ÜSTADIM, ŞARKILARDA VE TÜRKÜLERDE YAŞIYORSUN SEN...

En çok da senin eserlerini okuyorduk, Üstat. Daha ilkokulda hocalarımız bizi seninle tanıştırdılar. Okulda, koro halinde " Aldırma gönül, aldırma!" dizelerini seslendiriyorduk. Azeri kardeşlerimizin bir bestesi miydi bu, yoksa bizim bura Türklerinin bir yansıtması mıydı, tam hatırlayamıyorum, ama biz bunları söylüyorduk! En çok da "Kuyucaklı Yusuf" romanını beğenmiştim. " İçimizdeki Şeytan", "Kürk Mantolu Madonna" romanları da harikaydılar.

ÜSTADIM, ŞARKILARDA VE TÜRKÜLERDE YAŞIYORSUN SEN... Edebiyat

ÜSTADIM, ŞARKILARDA VE TÜRKÜLERDE YAŞIYORSUN SEN...

Ey, Büyük Üstat!

Sen ölmedin, yaşıyorsun sen; dünya edebiyatının zirvesinde,

sevenlerinin kalbinde yaşıyor,

yolumuzu aydınlatıyor ve hep aydınlatacaksın!

112. Doğum yılın kutlu olsun!

" Benim meskenim dağlardır, dağlar!" diyorsun.

Eğridere ilçesiydi, şimdi Ardino diyorlar.

Andızlık Dağları'nın karşısı, Aladağ'ın etekleridir orası.

Ben de orada doğdum. Gücümü hep o dağlardan aldım.

Taşını, toprağını, suyunu, her tür canlı ve cansız varlığını,

özellikle insanını sevdim o diyarın ben de...

İki dağ arasında bir de Huş Cenneti var huzur veren!

Yine de hiç kolay değildi.

Bu dağların eteklerinde, derelerinde, yamaç ve meralarında yalın ayak,

başıkabak, davarlar peşinde koşarak geçti benim de çocukluğum.

Diğer çocuklarda olduğu gibi, benim de sırtımda bir kıl torba, içinde bir parça ekmek, bir de kuru soğan vardı.

Kimi kere suda pişmiş bir yumurta bulursak torbamızda, bayram ederdik. Çerez veya tatlımız yaban meyveleriydi.

O torbaların içinde kalem-defter ve kitaplar da vardı.

Biz sadece davarlar peşinde koşmuyor,

onlar karınlarını doyururken, ödevlerimizi yapıyorduk.

Çoğu zaman torbadaki ekmeği ve yumurtayı bile unutuyor,

derslerimize çalışıyor,  şiir, öykü, hatta romanlar okuyorduk.

En çok da senin eserlerini okuyorduk, Üstat.

Daha ilkokulda hocalarımız bizi seninle tanıştırdılar.

Okulda, koro halinde " Aldırma gönül, aldırma!"

dizelerini seslendiriyorduk.

Azeri kardeşlerimizin bir bestesi miydi bu,

yoksa bizim bura Türklerinin bir yansıtması mıydı,

tam hatırlayamıyorum, ama biz bunları söylüyorduk!

En çok da "Kuyucaklı Yusuf" romanını beğenmiştim.

" İçimizdeki Şeytan", "Kürk Mantolu Madonna"

romanları da harikaydılar.

Ya öyküler, hele şiirler;

" Geçmedi yare sözümüz/

yollarda kaldı gözümüz/

yere sürüldü yüzümüz/

böyleymiş kara yazımız."

Ne güzel sözlerdi bunlar!

Bir de yıllar sonra bu dizeler, Ahmet Kaya'nın

en güzel şarkısı olacağını tahmin edebilseydik...

Elbette, sözleri sana ait " Ben sana vurgunum" u

ve "Melankoli"yi Ali Kocatepe besteleyip,  Nükhet Duru'nun söyleyeceğini, Yine Kocatepe bestesi " Dağlar"ı ve

" Çocuklar Gibi"yi  Sezen Aksu'nun seslendireceğini bilemezdik.

Bir halk türküsü sanılan " Leylim Ley"in sözlerini senin yazdığını biliyor,

ancak daha sonra Zülfü Livaneli'nin besteleyeceğini

ve neredeyse milli marş gibi seslendirileceğini nereden bilecektik?

" Geçmiyor Günler"i Kerem Günay'ın besteleyip, Ahmet Kaya'nın söyleyeceğini ve " Aldırma Gönül"ü yine

Kerem Günay'ın bestesi olup, Edip Akbayram'ın gene bir marş

gibi seslendireceğini aklımızın ucundan bile geçiremezdik.

Evet, Üstadım, şarkılarda ve türkülerde de yaşıyorsun sen.

Hep yaşayacaksın!

Başın hep dik kalacak! Ruhun şad olsun!..

Nihat ALTINOK

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar