атанасов.В Националния клуб на БТА в София на 30 юни 2022 г. от 10 часа представители на Гражданска организация за справедливост, права и културно сътрудничество на Балканите, представляваща задържаните без съд и присъда български граждани от турски произход в концлагера &bdquo;Белене&ldquo; в периода 1984-1987 г. и техни наследници, принудително изселени през 1989 г. в Турция, ще дадат пресконференция.Те ще изложат своята позиция за причините, поради които 31 години прокуратурата не изправи на съд виновните за възродителния процес&ldquo;. След пресконференцията представители на организация, подкрепени от други сродни организации, ще проведат от 12 ч. мирен протест пред Съдебната палата от 12 ч.Сред протестиращите ще бъдат бивши лагеристи от &bdquo;Белене&ldquo;, въдворени без съд и присъда в него в периода 1984-1987 г., както и близки на концлагеристи, които вече не са между живите.<strong>Христо Христов </strong><strong>desebg.com</strong> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/belene_1656501147_PbwgNd.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Жертви на „възродителният процес“ ще протестират срещу липсата на правосъдие ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/belene_1656501147_PbwgNd.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[En değerli  şahsiyetlerimizi kaybetmeye devam ediyoruz...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/en-degerli/1915/</link>
            <description><![CDATA[*Buna da şükür, bir kafe içtik sizinle; ama beni bir senedir gene arayan soran olmadı dedi ve böylece sustu kaldı.. * Bu yıl, Cebel'deki anma töreninde, kahramanlarımıza hak ettikleri değer verilecektir diye düşünüyordum ve kendilerini kürsünün en ön saflarında görmeyi çok arzuluyordum. *Gene boyunları büküktü, gene onları kimse tanımamıştı...]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/en-degerli/1915/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sun, 22 May 2022 12:55:46 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <p>Bir kahramanımızdan mektup var...</p><p>_____________________________</p><p>Günaydın Nahit!</p><p>Biraz önce Cebel&#39;de çekilmiş bir fotoğraf gördüm. Belene&#39;de yatanlar, bir köşede öylece duruyorlar... Sana simdi yasadığım bir olayı anlatacağım.</p><p>Biz DOST Partisini kurmaya giderken, arabada dört kişiydik ve hepsi bizim bölgedendi. Aralarında birisini tanıyamadım ve kim olduğunu sordum.</p><p>&quot;Ben hapiste yatan eski siyasi mahkumlardanım, beni tanımazsınız. DPS nin kuruluşuna da gitmiştim; ama ondan sonra beni 25 yıl boyunca kimse ne aradı, ne de sordu. Artık hiç ümidim kalmadı, hastayim zaten. Şimdi bir daha deneyim dedim ve bu daveti kabul ettim...&quot;</p><p>Ertesi sene bizim Tokacka panayırında yine karşılaştık bizim kahramanla, beraber kafe ictik.</p><p>Buna da şükür, bir kafe içtik sizinle; ama beni bir senedir gene arayan soran olmadı dedi ve böylece sustu kaldı.. </p><p>Bu yıl, Cebel&#39;deki anma toreninde, kahramanlarımıza hak ettikleri değer verilecektir diye düşünüyordum ve kendilerini kürsünün en ön saflarında görmeyi çok arzuluyordum.</p><p>Gene boyunları büküktü, gene onları kimse tanımamıştı...</p><p>İSİMSİZ</p><p>Editörün notu: Mektup gönderen kahramanımız isimsiz kalmayı tercih ederken, bir düzeltme yapalım. Söz konusu fotoğraf Cebel&#39;de değil, Belene adasında çekilmiş;ama ne fark eder, bizler toplum olarak en değerli şahsiyetlerimizi kaybetmeye devam etmekteyiz...</p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ En değerli  şahsiyetlerimizi kaybetmeye devam ediyoruz... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Bulgaristan'daki Türk Toplumu, bu tür hakaretleri asla hak etmiyor]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/bulgaristan-daki-turk-toplumu/1910/</link>
            <description><![CDATA[* Ana vatan Türkiye'ye gelip Bulgarca alfabeler ile poz veriyorlar; lakin Bulgaristan’da Türkçenin okunması için hiç bir çaba göstermiyorlar. Bunun sonucunda şimdi Kırcaali şehrinde hiç bir okulda Türkçe eğitim verilmiyor...]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/bulgaristan-daki-turk-toplumu/1910/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Mon, 02 May 2022 00:28:35 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Vaktinde, HÖH kadrolarının en kızıl &ldquo;Türklerinden&rdquo; olan Ünal Lütfü, Türkiye&#39; ye göç eden Türklere vatan hainleri diyerek gazetelere beyanatlar veriyordu.Cebel Belediye Başkanı Necmi Ali, kasabanın girişindeki  ana dilimizde yazılı olan &quot;Hoş Geldiniz!&quot;  panosunu kaldırdı.Kirkovo Belediye Başkanı Şinasi Süleyman, ilan ettiği bir Hristiyan dini bayram kutlama programında, camide mevlit okutulacağını da duyurdu...Bahsettiğim bu iki belediye başkanının icraatları, yöneticisi oldukları merkezlerde barınan Türk ve Müslüman toplumuna karşı onur kırıcı bir hakaret ve davranıştır.Kırcaali Belediye Başkanı Hasan Azis ise Hristiyanların Paskalya Bayramını kutlayan mesajını şehirin en işlek noktasından ana caddeye bakan kısıma koyuyor; fakat Müslümanların Ramazan Bayramını kutlama tebriğini ise aynı panonun arka kısmına, yani kör cepheye yerleştirmeyi tercih ediyor...Hasan Azis, Hristiyan bayramlarında bol bol yumurta boyuyor ve tokuşturuyor; Arda nehrinden Haç çıkarabiliyor, hatta Kırcaali Valiliğinin Haç çıkarma programına alternatif programlar sunabiliyor; fakat ne hikmetse Müslüman Bayramlarında Kırcaali Belediyesi&#39;nin veya Hasan Azis&#39;in özel programlarını neredeyse hiç göremiyoruz...Seçimler arifesinde, birkaç hafta Türklüğe, birlik beraberliğe vurgu yapılıyor; akabinde ise partinin Türkçe ismini (HÖH) söylemekten dahi imtina ediyorlar.Ana vatan Türkiye&#39;ye gelip Bulgarca alfabeler ile poz veriyorlar; lakin Bulgaristan&#39;da Türkçenin okunması için hiç bir çaba göstermiyorlar. Bunun sonucunda şimdi Kırcaali şehrinde hiç bir okulda Türkçe eğitim verilmiyor...Bulgaristan&#39;daki Türk ve Müslüman toplumunun en ulvi ve kutsal değerlerine yapılan bu tür hakaretler, yerel Türk toplumunu adeta yok sayma anlamını taşır.Türkçe öğrenim ve eğitime bütün ilgisizlikler karşılıksız kalmayacaktır.Halkımız, bütün bu tür olumsuzlukların hesabını ve cevabını seçim sandığında mutlaka verecektir.Bu arada Mustafa Karadayı&#39;nın İzmir&#39;de katıldığı bir iftar ziyafetinde, karşısındaki tamamen Türklerden oluşan toplumu Bulgarca selamlamasını ve konuşmasının büyük kısmını Bulgarca yapmasını da unutmadık. Zamanı gelince kayıtları ile hatırlatırız...Ardino Belediye Başkanı İzzet Şaban ve yerel idarecilerin, geçen Cuma günü kasaba merkezinde organize ettikleri coşkulu ve örnek teşkil edecek Ramazan Bayramı kutlamalarından dolayı ise kendilerini tebrik ediyoruz.Zürfettin HACIOĞLU ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/bulgaristan-daki-turk-toplumu_1651440515_ohWHAy.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Bulgaristan'daki Türk Toplumu, bu tür hakaretleri asla hak etmiyor ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/bulgaristan-daki-turk-toplumu_1651440515_ohWHAy.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[ВАС облагодетелства агентите на репресивния апарат на БКП]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/belene/1889/</link>
            <description><![CDATA[* Гражданската организация на жертвите на „възродителния процес“, въдворени в концлагера „Белене“, реагира остро срещу решението на ВАС за скриване от обществото на информацията ръководните постове, заемани от агентите на репресивния апарат на БКП в държавата. ]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/belene/1889/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Fri, 24 Dec 2021 16:25:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Гражданската организация за права и справедливост на концлагеристите от остров &bdquo;Белене&ldquo; &ndash; жертви на тоталитарния режим през периода на т. нар. Възродителен процес, реагира остро с декларация срещу скандалното тълкувателно решение на Общото събрание на Върховния административен съд (ВАС), с което преди броени дни бе направен опит да се спре информацията от Комисията по досиетата, с която тя информира обществото за различните ръководни позиции, които са заемали или заемат в държавата сътрудниците на Държавна сигурност и разузнавателните служби на БНА.Организацията, която обединява усилията на оцелелите жертвите на концлагеристите от &bdquo;възродителния процес&ldquo; в лагера &bdquo;Белене&ldquo; и на наследниците на тези жертви, изпрати декларация до desebg.com по повод решението на ВАС, която сайтът публикува в пълнота:Декларация на Гражданската организация за права и справедливостна концлагеристите от остров &bdquo;Белене&ldquo; &ndash; жертви на тоталитарния режим през периода на т. нар. Възродителен процес по повод тълкувателното решение на Общото събрание на ВАС, огласено на 9 декември 2021 г., по проблема с разкриването на сътрудниците на тоталитарния режим.Остро осъждаме решението на Върховния административен съд на Република България, членка на Европейския съюз, възпрепятстващо повторното разкриване на досиетата на бившите крепители на тоталитарния режим при заемане на нови ръководни длъжности в институциите на държавата.Ние, като граждани на Република България, подложени на гонения и задържани в концлагера на остров &bdquo;Белене&ldquo; през периода на т. нар. Възродителен процес, проявяваме интерес към правосъдието и правораздаването в страната не само, защото от години полагаме Сизифов труд в името на справедливостта и истината, но заедно с това искаме да бъдат изправени пред съда подстрекателите и извършителите на престъпления на основни човешки права по време на тоталитарното управление на БКП.През годините на безкрайните си усилия (над 30 години) за правосъдие, стигнахме до извода, че днес все още в обществено-политическия живот и в системата на правораздаването на страната, до голяма степен господства манталитетът на тоталитарния режим, особено по отношение на преживяното по време на т. нар. Възродителния процес. Но това не означава, че сред правораздаващите няма съдии, които не са преодолели предразсъдъците и не са се отърсили от примитивния манталитет на тоталитарния режим, който продължи 45 години.Поведението на политиците и маргиналните групи от крайни националисти е преходно и с течение на времето този манталитет ще изчезне от живота на хората, занимаващи се с политика. Но подходът на магистратите в системата на правосъдието към проблемите е жизнено важно за всички граждани на страната. Поради това страните-членки на Европейския съюз възприеха ценностите на основните човешки права като приоритет на правосъдието.Погледнато от страната на последните концлагеристи от остров &bdquo;Белене&ldquo; част от магистратите в правораздавателната система продължават закрилата си над бившите крепители на тоталитарния престъпен режим. В тази връзка решението на ВАС, огласено на 9 декември 2021 г., възпрепятстващо разкриването на лицата, сътрудничили на репресивния апарат на тоталитарния режим, които днес заемат или кандидатстват за ръководни постове в държавните институции, означава наливане на вода в мелницата на бившите агенти и служители на Държавна сигурност, партийни функционери и местни лидери на престъпния режим.Решението на ВАС означава възможност бившите апаратчици от висшия ешелон на Българската комунистическата партия и Държавна сигурност да продължават да се възползват от привилегиите, осигурени от държавата. Решението на ВАС възпрепятства информацията, която обществото получава за сътрудничеството на лицата, които биха заели ръководни постове в държавата, но в миналото са били ръка за ръка с тоталитарния режим.Това решение е неприемливо за Гражданската организация на последните концлагеристи на остров &bdquo;Белене&ldquo;. Ние призоваваме с пълно право правораздавателните органи на Република България да подходят към проблемите, които са предмет на правосъдието, обективно и решенията им да бъдат символ на правосъдието сред всички европейски страни, защото България е членка на ЕС.В противен случай решения на съдилищата в република България, като това на ВАС, биха имали характер на съдебни решения, които оправдават престъпленията, извършени по време на комунистически режим. Решенията, които не са обективни или са издадени по поръчка на престъпниците, свързани с тоталитарната диктатура, биха означавали наказание на за жертвите на тоталитарната Българска комунистическа партия.<p><strong>Христо Христов</strong></p> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/belene_1640352991_TFoWRY.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ ВАС облагодетелства агентите на репресивния апарат на БКП ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/belene_1640352991_TFoWRY.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Flaş haber:  Kapitan Andeevo'da yüzlerce Türk mahsur bırakıldı]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/flas-haber-kapitan-andeevo-da-yuzlerce-turk-mahsur-birakildi/1873/</link>
            <description><![CDATA[* Bugün, 19.11.2021 tarihinde ise, Kapitan Andreevo sınır kapısından içeri, Türkiye'den gelen turist otobüsleri asla alınmıyor ve artık 15 saat boyunca onlarca otobüste bulunan yüzlerce aç ve susuz yolcu perişan halde sınırda hiç sebepsiz bir şekilde bekletilmekte. * Umarız, bu çağrımız daha bu gece duyulur ve 15 saattir sınırda mahsur kalan yüzlerce kardeşimizin imdadına yarın sabah erkenden DPS yöneticileri yetişir. En azından birer sıcak çay ikramında bulunurlar...]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/flas-haber-kapitan-andeevo-da-yuzlerce-turk-mahsur-birakildi/1873/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Fri, 19 Nov 2021 20:42:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>Bundan sadece beş gün önce flaş haber olarak duyurmuştuk, bir çok göçmen seçmene Kırcaali&#39;ye giriş izni verilmediğini. Elimize birçok fotoğraf ve video çekimi ulaşmıştı. </strong><strong>Kırcaali&#39;ye beş kilometre kalan bir mesafede, trafik polisleri tarafından, Türkiye&#39;den gelen otobüs ve özel araçların durdurulduğunu ve şehre alınmadıklarını bildirmiştik. </strong><strong>Seçmen yolcuların çekip bize gönderdikleri videolardan tedirgin edici ve hiç alışık olmadığımız manzaralar yansımaktaydı. </strong><strong>Bugün, 19.11.2021 tarihinde ise, Kapitan Andreevo sınır kapısından içeri, Türkiye&#39;den gelen turist otobüsleri asla alınmıyor ve artık 15 saat boyunca onlarca otobüste bulunan yüzlerce aç ve susuz yolcu perişan halde sınırda hiç sebepsiz bir şekilde bekletilmekte. </strong><strong>Cumhurbaşkanı Rumen Radev ve İç İşleri Bakanı Raşkov, herhalde seçimlerle, ya da başkent Sofya&#39;da Türkiye Cumhuriyeti karşıtı yeni suni protestolar düzenlemekle meşguller...</strong><strong>Rumen Radev ve Ananstas Gercikov&#39;dan bir yardım medeti umulmuyor ama geçen pazar 80 binden fazla oy verdiğimiz DPS Genel Başkanı Sayın Mustafa Karadayı&#39;dan yardım talebinde bulunmak doğal hakkımızdır. </strong><strong>Yüzlerce yolcuyu iki sınır kapısı arasında mahsur bırakan Avrupa Birliği bir ülke yönetimi, en azından Avrupa Parlamentosu&#39;na resmen şikayet edebilir. </strong><strong>Bunu en iyi şekilde oradaki temsilcimiz İlhan Küçük yapabilir ve olay saniyesine çözüme kavuşur diye düşünmekteyiz. </strong><strong>Sonuçta, bizler yıllar boyu boşuna DPS partisine oy vermiyoruz... </strong><strong>Umarız, bu çağrımız daha bu gece duyulur ve 15 saattir sınırda mahsur kalan yüzlerce kardeşimizin imdadına yarın sabah erkenden DPS yöneticileri yetişir. En azından birer sıcak çay ikramında bulunurlar...</strong><strong>Bora TAMER, </strong><strong>Misyon Gazetesi Bulgaristan Özel Temsilcisi </strong><strong>Editörün notu: </strong><strong>Bu yazımız yayımlandıktan sonra, güvenilir bir kaynaktan aldığımız bilgiye göre, şu anlarda TC Filibe Başkonsolosluğu ve TC resmi makamlarının temsilcileri Kapıkule sınır kapısına doğru hareket etmiş durumdalar...</strong> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/flas-haber-kapitan-andeevo-da-_1637346441_O9GAqg.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Flaş haber:  Kapitan Andeevo'da yüzlerce Türk mahsur bırakıldı ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/flas-haber-kapitan-andeevo-da-_1637346441_O9GAqg.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Seçim maratonu bitti; ama yine bitmedi...]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/secimi-maratonu-bitti-ama-yine-bitmedi/1871/</link>
            <description><![CDATA[* Parlamentodaki çoğunluk sürpriz bir şekilde yeni kurulan siyasi formasyon "Продължаваме промяната" tarafından elde edildi; fakat yeni hükümeti kurmak şimdilik adeta çok zor görülmekte.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/secimi-maratonu-bitti-ama-yine-bitmedi/1871/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Mon, 15 Nov 2021 06:54:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>Bulgaristan&#39;daki cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçim maratonu bitti; ama yine bitmedi diyebiliriz.</strong><strong>Parlamentodaki çoğunluk sürpriz bir şekilde yeni kurulan siyasi formasyon &quot;Продължаваме промяната&quot; tarafından elde edildi; fakat yeni hükümeti kurmak şimdilik adeta çok zor görülmekte.</strong><strong>Bu yıl üçüncü kez tekrarlanan seçimlerin en belirgin özelliği seçmen katılımının azlığı oldu. </strong><strong>Henüz resmi olmayan sonuçlara göre, parlamentodaki milletvekili sıralaması hiç beklenmedik bir şekil aldı, cumhurbaşkanlığı seçimi ise ikinci tura ertelemiş oldu. Haftaya Rumen Radev ve Anastas Gercikov ikilisi yarışacak.</strong><strong> &quot;Продължаваме промяната&quot; son anda iktidar partisini geçti ve herhalde hükümet kurma yetkilisini alacak. En yakın partneri &quot;Демократична България&quot; ise çok zayıf sonuçlar elde etti ve işleri zorlaştıracak. &quot;БСП&quot; ve &quot;Има такъв народ&quot; partileri de zayıf sonuçlar alınca hesaplar hepten karıştı. </strong><strong>Bu seçimlerin galibi &quot;ДПС&quot; oldu sayılır, şimdilik üçüncü sıraya yerleşerek rahatlıkla Türkiye&#39;den gelecek oyları beklemekte.</strong><strong>Aynı zamanda milliyetçilerin siyasi gücü &quot;Възраждане&quot; ilk kez parlamentoya girdi. </strong><strong>Yeni hükümetin kurulması için 121 milletvekili yeterli olacak. Parlamentoya giren yedi partiden en az dördünün oyları bir yere toplanması gerekiyor. </strong><strong>Yurtdışı oylarının sayımı bugün bitecek. Seçim sonuçlarının resmen ilan edilmesi ise gecikecek.</strong> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/secimi-maratonu-bitti-ama-yine_1636949272_8IyotO.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Seçim maratonu bitti; ama yine bitmedi... ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/secimi-maratonu-bitti-ama-yine_1636949272_8IyotO.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Flaş Haber: Göçmen seçmenlere  Kırcaali'ye giriş izni verilmedi]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/flas-haber-gocmen-secmenlere-kircaali-ye-giris-izni-verilmedi/1870/</link>
            <description><![CDATA[]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/flas-haber-gocmen-secmenlere-kircaali-ye-giris-izni-verilmedi/1870/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sun, 14 Nov 2021 20:18:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ <strong>Flaş haber...</strong><strong>Son dakika elimize geçen fotograf ve videolar sayesinde, Kırcaali&#39;ye beş kilometre kalan bir mesafede, trafik polisleri tarafından, Türkiye&#39;den gelen otobüs ve özel araçların durdurulduğunu ve şehre alınmadıklarını öğreniyoruz. </strong><strong>Seçmen yolcuların çekip bize gönderdikleri videolardan tedirgin edici ve hiç alışık olmadığımız manzaralar yansımakta. </strong><strong>Şu an yolcular ana yolu trafiğe kapatmış durumda ve polislerin bu yasadışı davranışını protesto etmeye devam ediyorlar. </strong><strong>Protesto eden grubun arasında Bursalı gazeteci Sevinç Çelebi de bulunmakta ve ilerleyen saatlerde, kendisiyle bağlantı kurmaya çalışacağız...</strong> ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/flas-haber-gocmen-secmenlere-k_1636910676_QsNZm9.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Flaş Haber: Göçmen seçmenlere  Kırcaali'ye giriş izni verilmedi ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/flas-haber-gocmen-secmenlere-k_1636910676_QsNZm9.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Muratlar Köyü - Hayal Ve Gerçek]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/muratlar-koyu-hayal-ve-gercek/1857/</link>
            <description><![CDATA[* O eski ihtişamlı deli dolu güzel günleri hatırla, yaşa içinde tekrar tekrar. Tıpkı uşaklığındaki gibi şımar, kuşların sesini, yaprakların ahenkli hışırtısını ve müziği dinle.* Masala hayale hiç gerek yok, be agam.* Dostlarım, bırakalım hayalleri de güzel köylerimizle ilgili anılarımızı ve bildiklerimizi kaleme alalım, gelecek nesillere bir hatıra bırakınız.*"Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olur ama bir bardak suyun ömür boyunca hatırı vardır."]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/muratlar-koyu-hayal-ve-gercek/1857/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Wed, 20 Oct 2021 14:08:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Düşünsene şimdi, birisi seni reyisten çatrikta (dört yol ağzı) indirmiş. Hiç ne tarafa gitsem diye düşünmezsin. Gerçi ne tarafa gitsem harika güzellikler, yeşillikler diyeceksin, eminim; ama sen çocukluğunu bıraktığın yere götüren yolu tutacaksın usul usul. Giderken çok heyecanlanacaksın, biliyorum...Bakına bakına git, koru içindesin, sal kendini temiz havada, ba aganin. O eski ihtişamlı deli dolu güzel günleri hatırla, yaşa içinde tekrar tekrar. Tıpkı uşaklığındaki gibi şımar, kuşların sesini, yaprakların ahenkli hışırtısını ve müziği dinle. &quot;Yapma büle, ba bilezir, köyündesin kaykı ba, deli. Ey, köyündesin deem sana, kime deeem ben ba...&quot;Her insan huzurlu, sakin bir hayat süreceği, doğası güzel köyler veya küçük kasabalar hayali kurar.Dilim döndüğünce, kendi hayallerimi anlatayım. İçinden dere geçen bir köy mesela, çünkü su hayattır. Etrafı ormanlarla çevrili yemyeşil bir köy hayal ederim. Arkamız orman, önümüz deniz veya göl olsun isteriz. İnsanları güler yüzlü, sevgi dolu, dürüst, çalışkan ve yardımsever olsun. Siz, Eski Cuma&#39;nın Muratlar köyünün eski ve yeni sakinleri, böyle hayaller kurmanıza hiç gerek yok. Mesela, yaşadığım köyde orman olsun demez bizin Muratlılar. Seratlı Korusu, Koca Koru, Demir Orman, Sarı Meşe, Sayı Orman, Mandıra, Davutça, Kazallık, Köleş, Cefacık ve Yediler koruları içinde dünyaya merhaba demişsin sen, be iki gözüm. Bundan daha büyük şans ve mutluluk mu olur? E, sen Muratlar köyündensin, be dostum! Masala hayale hiç gerek yok, be agam. Mesela, dere ve göl mu hayal edeceksin. Ya yukarıdaki yazovirde (gölde) balık tuttun, ya mandalarla derede bol bol yüzdün, ya da aşağıdaki gölde balık tuttun ve sonra yaktın ızgarayı... Sen, hayalleri değil gerçekleri yaşadın, her şeyi iliklerine kadar hissettin, be güzel abim, bacım, kardeşim.Hey gidi akıp giden ve asla geri dönmeyecek günler! Sen, Muratlar köyündensin. Senin köyünden otuzdan fazla öğretmen, mühendis, doktor, veteriner, hatta pilotlar bile çıktı, nicen aydın insanlar yetişti. Başka kapı arama, sen Muratlar köyündensin, be canım dostum. Bununla gurur duy!Diyeceğim o ki, dostlarım, bırakalım hayalleri de güzel köylerimizle ilgili anılarımızı ve bildiklerimizi kaleme alalım, gelecek nesillere bir hatıra bırakınız. Hadi bitireyim artık diyorum, yazı uzun olunca okuyanı az oluyor... Hey, köyünüzü unutmayın, yapmayın böyle ba. Ey selskiler, iyiden iyiye kasabalı olduğunuzdan beri köylü olduğunuzu unuttunuza siz ba. Yapmayın büle, ba kafadarlar!Geldiğinizi yeri hiç unutmayın, ey! Okuldaki bizim uşakları hatırlıyorum; ne kadar çok kar yağmış olsa da, okula gitmeyi hiç aksatmazlardı, sınıflara terlikle girerlerdi ve horul horul yanan peçkanın çevresine toplanıp keyifli muhabbetler ederlerdi.Iştınmayin şimdi, kapatın gözlerinizi; butkaya gelen taze sıcacık baniçka, ponicka, milinka, boza ve kiflaları düşünsenize siz, be canım...Muratlar&#39;ın bereketli, soğuk ve bol suyu var. Tam 17 çeşme, köyün tam ortasından akan Beli Lom Deresi, 11 pınar (su kuyusu), bir zamanlar tam dokuz su değirmeni , yine bir zamanlar 2 yazovir (göl) - şimdilerde birisi hala su tutuyor. Bize bu çeşmeleri miras bırakan büyüklerimize şükürler olsun! Bir de atalarımız ne demiş: &quot;Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olur ama bir bardak suyun ömür boyunca hatırı vardır.&quot; Bazılarımız çeşitli nedenlerle köyümüzden ayrılmak zorunda kaldık, ama Muratlar&#39;ı hiç unuttuk mu? Hayır! İçtiğimiz suyun bir ömür boyu hatırına unutmadık, unutmayacağız.Fotograftaki anaokula gitmiş uşaklar buradaysa ses versin bakalım. Bir şey daha, okulun bodrumunda stol (yemekhane ) vardı, işte orada bir tas oğlambır (ihlamur) çayının içine ekmek doğrayıp, üstüne de peynir serpiştirip paparadan yediysen sen insan değil insanın ötesinde iyi yürekli bir cansın.Ey gidi Muratlar köyü detska gradinasi ey, sen ne akıllı uşaklar yetiştirdin hey... CECO, İstanbul ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/muratlar-koyu-hayal-ve-gercek_1634728349_mrXn7v.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Muratlar Köyü - Hayal Ve Gerçek ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/muratlar-koyu-hayal-ve-gercek_1634728349_mrXn7v.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
        <item>
            <title><![CDATA[Yüz Yıl Öncesi Bulgaristan'daki Türklerin  Ahvali]]></title>
            <link>https://www.misyongazetesi.com/yuz-yil-once/1849/</link>
            <description><![CDATA[*  Behçet Bey’in aktardığına göre Bulgaristan’daki Türkler kötü huylardan uzak ancak birlik olmaktan da uzak bir toplumdur.* En büyük mesele dilsizlik, dinsizlik ve mektepsizlik.* Göç, Bulgaristan’daki Müslümanlara büyük zarar vermiş. * Müslümanların siyasi terbiyesinin de doğal olarak kötü olduğundan şikâyet eder. Ona göre Türkler arasında kuvvetli bir organizasyon yoktur. Bir Müslüman siyasetçi diğer Müslümanların derdiyle uğraşmaz, önce kendi meselesini düşünür. Kendi köyünden başka bir köyün sıkıntısını çözmek için uğraşmaz.]]></description>
            <guid>https://www.misyongazetesi.com/yuz-yil-once/1849/</guid>
            <category domain="https://www.misyongazetesi.com/haberler/bulgaristan/">Bulgaristan</category>
            <pubDate>Sat, 09 Oct 2021 18:35:00 +0300</pubDate>
            <content:encoded><![CDATA[ Geçmişimize dair kaynaklara sıklıkla yabancı ülke kütüphanelerinde rastlıyoruz. Bulgaristan üzerine araştırmalar yapan Basri Zibalid Çalışkan, Mehmed Behçet Bey&#39;in kitabını Amerika&#39;da bulmuş ve bir edisyonunu yayınlamış.Bu yazıda Behçet Bey&#39;in Bulgaristan Müslümanları üzerine yazdığı bir risaleden bahsedeceğiz.Mehmed Behçet Bey, 1896&#39;da Bulgaristan&#39;ın Nevrekop beldesinde dünyaya geldi ve 1927 senesine kadar Bulgaristan&#39;daki Müslüman azınlık adına önemli çalışmalara imza attı. Ancak kendisi dönemin siyasi baskılarının da etkisiyle, 1927 senesinde Türkiye&#39;ye göç etmek zorunda kaldı. Elimizdeki metin Mehmed Behçet Bey&#39;in 1923 senesinde Bulgaristan&#39;da yaşayan Müslümanların ahvalini anlatan bir risalesi. Bu risalede Behçet Bey&#39;in aktardığına göre Bulgaristan&#39;daki Türkler kötü huylardan uzak ancak birlik olmaktan da uzak bir toplumdur.Müslümanlar arasında ayrılık çok ciddi hale geldiğini, hatta mevcut Bulgaristan kralı olmasa bir arada yaşayamayacaklarını anlatır.Buradaki Müslümanlar arasındaki meselelerin çoğunlukla ufak tefek toprak çekişmeleri ve kişisel çekememezlik olduğunu belirtir. Kendisinin de civar Müslüman Türkler tarafından &ldquo;buraya Türk ordusunu getirmeye çalışıyor&rdquo; veya &ldquo;vatanı Bulgarlara satıyor&rdquo; diye yaftalandığını anlatır.En büyük mesele dilsizlik, dinsizlik ve mektepsizlik.Behçet Bey&#39;e göre Bulgaristan&#39;da yaşayanlar ikiye ayrılır:1. Saf ve irşada muhtaç olan kısım.2. Bozulmuş ve kurtulması imk&acirc;nı olmayan bahtsız sınıf.Aslında Bulgaristan&#39;daki Müslüman çocuğun zeki ve parlak olduğunu söyler ancak köy muallimlerinin çoğunun cahil kaldığından şikayet eder. Behçet Bey&#39;e göre kimse muallimliği kutsal bir iş olarak yapmaz ve insanlar öğretmenliği para kazanmak için bir iş olarak görür.Müslümanlar arasında kurulan Mekatib-i İslamiye Umumi Müfettişliği de hiçbir işe yaramaz. Halbuki Müslüman halk eğitimsizdir ve öğretmene ihtiyaç duymaktadır. Ona göre Bulgarların karşısında en büyük mesele dilsizlik, dinsizlik ve mektepsizliktir.Bulgar yetkililerin çoğu orada yaşayan Müslümanları Bulgarlaştırmak arzusuna sahiptir ve bu yönde ilginç iddialar geliştirmişlerdir.Mesela Varna civarındaki Türkler ile Rodop ve Dospat havalisindeki Pomaklar aslen &quot;Bulgar imişler.&quot; Bayezid-i Veli zamanında Varna civarındaki Bulgarlar Türklerin dinlerini kabul etmemişler fakat dillerini almışlar; Rodop ve Dospat&#39;taki Pomaklar ise Türklerin dinini kabul etmiş ama kendi dillerini bırakmamış.Mehmed Behçet&#39;e göre Türkler dilini unuttukları gün Bulgarların bu projelerine karşı yenik düşeceklerdir. Daha sonra Pomaklara karşı yapılan propaganda gibi Türkler için de &ldquo;bunlar aslen Bulgardır&rdquo; demeye başlayacaklardır.Aslında Mehmed Behçet&#39;e göre Pomaklar dinlerini çok iyi korur ve Bulgarlar onlarla çok uğraşsa da kendilerini değiştirmeyi beceremezler.Halbuki özellikle orta Bulgaristan&#39;da yaşayan Türkler böyle değildir ve daha kolay değişebilir, çünkü Pomaklardaki İslamlık duygusunun yarısı burada yoktur.Göç, Bulgaristan&#39;daki Müslümanlara büyük zarar vermiş, Behçet, Türklerin çoğunun din ve cami meselesinden ayrıldıklarını, buralara gitmediklerini nakleder.Hatta Türklerin bazıları Bulgarları taklit etmeye uğraşır ki bazıları içki masalarına hanımlarını bile getirmeye başlamıştır. Mehmed Behçet, Türkler arasında iyice yaygınlaşan masraflı düğünleri de eleştirir. Ona göre Türkler çocuklarının eğitimine para harcamaz ama sünnet ve düğünleri için borca bile girerler.Mehmed Behçet, toplumsal seviyesi bu şekilde aşağılara düşen Müslümanların siyasi terbiyesinin de doğal olarak kötü olduğundan şik&acirc;yet eder. Ona göre Türkler arasında kuvvetli bir organizasyon yoktur ve Bulgarlar arasında ciddiye alınmazlar.Bir Müslüman siyasetçi diğer Müslümanların derdiyle uğraşmaz, önce kendi meselesini düşünür. Kendi köyünden başka bir köyün sıkıntısını çözmek için uğraşmaz.Mehmet Behçet&#39;e göre, dönemin en ciddi bir diğer meselesi de göçtür. Özellikle tahsilli gençler Türkiye&#39;ye gitmektedir ve bu durum Bulgaristan&#39;daki Müslümanlara büyük zarar vermektedir. Bugün insanlar &ldquo;ana vatanımızın dönüp boş yerlerini mi dolduralım yoksa burada mı kalalım?&rdquo; sorusunu sormaktadırlar.Bu çok zor bir sorudur ancak Mehmed Behçet&#39;e göre herkes, kendi vazifesini düşünerek karar vermelidir.Peki, Bulgaristan&#39;daki Müslümanların vazifesi nedir?Müslüman azınlık en az Bulgarlar kadar çalışmalı, gayesi ve cesareti olmalıdır.Mehmet Behçet, işte bu gaye ve cesaret olmadığı için gençlerin zorlandıklarından bahseder.Bu açıdan ona göre Müslümanların Bulgaristan&#39;da ikameti lüzumludur.Bulgaristan&#39;da kalmanın &ldquo;asrın bütün gerekleriyle donanmış h&acirc;kim bir unsurla karşı karşıya mücadele sahasına atılmak&rdquo; demek olduğuna inanmaktadır.Netice olarak Mehmed Behçet, Müslümanların önce manen yükselmesi ve Allah&#39;ın buyurduğu ahlak ile ahlaklanması gerektiğinin altını çizer.Bu şekilde vatanı bırakıp giden Müslümanları durdurup ikna edeceklerine ve siyasetçileri düzelteceklerine inanır.Hicret etmeye veya kalmaya ne zaman karar vereceklerini zamanın göstereceğini ancak o zamana kadar çok çalışacaklarını vurgular.Ne yazık ki, bu ifadelerin sahibi Mehmet Behçet Bey kitabın yazımından 4 sene sonra Türkiye&#39;ye göç etmek zorunda kalmıştır...Abdullah Osmanoğlu ]]></content:encoded>
            <media:content url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/1280x720/s/dosya/haber/yuz-yil-once_1633793862_aftKLy.jpg" type="image/jpeg" expression="full" width="1280" height="720">
                <media:description type="plain">
                    <![CDATA[ Yüz Yıl Öncesi Bulgaristan'daki Türklerin  Ahvali ]]>
                </media:description>
                <media:thumbnail url="https://i.misyongazetesi.com/c/60/370x208/s/dosya/haber/yuz-yil-once_1633793862_aftKLy.jpg"/>
                <media:credit role="author" scheme="urn:ebu">
                    <![CDATA[ Misyon Gazetesi ]]>
                </media:credit>
            </media:content>
            <dc:creator>Misyon Gazetesi</dc:creator>
        </item>
    </channel>
</rss>