REJİM BUNLARIN RUHLARINI HACZETMİŞTİ

* Manzara karşısında insanın tüylerinin ürpermemesi mümkün değildi. Sayısız kalaşnikoflu ve köpekli polis etrafı sarmış, kuş uçurtmuyorlardı…

REJİM BUNLARIN RUHLARINI HACZETMİŞTİ Güncel

REJİM BUNLARIN RUHLARINI HACZETMİŞTİ

* Manzara karşısında insanın tüylerinin ürpermemesi mümkün değildi. Sayısız kalaşnikoflu ve köpekli polis etrafı sarmış, kuş uçurtmuyorlardı…

24 Ocak 1985 tarihi, benim hayatımda bir dönüm noktası, ben ve ailem için acı, ıstırap, kahır ve gözyaşı dolu günlerin başlangıcı olacağını bilemezdim. Sabah erkenden okulun yolunu tutmuştum. Tatil bitiyordu ve okulda hazırlıkların yapılması gerekiyordu. Köyümüzün ana caddesinde, camiye yakın bir yerde arkamdan Smolyan plakalı küçük bir otobüs geldi ve benim önümde durdu. Otobüsün içinden genç, deri ceketli birisi indi ve bana yaklaşarak; "Okul müdürü siz misiniz?" diye sordu. “Evet, benim!” dedim. "Hemen otobüse bin! Bizimle geleceksin!" dediler. Direniş günlerinde halkımdan bir dakika bile ayılmamıştım. Direnişin başında olanlardan birisiydim. Bu yüzden tutuklanacağımı biliyordum, yine de o anda ne olacağını pek kestiremedim. Beş yıllık bir cehennem hayatının benim için başlamış olduğunu düşünemedim.

Benim tutuklanmamı, köyün merkezinde bulunan insanlar gördü. Otobüs hemen geri döndü ve ilçe merkezine giden yolun üzerinde bulunan Topuzlar'dan Mustafa Karakış'ı da evinden alarak otobüse bindirdiler. Hamzalar'a vardık. Burada belediye memurlarını, Emine Hanım dahil, tutuklanıp arabaya yanımıza bindirdiler. Kıpırdamak ve aramızda konuşmak yasaklanmıştı. Otobüs, ilçe merkezi Kazan'a vardığında emniyet binası önünde durdu.

Bizi binanın içine soktular, aşağılayıcı, onur kırıcı hareketler, itmeler, kakmalar eşliğinde üst baş aramasından geçirdiler. Çok geçmeden daha büyük bir otobüse, önceden buraya getirilenlerle birlikte il merkezi Sliven Emniyet Müdürlüğü'ne getirdiler. Buradan daha önce defalarca geçmiştim… Bu gün emniyet müdürlüğü binasının önü bir mahşeri andırıyordu. Manzara karşısında insanın tüylerinin ürpermemesi mümkün değildi. Sayısız kalaşnikoflu ve köpekli polis etrafı sarmış, kuş uçurtuyorlardı… Bizi otobüsten indirir indirmez büyük bir toplantı salonuna aldılar. Burada saatlerce ellerimiz başımızın arkasında bağlı beklettiler.

Salonda bekçilik yapan polisler ve onların amirleri vardı. Sık sık kürsüye çıkıp bize karşı tehdit ve küfürler dolu nutuklar atıyorlardı. Bize karşı bu kin, bu nefret bunların içinde ne zaman birikmişti? Bu kinin, bu nefretin bu kadar derin olmasına sebep olacak biz ne yapmıştık? Bu gün gözlerimizin önünde bize karşı beslenen kin, nefret duyguları, önüne set çekilmiş bir ırmağın suları gibi kabarıp taşıyor ve dışarı vuruyordu. Türk azınlığına karşı kin, nefret duyguları dalga dalga yayılarak bütün ülkeyi kapsadı. Son iki ayda istisnasız tüm Türklerin, Bulgarlaştırmanın ilk adımı olarak, isimleri Bulgar isimleriyle değiştirildi...

Akşam üzeri buradan çıkarılıp tek tek üst katlardaki dar ve uzun bir koridora alındık. Bir elimizin parmakları üzerine yaslanmış şekilde beklememiz emredildi. Koridorun baş tarafından başlayarak, polis okulu öğrencileri, dalga dalga geçip sıradan herkese tekme ve silah dipçikleriyle acımasızca dayak atıyorlardı. Birçoğumuz, yerlere düşüyor, yere düşenlerin üzerine çıkıp eziyorlardı. Rejim bunların ruhlarını haczetmişti. Yüreklerinden insanlıklarını sökmüş çıkarmış, hepsini bir otomat haline sokmuştu. Onlarda ne şuur, ne kalp, ne vicdan hiç bir şey bırakmamıştı. Bırakmış olsaydı babaları, dedeleri yaşlarında zavallı ve masum insanlara bu şekilde davranmazlardı...

(Devam edecek)

Nasuf MUTLU

 

 

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar