YAŞADIKLARIMIZ BİR DAHA YAŞANMASIN

Bulgaristan Türkleri arasında mümtaz bir şahsiyet, hayatının büyük kısmına acı hatıralar içinde geçirmiş bir özgürlük savaşçısı, bir ressam, bir seramik-porselen ustası, eserleri yurtiçinde yurtdışında defalarca sergilenmiş bir üstad, her şeyden önce bir İNSAN olarak, dayım Embiya Çavuş…Embiya Çavuş’u, doğduğum köy Mahmuzlu’dan bugüne kadar yetişmiş en önemli şahıs diye nitelendiririm. Onun akrabası olmak, hayatını ve yaşadıklarını bilen, zaman zamanda paylaşan biri olarak bir övünç kaynağı.

YAŞADIKLARIMIZ BİR DAHA YAŞANMASIN Kültür

YAŞADIKLARIMIZ BİR DAHA YAŞANMASIN


Bulgaristan Türkleri arasında mümtaz bir şahsiyet, hayatının büyük kısmına acı hatıralar içinde geçirmiş bir özgürlük savaşçısı, bir ressam, bir seramik-porselen ustası, eserleri yurtiçinde yurtdışında defalarca sergilenmiş bir üstad, her şeyden önce bir İNSAN olarak, dayım Embiya Çavuş…Embiya Çavuş’u, doğduğum köy Mahmuzlu’dan bugüne kadar yetişmiş en önemli şahıs diye nitelendiririm. Onun akrabası olmak, hayatını ve yaşadıklarını bilen, zaman zamanda paylaşan biri olarak bir övünç kaynağı.

‘’Yaşadıklarımız Bir Daha Yaşanmasın ‘’ adlı yankı uyandıran eserinden alıntı yaparak kendisini de bu köşeden birazda sizlere tanıtmaya çalışayım. Embiya Çavuş ( d. 1926, Mahmuzlu, Şumnu) Bulgaristan Türkü ressam ve porselen sanatçısı,Türk Dünyası İnsan Hakları savunucusu. 1933 yılında ilköğrenimine başlayan Çavuş, 1937'de Kemallar şehrinde bir yıl olmak üzere rüştiye (ortaokul), 1938-1941 yılları arası Şumnu ilinde medrese eğitimini tamamladı. Okul hayatı devam ederken resme merak sardı ve amatörce çalışmalarda bulundu. 1944 yılında Ermeni asıllı okul müdürünün hışmına uğrayarak ilelebet Bulgaristan eğitim sisteminden mahrum bırakıldı.

1945 yılında komünist rejimin başa gelmesiyle eğitim sistemine geri alındı. 1945 yılında nüvvap (lise) okuluna başladı. 1946 yılında Türk okulları kapatıldı. Bunun üzerine 4 arkadaşıyla birlikte sonradan Türkiye tarafından da tescil edilecek olan “Bulgaristan Türklerinin Varlığını Benliğini Koruma Teşkilatı’nı“ kurdu. 1946 yılında Askeri bölgelerde istihbarat yaptığı şüphesiyle 45 günlüğüne çalışma kampına gönderildi. 1947 yılında Gümülcine dönüşünde askeri istihbarat alanında (RO) yaralanmış olarak bulunup Varna’ya gönderildi. Varna'da işkencelerle geçen bir yılın ardından, 1948 yılında teşkilat kurmaktan, casusluktan ve Tito ile Georgi Dimitrov’a suikast girişiminde bulunmaktan 3 kez ölüm cezasına çarptırıldı, 4 yıl prangaya vuruldu. 1949-1956 yılları arasında “ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası” ile Belene’de kaldı. Birleşmiş Milletler teşkilatının Helsinki İnsan Hakları Sözleşmesi kararı, Batı dünyasının baskıları sonucu Komünizm’in birçok ağır hapishanesi kapatılırken, kendisini önce Plevne’ye sonra Sofya’ya nakledildi. 1961 yılında şartlı tahliye edildi.

1965 yılında Yenipazar’daki porselen fabrikasına porselen uzmanı olarak işe başladı. Porselenden tablolar, vazolar yapmaya başladı. Çalışmalarını büyük bir titizlikle yapıyor ve sanatında doruğa tırmanıyordu. Eserleri Almanya, İngiltere,Finlandiya ve SSCB’de karma sergilerde sergilendi. 1974 yılında Polonya’ya, 1976 ve 1977 yıllarında SSCB'ye davet edilerek porselen konusunda istişarelerde bulundu. 1978 yılında arzu ettiği Anavatanı Türkiye'ye yarı mübadele sonucu geldi. Dışişleri Bakanlığı’nın yaptığı çalışma teklifini kabul etmeyip İzmir’e yerleşti. 1984 yılında İzmir Balkan Göçmenleri Kültür Dayanışma Derneği’nin (BAL-GÖÇ) kurucu üyesi olarak önemli çalışmalarda bulundu. Bulgaristan’dan soydaşlarımızın Türkiye’ye göç etme durumunda bırakıldığı dönemde Özal’a danışmanlık yaptı. Açtığı sergilerle kamuoyu oluşmasında etken oldu.

1999 yılında Celal Öcal ile birlikte Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği'nin Yönetim Kurulunda görev aldı. Halen fahri başkan sıfatındadır. Ayrıca, ABD Balkan Ülkeleri İnsan Hakları Konseyi üyeliği, Amerikan İnsan Hakları Derneği üyesi, New York Bulgaristan Türkleri Derneği üyeliği, Amerikan-Türk İslam Kültür Derneği üyeliği görevlerinde bulunmaktadır. Yirmi bir yıl esnasında aralarında New York Başkonsolosluğu, Washington Büyükelçiliği ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı ve Kanada'da yüz on dört resim sergisi açmıştır. Bu sergiler insanın insana karşı yapmış ve yapmakta olduğu asimilasyon ve katliamların, barbarlıkların yapılmaması için uyarıda bulunmakta Türk dünyasına karşı yapılan insan hakları ihlallerine dikkat çekmektedir.

Embiya Çavuş ile Türkiye’ye geldiği 1978 yılından sonraki ilk karşılaşmamız 90’lı yılların başlarına rastlar. Evli ve bir kız babasıdır. 1989 yılında kızı İdil psikoloji doktora eğitimi için A.B.D’ ne gelmek istediğinde beni aramış ve dayımla o zaman görüşmüştüm. Birkaç yıl sonra New York’taki Türk Evinde ve Birleşmiş Milletlerde sergi açmak için geldiğinde yüz yüze tekrar görüştük. Birleşmiş Milletler binasında sergi açma izni kolay gerçekleştirilebilen bir olay değildir. Her önüne gelene Birleşmiş Milletler Binasının salonlarında sergi açma izni verilmez. 2002 yılında A.B.D’ de kurucu başkanlığını yaptığım Amerika Bulgaristan Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği toplantılarında ve pikniklerinde bizleri şereflendirdi. Hatıralarını anılarını bizlerle paylaştı, gençlerimize öğütler verdi. Tecrübelerinden faydalanmamızı sağladı.

Embiya Çavuş bir öğretmendi , hayatı ise bir özgürlük savaşçısının dramı ve bu ne kadar şanslıyız ki bu dramdan çıkan inanılmaz güzellikteki eserler bugüne ulaştı. Nedense yurtdışında gördüğü itibarı maalesef Anavatanında göremedi.10 Nisan 2006, Çukurova Üniversitesi'nde, sol görüşlü öğrencilerin Embiya Çavuş'un resim sergisini basması sonucu çıkan kavgada 6 kişi yaralandı. Embiya Çavuş, "İnsanlığa Çağrı" adlı resim sergisini Çukurova Üniversitesi Kültür Müdürlüğü Sergi Salonu'nda açtı. Öğle saatlerinde serginin açıldığı Kültür Müdürlüğü Sergi Salonu'na gelen sol görüşlü 15-20 öğrenci, Ressam Embiya Çavuş'a, "Biz PKK'lıyız, komünistiz. Bu resim sergisi bize hakarettir. Sergiyi kapat, yoksa seni de sergini de yakarız" diyerek tehditler aldı ve can güvenliği Üniversite tarafından sağlanamayınca sergiyi toplama zorunda kaldı. Bu olayı 2008 yılında İstanbul’a geldiğinde kendisiyle görüştüm, çok üzüntülüydü, çok kırılmıştı. ‘’Bilmiyorum artık bu eserleri nasıl koruyacağım , başlarına bir şey gelmesinden korkuyorum, endişe ediyorum’’ demişti. Son görüşmelerimizin biride, Balkan Rumeli Federasyonu’nun tertiplediği 1989 göçünün 20. yılı sempozyumundaydı. Kendisi Federasyon ve Bulgaristan Dernekleri tarafından plaketle ödüllendirildi, hatıralarından anekdotları hüzünle ve acıyla dinledik. Skandal olarak nitelendirdiğim bir olayda Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından 7Aralık 2009 ‘da düzenlenen ‘’20.yılında 89 Göçü” sempozyumunda gerçekleşti. Koleksiyonda yer alan Oğuz Kağan, Dede Korkut ve Atatürk’ün tasvir edildiği Türk Tarihinde üç ata tablosunun sergilenmesine sempozyumun organizasyonundan sorumlu Doçent Dr. Mehmet Hacı Salihoğlu izin vermedi. Gerekçesi ise komikten öte idi. Oğuz Kağan Cengiz Han’a benziyormuş. Dünya ve Birleşmiş Milletler kapılarını Embiya Çavuş’un eserlerine ardına kadar açarken bizler onun ölümle burun buruna gelmesine müsaade ediyor, eselerinin sergilenmesine engel olarak, eserlerini kendimizce ona buna benzeterek üzüyoruz. Çok yazık ki, Doçent Doktor pozisyonundaki birinin Oğuz Kağan’ın çok bilinen resmini tanıyamaması ve Moğol Hükümdarı Cengiz Han’a benzetmesi. Üstelik bunun yapan kişinin Balkanlar konusunda uzman olup Embiya Çavuş’tan ve eserlerinden bihaber olması ise bir o kadar manidar. Serginin ismine bakarmısınız? ‘’Yaşadıklarımız Bir Daha Yaşanmasın’’. Sağ olsun Yıldız Teknik Üniversitesi ve Doçent Dr. Mehmet HacıSalihoğlu bir acı halka daha eklediler sanatçının ‘’Yaşadıklarımız Bir Daha Yaşanmasın ‘’dediklerine. Daha sonraki yıllarda, Embiya Çavuş’un BULGARİSTAN’DA TÜRK OLMAK adlı kitabı çıktı. Embiya Çavuş, ortak atalarımızın Kırım Akmescit’ten Bulgaristan’a göçtüğünü ve Akmescit’e giderek izlerini bulduğunu söylerdi. Annemin baba tarafı Kurt Tatar diye anılan sülaleden gelmekte ve Embiya Çavuş’la olan akrabalığımız buradan geliyor. Ne zaman biraraya gelsek bir gün toparlayacağız bu soy ağacını der der dururuz. Kırım Akmescit’ten Bulgaristan’a göçen atalarım Bereketli Topraklar Üzerinde yıllarca yaşamışlar, üretmişler, çoğalmışlar, Türklükleriyle de övünen bir topluluk yaratmışlar. Naçizane Embiya Çavuş onların arasından sivrilmiş. Ömrü bol olsun bu ihtiyar delikanlının, daha çok ‘’Yaşadıklarımız Bir Daha Yaşanmasın’’ sergileri açsın…


İsmail İŞCAN

 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar