ZÜMRÜT YEŞİLİ BİR DİYAR

Burada toprak çatlamış. Parça parça bugünkü toplum gibi. Biz yaşayanlara siz işte busunuz, diyor üzgün sesle ve son yol, hak ettiğiniz cennet beraberliği olduğuna göre, dört günlük hayatta kavga etmeye, bölünüp parçalanmaya, küs yaşamaya ne gerek var, diye soruyor. Başka birilerin çıkarlarına uyup sinsi tuzaklarına düşerek, birbirinize düşman olmaya değer mi ikazında bulunuyor!

ZÜMRÜT YEŞİLİ BİR DİYAR Bulgaristan

ZÜMRÜT YEŞİLİ BİR DİYAR


   Burada toprak çatlamış. Parça parça bugünkü toplum gibi.

   Toprak kayıyor. Aranızda anlaşıp birlik olmazsanız sizi bağrıma basmam diyor.

   Bir önceki asırda verilen büyük ve sert mücadeleden yorulmuş bizim Türkler...

   Ay yıldızlı, Türk isimli mezar taşları arasındayım. Çınar gölgeleri koyu ve serin.

   Kırcaali’deyim. Zümrüt yeşili bir şehir! Gönül alan güzelliğin pırlanta taşları çiçekler! Akasyalar, kestaneler, öbek öbek laleler, sedir ağaçları sıra bozup, birden açmışlar yollarca, boydan boya. Esintilerle oynaşan nisan güneşi bahar kokuyor. Mest eden kokularıyla genizlere dolarken insanlara konuşuyor; "Sıra bozduk. Ders olsun diye aynı günde açtık. Sevdiklerimiz için buradayız. Bize kana kana doyun, bizi birlikte görün, beraberliğimizi kucaklayın ve siz de bizim gibi olun diye geldik huzurunuza Kırcaali’de. Birlikteliğimiz hem ibret olsun hem de örnek olsun istedik..."


    Kırcaali, çiçekler içinde çok sevdiği bir sakinini son yolculuğuna uğurluyor. Müzeyyen Durgudova’yı. Nüvvab’ın ala bölümünün son öğrencilerinden, Koşukavak’ta (Krumovgrad) ilk Türk okulunun kurucusu, Kırcaali Türk Pedagoji Okulunun Kurucu Müdürü Turgut Ragıbov’un sevgili gelini, Erdinç ve Ercan’ın annesi ve 4 torunun anneannesi Müzeyyen Hanım, 86 yaşında hayata gözlerini yumdu ve Allah’ın rahmetine kavuştu. Bu büyük aile, Kırcaali toplumuna, Türklük mayalayan büyük çınarlardan biridir. Doğu Rodoplar’ın Türk öğretmen, şair, yazar ve toplumcuları, köylüden kentli olan kadınları, bu büyü yürekli ve fedakâr insanların iyiliğini görmüş, elinden su içmiştir.


    Merkez mezarlıktayız. Hıristiyan cesetler ana kapıdan, Müslüman naaşlar yan kapıdan giriyor. Türk mezarlara doğru bakan, yan yana çeşmeler, su sesini dinleyenler tepenin belinde, şehre ve içinden geçen Arda nehrine, deli deli esen rüzgârların su aynası oyununa bakıyor. Yan yana, sıra sıra taşları yıldızlı kabirler. Hepimize, her yere ve gökyüzüne aynı mesafede. Mezarlık, dünü bugüne ve yarına bağlayan, herkesin baş eğdiği kutsal yer.


   Burada toprak çatlamış. Parça parça bugünkü toplum gibi. Biz yaşayanlara siz işte busunuz, diyor üzgün sesle ve son yol, hak ettiğiniz cennet beraberliği olduğuna göre, dört günlük hayatta kavga etmeye, bölünüp parçalanmaya, küs yaşamaya ne gerek var, diye soruyor. Başka birilerin çıkarlarına uyup sinsi tuzaklarına düşerek, birbirinize düşman olmaya değer mi ikazında bulunuyor!

   Toprak kayıyor. Aranızda anlaşıp birlik olmazsanız sizi bağrıma basmam diyor. Türklükten, Müslümanlıktan, geçmişinden, geleneklerinden ve umutlarından kopmuş olanlar, nifak yaratanlar, yeryüzünde size yer yok, gelin şu çatlakları doldurun, bana sığının, diyor sanki! Bağrımda ayrı gayrı, menfaat çıkar, kıskançlık hırsızlık, fesatlık fitnelik, insan kayırma, ezme, gammazlama, kötüleme, hasta liderlik hırsı, tek milletli, tek uluslu, tek dilli devlet yok ve daha ne kadar illet varsa orda, hiç birine yer yok burada. Ölü ve canlı tüm diller konuşuluyor, herkes özgürlüklerin esri, telleri kopmuş sazlar durmadan çalıyor ve orada görmediğiniz renklerle açıyor çiçekler ve insanlar kardeş, birlikte yaşamaktan alıyorlar cesareti.


   Sevdikçe sevesin gelen, gördükçe göresin gelen, ışığın bittiği yerde şimşekler çakan bu dünyayı terk etmek çok zor. Doğa, yaşayanlara iyiliklerle güzellikler, ağaçların her birine yeşilden ayrı bir ton, goncalara tek tek renk seçip gönülleri ferahlatan kokular bahşederken, ölümü insanlara uygun görmesi hayata anlam veriyor. Gözler mezarlarda. “En iyi yerleri kapışmışlar” geçiyor akıllardan. Her an sorguluyor bizi doğa. Nasıl olur da bu kadar değişebilirsiniz diyecek, dili sökülse, tuhaflaşıyor birden. Bir yanlış mı yaptım insanı yaratırken, yankılanıyor kabirlerin arasında! Yaşlılar kabirlere hayat suyu veriyor. Dua ediyor. Hafızlar El Fatiha okuyor. İşitilen Amin…


    Yirmi birinci yüzyılda, bir önceki asırda verilen büyük ve sert mücadeleden yorulmuş Türkler yatıyor Kırcaali Merkez Mezarlığı'nda. Anıt taşlarını, kem gözlerden korumak için kahraman lakabı yontulmamış, güneşe bakan yüzüne, ama yerleri korunmuş. İslamiyet, Müslümanlık ve Türklük kavgası, nişan, madalya, levha istemez. Şehitlerimize doğanın çelengi yeter de artar. Hepsi kışın bahar gebe olduğuna inanır. Hak ettikleri cennettir. Ahirette Peygamberle beraber olmaktır. Büyük nimet Türklük ışığıdır. Şefkatle başlayan ve sevgiyle bütünleşen, Türklükle mayalanmış ufuktur.


   Ay yıldızlı, Türk isimli mezar taşları arasındayım. Çınar gölgeleri koyu ve serin. Güllere bezenecek cennet, goncalar dallarda.. Vuslat durağı burası! İsim, baba ve soyadı, doğum ve ölüm tarihi sorulan yer. Bir sorgu değildir bu. Kendilerine hayat hakkı tanıdığı en asil soylardan olan Türklerin nerelere kadar uzandıklarını, Müslümanlığın yeryüzünde nerelerde hakım olduğunu, yüce vasıfların nereye kadar yayılabildiğini öğrenmektir amaç. Adalet, mutluluk ve huzur yaşadığı yer bilinmelidir.


   Şu tepenin belinde yatanların hepsi kardeştir. Ne ki, döneklik, ajanlık, ihanet edenlere cennet kapısı kapalıdır! İnsanın insana ettikleri dünyada kalır. Kötülüklerden ve vicdan azabından arınma bunun için yaratılmıştır. Siyah renk ve düşmanlık yaratandan gelmemiştir. Karalar bağlamak kaderin yavrusudur. Dereler, ırmaklar insandan ve toplumdan olmayanı denizlere taşır, mavi suların derinliklerine gömer. Yolun sonunda görünen yalnız iyilik ve ibrettir.


   Mezar çukuruna iki kürek toprak atmadan, bir kabre bir ibrik su dökmeden, bir Fatiha okumadan geçen ömürle, hayat felsefelerini anlamazlar. Kendilerinden iyilik beklemek yanlış olur. Kırcaali merkez mezarlığında toprak çatlamış, açılmış. Ayrılıkçıları, bölücüleri, birlik bozucuları ve Türklüğe ihanet edenleri bekliyor. Toprağın altında ayrı gayrı, sen ben, bölünmüşlük, düşmanlık yok. Saraydan emir alıp da halkı birbirine düşürmek de yok. Beraberce, iç içe, birlikte yaşamaya davet var. Kardeşçe yaşamak boyun borcunuz! İki ölüm yok. Nurdan başka ışık da yok. Her şey unutulabilir. Ama iyi insanların değerleri asla! Çünkü bizi daha iyi yarınlara taşıyan onlardır...


Nedim AKIN

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar