ŞİİRİMİZİN GÜNEŞLİ YÜZÜ, UĞUR ÇİÇEĞİ

Şiirimizin güneşli yüzü, uğur çiçeği Halime, gözelere mi karışıp da gelmişti, yoksa sulara tutuna tutuna mı bilmiyorum. Ama buluşmayı Recep Memiş sağlamıştı...

ŞİİRİMİZİN GÜNEŞLİ YÜZÜ, UĞUR ÇİÇEĞİ Edebiyat

ŞİİRİMİZİN GÜNEŞLİ YÜZÜ, UĞUR ÇİÇEĞİ

İki güzel olayı kutlamak için yanındaydık: Birincisi aldığı Raşit Kara Şiir Ödülü’nü, ikincisi de yeni yaşını kutlamak için Halime Yıldız’ın... Biz Zeynep’le Çanakkale’den yola çıkmıştık. Süreyya Akçay ise Bursa’dan... Şiirimizin güneşli yüzü, uğur çiçeği Halime, gözelere mi karışıp da gelmişti, yoksa sulara tutuna tutuna mı bilmiyorum.Ama buluşmayı Recep Memiş sağlamıştı. Kendi işletmesinde konuk olduk hep birlikte. Adresimiz Akçay-Zeytinli Grand Calypso Hotel. Her anı birbirinden güzel, birbirinden şiir, birbirinden öykü üç gün... Birinci, ikinci ve üçüncü günü Ağustos’un.
Recep’in şiirleri inanıyorum ki çok tartışılacak kitaplaştığında. Çünkü sözcüklerin girilmemiş kapılarını zorluyor Recep, öte gerçekleri uyandırmaktan sakınmıyor... Başka türlü bir dünya dolaşıyor dize aralarında. Başına bir aşk mı gelir, bir iş mi gelir umrunda değil. Adil, demokratik ve özgürlükçü dünya düşlerimizin arasına şiirlerini serpiştirmeyi esirgemedi...Bir bakıma konukseverliğinin dışındaki ikramıydı bu tutumu bizlere Recep'in...Halime’nin Edip Cansever’in Mendilimde Kan Sesleri’ni okumasından sonra gider miydi diye boşuna sormayın. Bir kez daha anladım ki tutarlı bir düşçüdür Recep ve sözcüklerden doğmuştur.
(Kalemin taşlara, uçurtman tellere takılmasın Halime) diyerek kadeh kaldıracaktım yeni yaşına ama bunu içimden söyleyip, (bir hapşırmadır Halime, her doğum günü, çok yaşa) demeyi yeğledim...Ödülünü kutlarken söyledim, içimden geçen diğer o sözü de...Günlerin yorgunluğundan, bitmeyen işler yüzünden bunalmıştık Zeynep’le...Nasıl da iyi geldi dostların arasında olmak. Aylanmak, güneşlenmek şiir ve türkü eşliğinde... Ve Süreyya Akçay’ı tanımak, o şiir kızı. Ege’nin suları sonra, bir tarih denizi ve bir kültürler müzesi kıyıları...Küçükkuyu’dan başlayan, Güre, Akçay, Edremit, Burhaniye, Ören... O hattı dolaşmak... Yolda izde bir tanıdığa rastlamak.
Üçüncü gün bir bayram ya da ayrılık düğününe döndü kendiliğinden... Sözcüklerdeki kum, öykülerdeki çiçek tozu, düşlerimizdeki tarih ve gelecek kokusu yeni buluşmalara inandırdı bizi. Otelin çalışanı Sibel’de bir başka güzellik kattı buluşmamıza... Onun güzel hizmetleri, bizlerle sohbeti, yaptığı çayların lezzeti...
Zeynep’le az önce onları konuşuyorduk yine: Recep’i, Halime’yi, Süreyya’yı, Sibel’i...Recep’in şiirlerinde sözcüklerin girdiği biçimi, okunurken uğradıkları yeni anlam katmanlarını; Halime’nin sözcükleri düşleriyle ısıtıp güneşe çıkarmasını, okşayarak onlara yumuşaklık katmasını, özgürlüğe kanat çırpmalarını dudaklarına son kez dokunurken ; Süreyya! Şiir kız demek gelmişti içimden ona, evet bu geçti içimden her şiir okuyuşunda...Masum bir tarafı vardı, sanki bir kış masalından sökülüp gelmişti aramıza.
Sonra bizi dinleyen o sonsuz azınlık...Dalgalar, bulut ırmakları, çocuk sesleri, satıcılar, konu komşu, yoldan geçenler...Düşlerimize ilişen kanat izleri kuşların...
Buluşmaya biz de renk düşürmüştük elimizden geldiğince. Zeynep, her yöreden türküler okuyup gün ışığına çıkmamış şiirlerini sundu. Birkaç şiir de bendendi.
Her anı birbirinden güzel, birbirinden şiir, birbirinden öykü üç gün...Sağ ol Recepçiğim...Sağ olun hepiniz arkadaşlar...

Hayrettin GEÇKİN,

Akçay

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar