HABİBE VE IRSIZ TEPE

* Irsız tepe!* Irsızların payitaht yeri! Boş bir alan. Değişik bitkiler, funda çalılar yıllar önce dolaylamış etrafı.  * Kimileri onların meyvelerini toplayıp – rakıya, şaraba, sabuna* özel bir koku vermek için kullanıyorlarmış. *   Hırsız Tepe’nin “tekin yer” olduğu, şanı şöhreti, etraflarda dolaşır dururmuş. Bunun da sebebi varmış. *   Sadece Habibe abla, korkmadan, sakınmadan tepeyi sık sık dolaşırmış. Kutsal yerin etkisini kullanırmış. * Köyde, yaşlı insanlar arasında, Habibe’nin melekeler ile konuştuğu, tedavi yollarını bildiği söylenirmiş. * Ramadan, benim kuzenim. Kendi anlatır, ”Ninem, beni kucakladı, zorlukla tepeye taşıdı. Habibe abla ilaçlayınca, bir serinlik, bir serinlik!

HABİBE VE IRSIZ TEPE Edebiyat

HABİBE VE  IRSIZ TEPE

* Irsız tepe!* Irsızların payitaht yeri! Boş bir alan. Değişik bitkiler, funda çalılar yıllar önce dolaylamış etrafı. 

* Kimileri onların meyvelerini toplayıp – rakıya, şaraba, sabuna* özel bir koku vermek için kullanıyorlarmış.

*   Hırsız Tepe’nin “tekin yer” olduğu, şanı şöhreti, etraflarda dolaşır dururmuş. Bunun da sebebi varmış.

*   Sadece Habibe abla, korkmadan, sakınmadan tepeyi sık sık dolaşırmış. Kutsal yerin etkisini kullanırmış.

* Köyde, yaşlı insanlar arasında, Habibe’nin melekeler ile konuştuğu, tedavi yollarını bildiği söylenirmiş.

* Ramadan, benim kuzenim. Kendi anlatır, ”Ninem, beni kucakladı, zorlukla tepeye taşıdı. Habibe abla, ilaçlayınca, bir serinlik, bir serinlik!

 

   Irsız tepe!* Irsızların payitaht yeri! Boş bir alan. Değişik bitkiler, funda çalılar yıllar önce dolaylamış etrafı. Cibiliyetsiz fundalar! Gizli şekillere dönüşmüş. Korkunç hikayelere konu olan bir yer! Öyle ki, kimi insanları burası gayet korkutuyormuş, yakınından geçmek dursun, sivri tepeciği uzaktan bile görmek istemiyorlarmış. Kimileri gene, kaçıp bu yeri sığınak olarak kullanıyorlarmış…

   Şu çalıların da nefis kokusu ta uzaktan hissedilirmiş. Funda budakları ile yayıkları haşlarlarmış. Kimileri onların meyvelerini toplayıp – rakıya, şaraba, sabuna özel bir koku vermek için kullanıyorlarmış. Tabi ki, hırsızlar için de fundalık en elverişli, saklanmak yeri. Dikenleri de tam sığınaklık…

   Bitkilere gelince, burası zemzem sofrasına benzeyen bir bitki dünyası imiş; Yarpuz, Melisa, Kekik, Nane, Gözüm, Kantaron, Deli Dilan, Linarya, Baldıran Otu, Mürver, Yabani Itır ( Dön Baba, Çoban İngesi)vb. Bu bitkiler birbirinden üstün şifa özellikleri ile bilinirler.

   Hırsız Tepe’nin “tekin yer” olduğu, şanı şöhreti, etraflarda dolaşır dururmuş. Bunun da sebebi varmış. Hırsız Tepe’nin ortasında, bir taş ya da kaba otlar üzerinde oturdunuz, diyelim. Tek başınasınız ama  yanda biri var duygusu sizi hiç terk etmez. Görünmemek zırhına bürünmüş biridir bu! Hırsız Tepe’nin kutsallığı da bundan kaynaklanır. Bu yüzden halktan insanlar buraya pek gelmezler.

   Sadece Habibe abla, korkmadan, sakınmadan tepeyi sık sık dolaşırmış. Kutsal yerin etkisini kullanırmış, çeşit çeşit bitkiler toplar, ilaçlar yaparmış.

   Köyde, yaşlı insanlar arasında, Habibe’nin melekeler ile konuştuğu, tedavi yollarını bildiği söylenirmiş. O, tedavisiz hastalıklara da derman bulurmuş. Her şeyden önce şifa yöntemi olarak duayı başarıyla kullanıyormuş.

   Baş ağrısı, uğramak, nazar değmek vb. dua ile ilaçlarmış. Bazı uğramaklar, örneğin bir köpeğin işediği yere basarsan, besmele çekmezsen uğrarsın. Bu ağır bir olaydır ve ancak tütmekle ilaçlanır. Yaşlı kadın bu hallerde funda ağaçlarından yonga toplar. Onların dumanı ile hastayı tüterdi*.

    Kısır hanımların karın kaslarını sarımsak ile ovarmış ve birkaç zaman sonra hamile kalırlarmış.

    Kurban hayvanın kemiği ile dua okuyup linf bezlerini tedavi edermiş.

     Vakitsiz doğan çocukları, kazan ve semer ile kapatırmış. Ağlayan sesten karar görürmüş, yaşar, ya da yaşamaz.  Hiçbir zaman hata yapmazmış.

     Ur başlangıçlarını değişik kalıplaşmış sözlerle eritirmiş; ”Dağ başı dağ gibi, ur başı yağ gibi…”

      Habibe abla en çok çocukları ilaçlarmış. Her bir hastalığın yöntemi varmış. Büyük kısmı da ocaklık önünde olurmuş.

   Göğüs kafesi hastalıkları “mıhlamak – nallamak”ile ilaçlarmış. Çocuğu ocaklık önünde yatırır, bir torbadan kocaman mıhlar çıkarıp, birer birer “mıhlar”. Baştan sağ kolunu sağ ayak ile, sol kolunu sol ayak ile. Sonra başı kalbi ile. Hem mıhlar, hem dua okurmuş. Bir ara, çocuğun annesine;”Al bu kızanı, kaç!”değince  bastırır nalı dizi altında, demek ki, hastalığı bastırır, onların ardına düşmesin. Birer birer mıhları, nalı, çekici toplar, torbada bağlar ve dereye götürür. Üç defa suya batırır, bundan sonra bu aletler yeniden ilaçlanmak için hazır haldedir.

   Ocaklık onun tedavi ve inanç yeri imiş. Külü süpürür, mısır ununu tuz ile karıştırır, sonra serper. Tahta parçası koyar, sağ ayağı ile basar, çocuğu sağ tarafından alır. Üç defa kendi beli etrafında dolandırır. Sonra anneye veriri ve; ” Al kızım, çık dışarı!” Tahta parçasını kaldırır. Orada hayvan izleri oluşurmuş. Bu izlere göre sonuç verir, bir nevi teşhis kor, çocuğun hastalığı ne ve nasıl tedavi edilecek. Bir dua okur, hastalığı ocakla süpürür. Seyirciler, bu izleri hayran ve şaşkınlıkla izlerlermiş…

    Köylü halkının belleğinde kalan en ilginç olaylardan bir tanesi de,”İsim gömmesi”dir. Onu, Habibe abla gizli yaparmış. Baştan hasta çocuğun ninesi ile karar görürler, hangi gün, saat, bir kat yeni giysi alıp çocuk, Hırsız Tepe’ye getirilecek. Kendi, tepeye çıkar, baştan bir mezar kazar. Belli saatte, yaşlı nine çocuk ile gelir, Habibe abla,yaklaşıp dua okur ve çocuğun giysilerini indirir. Birer birer mezara atar, okunmuş su serper, yeni giysileri giydirir ve ;”Sen öl Ramadan, şu mezarda!Uyan Rafet, yeni hayata!”mezarı gömer ve çocuk savar.

    Köyde, bir sürü çocuk Habibe ablanın sebebi ile hayattadır. Şimdi de, yaşlılar, hala bu hadiseleri hatırlar ve anlatırlar.

    Çocukların biri de Ramadan olan, ağır hasta, benim kuzenim. Kendi anlatır, ”Ninem, beni kucakladı, zorlukla tepeye taşıdı. Habibe abla ilaçlayınca, bir serinlik, bir serinlik! Başımdan ayaklarıma kadar geçti. Kalktım, ninem,”Dur yavrum, ben seni eve götürürüm.” Ben kalkıp koştum ve evde buldum kendimi. Ninem de, köylü de hepsi şaşıp kaldılar…”

    Köyde daha üç çocuk böyle tedavi olmuş ve onlar da şimdi iki isimlidir.

     Bu güne gelelim. Habibe ablayı bilen, hatırlayan sade yaşlılardır. Ama hep saygı, eğilme ve sevinç ile anlatırlar onu.

     Hırsız Tepe, hala yukarıda, kendi yerinde. Hala fundalık, çamlık, çalılık. Ulaşmak ona, zor. Ama hala sırlar, efsaneler,korkunç ve kutsal tarihlerle sarılmış, o eski zamanların büyüleri ile başımızın üzerindedir!

( Tüm yaşlı, Çelikli insanlarına, paylaştıkları hatıralar için teşekkür ederim!)

* Irsız Tepe – Stomanovo(Çelikli) köyüne ait bir tepe

* Tüdedir – yonga, çepel ve reçina kürekte yakılırmış, hasta, oluşan dumanın üstünden geçermiş.

Emel BALIKÇI

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar