BÜLBÜL SESLİ VE YİĞİT YÜREKLİ KADRİYE

Daha sonra birçok yerde güzel sesi ile seyircileri büyüleyen Kadriye Latifova, kısa zamanda halkın sevgisini kazanır. Kuzey ve Güney Bulgaristan’dan herkes tarafından ilgiyle dinlenen ve ‘Rodoplar'ın bülbülü’ olarak adlandırılan ses sanatçısının, kısa hayatı boyunca beş yüze  yakın halk şarkısı seslendirdiği ve radyoda da iki yüze yakın parça kayıt ettiği biliniyor.

BÜLBÜL SESLİ VE YİĞİT YÜREKLİ KADRİYE Kültür

BÜLBÜL SESLİ VE YİĞİT YÜREKLİ KADRİYE

  

 

Bir program hazırlarken, hicaz makamındaki bu şarkıya rastladım. Bulgaristan’da kalan Türklerin okuyup dinlediği yanık bir şarkıydı;

Elinde kiraz dalı, / Yeni oldum sevdâlı,

Ben de seni severim; / Sen de oldun edalı,

Alamadım ben, / Saramadım ben,

O tatlı sözlerine, / Doyamadım güzel ben.

 

Yüzünü bana dönsene, / Hasret kaldım bûsene,

Gelinlik vakti gelmiş;/ Güzelleştin bu sene,

Alamadım ben, / Saramadım ben,

O tatlı sözlerine, / Doyamadım güzel ben.

 

Entarisi filîzi, / Kim bilir kalbimizi,

Öte beride rüzgâr; / Ayırdı ikimizi.

Alamadım ben, / Saramadım ben,

O tatlı sözlerine, / Doyamadım güzel ben.

Şarkı o kadar bize ait ki, hemen ezbere alınıyor ve şuur altına yerleşiyor. Sözler, Karacaoğlan’ın mısralarını andırıyor. Bazı şarkılarımızın bu şarkının tesiriyle vücuda getirildiği duygusu ve düşüncesine kapılıyor insan. Yahut Hasret Vatan Rumeli’dekilerin, bu taydaki özlemlerle, benzer nağmeler yarattığı akla geliyor. Girişte meçhul udî’nin yaptığı taksim de dört başı mâmur bir icrâ idi… İkinci dilimiz olan Türk Mûsikîsi’nin yalnız Ana vatan’da değil, şimdilik bizden ayrı kalan öbür Türk Yurtları'nda da canlılığını muhafaza ettiği gerçeği ortaya çıkıyor.

Türk Edebiyatı Vakfı'ndaki seminerde misafirlerimiz haz içinde şarkıyı dinlediler. Mutlu bir tesadüf, Bayburtlu hemşehrilerimin yanı sıra, salonda Filibe’den, Taşkent’ten, Kerkük’ten ve Azerbaycan’dan gelmiş dostlarımız da vardı.

Seminer sonrası şarkıyı söyleyen Kadriye Latifova’yı merak ederek, araştırma yaptım. Hayatı hakkındaki bilgilere ulaşınca, başıma kaynar sular döküldü. İşte kaynaklardaki biyografisi:

Kadriye Latifova kimdir ?

Ünlü türkücü ve sanatçı, 30 Mayıs 1928 yılında Haskovo’ya bağlı Golemantsi köyünde doğdu. Yıldızı 1953’de Haskovo’daki Türk tiyatrosuna girdikten sonra parlayan genç kız, ilk ulusal çaptaki halk türküleri yarışmasında birinci olur. Genç yaşta Latif Raşidov ile evlenen Kadriye’nin, Vejdi ve Rujdi adında iki oğlu dünyaya gelir. (Editörün notu; Günümüzün eski Kültür Bakanı Vejdi Raşidov'tan bahsedilmekte).

Daha sonra birçok yerde güzel sesi ile seyircileri büyüleyen Kadriye Latifova, kısa zamanda halkın sevgisini kazanır. Kuzey ve Güney Bulgaristan’dan herkes tarafından ilgiyle dinlenen ve ‘Rodoplar'ın bülbülü’ olarak adlandırılan ses sanatçısının, kısa hayatı boyunca beş yüze  yakın halk şarkısı seslendirdiği ve radyoda da iki yüze yakın parça kayıt ettiği biliniyor.

Kadriye Latifova’nın, ünü uluslararası çapta da biliniyor. Bir gün Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük seslerinden olan Zeki Müren’e, Balkanlar'da ünlü bir türkücü adı söylemesini rica etmişler. O da, Kadriye demiş.

O sadece sesi ile değil arkadaşları arasında gösterdiği insanlık ve anlayışı ile gönülleri kazandı. 1962 yılında hayatın baharında bir trafik kazasında bu dünyaya gözlerini yuman Kadriye Latifova, binlerce kişi tarafından söylenen türküleri ile hala unutulmadığını gösteriyor. Biz de bu  değerli sanatçımızı rahmetle anıyor, gecikmiş de olsak, hâtırası önünde saygı ile eğiliyoruz.

Kadriye Lâtifova, sadece mahallî şarkılar söylememiş. Günümüz de ülkemizde unutulan birçok şarkıyı da plâğa okumuş. Şarkılar bizde unutulup-unutturulduğu için, arşiv belgesi niteliği de taşıyor Kadriye Lâtifova.

Elmayı top top yapalım,

Kızlara bahşiş atalım,

Kadife de ceketini dar yapalım;

Ne güzel yakışır ince bele.

 

Eğlenelim tâze ilen,

Altın da yelpaze ilen,

Ölçelim de o güzelin ince belini;

Biri gümüş endâze ilen.

TRT müzik dairesinin arşivindeki notada kaydedildiğine göre; Muzaffer Sarısözen türküyü, 30 Ocak 1952 de, Ziya Bulut’dan derlemiş. Yöre olarak da Hendek kaydı var. Bu türkünün o bölgeye ait olduğuna ihtimal vermiyoruz. Bestekâr gelişmiş bir mûsikî formasyonuna sahip. Şehir folklorunu iyi biliyor. Rumeli göçmeni olduğu kesin. Dobruca, Kalkandelen veya Üsküp yöresine ait tertip edilmiş bir türkü.

Türküde "Endaze" (65 cm.) kelimesi geçiyor. Bizim yazı dilimizde, bu kelime ortadan kalkmıştır. Ama Rumeli’de yaşıyor. 1950 yılına kadar Doğu Anadolu’da, kumaş ticaretinde, Halebî (50-70 cm. arası) ve Arşın (68 cm.) kelimeleri kullanılır ama ölçümler metre sistemi ile yapılırdı. Üzeyir Hacıbeyli, operalarının birine  “ARŞIN MAL ALAN” ismini koymuştur.

Programlarımda bu değerli Hasret-Vatan evlâdının şarkılarını arayıp buldum ve  seslendirdim. Çünkü bu yiğit yürekli kızımız, amansız tiranların zamanında, Türk Mûsikîsini ve Türkçe’yi şarkılarıyla gündemde tutma cesaretini göstermiştir. Ana vatan'da bile unutulan şarkıları kayıt altına almıştır.

***

Unutamadığım bir şarkıcı da Mariya Çolakova’dır. 10. Üniversiteler şenliği, 1965 yılında İstanbul’da düzenlenmişti. Folklor Dalındaki başarısı ile Bulgaristan birinci; Tiyatro dalında Bratislava topluluğu ikinci; Koro dalında Türkiye üçüncü seçilmişti. Çolakova, Açıkhava Tiyatrosu’ndaki programda, günümüzde repertuarda olan ve sevilen bir türkü seslendirmişti: Türkü Hicaz Makamında ve Türkçe idi.

Zilli de maşa darbuka,

Ne davul ister ne zurna,

Hadi yârim çalsana çalsana,

Oynasana sen bana.

Yeşil Çimen üzerinde

Âşık oldum ben sana.

Ovalar yeşil ovalar,

Bulutlar yağmur kovalar

Hadi yârim çalsana çalsana,

Oynasana sen bana.

Yeşil Çimen üzerinde

Âşık oldum ben sana.

 

Oyalı da çember bayledim (bağladım)

Yollarını gözledim

Hadi yârim çalsana çalsana,

Oynasana sen bana.

Yeşil Çimen üzerinde

Âşık oldum ben sana.

Türkü, bizi çok etkilemişti. O yıllarda Bulgaristan, Moskova’nın en sâdık peyki idi. İçerideki "solaklar" da Demirperde arkasından gelenlere, neredeyse tapıyorlardı. Ak saçlı utanmaz profesörler bile, kendilerini Ekim devriminin Radek’i sanıyordu. Mariya Çolakova’nın Türkçe şarkı söylemesine gösterilen tezahürat "solakların" canını çok sıkmıştı. Her neyse, ilk defa Mariya Çolakova’dan dinlediğimiz türkü, şimdi TRT repertuarında ve türkücülerimiz her fırsatta okuyorlar. Zaman içinde türkü hakkındaki bilgilerimiz de gelişti. Deliorman bölgesinde, Hıdırellez toplantılarında  Zilli Maşa söylenir ve oynanırmış...

Fırat KIZILTUĞ,

İstanbul

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar