SÜTKESİĞİ VE BUZUL ÇAĞINDAKİLER ...

Fakat şimdi nerelerde bu gerçek kahramanlarımız? Neden siyasi ve toplumsal hayatımızda yoklar? Neden hiç birini, Sütkesiği, Mestanlı veya Killi'deki anma törenlerindeki onur ve şeref kürsülerinde göremiyoruz? Neden, bu etkinliklere davet edilmiyorlar? Bunca yıldır, gerçek şehit ve gazilerimiz, neden hain ve düşman muamelesi görmekte? Kimler verecek, bu haince tavrın hesabını? O kürsülerde gördüklerimiz kimler oluyor? 1989 yılından öncesi neler yapmış bunlar?

SÜTKESİĞİ VE BUZUL ÇAĞINDAKİLER ... Bulgaristan

SÜTKESİĞİ VE BUZUL ÇAĞINDAKİLER ...

Bugün Sütkesiği (Mleçino) köyünde anma töreni vardı.

Edindiğim izlenimlere göre, orada bu yıl da değişen bir şey olmadı. Her seferki gibi, bir takım tanıdık siyasiler yine bariz bir şekilde şovunu yapıp ve dağılıp gittiler...

Eğridere (Ardino) Belediye Başkanı Resmi Murad'ın, bu törende sarf ettiği iki cümle kafama takıldı;

"- Bu etkinlikleri yaparken hiç kimseye kin ve nefret biriktirme düşüncesinde değiliz. Bu etkinlikleri düzenlerken amacımız sadece o gün kahramanlık gösteren vatandaşımıza Belene gazilerine saygı göstermek ve onlara şükranlarımızı sunmaktır”.

Başkan, kin ve nefret beslemediklerini, söz konusu dönemin kahramanlarına karşı saygı gösterdiklerini, onlara şükranlarını sunduklarını belirtiyor.

Güzel sözler bunlar! Amacım asla kimsenin gönlünü kırmak değil, çünkü bizler hepimiz kardeşiz ve Bulgaristan'daki Türk Toplumunun birer yılmaz ferdiyiz. Bizleri ayrıştıran ve bölen ise eski totaliter sistemin kahpe ve hain uzantılarıdır.

Bunlar günümüzün bütün siyasi partilerinde kümelenmişlerdir ve gariban halkımızın kanını birer kene gibi emmeye devam ediyorlar.

Örnek olsun diye, birtakım şahsi ve özel fikirlerimi, hatta kendi ailemle ilgili bazı gerçekleri ilk kez aktaracağım.

Bilindiği gibi benim ağabeyim Şükrü Topçu, eski bir siyasi mahkumdur. İki ayrı üniversitede okudu ama siyasi nedenlerden dolayı, eğitimini tamamlamasına izin ve olanak verilmedi. Başkaları gibi, sadece bir iki ay Belene'de sürgün kalmadı. İki kere uzun yıllar Varna ve Sofya cezaevlerinde yattı. 1985 yılı olayları esnasında, bir grup dava arkadaşı ile beraber, başkent Sofya'da gizli bir mücadele grubu oluşturdular ve tutuklanmalarına kadar bir çok önemli eylemlerde bulundular.

Bunları neden mi anlatıyorum? Ağabeyimin akıbetine o yıllarda yüzlerce başka kardeşimiz de uğradı. Tutuklandılar. Büyük işkenceler gördüler, hapis damlarında çürüdüler.

Bir çok siyasi mahkumun ve grubun davaları aynı hafta içinde Sofya'da görüldü. Diğer kardeşlerimle beraber, o esnada, ben de oradaydım. Her sabah, 200'den fazla fidan boylu kahramanımız, kelepçeleriyle mahkemeye getiriliyordu. Yüzlerindeki umut dolu ifadeler ve gözlerindeki kıvılcımlar ise  hala gözümün önünde durmakta.

Fakat şimdi nerelerde bu gerçek kahramanlarımız? Neden siyasi ve toplumsal hayatımızda yoklar? Neden hiç birini, Sütkesiği, Mestanlı veya Killi'deki anma törenlerindeki onur ve şeref kürsülerinde göremiyoruz? Neden, bu etkinliklere davet edilmiyorlar? Bunca yıldır, gerçek şehit ve gazilerimiz, neden hain ve düşman muamelesi görmekte? Kimler verecek, bu haince tavrın hesabını? O kürsülerde gördüklerimiz kimler oluyor? 1989 yılından öncesi neler yapmış bunlar?

Ayrıca bazıları bu törenlere davet almış olsalar da, bu davetiyeyi nazikçe geri çeviriyorlar. DPS'nin patronajlığındaki törenlerde asla boy göstermeyi reddediyorlar. Onlar için, bu bir nevi zalim ve kahpe katilleriyle, dayakçıları, tecavüzcüleri ve zorbalarıyla kucaklaşmayla eşdeğer... 

Bizim Eğridere bölgemizde ağabeyimden üstün başka bir mücadele adamı, en azından ben tanımıyorum. 1989 yılından sonra, biz onunla iki kardeş, bütün Kırcaali ilini dolaşarak, ilk DPS ve SDS örgütlerini kurduk. Şimdiki sahte kahramanlar, o günlerde korkudan sıçan deliklerinden henüz çıkmamışlardı. İlk seçimlere ramak kala, derin devletin sadık adamı Ahmet Doğan'ın talimatları doğrultusunda, ilimizde bir gecede "iç darbe yapıldı" ve DS ajanları kurduğumuz DPS'yi ele geçirdiler. Günümüzde DPS törenlerinde bunlar hiç anlatılmıyor ama o dönemin Kırcaali gazeteleri hala muhafaza edilmekte...

Sütkesiği'ndeki bugünkü DPS mitingine, ağabeyim Şükrü Topçu gibi gerçek kahramanlarımız davet edilmiş olsalar da, zaten buna ilgi duymazlar ve katılmazlar. İllaki, onlarında gönül rahatlığı ile katılacağı törenler yakındadır. Az kaldı!

Kırcaali bölgesinde, onlarca şehitimiz düştü ve hala hayatta olan gerçek kahramanlarımız var. Bizler onları biliyor ve tanıyoruz mu?

Hiç sanmam! Bugün, Sütkesiği töreninde gördüklerimiz, bunların binde biri sayılır...

Kaç kişi merhum Saatçi Ömer'in nerede ve neden öldürüldüğünü biliyor? Aramızda hiç mezarını ziyaret edenler var mı?

Ya Avni Veli'yi hiç DPS törenlerinde gördünüz mü? Kabrinin bile nerede olduğunu bilmiyoruz!

Mustafa Mert ve Mustafa Ömer'i, yeterince tanıyoruz mu? Mustafa Mert, Koşukavaklı gerçek anlamda mert ve cesur bir kardeşimiz. Ağabeyim ile aynı grupta mücadele ettiler. Ama DPS'in bir muhtar bozuntusu, bir seçim öncesi, kendisini ve hanımını tartaklamaya bile kalkıştı. Buna düpedüz hainlik denir. Kahramanlarımızla dalga geçmek denir...

Ya Ramadan Arif Yusuf ismi, sizlere hiç bir şey anımsatıyor mu? Bu garagözlümüz, bizim özgürlüğümüz namına, Kırcaali'nin tam göbeğinde tam 19 adet Türk bayrağı dalgalandıran gerçek bir gazimizdir.Eli öpülecek bir delikanlımızdır...

Ama bugün, Sütkesiği'nde, benim bahsettiğim konulardan hiç bahsedilmedi. Anavatanımız Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı bile tavır sergilendi. Belli ki, bazıları henüz buzul çağında yaşamakta...

Lütvi BAYRAM

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar