DELİORMANLI  HEZARFEN

Deliorman bölgesi, yalnızca ulu ormanları, güçlü pehlivanları ve büyük köyleriyle değil, aynı zamanda bilge insanlarıyla ünlenmiş bir memlekettir. Bu yazıda hemşerilerime ve dünyaya tanıtmak istediğim bilge insan, Razgrat ilinin en büyük köylerinden biri olan Yonuzabdallı (Yunus Abdal’ın adından) Ahmet Hezarfen’dir. Hezarfen sülâle, daha sonra da soyadı, Ahmet Hoca Efendiye dedelerinden kalmış olup, bin fenli (teknikli) anlamına gelir.

DELİORMANLI  HEZARFEN Kültür

DELİORMANLI  HEZARFEN

    Deliorman bölgesi, yalnızca ulu ormanları, güçlü pehlivanları ve büyük köyleriyle değil, aynı zamanda bilge insanlarıyla ünlenmiş bir memlekettir. Bu yazıda hemşerilerime ve dünyaya tanıtmak istediğim bilge insan, Razgrat ilinin en büyük köylerinden biri olan Yonuzabdallı (Yunus Abdal’ın adından) Ahmet Hezarfen’dir. Hezarfen sülâle, daha sonra da soyadı, Ahmet Hoca Efendiye dedelerinden kalmış olup, bin fenli (teknikli) anlamına gelir.

   Adı geçen köyde doğup yetişmiş başka önemli aydın insanlar da var. Onların da adını kısaca hatırlatmak isterim: Merhum Prof. Hüseyin Hacıoğlu, Razgrat Türk Pedagoji okulunun ilk müdürlerinden ve Sofya Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyelerinden biridir. Üçüncü önemli kişi, Ahmet Hezarfen ve Hüseyin Hacıoğlu Hocaların öğrencisi olan yazar Ahmet Yusuf Taşkın’dır. Bu üç bilge insan arkalarında önemli izler bırakmışlardır. Ben, Yonuzabdal’ın (yerel söyleşiyi tercih ederim) genç kuşaklarından daha üç değerli aydın tanıdım: Şair Niyazi Makak, eğitimcilerimizden Ahmet Özgür ve Şemsettin Işık.

   Yazımızın konusu Deliorman’ın tarihsel geçmişini tanıtmak için büyük emekler verip yararlar sağlayan, yüreği Türklük, bilim ve memleket sevgisiyle coşan, Bulgaristan ve Anadolu Türklerinin sevgisini kazanan büyük araştırmacı Ahmet Hezarfen Beydir. Deliormanlıların birçoğu gibi o da bir Müslüman Türk ailesinde doğup yetişmiştir. Doğum yılı 1920’dir. Yani A. Hezarfen, diğer ünlü Deliorman aydını Osman Kılıç ile akrandır. Çocukluğu, iki mahalleden oluşan büyük Yonuzabdal köyünü saran gür ormanlarda ve bitek tarlalarda alın teri dökerek geçmiştir. İlkokulu köyünde bitiren Ahmet, ailesi tarafından rüştiye mektebinde (ortaokul) okuması için Razgrat’a gönderilmiştir (1934-1937). Artık ailesi ile birlikte Türkiye’ye göç etme planları yaparken, İkinci Dünya Savaşı başlar. Göç yolları kapanmıştır. Bu şartlarda Şumnu’daki Nüvvap Medresesine yönelir.

   Nüvvap okulundaki öğrenimi 5 yıl sürer ve talî (orta) kısmını bitirdiğine dair diploma almakla sonuçlanır (1943). İkinci Dünya Savaşı bütün hızıyla devam etmektedir. Ahmet, Nüvvap’ın âlî (yüksek) kısmında okumak ister ancak savaşın getirdiği yoksulluk ve perişanlık, isteklerinin önüne set çeker. Yükseköğrenim isteği gerçekleşmeyince, köyündeki ilkokulda öğretmen olarak çalışmaya başlar. İki yıl sonra savaş sona erer ve o da vatan hizmetine çağrılır. Askerliğini Trudovak (emek eri, silahsız asker) olarak yapar. Bu tür askerlik sosyalist Bulgar rejiminin Türkler ve diğer Müslüman azınlıklar için uydurduğu bir hizmet biçimidir. Askerliğini Balçik, Şumnu ve Dobriç’in Spasovo (Süleymanlık) köyünde yaptıktan sonra, Silistre ilinin Kızılburun (Ruyno) köyü rüştiyesine öğretmen olur (1946-1947). Bir yıl öğretmenlikten sonra, kendi köyündeki okula atanır ve burada 1951 yılına kadar çalışır.

   1951 yılının 26 Ocak tarihinde ailesiyle birlikte Türkiye’ ye göç eder. Burada da öğretmenlik mesleğine devam eder. İlk ataması 1952 yılında İsparta’nın İslâm köyüne (S. Demirel’in doğum yeri) yapılır. Devamla aynı ilin Sütçüler, Hamidiye ve Hamallar köylerinde çalışır. Yetişmekte olan çocuklarının öğrenimlerini sağlama almak için göçmenlerin bol olduğu Eskişehir’e tayinini ister. Orada Nemliköy, Ertuğrul Gazi ve Tepebaşı ilkokullarında öğretmenlik yapar. Öğretmenliğinin yanı sıra Ahmet Hezarfen çeşitli dergilere ve gazetelere yazılar ve makaleler gönderir. Fikirleri itibarıyla sol cenahta yer alır. Siyasi nedenlerle Eskişehir ilinden Bolu iline nakledilir. Oranın Yığılca, Selâmlar ve Ardıçdibi köylerinde çalışırken, sağlık nedenleriyle İstanbul’a tayinini ister.

İstanbul’un Anadolu Hisarı semtinde, Defterdar Mehmet Bey İlkokulunda ve Paşabahçe ilçesi ilkokulunda çalışır. Bu arada, Edirne’deki Yüksek Eğitim Enstitüsü sınavlarına dışarıdan katılarak, yüksekokul diplomasına da nail olmuştur (1983). Yaşının ilerlemiş olmasına rağmen, okul işlerinin yanı sıra, çeşitli basın organlarında fikir yazılarına da devam eder. 1986 yılında, yaş haddinden emekliye sevk edilmiştir.         1986-1991 yılları arasında İstanbul’daki Başbakanlık Osmanlı Arşivinde Osmanlı belgelerini okuyup, yeni yazıyla günümüz Türkçesine çevirmiştir. Şumnu Nüvvap Medresesi’nde edindiği bilgileri, arşiv araştırma işlerinde uygulamaya koşmuş ve Türk tarihi için çok değerli işler yapmıştır. 1996 yılında, Cem Vakfı bünyesinde araştırmacı olarak çalışmaya başlamış ve birçok kitabını da burada yayına hazırlamıştır. Bu arada Bulgarca’dan, Makedonca’dan ve Esperanto dilinden tercümeler yapmış, bilimsel araştırmalarında bu dillerden bol bol yararlanmıştır. 27 Mayıs 2005 yılında 85 yaşında iken Hakka yürümüştür.

   Ahmet Hezarfen Hoca, hemşerilerinin gurur duyacağı bir kişiliğe sahiptir. Öğrencileri ve öğretmenleri arasında çok çalışkan, çok iradeli, çok mütevazı ve sevecen bir kişi olarak tanınır. Soyadına yakışır bir bilim adamı ve araştırmacıdır. Ömrü boyunca memleketi Deliorman’ı andıracak eserler bırakma isteğiyle yanıp tutuşmuştur. Öğrencisi Yusuf Ahmet Taşkın’a Civan Aliş romanını yazmasını telkin eden yine odur. Beş yıl boyunca Osmanlı Arşivi’nde beraber çalıştığı araştırmacı Ayhan Aydın, Ahmet Hezarfen’in “Rumeli ve Anadolu Âyan ve Eşkıyası” kitabına yazdığı önsözde şöyle demektedir: “O, benzersiz kişiliğiyle, varlığıyla, dürüstlüğüyle örnek bir aydın olarak 82 yaşında da üretmeye devam ediyor. Hem de gece gündüz, hem de ilk günkü çalışma aşkının daha da üstünde; insanlara, insanlığa yararlı olmak için devamlı çabalıyor, çalışıyor, üretiyor.”

