Tekelin Çöküşü ve Çoğulculuğun İmtihanı
Haberin Özeti
- • Yıllarca sarsılmaz bir seçmen tabanına, devletin derin yapılarıyla ve iş dünyasıyla bağlara sahip olan, uluslararası alanda da tanınan bu “ebedi” parti, güçlü gençlik örgütüyle birlikte çözülmeye başladı.
2023’ten önce beni tanıyan pek azdı. O yıllarda hayatım bütünüyle akademik bir uğraştı; felsefe öğrencisi olarak Osmanlı tarihine, Ortaçağ düşüncesine, Farsça ve Osmanlı Türkçesine, İslam ile Hristiyan uygarlıkları arasındaki etkileşime eğiliyordum.
Siyaset ise kaçınılmaz bir merak konusuydu; ilgilenmemek mümkün değildi. Ama o günlerde, son iki-üç yılda yaşanacakların böylesine sarsıcı olacağını hiç düşünmemiştim.
1990’dan bu yana Bulgaristan siyasetinde belki de en önemli kırılma, DPS’nin bölünmesidir.
Yıllarca sarsılmaz bir seçmen tabanına, devletin derin yapılarıyla ve iş dünyasıyla bağlara sahip olan, uluslararası alanda da tanınan bu “ebedi” parti, güçlü gençlik örgütüyle birlikte çözülmeye başladı.
Tam da bu anda diğer partilerin – özellikle PP&DB’nin – etno-dini tekelin zincirlerini kırmak için tarihi bir fırsatı vardı.
Ne yazık ki, bu fırsat heba edildi. Ben şaşırmadım; beklentilerim zaten önceki seçimlerin tekrarıyla tükenmişti. Nisan 2021’de bir umut ışığı görmüştüm ama onlar başka bir yol seçtiler.
Bugün PP&DB, çekingen adımlarla da olsa listelerine genç Müslümanları dahil ediyor.
Ne kadar seçilebilir ya da toplumda karşılık bulabilirler, zaman gösterecek. Ama aynı zamanda, toplumun kültürel kodlarını bilmeyenlerin kolayca fark edebileceği yapay figürler de sahneye sürülüyor.
Bu da bize iki şey anlatıyor: Birincisi, PP hâlâ Bulgaristan’ın sosyal gerçekliğinden kopuk, kendi izole dünyasında yaşıyor. İkincisi, bu yüzden statükoyu aşamayacak ve insanlar alternatifleri – örneğin Rumen Radев gibi – aramaya devam edecek.
Bir gün bütün bunlar tarih olacak. Daha geniş bir perspektifle incelenecek, daha sağlıklı sonuçlara varılacak.
Ben ise yeniden akademik uğraşıma döndüm; çünkü bugün karanlık göründüğünde, cevapları geçmişte aramak doğaldır.
Monarşi dönemindeki Müslüman milletvekillerini incelediğimde dikkatimi çeken şey, tek bir siyasi özneye bağlı olmamalarıydı. Liberal, sol, hatta muhafazakâr partilerde yer almışlardı.
Bu bana şu soruyu düşündürüyor: Hangisi daha işlevsel bir modeldir?
Müslümanların da Bulgar ulusunun parçası olarak farklı partilerde yer aldığı çoğulcu bir yapı mı, yoksa 1990’da kurulan tek parti kontrolü mü?
Tek parti modeli sonunda yozlaştı; ahlaklı ve eğitimli kadrolar yerine, yolsuzlukla beslenen bir elit üretti.
Bunun sorumluluğunu diğer partiler de taşıyor; sessizlikleri ve Müslüman topluluklarla temas kurmaktaki isteksizlikleriyle bir tekelin yerleşmesine izin verdiler.
Çoğulcu modelin sorunu ise diğer partilerin Müslümanları gerçekten ve etkin biçimde dahil etme konusundaki isteksizliği.
En paradoksal olan ise şu: Yüz yıl önce Bulgaristan Krallığı’ndaki partiler Müslümanlara bugünkü AB ve NATO üyesi Bulgaristan Cumhuriyeti’nden daha açıkmış.
Şimdi sorulması gereken soru şu: Hangi siyasi oluşum gerçekten desteği hak ediyor?
Yoksa yaşadıklarımız, ölen bir düzenin sancıları ve doğmaya çalışan bir yeninin çırpınışları mı?
Önümüzdeki seçimler, kaderimizi belirleyecek dönüm noktası olacak.
Cemal Osman,
Sofia University "St. Kliment Ohridski"