İZLER DERİNLEŞİRKEN UNUTULANLAR...

Bu ansiklopedik çalışmasına 104 isim dahil etmiş Hüseyin Bey. Bulgaristan Türklerinin yetiştirdiği cevher, en değerli evlâtlarının bir kısmı bunlar. Maalesef, "Balkanlarda Türk ünlüleri" kitapları elimizde de yok. Esasen malûm sebepler yüzünden Bulgaristan Türkleriyle ilgili Türkiye'de basılan kitapların çok azına ulaşabiliyoruz. Oysa asıl amaç onları buraya ulaştırmak olmalı. Üstelik bu gibi kitapları bir de okuma alışkanlığı olmayan kişilerin elinde görünce insan bir başka kızgınlık yaşıyor. Yine "Kurda yulafı, koyuna eti vermişler" diye geçiriyorsun aklından. Hiç olmazsa yazar kişiler bu eserleri bir birlerine ulaştırsalar!

İZLER DERİNLEŞİRKEN UNUTULANLAR... Güncel

 

 

İZLER DERİNLEŞİRKEN UNUTULANLAR...

Niyazi Hüseyin Bahtiyar'ın "BULGARİSTANDA İZ BIRAKAN TÜRKLER" (1.cilt) kitabıyla merakla tanıştım. Bu ansiklopedik çalışmasına 104 isim dahil etmiş Hüseyin Bey. Bulgaristan Türklerinin yetiştirdiği cevher, en değerli evlâtlarının bir kısmı bunlar. Maalesef, "Balkanlarda Türk ünlüleri" kitapları elimizde de yok. Esasen malûm sebepler yüzünden Bulgaristan Türkleriyle ilgili Türkiye'de basılan kitapların çok azına ulaşabiliyoruz. Oysa asıl amaç onları buraya ulaştırmak olmalı. Üstelik bu gibi kitapları bir de okuma alışkanlığı olmayan kişilerin elinde görünce insan bir başka kızgınlık yaşıyor. Yine "Kurda yulafı, koyuna eti vermişler" diye geçiriyorsun aklından. Hiç olmazsa yazar kişiler bu eserleri bir birlerine ulaştırsalar!

Daha başlangıçta söylemem gereken şey, böyle bir çalışmanın uzun yıllar ve gayretli bir emekle ortaya çıktığına inanmış olmamdır. Belki bazı yönleriyle bazı kimseleri tatmin etmeyebilir, ama bugün elimizde daha iyisi var mı ki? Onun için kendisini kutluyorum. Neler yok ki, bu küçük ansiklopedide!

Demek oluyor ki, Niyazi Hüseyin Bahtiyar, sadece şairlik ve gazetecilikle yetinmeyerek, özellikle Türkiye'ye vardıktan sonra araştırmacılığa da yönelmiş. Bu sahada kendisinin yapması gerekenleri bulmuş, "Bunları ben yapmazsam,kimler yapar?" anlayışıyla işe sarılmış ve bugün 3 cilt halindeki "Balkanlar'daki Türk Ünlüleri" kitaplarından sonra, "Bulgaristan'da İz Bırakan Türkler” kitabının 1. cildi elimizde. Kitabın 2., belki de 3. ciltleri de olacak, çünkü Bulgaristan Türkü aydındır, uyanıktır, çalışkandır diyoruz. Fakat neden Bulgaristan Türkleri, kendi yurdunda çalışarak, kendi imkânlarını ortaya koyamıyorlar? Pomaklara dair okuduğum bir kitabın sonuna, müellif memleket çapında ad yapmış ünlü Pomakların listesini ilâve etmiş, (Petır Yapov, Pomatsite) 350 binlik Pomak azınlığından, her halde tam olmayan bir listeye göre, 9 profesör, 25'ten fazla doktor, bir general, milletvekilleri, baş müftüler, mimarlar, yazarlar, öğretmenler yetişmiş. Peki, Bulgaristan Türkleri aydındır, uyanıktır, çalışkandır dedim biraz yukarıda. Neden sayıca en az 287 üç kat fazla olan Bulgaristan Türkleri arasından böyle kimseler yetişmemiş? Söylediklerimi geri almamı mı bekliyorsunuz? Hayır! Neden bu insanlar hududu geçince kendi sahalarında realize olabiliyorlar da burada olamıyorlar? İşte asıl sorun, bütün mesele de burada. İşte ölü köpeğin gömülü olduğu yer de burası! Kanaatimce buna her şeyden önce Türk adlarımız engel oluyor. Sosyalizmin durgunluk yıllarında her halde bu gerilemeyi telâfi etmek niyetiyle olacak, acelece bazı yanlış "bilim adamları" yetiştirdiler ve onları bize karşı kullandılar. Ve o kadar...

Şimdi Niyazi Hüseyin'in kitaplarından okuyacağız, kimlerin ne olduğunu öğreneceğiz. Bu birinci ciltte 6 adet profesörün adını buluyorum. Rasgele 90. sayfayı açıyor ve okuyorum: "PROFESOR DR. İBRAHİM DEMİR". Kendisini hiç duymamışız. (Doğ.1933). Şumen iline bağlı Kliment (Emberler) köyünde doğmuş. 1950'de Nüvvap'tan mezun olmuş, 1955'te Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'ne asistan alınmış. 1974'te Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi dekanlığı yapmış. 30 öğrenciye doktora, 20 öğrenciye yüksek lisans, 19 öğrenciye diploma tezi yaptırmış. Bugüne kadar 159 eseri yayınlanmış... Tekrar rasgele açıyorum: Sayfa 172. "PROF. DR. NAZİF KUYUCUKLU." (Doğ. 1932) Razgrad ilinin Rakovski (Kuyucuk) köyünde dünyaya gelmiş. Tekrar kendisini bilmiyoruz. Bulgarca, Rusça, Fransızca, Almanca ve İngilizce biliyor. Bugüne kadar 8 kitabı yayınlanmış. "Bulgaristan göçmenlerinin iftiharı" demiş yazarımız.

Devamla sayfa 124'e bakıyorum: "PROF. DR. LEMAN ERGENÇ." (1937 doğumlu) 1952-55 ders yıllarında Sofya Türk Pedagoji okulundan mezun oldu, deniliyor. (İşte bir tanıdık! diye sevincimden uçuyorum. Aynı okula ayak bastığım yıl, Leman üçüncü sınıftaydı. Beni hatırlayacağını zannetmiyorum. Öyledir, büyükler küçükleri hatırlayamaz). 1971-1991 yılları arasında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Rus dili ve Edebiyatı ana bilim dalında çalışmış profesör olmuş...)

Şair ve yazarlar listesine geçiyor, 25 dolayında isim sayıyorum. Kimilerinin adlarını okuyalım: Osman Seyfullah, Nevzat Mehmet, Süleyman Yusuf, Durhan Hasan, Halim Salim, İbrahim Kamber, Lâtif Ali, Mehmet Çavuş, Nebiye İbrahim ve bizde kalıp da aramızdan ayrılanlar: Mehmet Fikri, Nuri Turgut Adalı, Mülâzım Çavuş, Lütfi Demir, Mustafa Mutlu, Kâzım Memiş, Muharrem Tahsin ve daha niceleri. Bunların her biri bizde, burada doğdu, okudu ve ad yaptılar, eserler verdiler...

Bugün 1948-1954 yıllarına geriye döndüğüm zaman söylediğim bir şey var: "Eğer o yıllarda elimizde bu ağabeylerimizin eserleri olsaydı ve onları okusaydık bugün başlarımız her halde çok daha yükseklerde olurdu. Zira o yıllarda okuma kitaplarımızın iki kabuğu arasına kısılmış isimlerden başka okuyacağımız bir şeyler yoktu. Ne gariptir ki, bütün bu isimler ve eserleri var, ancak okullarda ana dilini okuyan çocuklar yok! Bir gün olup durumun bu kadar ters düşeceğini düşünmemiştik. Değil mi, Niyazi Bey?

Tekrar rasgele açıyorum kitabınızın sayfalarını: İbrahim Kamberoğlu çıkıyor karşıma. İbrahim'in ilk şiirlerini "Filiz"de yayımlamıştık. Asla şımartmadan, dikkatlice yetişmesine yardımcı olduk. Ve öyle istidatlı bir şair çıktı ki, imrenilir derecede. 2002-de İstanbul’da "Ömrümün öte yakası" adında bir şiir kitabını yayınlamış. Maalesef, görmedim, ama seviyeli olduğuna şüphem yok.185'ci sayfada Nurettin Eyüp'la(Haykırış) karşılaşıyoruz. Ne güzel başlamıştı Nurettin çocukluğunda şiire! Onun da ilk şiirlerini "Filiz"de bastık. Giderek çalıştı,çabaladı. Ne yazık ki, çok genç ayrıldı aramızdan. Eminim, daha çok güzel eserler verecekti. 206. sayfadan Süleyman Yusuf gülümsüyor. Merhaba, Süleyman! Son şiir kitabını buraya kaydetmeyi unutmuş Niyazi Bey. Olsun! Okudum kitabını. Ne güzel! Devamını diliyorum! Arda'dan Tuna'ya bir memleket var sizi özleyen. Yine de o çocukluk yıllarının doyumsuz günlerine döndüğümde bir Hafız İslâm Ergin, bir Selim Bilâl, Rasim Bilâzeroğlu, Mehmet Fikriyi buluyorum, ilerleyen yıllarda onlara yeni yeni isimler katılıyor, saflar sıklaşıyor. Arkadan Mehmet Çavuş, Ahmet Şerif, Mülazım Çavuş, Dinçer Haliç, Lütfi Demirler geliyor...

İsmail A. ÇAVUŞEV

Sofya 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar