TÜRKÇEMİZE MUSALLAT OLANLAR KİMLERDİR

Daha orada iken dikkatimi çeken bazı gazete yazılarını kesip arşivime koymuştum. Olaylar, Bulgar makamlarının beklentileri yönünde gelişmeyip, bize de göç etme fırsatı doğunca, bu gazete küpürlerini yanımda getirdim. Şimdi orada veremediğim cevapları burada yazmaya çalışıyorum. Bu yazıma başlarken, Tercüman gazetesinin o zamanki sahibi merhum Kemal Ilıcak’ı da rahmetle ve minnetle anıyorum. Zira o, Bulgaristan Türk’ünün sesini duyurabilmek için, Türkiye’deki göçmen derneklerine de elinden geldiğince maddi ve manevi desteklerde bulunmuştu.

TÜRKÇEMİZE MUSALLAT OLANLAR KİMLERDİR Kültür

TÜRKÇEMİZE MUSALLAT OLANLAR KİMLERDİR


1984-1989 yılları arasında, komünist rejimin Bulgaristan’daki Türk toplumunu silip süpürmek için giriştiği “Yeniden Doğuş” kampanyasına karşı sesini en çok yükselten, orada baskılara maruz kalan soydaşlarına cesaret vermeye çalışan Türk gazeteleri arasında Tercüman şerefli bir yer tutmuştur. Çaldıkları minareye kılıf uydurmaya çalışan Bulgaristan komünistleri de kendi basın yayın organlarında ona cevap yetiştirmeye çalışmıştır.

Daha orada iken dikkatimi çeken bazı gazete yazılarını kesip arşivime koymuştum. Olaylar, Bulgar makamlarının beklentileri yönünde gelişmeyip, bize de göç etme fırsatı doğunca, bu gazete küpürlerini yanımda getirdim. Şimdi orada veremediğim cevapları burada yazmaya çalışıyorum. Bu yazıma başlarken, Tercüman gazetesinin o zamanki sahibi merhum Kemal Ilıcak’ı da rahmetle ve minnetle anıyorum. Zira o, Bulgaristan Türk’ünün sesini duyurabilmek için, Türkiye’deki göçmen derneklerine de elinden geldiğince maddi ve manevi desteklerde bulunmuştu.

Bu yazımda ele almak istediğim konu, Bulgaristan’da uzun zaman Türkçe olarak yayınlanan, 1984 yılından itibaren de Bulgar dilinde yayınlanan Yeni Işık (Nova Svetlina) gazetesinin 6 Haziran 1989 tarihinde, "Tarihi kanıtlar yalanlıyor" başlığı ile yayınlanan ve benim üniversiteden hocam Doçent (daha sonra Profesör) Emil Boev’in imzasını taşıyan yazıdır. Bazı kişiler bu eski yazının yeniden gündeme getirilmesini anlamsız bulabilirler, ancak ben öyle düşünmüyorum, zira yazıda bazı gerçekler şiddetle çarpıtılmıştır ve olaylara bazı bilim adamları da alet edilmiştir.

Ben Türkiye’ye geldiğimde, bu yazıyı tercüme etmiş ve bazı tarihçilere cevap versinler diye sunmuştum, fakat cevap vermek isteyen olmadı. Şimdi emekli bir edebiyat öğretmeni olarak, zamanında verilmeyen cevapları vermeye çalışacağım, zira zamanın komünist yöneticileri bazı bilim adamlarını da, kendi kirli işlerini örtbas etmek için siyasi baskılarla kullanmaya çalıştılar. Böyle baskı görenlerden biri de benim hocam ve söz konusu makalenin sahibi Türkolog Prof. Emil Boev’dir.

Makalenin başlığı büyük harflerle yazıldıktan sonra şu alt başlıklara yer verilmiş: "Yine sahtekarlıklar, kanıtlar başka söylüyor, Tercüman'ın Bulgaristan'a yönelik sönmeyen kötüleme hevesleri. Tercüman ne zaman doğru söylüyor?" Bu alt başlıkların yanı sıra Tercüman gazetesinin "Bulgaristan'daki Türklük" başlığını taşıyan sayfasından ve İsmail Hami Danişmend’in "Tarihi hakikatler" kitabının üst kapağından birer fotokopi de verilmişti.

Yazının giriş kısmında siyah punto harflerle yazılanları buraya aktarıyorum: “İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra farklı sürelerle, bazen daha sık, bazen daha nadir olarak “Türk mirası”, “Türk Hâkimiyeti” ve genellikle Osmanlı İmparatorluğunun sahip olduğu eski topraklardaki ‘Türkler’ için makaleler, broşürler ve kitaplar ortaya çıkmaya başladı. Komşumuz Türkiye’deki bazı kesimlerin bu fikirleri, tarihi gerçeklerle ilgisi olmayan bazı iddiaların öne sürülmesine temel oluşturmasaydı, belki dikkatimize mazhar olmazdı.”

Bu giriş paragrafından anlaşılan o ki, komünist Bulgar makamları İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Türkiye’de Eski Osmanlı topraklarında kalan mirastan ve Türklere dair yayınların yapılmasından çok rahatsız olmuşlardır. Niçin? Çünkü tarihi gerçeklerle ilgisi olmayan bazı iddiaların öne sürülmesine sebep oluyorlarmış. Peki, iddialar kimleri bu kadar ilgilendirir? Herkesten çok Balkanlar'da akrabaları olan Türk vatandaşlarını ve onların eski vatanda bıraktıkları akrabalarını ilgilendirir. Bir de bu tür yayınlar Dünya kamuoyu önünde Bulgar tezlerini engelleyecektir, Bulgaristan’daki Türklerin kafasını bozacaktır. Asıl amaç, orada zorla Bulgarlaştırılmakta olan Türkleri “bu tür zararlı yayınlardan” tecrit edip korumaktır.

Daha sonra yazı normal harflerle şöyle devam ediyor: “İşte şimdi “Bulgaristan'da Türklük" başlığıyla Tercüman’da yeniden altı sayılık bir dizi görüyoruz. Bu sorunun cevabını aslında Osmanlı döneminin gerçeklerini yansıtan terimleri, bilgileri ve tahlilleri içeren yine Tercüman’ın müstakil yayını olan İsmail Hami Danişmend’in 2 ciltlik Tarihi Hakikatler kitabında buluyoruz. Evet, sohbetimiz tarafsızlıktan yoksun veya kötü niyet sahibi bazı müelliflerce yarı gerçeğe veya yalana dönüştürülen tarihi gerçekler üzerinedir. Yukarıda sözünü ettiğimiz dizi imzasızdır. Bu da gazete yayın kurulunun materyalin içeriğini kabul ettiğini ancak telif sorumluluğunu yüklenmediğini gösterir. İki ciltlik Tarihi Hakikatler kitabı İsmail Hami Danişmend’e aittir ve onun üzerinde yorum yapmak isteyenler olumlu veya olumsuz görüşlerini doğrudan doğruya müellife yöneltebilirler.

Başka halklardan kopuk yaşamış olan bazı halkların kendine has kültürlerinin dahi dikkatle incelendiklerinde çok eski veya daha yeni dönemlerden kalma yabancı unsurlar içerdiği tespit edilebilir. Kültürlerin karşılıklı olarak iç içe giriştikleri reddedilemez bir genel kural ve gerçektir. Balkan yarımadası ve Anadolu çok eski zamanlardan beri halkların göç kavşağı olmuşlardır. Bu iki bölge halklarının manevi ve maddi kültürlerinde bazı ortak çizgilerin bulunması gayet doğaldır, zira onlar arasındaki ilişkiler derece ve yön farklılıklarına rağmen uzun süreli olmuşlardır. O zamanki dünya halklarının arasındaki temasların karakterini değiştiren Osmanlı Beyliği’nin ortaya çıkmasından çok onun uzak ve yakın ülkelere yayılması olmuştur. İmparatorluklar o zamana kadar da vardı, lâkin Osmanlıların dillerini, dinlerini, dünya görüşü ve hayat tarzlarını kabul ettirmelerindeki kabalık bakımından benzeri olmayan ve kitlesel zulmün başlangıcı olarak nitelendirmek mümkündür ki, böylelerine daha sonra Amerika, Afrika ve Asya halkları tanık ve kurban olacaklardır.

Osmanlı hükümranlığının karakterine, Osmanlıların hâkim niteliklerine, onların ahlâk ve mantalitesine dair ağır hükümlerini sadece Dünya bilimi değil, yakın ve uzak ülkelerdeki halklar da belirtmişlerdir. Sabık Osmanlı topraklarındaki halklar arasında sorunlara dönüşen Osmanlı izlerinin silinmesi için her halde uzunca bir zaman geçmesi gerekecektir.

Osmanlı hâkimiyetinin sonuçları özellikle komşuları veya önemli askeri stratejik ve ekonomik merkezlere yakın olanlar için çok ağır olmuştur. Onlara karşı ardıcıl bir şekilde bütün araçlarla Osmanlılaştırma politikaları uygulanmıştır. Bütün bunların hedefi sağlam bir arka ve güvenli bir çevre yaratmaktı.

Balkan halklarının kurtuluşundan ve devletlerinin ihyasından sonra Osmanlı devletinin varisi çağdaş Türkiye ile ilişkilerinde istikrar sağlanamamıştır. Cumhuriyet Türkiye’sinde eskiden kalma Emperial iddialar bitmedi ve belirli çevreler yabancı topraklardan kendi topraklarıymış gibi, başka ülke halklarının bazı gruplarından da (Kastedilen Bulgaristan Türkleridir.) kendi halkındanmış gibi bahsetmeye devam ettiler. Tercüman’ın işte bu çevrelerin kürsüsü haline geldiği dikkat çekmektedir ki, onların gözünde hayalle gerçek arasına eşitlik işareti vardır. Megalomani ile karışan bu hayal, daha sonra Bulgar halkı ve devletine karşı bazı iddia ve isteklere dönüşmüş olup, Türk halkı içinde enine boyuna yayılmakta ve ülkeler arasındaki ilişkileri zehirlemektedir.

( Devam edecek )

İsa CEBECİ

 

 

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar