BOYALI MARTI

'Kardeşim, şu martı kuşlarının ne kadar ilginç olduklarını bilemezsiniz,' dedi. 'İnsanlar kadar onurludur onlar. Yanımdaki bu dostumla bir martı tuttuk, onu karaya boyadık. Diğer kuşların buna nasıl tepki göstereceklerini öğrenmek istedik. Apartmanların damlarında konaklayan martıların arasına bıraktık. Çok geçmedi, isyan mı desem, dövüş mü bir kargaşadır başladı.'

BOYALI MARTIYarın yirmi altı nisan; Bulgaristan Türkleri Edebiyatının unutulmaz şairi Recep Küpçü'nün aramızdan ayrılışının ellinci yıldönümü. Aşağıda, onun Boyalı Martı öyküsünü yayımlayarak şairimizi sevgi ve özlemle anıyorum. ( Ahmet Türkay )

 
BOYALI MARTI
 
Güneşin ışınları sulara yeni vurmuştu. Aydınlık içinde balkıyan deniz durgun, dingindi. En büyük emeline kavuşmuş gibi mutlu görünüyordu. Kıyı da denizin bu sabahki sakinliğine sanki seviniyordu. Körpe yeşil otların, daha tomurcukları patlamamış çiçeklerin üstüne düşen çiy tanecikleri, gelinlik bir kızın sevgi gülümsemeli gözleri gibi parlıyordu.
Ardından koşsam yakalayamayacağım büyüleyici bir güzellik kendiliğinden gelip gönlüme oturdu, beni düşsel evrenine götürdü. Deniz de yalı da kurduğum o düşsel evrene aktarıldılar, anılarımla sarmaş dolaş oraya postu serdiler. Yarattığım bu imgeler dünyasına bir çocuk gibi seviniyordum. Yaşamımda görmediğim bir gönenci doymamacasına yaşarken, martıların sinir bozan yırtık sesleri gönül dünyamı enkaza döndürdü. Ne var ki onların çığlık gibi seslerine aldırmadan, imgelemimde yarattığım o düşsel evreni geri getirdim, onun gönülleri kavrayıveren çekici güzelliğinin dönüşünü kutladım. Kaldı ki martıların o sevimsiz, keskin sesleri sanki daha çirkinleşmiş gibiydi. Acaba ne olmuştu? Başımı kaldırıp karşımdaki apartmanın damı üzerine baktım; şaşırtıcı bir görünümle karşı karşıya kaldım. Bütün martı kuşları aynı çatıda, bir martının başına üşüşmüşler, gagalarıyla ona darbe üstüne darbe indiriyorlardı. Saldırıya uğrayan martı, bir sağa, bir sola kaçmak için çırpınıyor, bir türlü bunu başaramıyordu. Çünkü öteki martılar etrafını çevirmişlerdi. Bakışım yöremde dolaştı; az ötede kumsalda, olayı dikkatle izleyen, birbirleriyle heyecanla konuşan iki adam gördüm. İlgim ve merakım arttı, onların yanına vardım. İkisinin de yüzleri güneşten yanmıştı. Görünüşe bakılırsa balıkçıydılar.
“Affedersiniz, martılara ne oldu böyle?” diye sordum.
Gözleri deniz yeşili olanı heyecanla:
“Kardeşim, şu martı kuşlarının ne kadar ilginç olduklarını bilemezsiniz,” dedi. “İnsanlar kadar onurludur onlar. Yanımdaki bu dostumla bir martı tuttuk, onu karaya boyadık. Diğer kuşların buna nasıl tepki göstereceklerini öğrenmek istedik. Apartmanların damlarında konaklayan martıların arasına bıraktık. Çok geçmedi, isyan mı desem, dövüş mü bir kargaşadır başladı.”
Diğer balıkçı:
“Bakın, bakın,” dedi. “Boyalı martı denize doğru uçmak, yeşil suların üstüne düşerek, orada can vermek istiyor. Ama diğer martılar, deniz babalarının çiftliğiymiş gibi buna engel oluyorlar.”
Bu dövüşten bitkin üşen boyalı martı, ötekilerin bir anlık dalgınlığından yararlanarak, kendini çatının üstünden yere bırakıverdi. Martı sürüsü bir kâbus gibi üzerine çullandı.
İki balıkçıyla birlikte ben de o yöne koştum. Beraberce martı kalabalığını dağıtıp, soluğumuzu boyalı martının yanında aldık. Zavallıcık can çekişiyordu. Balıkçılarla birlikte ben de yazıklandım, üzüldüm. Az önce gördüklerim karşısında başımda kalan dökülmedik saçlarım diken diken oldu. Balıkçılar, ölen martıyı alıp yanımdan uzaklaştılar. Uzun süre olduğum yerden ayrılamadım. Nedense kendimi o boyalı martıya benzettim. Ne ki benim yüzüm, saçlarım yerine, duygularım, düşüncelerim boyalıydı. Martıların tüylerinin değişmeyen, sürgit beyaz kalan bir rengi vardı. Ne pahasına olursa olsun onu değiştirmeme kararlılığındaydılar. Benim duygularımın, düşüncelerimin rengi ise doğuştan kırmızıydı. O rengi değiştirmeyi aklımın ucundan geçirmeyi bırakın, kırmızı kalabilmesi için canımı ortaya koymuştum. Balıkçının dediği gibi gerçekten de onurlu kuşlarmış martılar, bunu bilmezdim.
Martı sürüsü denize açılarak gözlerimin önünden kayboldu. Ben ise onların ardından bakarak, usavurmalarımla yüz yüze kaldım. Bu beni doyurmadı. Yeniden kurduğum o düşsel evrene geri dönmeyi denedim, olmadı. Hayallerim, martıların ardından uçmayı bırakarak, rotayı güneye çevirdi.

Bakmadan Geçme