KOPUK OSMAN

Totaliter dönemin ortalarında bizim yörede bir fotoğrafçı belirdi ki, herkeslere şapka çıkarttı. Nerede düğün, nerede nişan, nerede bayram, orada bizim Osman! Yedi kat yerin dibinden fırlamışcasına bir bakmışsın ortalıkta fırıldak dolaşıyor. Göğüsün de  o acayip gözlü makina. Ha dedin, ha demedin, gözlerini o makinaya dayadı ve bastı, basacak düğmeye...

KOPUK OSMAN Edebiyat

KOPUK OSMAN


Totaliter dönemin ortalarında bizim yörede bir fotoğrafçı belirdi ki, herkeslere şapka çıkarttı. Nerede düğün, nerede nişan, nerede bayram, orada bizim Osman! Yedi kat yerin dibinden fırlamışcasına bir bakmışsın ortalıkta fırıldak dolaşıyor. Göğüsün de  o acayip gözlü makina. Ha dedin, ha demedin, gözlerini o makinaya dayadı ve bastı, basacak düğmeye...

Bizim Osman’ı o denli ucuz adam bellemeyin haaa. İkide bir basmaz makinenin düğmesine.

Hele hele karşısına bir iki güzel kız çıktı mı, Osman Osmancık değil, tere yağı gibi erir giderdi...

“Ne olur, melek hanımlar sizin bir fotoğrafınızı alayım!”

“Olur, olur Osman ağabey, niye olmasın!”

Şakalaşmalar, gülüşmeler...

Kızlar, şöyle bir köşeye geçtikten sonra, sıraya dizilip saçlarına başlarına biraz çeki düzen verince, nefeslerini kesmiş halde ağabeylerini beklerler.

Osman’ın şakkadak düğmeye basmasını bekleyen aldanır. Kızlar, meraklı meraklı sıraya dizilince, o ağır adımlarla yanlarına gider, kendi kafasına göre bir boy dizimi yapar, sonra saçlarını, zülüflerini düzene sokar, gömlek düğmelerine dahi rahatça dokunur. Hatta kimilerinin yanaklarından” makasçık” aldığı da olmuştur. Sonra birkaç metre geri geri gidip:

–Ha şimdi oldu, sinema “aktrisaları” gibisiniz, maşallah!- der, düğmeye basar, giderdi...

Osman yan tarafta güzel kızları, hanım hanımcıkları resme çeke dursun. Karşıda duvar dibine çökmüş, kimi bastonuna dayalı, kimini de uyku bastırmış dedecikler, fotoğrafa hiç mi özenmesinler?

Daha devingen olanlardan biri:

- Hey, Osman kardeş, bizi de çeksen ne olur? – yalvarırcasına ricada bulunur. Ve yanda uyuklayan arkadaşına: - Uyan ulan! Resme çıkıyoruz! - bir dirsek darbesi atar.

- Hay, hay ne demek, yahu? Asıl fotoğraf için sizlersiniz! – deyip gönül alır, düğmeye basar gibi yapınca, ortalıktan kaybolur.

Bizim Osman, kızların, hanım hanımcıkların fotoğraflarını daha haftasına hazırlar, gönüllerini yapar. İlle, çekimlerini yapmış olduğu yaşlıların resimleri bir türlü kendilerine ulaşmaz.

- Osman, gülüm, bizi de çekmiştin! Ne oldu? Bizim “ pıtretler” gelmedi! – şeklinde hesap arayanlara o her zaman hazır cevaptı:

- Dedeciklerim, sizinkiler temelli yanmış! Elimden ne gelir? Ben çekim yaparken kıpırdamışsınız! Ya ağzınız, ya kulağınız oynamış. Sizi sürekli uyarıyorum. Fotoğrafçılık şakaya gelmez. Açıp bir bakıyorum, sizin filim baştanbaşa bomboş...

Yeni fotoğrafçılar çıkana dek, Osman meydanlarda bir hayli at oynattı. Kızları, kadınları çekmeye gelince eriyip gidiyor, hoşlanmadığı objelere gelince, pıtretler( portreler) anında yanıyordu.

Bu olaylardan sonra kendisine kimileri “ Kopuk Osman”, kimileri de “Yanık Osman” lakabını taktılar. İsterse, “Eşek Osman!” desinler, onun umurunda bile değildi.

Kopuk’un bir başka özelliği de dillere destan yağcılığı idi. Karşısında yüksek makamlardan birini görünce, adeta kendinden geçiverir, adamın sadece ellerini değil, ayaklarını, hatta ve hatta başka yerlerini de öpmeye hazır bir vaziyet alırdı...

İşte sana hakkına kopukluk!

( Bir sonraki yazılarımızda Kopuk Osman’ın Demokrasi dönemindeki marifetlerinden de söz açacağız.)

Mehmet ALEV
 

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar