PEHLİVAN

Kızılcıklı Mahmut Mahmut pehlivan; Bulgaristan Deliorman bölgesinin ,kendi adını taşıyan, Kızılcıklı (Gableşkovo) köyündendir.Balıkesir merkeze yakın olan, Kurtdere köyünde doğan "Kurtdereli", kendisine yapilan şike (anlaşmalı yenilgi) teklifini reddederek, köyüne beş parasız, yayan olarak döner.Fakat; daha sonra, İstanbul'a döner ve ilk güreşinin galibiyetiyeti sonrasında, güreş tarzını beğenen varlıklı izleyiciler, güreş alanına altın sariliralari kendisine ödül olarak atarlar Günümüzde, Balıkesir kentinde heykeli vardır. Bulgaristan Plevne doğumlu, Pomak asıllı güreşçimiz Kel Aliço'dur.Nam-ı diğer: "Gaddar Aliço".Filiz Nurullah'ta, efsanevi güreşçilerimizdendir. Aliço ve Kurtdereli güreş tutarlar, fakat güreş berabere biter. Kurtdereli, ustasının sırtını yere vurmak istemez," Pehlivan" filminin başrolünde oynayan Tarık Akan'a ;yaşlı Trakyalı üstadı, belkide filmin en canalıcı sözünü öğütler "- Seni yetiştiren ustanın, sırtını yere getirmeyeceksin".Rahmetli Akan; spor kültürümüzün önemli bir branşı olan yağlı güreşleri, sinema tarihimize, bu filmle kazandırır.

PEHLİVAN Spor

PEHLİVAN

Yıllar önce , ilçemizin evlerindeki , şeffaf ampullerine elektrik verebilmek amacı ile kurulan Torbalı Elektrik Fabrikası' nın bahçesinde, güreşe hazırlanan bir pehlivan görmüştüm.Halk, elektrik santrali derdi oraya.Santralin; ön cephesinin, sol köşesinde uzun, ,paslanmış bir bacası vardı.O,demir borudan yapılmış bacanın etrafı, küçük ve zarif bir beton duvarla çevrili idi. Teneke bir ibrikten,oraya giren pehlivanın ensesine, yağ akıtılmaya başlandı.Zeytinyağı ihracımızın, henüz yüksek olmadığı o yıllarda, yeşil renkli yağ ,pehlivanın vücuduna akıtıldı,yağlandı. Daha sonra, pehlivan, güreş sahasına doğru, yayan olarak yola çıktı.Güreşler; şimdiki Yedi Eylül Stadı'nın olduğu yerde, yani eski top sahasında yapılıyordu. Pehlivanların, dana derisinden yapılan, özel güreş pantolonları olurdu .Bunlara "kıspet" denirdi.Saraçlar yada deri işi yapan esnaflar hazırlardı, güreş kıspetlerini. Güreş, Türk'lerin ata sporu olarak kabul edilir.Bu yüzden; serbest,greko-romen ,yağlı güreşler,karakucak güreşlerde spor kültürümüzün bir yönünü oluşturur.

Yıllar önce; Gaziantep'te görev yaparken, Adana 'ya geldiğimizde, kamyonların kasalarında, "Koca Yusuf Garajı" nın küçük reklam levhaları olurdu. Koca Yusuf'u, halkımız "Cihan Pehlivanı" olarak bilir. Bulgaristan sınırları içinde kalan, Kızılburun köyünde doğmuştur. Koca Yusuf ,İstanbul'da Huzur Güreşleri'ne katılmıştır. Padişahın izlediği güreşler o dönemde böyle adlandırılırdı. Amerika yolculuğunda, gemisinin batması üzerine ölmüştür.

Kızılcıklı Mahmut Mahmut pehlivan; Bulgaristan Deliorman bölgesinin ,kendi adını taşıyan, Kızılcıklı (Gableşkovo) köyündendir.Balıkesir merkeze yakın olan, Kurtdere köyünde doğan "Kurtdereli", kendisine yapilan şike (anlaşmalı yenilgi) teklifini reddederek, köyüne beş parasız, yayan olarak döner.Fakat; daha sonra, İstanbul'a döner ve ilk güreşinin galibiyetiyeti sonrasında, güreş tarzını beğenen varlıklı izleyiciler, güreş alanına altın sariliralari kendisine ödül olarak atarlar Günümüzde, Balıkesir kentinde heykeli vardır. Bulgaristan Plevne doğumlu, Pomak asıllı güreşçimiz Kel Aliço'dur.Nam-ı diğer: "Gaddar Aliço".Filiz Nurullah'ta, efsanevi güreşçilerimizdendir. Aliço ve Kurtdereli güreş tutarlar, fakat güreş berabere biter. Kurtdereli, ustasının sırtını yere vurmak istemez," Pehlivan" filminin başrolünde oynayan Tarık Akan'a ;yaşlı Trakyalı üstadı, belkide filmin en canalıcı sözünü öğütler "- Seni yetiştiren ustanın, sırtını yere getirmeyeceksin".Rahmetli Akan; spor kültürümüzün önemli bir branşı olan yağlı güreşleri, sinema tarihimize, bu filmle kazandırır.

Yüzyıllardır, Edirne'de yapılan güreşlerin er meydanı, Kırkpınar'dır.Her yıl; güreşler başlamadan önce,camiide hazireleri olan tüm pehlivanların kabirlerini ziyaret edip, dua ederler. Güreşler, bunu takiben başlar.Torbalı'da; tarihi "Kırkpınar Yağlı Güreşleri'nin en iyi izleyicisi, Menemenli İhsan Bey lakaplı, rahmetli İhsan Erkin idi. Zigoş , Rumeli'de bir köy adıdır. Davullar çalmaya başladığında, o köyde, her kapıdan bir pehlivan çıkarmış, coşkun ile. Günümüzde, yaşayan bir davul-zurna oyunun bir adıdır Zigoş,Torbalı ilçesindeki eski yağlı pehlivan güreşleri de, o zamanlar, yapımı devam eden devlet hastanesi için yada hangi köyde ise, hasılatı ile o köyü kalkındırmak için yapılırdı.

O zamanın en tanınmış güreşçilerinden biri de, İzmir'li "Kara Ali" idi. Kara Ali'nin en büyük rakibi, "Adapazarlı Sezai" idi. Birbirlerinden; son derece nefret eden,bu iki pehlivan, Torbalı'da güreş tuttular.Yer gök, davul zurna sesleri ile inliyordu.Kara Ali uzun boylu , Sezai ise, aynı boylarda keskin yüz hatlarına sahip, çekik gözlü bir güreşçi idi.Kara Ali, centilmenlikten çabucak uzaklaşabilen, bir güreşçi idi. Her rakibine yaptığı gibi, Adapazarlı Sezai 'yi de tokatladı.Bu, sporun ruhuna aykırı idi.Fakat, böyle olacağını, izleyici de hissediyordu sanki.O gün, belkide, nefeslerin tutularak izlendiği tek güreş oldu.Karşılaşma berabere ilan edilince, Kara Ali, hakem heyetinin üzerine yürüdü. Güreşlerde o gün zorlukla tamamlandı.

1948 Londra Olimpiyatları'nda; serbest güreşte, ülkemize ilk altın madalyaları kazandıranlar, Yaşar Doğu, Celal Atik ve Gazanfer Bilge'dir. Üç güreşçimiz, gözgöze gelirler ve rakiplerini aynı anda tuş ederler.Yaşar Doğu; gençliğinde, yaşlı bir kişiyi sırtına alarak, dereden karşıya geçirir. Yaşlı zat "-Evlat sırtın yere gelmesin".der.Halk arasında, yaygın olarak bilinen bu efsaneden sonra,ölümüne kadar ,hiçbir güreşçi Yaşar Doğu'nun sırtını yere getirmeyi başaramaz. Gazanfer Bilge ve Mustafa Dağıstanlı 'da Yaşar Doğu kuşağının ünlü ve unutulmaz temsilcilerindendir."Gazanfer Bilge" ve "Dağıstanlı" otobüsleri, bir dönem ,ülkemizin önemli yolcu taşıma şirketlerinden idi.1991' de; Dicle Üniversitesi, Beden Eğitimi ve Spor Bölümü başkanlığına getirilen, eski milli güreşçilerden Muharrem Atik'in, o yıl ki 19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı'nda, şeref tribünün önünden öğrencileri ile geçişi unutulumaz,gayretleri gibi. Nihat Kabanlı, Mahmut Atalay, Hasan Sevinç,Ahmet Ayık serbest stilde, unutulmaz gurescilerimizden idiler.

Kırkpınar'da başpehlivan olmak, bütün yağlı güreşçilerin, en büyük hayalidir.Kazanan pehlivan, memleketinde yine davul zurna ile karşılanır. Yenmek mi ? Yenilmek mi ? Tabii ki yenmek ve kazanmak, ama kurallara ve geleneklere uyarak.Ustasının sırtını yere vurmayı, başarı olarak gören bir güreşçi, insanlık dersini çoktan kaybetmiştir aslında. Torbalı'da Hal Binası girişinde ,pastahane işleten Altay kulübünde lisanslı olarak spor yapmış bir güreşçi vardı.İlçe insanına ,yaptığı pasta ve tatlılarla uzun süre hizmet etti.Onun manevi şahsinda; ustasının sırtını yere vurmamış tüm pehlivanları, rahmet ve saygı ile anıyoruz.

Hasan ÇAKALOĞLU

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar