Zorla Asimilasyonun Kara Sayfası Beyazperdede
Haberin Özeti
- • Bir belgesel, mahkemelerin yapamadığını yapıyor: ‘zorla asimilasyon sürecini ifşa ediyor.
- • Belene kampının son tanıkları, sessizliğin içinden konuşuyor.
- • 36 yıl sonra hâlâ cezasız kalan suçlar, beyazperdede yankılanıyor.
- • Türk kökenli Bulgaristan vatandaşların acısı, kin değil adalet talebiyle dile geliyor.
- • Unutulmuş bir suç rejimi, belgesel kameralarının önünde yeniden yargılanıyor.
Naся Кралевска tarafından, Faktor.bg için özel olarak yazıldı
Komünist rejim araştırmacısı Naся Кралевска’ya göre, yeni belgesel film “Belene’den Son Kamp Mahkûmları” yalnızca komünist rejimlerin değil, Nazizmin kurbanlarını da konu alan bugüne dek yapılmış tüm çalışmaları geride bırakıyor.
Desebg.com, yönetmen Dimitar Kocev – Şoşo’nun ( yapımcı Prof. Lyudmil Hristov, senarist Hristo Hristov, yapım: Yeni Bulgar Üniversitesi ) yeni belgeselini tanıtan Naся Кралевска’nın Faktor. bg’de yayımlanan makalesini yeniden basıyor. Filmin galası 20 Mart 2026 Cuma günü gerçekleşti.
Devlet kurumlarının komünist rejim suçlarına karşı yetersizliği
Bugün, Bulgaristan özgürdür, vatandaşları komünist dönemde hayal bile edemedikleri imkânlara sahiptir. Ancak, bu parlamenter cumhuriyetin tüm yönleriyle Avrupa hukuk devleti standartlarına uyduğu anlamına gelmez.
36 yılı aşkın süredir hükümetler ve kurumlar, rejimin suçlarını açıklığa kavuşturmak ve yaygınlaştırmak için çok az şey yaptı; failleri ise yargı önüne çıkarmadı.
Bu suçların en belirgini, Todor Jivkov liderliğindeki Bulgaristan Komünist Partisi’nin “zorla asimilasyon süreci” adını verdiği girişimdir.
Bir milyon Türk kökenli Bulgaristan vatandaşının isimleri zorla değiştirildi; dinlerini yaşama, ana dillerini konuşma, geleneklerini sürdürme ve geleneksel kıyafetlerini giyme hakları ellerinden alındı.
1989 yazında, yaklaşık 400.000 Bulgaristanlı Türk, zorla, Türkiye’ye göç etmek zorunda kaldı.
Araştırmacı gazeteci Hristo Hristov, üç yıl boyunca “Belene” kampında tutulan ve ağır şekilde baskı gören 40 Türkle 55 saatten fazla ön görüşme yaptı. Yönetmen Dimitar Kocev-Şoşo ile birlikte, bu tanıklıkları “Belene’den Son Kamp Mahkûmları” filmine dönüştürdü.
Filmdeki anlatılar dürüst, ayrıntılı ve sarsıcıdır. Seyirciler, geçmişteki sessizliklerinden dolayı suçluluk duyduklarını ifade ederken; Türk kökenli vatandaşlar ise yaşadıklarını kin ve intikam duygusu olmadan, yalnızca acı ve hüzünle dile getiriyor.
Tanıklıklar, isimlerin zorla değiştirilmesinden, keyfi tutuklamalardan, işkencelerden ve insanlık dışı muameleden söz ediyor.
Belgesel, yalnızca Bulgaristan’daki komünist rejimin suçlarını değil, aynı zamanda Nazizm kurbanlarını konu alan yabancı yapımları da aşan bir etki yaratıyor.
Sonuçta film, unutulmuş bir suç rejiminin zulmünü gözler önüne seriyor; hukuken hâlâ cezalandırılmamış olan bu şiddeti, mağdurların yüzleri ve anlatılarıyla tamamen ifşa ediyor.
Editörün Notu:
Bu yazı, Bulgaristan’daki komünist rejimin son büyük suç girişimi olan “zorla asimilasyon sürecini" ve onun mağdurlarını konu alan belgeselin tanıklıklarını aktarıyor. Film, yalnızca geçmişin acılarını değil, aynı zamanda bugüne dek gecikmiş adaletin boşluğunu da gözler önüne seriyor.
Bugün hâlâ hiçbir failin yargı önüne çıkarılmamış olması, toplumsal hafızamızda derin bir yara olarak duruyor. Adaletin geciktiği bir toplumda, hafıza nasıl iyileşir? Sessiz kalınan suçlar, geleceğin vicdanını nasıl şekillendirir?
Bu belgesel, gecikmiş adaletin boşluğunu hatırlatıyor ve şu soruyu bırakıyor: “Toplum, sessiz kalınan suçlarla yüzleşmeden gerçekten özgürleşebilir mi?”