ÖZGÜN HALK KÜLTÜRÜMÜZE DÖNMELİYİZ

Bulgaristan vatandaşı Türklerin, Osmanlıyla birlikte bu topraklara geldikleri ağır basmasına rağmen, bazı tarihi belgelere göre daha öncesinden de

ÖZGÜN HALK KÜLTÜRÜMÜZE DÖNMELİYİZ Kültür

ÖZGÜN HALK KÜLTÜRÜMÜZE DÖNMELİYİZ

Bulgaristan vatandaşı Türklerin, Osmanlıyla birlikte bu topraklara geldikleri ağır basmasına rağmen, bazı tarihi belgelere göre daha öncesinden de, bilhassa Dobruca ve Deliorman bölgelerinde aynı dili konuşan Türklerin var olduğu anlaşılmakta. Tabi ki, Gagavuzlar, ayrıca başka bir tarihi gerçek oluyor. Belki de, bu bölgelerde Türkçe konuşulurken, aynı ifadelere sık sık rastlamak bundandır. Gagavuzca ve Türkçenin arasında hemen hemen fark yok gibidir.

Osmanlı güçlerinin Bulgaristan'ı fethetmesiyle, ayrı ayrı yerlere ikamet ettirilen Anadolu'dan gelen Türkler, kendi konuşma özelliklerini korumuşlar ve bölgesel Türk dilimizde hala karma çiçeklerden örülmüş bir buket gibi sevimliliğini yaşatmaktadır. Daha sonraları, Bulgaristan Türkleri olarak tanımlanacak olan bu etnik toplumun kültürü, bütün özellikleriyle, gözden kaçmayacak kadar düzenli ve sağlam kökenli olarak görülecektir.

Bilindiği üzere, çeşit Türk boyları ve kabileleri, kültür geçmişinden ders alarak, birlik ve beraberlik faktörünün ne kadar önemli olduğu bilinciyle birleşmişler ve bunun neticesinde Dünya'da örnek bir millet haline gelmişlerdir. Bu faktör, Bulgaristan Türkleri'nin kültürünün mihenk taşı olmuştur. Deliorman, Dobruca, Gerlova, Aytos Bölgesi, Filibe, Kırcaali, Haskova ve Kızanlık gibi yerleşim yerlerinde, velhasıl, her nerede Türkler toplu halde yaşıyorlarsa, kültür özellikleri aynıdır.

Bilhassa, 19-20. yüzyıllara bir bakış atarsak, bu zaman zarfında, bunca baskıya rağmen, nasıl eritilmeden, dimdik ayakta kaldıkları belli olur. Bu özel kültürün başında dayanışma, yardımlaşma, komşunun derdini, kendine dert edinme; komşunun neşesini, kendi neşesi olarak kabul etme felsefesi öne çıkmaktadır. Mahalleler, sülale usulü kurulmuş olsa da, mahallelerden oluşan köy ve kasaba halkı her biri birini iyi tanıyor ve aralarına kavga girmemesi için elinden geleni yapıyorlar.

Evlerin arasında sokak bile olmayan mahalle sakinleri arasında, avludan avluya ‘’kedik’’ (gedik) denen geçitler bulunuyor ve bundan komşunun komşuya ne kadar güvendiği, ne kadar önem verdiği anlaşılıyor. Ev halkı, bir nedenle birkaç gün uzak bir yere gitmesi icabında, malını mülkünü, hayvanını, davarını, varsa beşikteki bebeğini, yurdun anahtarını komşusuna havale eder ve gözü de ardında kalmaz, zira döndüğünde her şeyini tamamıyla mükemmelinde bulacağından emin olur...

Bu iç barışın dışında bir başka bağlayıcı kültür daha geliştirilmiştir. Mahalle odaları veya köy odaları. Bu odaları faaliyete geçirenler köy zenginleridir ama sahiplilik tüm mahalle ve köy halkının hakkıdır.

Genellikle kış mevsiminde bu odalarda hoşsohbetler edilir, dışardan bir misafir yolda kalırsa burada ağırlanır, çayı, kahvesi, yemeği, konaklaması için herkes yardımına koşar; koşulu veya binek hayvanı varsa, onlar da ahıra alınıp, havalar yola çıkılacak derece açılıncaya dek hizmet edilirdi. Bu da köyler arasındaki barışın, saygının ve dayanışmanın önünü açacak bir fazilet sayılırdı.

Eğitim meselesine gelince, tabi ki o yıllarda fazla okur yazar yoktu. Ama eğitimin, hem de doğru eğitimin yolları bulunmuştu. Bilhassa, dedeler ve nineler torunlarına uzun uzun masallar anlatır ve bu masalların sonunda her zaman çalışkanlar, namuslular, insani, insanlığa değer verenler kazanırlardı.

Bir de kahramanlık destanları dile getirilirdi sık sık, kâh anlatım, kâh şarkı veya türkü şeklinde. Asıl niyet bu destanlardaki kahramanları yücelten özelliklere özendirmekti  çocukları.

Ve inanın, sonuçta gençlerimizde bu faziletlerin ışığından uzaklaşmıyordu.  Dayanışma kültürünün bir başka halkası da tarım ve ev işlerindeki  yardımlaşmaydı. Mevsimi gelip, tarla işlerinin başlamasından sonuna kadar her komşu, kimseden yevmiye almadan yardıma koşar; kış gelince de imeceler canlanırdı. Mısır kabuğu soymalar, hasır örmeler, gençleri nişanlayıp dünya evine sokmalar, hep şen şakrak şarkılar ve oyunlar eşliğinde olurdu. Ölüm ise, yüce Allah'ın emridir. Bir cenaze varsa, matemi her evde tutulurdu.

Genel çizgide, Bulgaristan'da doğmuş ve halâ burada yaşayan Türkleri bunca mezalimlere karşı güçlü kılan işte bu sıraladığım bazı  kültürel özelliklerdir.

Totaliter sistemin, gaddar ve cani komünistlerin haysiyet ufalama, yok etme makinesinin kanlı dişleri bile bu gücün karşısında dayanamadı, devrilerek çöplüğe sürüklendi.

Şimdi demokrasi diyoruz, zaman yeniden öz kültürümüze dönme, dayanışmayı hızlandırma zamanıdır.

Güç bizde! Bunu yapabiliriz, yapmalıyız sevgili kardeşlerim!

Naim BAKOĞLU,

Silistre

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar