'Yeniden Doğuş Süreci' 1989'da Bitmedi

'Bulgaristan değişti mi?' diye sordum. Elbette değişti: yeni kitaplar çıktı, arşivler açıldı, genç tarihçiler yetişti, dil bile değişmeye başladı. Ama ortak bir dil oluşmadı. Sanki herkes farklı kitaplar okumuş, farklı ülkelerde yaşamış ve şimdi aynı odada buluşmuş. Kelimeler aynı, anlamları farklı.

 

'Yeniden Doğuş Süreci' 1989'da Bitmedi

 

ESKİ BİR METİN On beş yıldan fazla bir süre önce bir metin yazmıştım, sonra onu neredeyse fark etmez oldum. Onu zayıf ya da yanlış bulduğum anlar olmadı. Hayatım başka yönlere aktı: yeni kitaplar, tartışmalar, konular… Binlerce sayfa birikti, o metin ise geride kaldı; eski albümde sararmış bir fotoğraf gibi. Birkaç gün öncesine kadar böyleydi. “Kimseye Ağıt”ın ( Реквием за никого ) yeni baskısı çıkana dek. Onu merakla açtım. Aceleci değerlendirmeler ve fazla tuzlu duygular bekliyordum. Garip, başka bir şey oldu. Okurken, metnin kendisini değil, doğduğu günü hatırlamaya başladım: insanların yüzlerini, Kornitsa’dan yaşlı bir adamın sesini, salondaki mahcup sessizliği, kendi şaşkınlığımı. Bir kapının aralandığını hissettim; varlığını bildiğim ama girmeye cesaret edemediğim bir oda. Belki de o gün ilk kez hiç duymadığım bir anlatının var olduğunu fark etmiştim.

NE ANLADIĞIMI SANMIŞTIM Bugün metni okurken beni en çok etkileyen şey içeriği değil, onu yazan insanın hissi oldu. Onu hâlâ görüyorum, şaşkınlığını hâlâ hissediyorum: zavallı, o güne dek varlığını bilmediği bir dünyaya düşmüştü. O gün anlamamıştım, ama şimdi biliyorum: bana cevaplar vermedi, tam tersine beklenmedik sorular yükledi.

BİRKAÇ ALINTI “2009’da, AB üyesi bir ülkede, ‘Tarihte siyasi tekele karşı: 1989 Mayıs protestolarının diğer anlatısı – 20 yıl sonra’ başlıklı bir seminerin yasaklandığını duydum. Rektör, Sorbonne’da eğitim görmüş bir tarihçi değil mi? Hangi çağda yaşıyoruz? ‘Tam da o yasakladı,’ dediler. Gerekçesi: ‘Seminer fazla politize, fazla tek taraflı.’ Şaşkınlığım büyüdü. İki kadın bana acıyarak baktı: ‘Zavallı, hangi dünyada yaşıyorsun?’ Türk konukların hepsi doğrudan Türkiye’den gelmişti; 1989 direnişinin canlı tanıklarıydı. Onlar, Doğan’ın rolünün bugünkü gibi abartılı olmadığını söylüyorlardı. Mesele hangi versiyonun tarihe geçeceğiydi.”

ON BEŞ YIL SONRA O günden sonra semineri düşünmeyi neredeyse bıraktım. Belki mesafe hissimi değiştirdi, belki de başka Avrupa ülkelerinin hikâyelerine yöneldim. Avusturya’nın “Hitler’in ilk kurbanı” mitini, Fransa’nın işbirliğiyle yüzleşmek için geçen on yıllarını, Rusya’yı, Türkiye’yi, Yunanistan’ı okudum. Farklı diller, farklı kaderler… Ama toplumların hatırlama ya da unutma biçimleri bana tanıdık geldi.

ESKİ METİNDEN BİR ALINTI “İnsanlar sadece 1980’leri değil, 1912–13’teki Pomakların zorla Hristiyanlaştırılmasını, hatta Rus-Türk savaşında öldürülen yüz binlerce sivili anlatıyordu. Bu kesintisiz baskı ve zulüm bugüne dek sürüyor gibiydi. Türkler, Pomaklar, Romanlar hep ikinci sınıf görülmüş, bazen doğrudan şiddetle karşılaşmıştı. Hep aynı şartla: ya Bulgar olun ya da Türkiye’ye gidin.”

BULGARİSTAN NE OLDU? Bugün artık yanlış sorular sorduğumu anlıyorum. Uzun süre “Bulgaristan değişti mi?” diye sordum. Elbette değişti: yeni kitaplar çıktı, arşivler açıldı, genç tarihçiler yetişti, dil bile değişmeye başladı. Ama ortak bir dil oluşmadı. Sanki herkes farklı kitaplar okumuş, farklı ülkelerde yaşamış ve şimdi aynı odada buluşmuş. Kelimeler aynı, anlamları farklı. Artık en yakıcı sorum şu: Konuştuğumuzda gerçekten daha fazla şey öğrenebiliyor muyuz?

Zlatko ENEV,

Liberal İnceleme ( Либерален Преглед )

 

Bakmadan Geçme