BALKANLAR'DA DENGELERİN GÜCÜ TARTILIRKEN...

Sırpların Boşnaklara saldırmasıyla yaşanan savaş suçları şimdilerde karşılıklı yargılamalarla dengeleniyor. Ancak bazı acıların unutulması mümkün değil. Buna rağmen Ankara, Balkanların bu iki kadim toplumunu barış eksenli projelerle barıştırmayı, buluşturmayı bölge barışının tesisi açısından gerekli buluyor.

BALKANLAR'DA DENGELERİN GÜCÜ TARTILIRKEN... Balkanlar

BALKANLAR'DA DENGELERİN GÜCÜ TARTILIRKEN...

Balkanlar etnik milliyetçilik üzerinden karıştırılmak isteniliyor. Birinci dünya savaşı öncesinde Slav milliyetçiliği üzerinden bu gerçekleştirildi. 1820’lerde Pan-Cermenizm’den etkilenen Panislavizmin çıkışı, Kırım Savaşı’nın ardından daha belirgin hale gelen Avrupa karşıtlığına bir tepkiydi. Bu nedenle Panslavizm, 1870’lerde Avrupa kamuoyunda “Rusya’nın öncülüğünde bütün Slavların birleşmesi” olarak algılandı. Ancak İngiliz siyaseti, Panslavizmi kendi emperyalist çıkarları doğrultusunda kullanmayı başardı ve Pan-Slavizm’i Avusturya Macaristan İmparatorluğuna karşı kullandığı gibi, Osmanlı İmparatorluğunun baş belası yapmayı da becerdi. Slav milliyetçiliği Balkanları parçalamak için, Rusların ve İngilizlerin maliyeti düşük bir operasyon aracı oldu. Balkan uluslarının birbirlerine düşmesiyle Balkanlar’da en uzun süreli siyasal birlikteliği kuran Osmanlı İmparatorluğu bölgeden tasfiye edildi ve yaşanan ayrışma dönemi sonrasında, uluslararası ilişkiler literatürü “Balkanlaşma” kavramıyla tanıştı.

Günümüz Balkan coğrafyasında 1. Dünya Savaşı'nda Slavların üstlendiği rolün Arnavutlara verilmek istendiği anlaşılıyor. Arnavutlar, bu rolü çoktan benimsemiş gibi. Ancak Balkanlar'ın diğer etnik unsurları Arnavutlara bu fırsatı verme eğiliminde olmadıklarını eski düşmanlıklarını işlevsizleştirerek gösteriyor. Ankara’nın öncülüğünde Belgrad Saraybosna yakınlaşması ve 23 Mart 2018’de Üsküp’te düzenlenen toplantıda 99 delegenin katılımıyla kurulan Boşnak Demokrat Birliği (BDS), Makedonya siyasi sahnesine dahil olması ve Parti genel başkanlığına oy birliğiyle işadamı Münir Kolaşinac’ın seçilmesi gibi. Boşnak Demokrat Birliği, Makedonya Arnavutlarının ülke genelinde ve Parlamentoda üstünlük kurmasını engelleyebilir. Arnavutların Makedon hükümeti üzerinde baskın ve baskıcı uygulamalarını hafifletebilir. Makedonya Devlet İstatistik Dairesi, 2002 yılında yapılan nüfus sayımı verilerine göre, nüfusun yüzde 64’ünü Makedon olarak tanımlarken, yüzde 25’ini Arnavut, yaklaşık yüzde 4’ünü de Türk olarak açıklamıştı. Verilere göre, nüfusun geri kalanı Roman, Boşnak ve Lehler’den oluşuyor. 2 milyon 100 bin civarında toplam nüfusu bulunan Makedonya’nın %65’i Makedon (1 milyon 300 bin), yüzde 25’i Arnavut (510 bin), yüzde 4’ü Türk (80 bin) yüzde 2’si Sırp (35 bin) ve yüzde 1’i Boşnaklardan (18 bin) oluşuyor.

Sırpların Boşnaklara saldırmasıyla yaşanan savaş suçları şimdilerde karşılıklı yargılamalarla dengeleniyor. Ancak bazı acıların unutulması mümkün değil. Buna rağmen Ankara, Balkanların bu iki kadim toplumunu barış eksenli projelerle barıştırmayı, buluşturmayı bölge barışının tesisi açısından gerekli buluyor. Savaş suçu işleyen eski Sırp komutanların yargı süreci tamamlanan da var, devam edende. Boşnaklarda zaman zaman savaş suçu işlemekle itham edilen eski askerleri gözaltına alıyor, yargılıyor. Bosna’daki savaşta (1992-1995) işlenen suçlarla ilgili ülkenin farklı şehirlerinde gerçekleştirilen polis operasyonu kapsamında, aralarında eski Boşnak General Atif Dudakovic’in de bulunduğu 12 eski asker “insanlığa karşı suç işledikleri” iddiasıyla gözaltına alınmış, Savcılığın talimatıyla Bosna Hersek Araştırma ve Koruma Ajansına (SIPA) bağlı özel polis birlikleri tarafından başkent Saraybosna’nın yanı sıra Bihac, Sanski Most, Kljuc, Velika Kladusa ve Cazin şehirlerinde operasyonlar düzenlenmiş, 16 adreste düzenlenen operasyonlarda “sivillere yönelik suç işlemek” ve “insanlığa karşı suç işlemek” iddiasıyla 12 eski askerle gözaltına alınanlar arasında Bosna savaşında önemli başarılara imza atan ve savaşın en önemli Boşnak komutanlarından biri olarak anılan eski General Atif Dudakovic’in de olduğu belirtilmişti. 1995 yılında ülkenin kuzeybatısındaki şehirlerde esir alınan Sırp askerlerin yanı sıra yüzlerce Sırp sivilin öldürülmesi ile suçlanan eski Boşnak askerler ile daha önce hakkında herhangi bir dava olmayan Dudakovic, ülkedeki Sırp sivil toplum kuruluşları ve siyasiler tarafından savaş suçu işlemekle itham edilmişti.

Ancak korkulan olmadı. Bosna Hersek Mahkemesi, 1992-1995 yılları arasında binlerce insanın hayatını kaybettiği Bosna Savaşı’nda “insanlığa karşı suç işledikleri” iddiasıyla gözaltına alınan ve aralarında eski Boşnak general Atif Dudakovic’in de bulunduğu 13 eski askerin şartlı olarak serbest bırakılmasına karar verdi. Mahkemeden yapılan açıklamada, “Dudakovic ve diğerleri” davasına ilişkin Bosna Hersek Savcılığı tarafından mahkemeye sunulan tutuklu yargılanma talebinin reddedildiği belirtildi. Açıklamada mahkemenin Dudakovic ve 12 eski askerin şartlı olarak serbest bırakılmasına hükmettiği de belirtildi.”Dudakovic ve diğerleri” davasından yargılanacak isimlerini, dava boyunca birbirleri veya tanıklarla iletişim kurmama şartıyla serbest bırakıldıkları da ifade edildi. 2 Aralık 1953 doğumlu Atif Dudaković; Bosna ordusunun eski generallerinden. Bosna savaşı sırasında Dudaković, Bosna ordusu 5. Kolordusu’na komuta etmiş, Una Nehri üzerinde kurulu Bosna-Hersek’in kuzeybatı kısmında bulunan Bosna-Hersek Federasyonu Una-Sana Kantonu’nun başkenti olan Bihać şehrini savunmuştu. Savaştan sonra Bosna-Hersek Federasyonu ordusunun genel komutanı oldu. 2005’ten beri 1995 yılında etnik Sırplara karşı işlendiği iddia edilen savaş suçları hakkında soruşturma altında. 2010 yılında, Haris Silajdžić’in Bosna-Hersek Partisi’ne katıldı.

7 Eylül 2015’te Bosna Hersek’te bazı tutuklamalar üzerine “Boşnak direnişin öncüleri yok mu ediliyor?” sorusuna cevap aramıştım. Bosna Hersek’te yaşananlar ister istemez “Her devrim önce kendi evladını yer” sözünü akla getiriyor. Sözün orijinali şöyle: “ Satürn gibidir, kendi evlatlarını yer.” Bu söz Fransız devrimcisi Danton’a atfedilir ama aslında bu sözü ona, “Danton’un Ölümü” kitabında George Büchner söyletir. Çünkü Danton Fransız devrimin öncülerindendir ve Giyotine gönderilerek ortadan kaldırılmıştır. Alman yazar Georg Büchner’in Fransız İhtilali’nden yarım asır sonra yazdığı kadar sonra yazdığı ‘dantons tod’ (danton’un ölümü) isimli başarılı dramasında sonunu sezen Danton’a ettirdiği bu sözün Almancası “die revolution ist wie saturn, sie frißt ihre eignen kinder” olsa gerek. Neden böyle düşünüyorum? Balkan ülkeleri örneğin Kosova ile Sırbistan ve Bosna Hersek ile Sırbistan savaşın ardından diplomatik ilişkilerini geliştirmek istiyorlar. Adı geçen ülkeler savaş yıllarında ön safta olan askerlerini veya gönüllüleri, savaş suçlusu ilan edebiliyor veya savaş suçlusu olarak yargılayabiliyor. Amaç diplomatik temasta ayak bağı gördükleri isimlerden kurtulmak, karşı tarafın tahammülsüzlüğünü ortadan kaldırmak.

Bosna Hersek Cumhuriyeti Ordusu’nun (ARBİH) üç eski askeri, 1993 yılında Konyits şehri yakınlarındaki Trusina köyünde Hırvat sivillere ve askerlerine yönelik “savaş suçu” işledikleri gerekçesiyle 10 yıldan 15 yıla kadar hapse mahkûm edildi. Bosna Hersek Mahkemesi’nde görülen davada, Nihad Boyaciç’e 15 yıl, Necad Hociç’e 12 yıl ve Mensur Memiç’e 10 yıl hapis cezası verildi. Aynı davanın sanıklarından Cevad Salçin ve Senad Hakaloviç ise beraat etti. Trusina köyünde 16 Nisan 1993’te meydana gelen olayda, 18 Hırvat sivil ve daha önce esir alınan 4 Hırvat Savunma Konseyi (HVO) askeri öldürülmüştü. Trusina’daki olaylar nedeniyle daha önce sadece Rasema Handanoviç 5 yıl 6 ay hapse mahkûm edilmişti. Hakkında soruşturma açılan bir başka ordu mensubu Naser Oriç İsviçre’de 10 Haziran’da gözaltına alındıktan sonra özel uçakla Uluslararası Saray Bosna Havaalanı’na getirilmiş ve Bosna Hersek Savcılığı’nda ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılmıştı.

Oriç’ten başka Boşnak direnişi sırasında canını dişine takarak Sırp ordusunun ilerleyişini durduran Atıf Dudakoviç, merhum Arif Paşaliç, merhum Avdo Paliç ve merhum İzet Naniç, Şerif Patkoviç gibi kahramanların da benzer soruşturmalara muhatap olacağını düşünmek bile istemiyorum. Avdo Paliç savaş döneminde Jepa (Zepa) kentindeki Boşnak birliklerinin komutanıydı, çatışmalar sırasında şehit olmuştu. Zepa’yı ele geçiren Bosnalı Sırplar kenti savunan Boşnak askerlerinin komutanı Albay Avdo Palic’i öldürmüştü. Acaba yaşasaydı o da mı savaş suçlusu ilan edilecekti? Bosna Ordusunun bir diğer efsanevi ismi Arif Paşaliç, 1992’de Mostar’da oluşturduğu savunma hattında büyük askeri başarılar gerçekleştirdi. Daha sonra Sefer Haliloviç’in ardından Bosna Hersek Genelkurmay Başkanı oldu. Lahey Mahkemesinde Mostar savunmasının tanığı olarak dinlendi. Mostar’dan Saray Bosna’ya giderken şüpheli bir trafik kazasında öldü/öldürüldü. Yaşasaydı muhtemelen savaş suçlusu ilan edilirdi.

Bosna-Hersek’in kuzeybatısında yer alan Bujim kentinde, 2. Abdülhamit Han döneminde gönderilen fermanla cuma günleri okunmaya başlanan ve halk arasında “Sultan Duası” olarak bilinen geleneği, aradan geçen yıllara rağmen yaşatanlardan olan, Bosna savaşı sırasında büyük başarılara imza atan Bosna ordusunun altın zambak ile ödüllendirilen, 5.kolordunun Bujimli şehit komutan İzzet Naniç ve silah arkadaşlarının da savaş zamanında “Sultan Duası”nı okudukları biliniyor. 1992-1995 yılları arasında cereyan eden Bosna savaşı esnasında olağanüstü zaferleriyle ünlenen, halen kahramanlığı halk arasında konuşulan Bosna ordusunun kuzey-batı cephesinin güvencesi, İzzet Naniç ve kardeşi Nevzet Naniç’in mezarları da burada. Şimdi onların kemikleri sızlamaz mı? 1993 yılında Sırpların desteklediği Fikret Abdiç liderliğindeki Bihaç bölgesi Boşnakları İzzetbegoviç’e karşı çıkmış, ancak bunun bedelini ağır ödemişlerdi. Atıf Dudakoviç liderliğindeki birlikler batı Bosna’da Sırp ordusunun desteklediği Abdiç’in askerlerini yenilgiye uğratmışlardı. Bosna’daki savaşın unutulmaz komutanlarından emekli General Atif Dudakoviç hakkında da zaman zaman Bosna-Hersek’teki iki etniseden biri olan Bosna Sırp Cumhuriyeti’ndeki sivil toplum kuruluşları ve Bosnalı Sırpların lideri Milorad Dodik tarafından tutuklanması talebinde bulunuluyor.

Naser Oriç yaşayan efsane. Hakkında yazılanlara göre; 3 Mart 1967’de 1967’de Srebrenica yakınlarındaki Potocari’de doğdu. Yugoslavya döneminde polis akademisini bitirdi ve özel kuvvetlerde görev yaptı. Savaş öncesi Sırp lider Slobodan Miloşeviç’in koruması oldu. Hatta Lahey’de yargılandığı dönemde bile Miloşeviç’e “cumhurbaşkanım” diye hitap ettiği, aleyhinde tanıklık eden kişilerin ifadelerini değiştirmeleri konusunda Miloşeviç tarafından ikna edildiği ve bu sayede Oriç’in, Lahey’de serbest kaldığı söylenir. Savaş zamanı Bosna-Hersek ordusuna katıldı. Savaş süresince Sırpların korkulu rüyası oldu. Srebrenica’dan Tuzla’ya geçmesini fırsat bilen Sırplar, soykırımı gerçekleştirdi. Tuzla’dan Srebrenica’ya geçtikten sonra, katliama katılan hiçbir Sırp’ı sağ bırakmadı. Naser Oriç Torbari adını verdiği özel bir birlik oluşturdu. Torbari; Balkan ülkelerinde kullanılan bir sözcük. Kese, heybe, torba veya sırt çantası gibi anlamı var. Hem Boşnakçada hem de Arnavutçada mevcut. Türkçe kökenli bir kelime. Arnavutça ve Boşnakça birbirlerinden farklı diller olmasına rağmen aynı manada kullanılan ortak kelimeler genellikle Osmanlı döneminden adı geçen dillere geçmiş. Naser Oric hatıralarında Torbarilik yaptıklarına dair imalarda bulunuyor. Ordunun arkasından giden ve artçı birlikleri veya yaralı askerlerin eşyalarını, erzaklarının yağmalanmasına Torbari deniliyor. (Verdikleri bilgiler için Noli Zhita ve Sengun Sipahi’ye teşekkür ediyorum.)

Torbari, hayatta kalma mücadelesinin sonucu ve bir tür yağmacılık. Ancak eski Türkçe de Torbari kelimesinin karşılığı olabilecek bir sözcük belki Tor+ba olabilir. Kâşgarlı Mahmud’un kaleme aldığı Divanü Lûgat-it Türki isimli eserde; “Tor”, tuzak, ağ manasında, “ba”, bağlamak, örmek anlamında kullanılmıştır. Torba; tuzak kuran, ağ atan gibi anlamlar içerebilir. Muhtemelen Sırp birliklerine pusu kuran ve imha eden, daha sonrada kullandıkları silah ve mühimmata el koyan yani ganimet muamelesi yapanlar demek. Bosna kahramanlarına sahip çıkmalı! Her ne kadar Kurtlar Vadisi dizisinin sanal kahramanı Polat Alemdar’ın ağzından söyletilen; “geleceğini düşünen kahraman olamaz” sözünün doğruluğuna inanılsa da, kahramanlar geçmişin aynası geleceğin teminatıdır. Mostar Köprüsü’nün yüklendiği misyon kadar Boşnak direnişinin şehitleri ve yaşayan gazileri de, aynı işleve sahiptir. Şehitlerin ruhuna el Fatiha!

Ömür ÇELİKDÖNMEZ,

Ankara

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar