AĞLAYAN MUHACIR

"Ha ben. Te ne zamandır namaz kılmak isterdim, ha şu Sultan Selim Camii'nde. Hâlbuki isem. E, beni yarın İstanbul’a sevk edecekler. Ha, bırakmazlar ki gideyim camiye. Haçan ki ben, efendim, muayene olmamışım daha, diye bırakmazlar ki, gideyim camiye, iki rekatcık namazcağız kılayım, çünkü biz Bulgaristan’da ha bu hudut taşına gelir, gelir bakardık ta Edirne’ye. Ağlardık be kızanım. Dua ettim idi, Edirne’ye varınca, kılayım ha namazımı..."

AĞLAYAN MUHACIR Tarih

 

Bundan 67 yıl öncesi Bulgaristan’dan Muhacirler Geliyordu...

 

AĞLAYAN MUHACIR

 

Bir Kızılay görevlisi anlatıyor: Muhacirleri toplamış elbise veriyorduk. Fakat çok muhtaç olanlara veriyorduk. Zaten onlar üstü başı düzgün ise almıyorlardı.

Bu sırada ağlayan bir muhacir baba gözümüze ilişti. Hemen onu arkadan çağırdık, en evvel ona elbise vermek istedik. Öne aldık. Ama yine ağlıyordu... Ona paltolardan seçmesini, gömleklerden, kendine göre bulup beğenmesini söyledi bayan memur.

O, "Hayır be kızancığım. Haniya ben istemem ki. Bak benim sakom vardır. Te bak!"

Bayan memure: "E, niçin ağlıyorsun, burada bekliyorsun, babacığım?

İhtiyar cevap verdi: "Ha ben. Te ne zamandır namaz kılmak isterdim, ha şu Sultan Selim Camii'nde. Hâlbuki isem. E, beni yarın İstanbul’a sevk edecekler. Ha, bırakmazlar ki gideyim camiye. Haçan ki ben, efendim, muayene olmamışım daha, diye bırakmazlar ki, gideyim camiye, iki rekatcık namazcağız kılayım, çünkü biz Bulgaristan’da ha bu hudut taşına gelir, gelir bakardık ta Edirne’ye. Ağlardık be kızanım. Dua ettim idi, Edirne’ye varınca, kılayım ha namazımı..."

Baktım bu sefer ağlayan iki oldu. Memure bayan da ağlıyordu.

Bayan derhal polise telefon etti. Kefil oldu. “Ben rica ediyorum, şu baba, Sultan Selim’de namazını kılsın. Yarın gidecek çünkü...” dedi.

İhtiyar, kendinden elli yaş küçük olan bayanın elini öpmek için eğildi, fakat bayan onun ellerini öptü. Memure halâ ağlıyordu.

O sırada orada olan, durumu merak eden valiye de anlatıldı.

İhtiyar yayan yapıldak, büyük bir sevinçle beş kilometrelik yola koyuldu. Ellerini gökyüzüne kaldırıp kaldırıp yüzüne sürüyordu.

Fakat arkasından valinin resmi otomobili yetişip, babayı Selimiye’ye götürdü ve getirdi.

İşte bunlar, insanı yaşatan idealler ve memleket dışında kalmış dindaşlarımızın, kim olduğunu ispat eden şahadetleridir.

Balıkesir Postası (6 Şubat 1951)

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar