Gürçay CEM

Gürçay CEM

gurcayem@misyongazetesi.com

AŞIRI MİLLİYETÇİLİK KÜPÜNE ZARAR...

AŞIRI MİLLİYETÇİLİK KÜPÜNE ZARAR...


   Önceki hafta Bulgaristan’ın Eski Zağara Belediye Meclisi tarafından, aşırı milliyetçi partilerin meclis üyelerinin önerisi ile, alınan karara istinaden Türk ve Arap isimleri olan bazı yerlerin Bulgarca isimler ile değiştirilmesi tartışmaları da beraberinde getirdi.

    Ancak olayların buralara varacağını, son zamanlarda bazı siyasilerin ırkçı söylemlerinden fazlasıyla belliydi. Özellikle 26 Mart genel seçimlerinden sonra, aşırı milliyetçi partiler koalisyon ortağı yapılınca, oradaki Soydaşımızın ve tümüyle varlığımızın üzerindeki baskının artacağı açıkça belli olmuştu.

     Aslında belli zamandan beri sözlü sataşmaların ötesinde, bu durumun her an fiziki tacize dönüşme ihtimali her geçen gün artmakta. Biz de zaman zaman yazılarımızda bu potansiyel tehlikenin gerçekleşme riski konusunda uyarılarda bulunmuştuk. Ki böyle durumlar geri dönüşü olmayan olaylara sebebiyet vereceğini, bu konuda bizim karar vericilerin, durumlara karşı hazır stratejilerinin olması gerektiği, yoksa her zaman olduğu gibi yangını önleyeceklerine, yine son dakikada çıkan yangını söndürme derdine düşeceklerini söyledik. 2006 yılında ilki olmak üzere, dönem dönem, bu ırkçı olayların artacağını ilgili yerlere üstüne basa basa söyledik, raporlar gönderdik. Oradaki devletin bizim Soydaş nüfusun çoğalmasını asla izin vermeyeceğini anlattık. En son da bu konuda 26 Mart seçimlerinden hemen sonra, 05.04.2017 tarihinde “Bulgaristan devleti soydaşlarımıza yönelik baskıyı arttıracaktır” başlıklı yazı yazmıştık.

    Bu yazıda özetle: “Seçimlerden sonra hükümet kurma görevi verilen Borisov, her ne kadar Rus yanlısı BSP’ye göre bize daha yakın dursa da, orada Türk varlığına karşı, bir kaç yıldır DPS’nin de aktif katılımıyla, baskılar artacaktır. Bu duruma hükümet ortağı aşırı milliyetçi “vatanseverler cephesi” de tuzu biberi olacaklardır” demiştik. Çünkü ezelden beri Soydaşımıza karşı orada uygulamada olan ve son bir kaç yıldır yine özellikle arttırılarak, yürürlüğe sokulan bir DEVLET POLİTİKASI var. Devletin asli unsurlarının da halen eski DS elemanları olduğunu artık bilmeyen yoktur sanırız.

    GERB zaten bunların dediklerine uyacağını, ülkemizde sandık sayısını azaltarak ve burada oy kullanmasını zorlaştırmak gibi konularda fazlasıyla gösterdi. Ama asıl bundan sonra soydaşımızın oralarda kalması çok daha zorlaşacak. Tarih boyunca soydaşımızın varlığını oralardan yok etmek için girişimler yapıldı. Bu konuda yine yoğun baskılar olacaktır. Bunun işaretini son bir kaç yıldır veriyorlardı zaten.

    Bu noktaya gelinmesinin en büyük sebebi öngörüsüz politikalardır. Her zaman olduğu gibi, yumurta bir yerlere dayandığında, politikalar geliştirmeye, olaylara karşı tedbir alma telaşına düşülecek. Oysa, hepsi bunların emareleri verilmeye başlandığında, kendi politika ve stratejilerimizi uygulamaya koyabilseydik, her şey çok daha farklı olurdu.Bu duruma Balkan masasında görevli ehliyetsiz ve donanımsız kişiler de eklenince, ortaya çıkan tabloya da şaşırmamak lazım."

    Bu yazının konusuyla ilgili olduğundan başka bir yazımızdan daha(15.08.2015) bazı bölümleri aktaralım: “Geçen yüzyılın başlarında Balkanlar'ın ve Ortadoğu'nun, birileri tarafından İngiltere'nin meşhur Chatham Hause’unda çizilen suni haritaları artık güncelliğini yitirmiştir. Bu corafya ile ilgili demografik yapıya göre değil, siyasi çıkarlara göre çizilen bu sınırlar, eninde sonunda iflas edecekti ki, Ortadoğu'da bunun fiilen yaşandığını görüyoruz. Bu durumun Balkanlar'da da yaşanması eninde sonunda kaçınılmazdır.

    Ülkemizin de tam ortasında bulunduğu bu iki stratejik bölgenin ortak özelliği yüzyıllardan beri Osmanlı egemenliği altında kalmalarıdır. Osmanlının parçalanması anlamına gelen bu Sykes-Picot haritaları, Ortadoğu ve Balkanlar'ı, başta İngiltere olmak üzere, o dönemin büyük güçlerin etki alanlarına göre çizilmiştir. Hatta o tarihlerde Osmanlının adeta yok olması anlamına gelen Sevr anlaşması imzalanmak zorunda bırakılmıştır. Osmanlının bu durumlara düşmesinin birçok sebebin yanı sıra, İttihat ve Terakki denen mason örgütün yıkıcı faaliyetleri de önemli rol oynamıştır.

   Tabi burada amacımız tarih dersi vermek değildir. Amacımız bir şeylerin altını çizmektir. Bu haritalar büyük güçlerin çıkarları doğrultusunda çizilmiş, ancak en önemli unsur göz ardı edilmiştir. Oralardaki etnik nüfusların yoğunluğu ve dağılımları.

   Bu ne demek mi? Bu şu demek! Eninde sonunda bu haritaların etnik yoğunluklara göre yeniden çizileceği demek. Zira suni olarak çizilen sınırlar eninde sonunda hükmünü yitirmeye mahkumdur. Bu tabiatın doğasında var. Bu ülkelerin ve Dünya tarihinin fıtratında var.

    Bunun farkında olan bahsi geçen oyun kurucu güçler, Ortadoğu'da BOP veya benzeri projeler devreye sokarak, oradaki statüyü tekrar şekillendirmeye başlamışlardır. Çok yakında sıra Balkanlar'a da gelecektir. Oralarda milliyetçiliğin özellikle körüklenmesi boşuna değildir. Amaç oralardaki varlığımızı azaltmak..."

   Daha yaklaşık on yıl önce yazdığımız bazı raporlarda, oraların tekrar şekillenmesi konusunda belli tarihler öngörmüştük. Ancak şu andaki milliyetçi akımların beklenenden hızlı yayıldığını görünce, bu öngörümüzü revize etmek, yani oraların yeniden şekillenme konusunu daha öne çekmek durumunda kalacağız anlaşılan. Çünkü milliyetçilik bunların daha çabuk gerçekleşmesine, katalizatör etki yaratmaktan  başka bir işe yaramaz. Bu aşırı milliyetçiler her şeyden önce kendilerine ve ülkelerine zarar verdiklerinin farkında değiller. Tarihe baktığımızda bu akımlar zarar ve yıkımdan başka kimseye bir fayda getirmemiştir.

    Bundan dolayı son zamanlarda ısrarla Balkanlar'da artan milliyetçi akımlara dikkat çekmeye çalışmaktayız. Oralarda cereyan eden bu durumlara göre biz ne gibi tedbirler almaktayız. Üstüne basa basa tekrar söylüyoruz. Sizin kısa, orta ve uzun vadeli programlarınız yoksa, A,B,C planlarınız yoksa, cereyan eden olaylarda figüran olmaya mahkum olursunuz. Oysa Balkanlar gibi bazı bölgelerde, oralardaki nüfusumuzdan dolayı, oyun kurucuların arasında en başta olma potansiyelimiz fazlasıyla var.

    Biz cevabını biliyoruz ama biraz retorik yapalım. Ve asıl soru şudur; Bütün bu gelişmelere göre, bizim bir planımız, bir stratejimiz var mıdır?

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar
Son Yazıları Tüm Yazıları