   Ahmet Hezarfen deyince benim usumda olduğu gibi, başkalarının da usunda Hezarfen Ahmet Çelebi’ye dair düşünceler çağrışabilir, zira o da bin fenli bilge bir kişiydi, ancak 17. asrın ilk yarısında yaşamış ve Galata kulesinden Üsküdar’a uçmuş bir bilgeydi. Aralarında 4 asırlık bir zaman aralığı var. Fakat onları yakınlaştıran bilgiye susamışlıkları ve insanlığa yararlı olma istekleridir. Ahmet Hezarfen’in sülâle adı Yonuzabdal’da “Zarfenler” olarak bilinir. Hemşerimiz Ahmet Hoca’nın kişiliği ile ilgili ilginç bulduğum ve yine Ayhan Aydın’a ait birkaç cümleyi de paylaşmak istiyorum: “O ki, Bulgaristan’ın Deliorman’ında Civan Alişlerin efsaneleriyle büyümüş, Yunus Abdalların, Demir Babaların, Otman Babaların, Akyazılı Sultanların, Musa Babaların manevî bahçesinde yetişmiş, Rumeli’nin ninnilerini, ezgilerini, nefeslerini, türkülerini, isyanlarını, dertlerini ve kederlerini, belleğine silinmez bir şekilde kazımış bir duygu ve akıl insanı. O ki, sevdalısı olduğu Türk illerinin yaşam kavgasının ortak yönlerini, Türkiye’ye geldikten sonra daha iyi gören bir bilge insan.”

   Ahmet Hezarfen Hocamızın kişiliğini anlatırken kendisinin paylaştığı iki anıyı okurlarla paylaşmanın yararlı olacağını düşündüm. Birinci anısı, Türkiye’ye göçerken sınırda gümrükçülerin davranışlarına dairdir. Ahmet Hezarfen, göç etmezden önce köyünün yaşlılarından, bazı cami külliyelerinden ve Razgrat il müzesinden derlediği bilgilerle birkaç dosya oluşturmuştur. İç İşler Bakanlığından onları geçirme izni de almıştır. Ancak sınırdaki gümrükçü ve muhafızlar, bu dosyaları paramparça edip saçmışlardır. Kayıpları telâfi etmek için, Türkiye’ye yerleştikten sonra, Yonuzabdallıların bulunduğu yerleri gezerek, yaşlı insanlarla görüşmüş, onlardan bilgiler ve folklor eserleri derlemiştir. Hemşerileri ondan Civan Aliş hikâyesini ve 1760 yılında Yonuzabdallıların Razgrat’ı basmalarını anlatmasını ve aydınlatmasını istemişlerdir.

   İkinci anısı da, 1971 yılında Sofya’daki Kiril ve Metodi Milli Kütüphanesi’ni ziyaretine dairdir. Hezarfen’in amacı, bu kütüphanenin Orientalistik (Şarkiyat) şubesinin müdürü, Nüvvap okulundan mezun olan Osmanlıca profesörü Boris Nedkov’la görüşmektir. Ancak müdürü bulamaz. Onu karşılayan müdür yardımcısı bayan, içeri davet eder ve çalışmalarını görmesini önerir. Ahmet Hoca şubeye girer ve 18-20 kişinin sözlükler önlerinde Osmanlıca belgeleri Bulgarcaya çevirmekle meşgul olduklarını görür. Tamamı Bulgar olan bu kişiler, Osmanlı varaklarını çok yavaş okuyarak, çok da yavaş tercüme etmektedirler. Şubeden çıkarken, Müdür muavini bayan ona çalışma düzenini beğenip beğenmediğini sorar. Cevap verir Hocamız; “Çalışmalar güzel de, çalışanlarınız çok ağır çalışıyorlar. Oysa Bulgaristan’da Nüvvap ve başka medreselerde okumuş, Osmanlıcayı iyi derecede bilen çok sayıda insan var. Sizin çalışanlarınızın bir haftada yaptığı işi bir günde yapabilirler.” Bayanın verdiği cevap, Hezarfen’in hiç de hoşuna gitmez: “Biz onlara güvenemiyoruz. Bir günlük işi isterse bir ayda yapsınlar…” Oysa o yıllar sosyalizmin Bulgaristan’da en iyi uygulandığı yıllardır. Fikir yapısı itibarıyla bir sosyalist olan Ahmet Hoca’yı, Bulgar sosyalistlerinin bu ayrımcı tutumu hayal kırıklığına uğratır.

   Merhum Ahmet Hezarfen, hayatta karşılaştığı yoksulluklara ve olumsuzluklarına rağmen, arkasında önemli miktarda eserler bırakmayı başarmıştır. Yayımlanmış olan kitaplarının sayısı 11’e ulaşmış, yayıma hazır da 5-6 kitabı vardır. Bunun dışında yüzlerce araştırma ve makalesi gazete, dergi ve ansiklopedi sayfalarında kalmıştır. Yayınlanan kitaplarını liste halinde daha aşağıda sunuyoruz:  1. Ho Amca (Ho Şi Min) Esperanto dilinden çeviri, Muhsin Yürükle birlikte),Habora Yayınevi İstanbul, 1969.

2. Faşizm Zindanlarında (Bulgarcadan çeviri), Yazar: Kosaşki, Bilim Yayınevi, İst., 1980. 3. 17.-20. Yüzyıllarda Osmanlı Devletinde Esnaf, İst. Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birliği, 1999, Ankara. 4. Vakanüvis Ahmet Lütfi Efendi Tarihi, 1. Cilt, Tarih Vakfı Yayınları, İstanbul, 1999.5. Rumeli ve Anadolu Âyan ve Eşkiyası, c. 1, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000. 6. Japonya (tarih Tezi Işığında), Hikmet Kıvılcımlı, (Osmanlıca’dan çeviri), Tarih Bilimi Kitapları- 2000. 7. Rumeli ve Anadolu âyan ve Eşkıyası, Cilt 2., Kaynak Yayınları, İstanbul, 2002. 8. Osmanlı Arşivi, Mühimme ve İrade Defterlerinde Alevîler-Bektaşîler.( 130 adet orijinal Belge Osmanlıca-Türkçe).Karaca Ahmet Sultan Kültür Derneği, İstanbul, 2002.  9. Osmanlı Belgelerinde Dersim tarihi, Etik Yayınları, İstanbul, 2003. 10. Osmanlı Belgelerinde Diyarbakır Tarihi. Etik Yayınları, İstanbul, 2003. 11. Tarihi Belgeler Işığında Kızıl Deli Sultan (Seyit Ali Sultan Dergâhı), Yayınlayan Cem Vakfı. Ahmet Hezarfen hakkında yazılan kitap: Deliorman’ın Koca Çınarı Ahmet Hezarfen (Yaşamı, çalışmaları, anıları, yazıları), 560 s. Yazan: Ayhan Aydın.

   Sosyalizm ve Toplumsal Mücadeleler Ansiklopedisi ile İstanbul Ansiklopedisi’nde Bulgaristan ve Bulgarlara dair yazıları, Atatürk’ün Bütün Eserleri yayınında danışmanlık yapmış ve belgeler çevirmiştir.

Osmanlı belgelerini okumak ve tercüme etmek, iğneyle kuyu kazmak kadar ağır ve zaman isteyen bir iştir. Dirençli bir Deliorman Türk’ü olan Ahmet Hezarfen Hoca, yüksek bilgi birikimi ve çalışkanlığı sayesinde Anadolu, Rumeli bu sayıda kendi bölgesinin tarihine de büyük katkılarda bulunmuş örnek bir aydın insandır. Onun 2 ciltlik Rumeli ve Anadolu Âyan Eşkıyası kitabı, adı geçen coğrafyaların Osmanlı Dönemi tarihinin açıklanmasına katkılarda bulunmuş ve bulunmaya da devam edecektir. Doğumunun 95. ve ölümünün de 10. yılında hemşerimizi gurur ve minnetle anıyor, kabrinde nur içinde yatmasını Allah’tan niyaz ediyoruz.

İsa CEBECİ

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar