SÜT DÖKMÜŞ KEDİ GİBİSİNİZ, YANLIŞ MI YAPTINIZ YOKSA...

*Tuna’ya sel gelse, Persin Adası'nı alıp götürse bile, Belene zulmü asla aklanamaz. *Ne var ki, biz Türklerden, ölüm adasına Bulgar ismiyle kapatılan yoktu. İsimler, o uğultulu ve karanlık adada işkence mengenelerinde, tecrit odalarında, örs üzerinde, tokmakla Türk kemiği kırılarak, aç bırakılarak ve daha bin bir işkence uygulanarak zorla değiştirilmişti. *“Türk, tükürdüğünü yalamaz” diyenler bilir ki, Papaz Kortezi ada meydanına gerilen duvara isimleri yazdırmaya başladığından, Türkiye’deki kahramanlarımızdan birkaç kişilik bir heyet Persine uğradı ve “Papaz efendi, biz bu adaya Türk isimlerimizle girdik ve Bulgar isimlerimizle çıktık. Lütfen, Anıt Duvarı'na giriş isimlerimizi yazınız!” ikazında bulunmuştu.

SÜT DÖKMÜŞ KEDİ GİBİSİNİZ, YANLIŞ MI YAPTINIZ YOKSA... Güncel

SÜT DÖKMÜŞ KEDİ GİBİSİNİZ, YANLIŞ MI YAPTINIZ YOKSA...

Tuna’ya sel gelse, Persin Adası'nı alıp götürse bile, Belene zulmü asla aklanamaz.

Katolik Papaz Paolo Kortezi, Bulgar’a hizmet ederken, hayır işine girişmişti. İşkence kampından bir anıt parkı yapıp, kötünün üstünü cilalamak ve izleri silmek istemişti.

2017 yılında, Bulgaristan’da hem “Yılın Adamı” seçildi, hem de Suriyeli savaş kaçaklarına iğrenç muameleden dolayı, utancından ülkeyi terk etmek zorunda kaldı.

Anıt Parkı fikri iyi idi. “Ölüm adasına düşenlerin isimleri yaşatılmalı” düşüncesi tutmuştu. Ne var ki, biz Türklerden, ölüm adasına Bulgar ismiyle kapatılan yoktu. İsimler, o uğultulu ve karanlık adada işkence mengenelerinde, tecrit odalarında, örs üzerinde, tokmakla Türk kemiği kırılarak, aç bırakılarak ve daha bin bir işkence uygulanarak zorla değiştirilmişti. Adadan parmaksız, çenesi çatlak, sırtında kamçı izleri olan, topallayarak çıkanlar vardı...

1985-1986’da işkence adasına Bulgar ismiyle kapatılan yoktu.

İsimler orada, Türk ruhumuz mengenelere sıkılarak, tecrit odalarında, kafamıza günlerce su boyu su damlatılarak, dondurulmak istenen Türk kimliği, derin donduruculara atılarak değiştirilmişti. Fakat bu ancak kâğıt üzerinde, sahte evraklarda değiştirildi. Belene'de kalanlar aralarındaki temasta asla Bulgarca konuşmadı. Bulgar ismi kullanmadılar.

Ahmet Doğan haini, Pazarcık zindanına düşen Türk kahramanların kafasında, beton burgusuyla delik açıp, içine Şükrü Tahirov’un (Orlin Zagorov) “Gerçek” (İstinata) kitabındaki uydurmaları zorla sıkıştırmaya çalışırken, ölümün bekletildiği binanın 3. katındaki büyük odaya toplanan entelektüellerimiz karanlıktan aydınlığa çıkma yollarını arıyorlardı...

Bulgaristan’da Türk ruhu şahlanmış, 20. Yüzyılın dalgalı karanlıklarından bir siyasi yapılanmayla çıkma yoluna umut döşüyordu. 18 Ocak 1985 gecesi, kamp tıklım tıklım olmuş, kapalı araçlarla getirilip yarma odun gibi meydana atılan, elleri kelepçeli kardeşlerimizi domuz kotaralarının arkasındaki samanlığa dolduruyorlardı.

Belene, kendini kendi üretimiyle besleyen bir kamptı. Fasulye ve mısırlar, 1945-1948’de burada kalan Bulgar mahkûmların kemiklerinin arasında yetişiyordu. Lahana ve havuçların yetiştirildiği ocaklar da kemik yığınıydı..

“Türk, tükürdüğünü yalamaz” diyenler bilir ki, Papaz Kortezi ada meydanına gerilen duvara isimleri yazdırmaya başladığından, Türkiye’deki kahramanlarımızdan birkaç kişilik bir heyet Persine uğradı ve “Papaz efendi, biz bu adaya Türk isimlerimizle girdik ve Bulgar isimlerimizle çıktık. Lütfen, Anıt Duvarı'na giriş isimlerimizi yazınız!” ikazında bulunmuştu.

Anıt duvarındaki Bulgar adlı 517 mahkûmun Türk olduğu yazmıyordu. Doğum tarihleri, köylerinin isimleri de yazılmamıştı. Dışarıdan gelen biri, en ağır işkencelerden geçen Türk aydınların,Türk olduklarını anlayabilmesi imkânsızdı….

Bu isimler 1985-86’da yasa dışı bir baskı ve terör düzeni olduğunu kanıtlamaya yeterliydi, fakat iz bırakmamak için her şey yapılıyordu.

Bu olaylar Bulgaristan dışına sızdı yıllar önce.

İskoçya ve Hollanda Üniversitelerinde okuyan Bulgar öğrencilere diploma tezi olarak önerilmiş, fakat 1984-85 zorla isim değiştirme, Türklerin vatanlarından kovma gibi konular önerilmiş, ama hiçbir öğrenci bu konulardan birini işlemeyi kabul etmemiştir. Olay ikinci kuşağın bilinç altına işlemiş ve zonklamaya devam ediyor. Gençler yapılan zulmün uyanmasından ve öfke dalgası yükselmesinden ve intikam rüzgârı esmesinden korkuyorlar…

Bulgaristan’da yakın geçmiş deşildikçe ve eşelendikçe leş, irin ve kan kokuyor. Toplumsal duyumsama yeni rüzgarlar bekliyor.

Yine, ülkede yükselen “her şey unutulsun” dalgasıdır. Ne var ki, kendileri hiç bir şey unutmuyor. Devlet, elini kolunu sıvamış ve katil diktatör Todor Jivkov’un Pravets Parkı'ndaki 4 metre yüksek anıtına hizmet sunuyor. Bundan 35 yıl sonra, Türkleri yok etmeye yeltenenlerin torunları, 35 yıl sonra çiçek ve çelenk taşıyor. Baş suçlulardan biri olan Penço Kubadinski anıtı Razgrad’a bağlı Kubadınlı’da (Loznitsa) belediye parkına dikildi. Bulgaristan “demokratikleştikçe” totaliter soykırımcılar kahraman oluyor...

Dün bizi isimsiz, dilsiz ve dinsiz bırakarak yok etmek isteyenler, bugün de hasır-altından su yürütüyor, çalan çanların sesi “son Türk ne zaman gidecek” sorusunu sormaya devam ediyor. Kar kış ortasında Dünya Kültür Merkezi Filibe (Plovdiv) belediyesine bağlı Voyvodino köyünde çingenelerin evlerinin yıkılması ve bu insanlar çok fakir ve kalacak yerleri yok diyenlere, Başbakan Yardımcısı K. Karakaçanov’un cevabı; “Geldikleri yere gitsinler” olması uyarıcıdır.

Etnik azınlıkları ve etnik kimlikleri yok etme kararıyla hareket edildiği ortadadır. Bunun Avrupa dillerindeki adı “etnisiteizimdir” ve azınlıkları yok etmek amacıyla dilsiz, dinsiz, okulsuz, işsiz ve çaresiz bırakmayı hedefler. Bu bir devletin yazılmış ve mecliste onaylanmadan uygulanan bir tür “soy kırımdır.“ Çok tehlikeli bir oyundur. Şu an çektiklerimizin adı bir “kültürel soykırımdır.” Kimliğimizle, şerefimizle geleceğimizle oyun oynayanların zamanı dolmuştur. Tüm haklarımızı, insan haklarımızın hiç eksiksiz tümünü elde etmek sorundayız. Kayıtsız koşulsuz istiyoruz.

20. Yüzyılda, doğal ve yasal haklarımızı alamadık. 20. Asırda Bulgaristan’ı titreten, totaliter diktatörlüğü deviren 1989 Mayıs Ayaklanması bizimdir. Politik ve bilinçli kimliğimizin aynasıdır. Biz politik kitle bilincine ulaşabilmiş bir seliz. Bulgaristan Devleti aşırı milliyetçilik ve faşizm rüzgârına binip, azınlıkları görmemezlikten gelemez. Bulgaristan’ı yarının ufkuna taşıyacak tek güç,Türklerin mihveri etrafında toplanacak tüm azınlıkların güç birliğidir.

Oya CANBAZOĞLU

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar