GÜL YAPRAĞI ÜZERİNE DAMLAMIŞ YAĞMUR TANECİĞİ

Bir gün onu dağ yamacındaki evinde bulurlar. Gene işinde gücündedir. Ya ineğini sağar, ya sütünü çalkalar... Köy muhtarının yamağı: "Seni, bizim makama istiyorlar!" der. Gül anne, bunun üzerine biraz düşünür. "Acaba bu ne iştir? Benim muhtarla bir alıp veremediğim bir şey yok ki!" Çocuklarını aklına getirir. Hepsi dağılıp gitmiş dört bir yana...

GÜL YAPRAĞI ÜZERİNE DAMLAMIŞ YAĞMUR TANECİĞİ Edebiyat

GÜL YAPRAĞI ÜZERİNE DAMLAMIŞ YAĞMUR TANECİĞİ

Kimler için yazmadık? Ben, şahsen, kimler için yazılar yazmadım? Rodoplar’ın dağlarını, taşlarını, bülbüllerini, yazlarını, kışlarını mı dile getirmedik? Çıkışı olmayan yollarını mı, hasretleri, ayrılıkları mı anlatmadık. Şehirleri, parkları, aşkları mı dizelere dökmedik, sonra bir türkü gibi söylemedik...

Bunların hepsini yazdık, çizdik, söyledik! Ama ben, kendi payıma şu bizim annelerimize, Rodoplar dağının annelerine yazı borcumu hala ödeyemedim. Bir gün bu dünyadan gidersem, bu adamın gözleri açık, derlerse, borcumu ödeyemediğim için olacaktır!

Ayrıca, benim annelerim,filizinden koparılmamış birer Gül tanesidir! Daha doğrusu, gül yaprağı üzerine damlamış bir yağmur taneciğidir...

Daha sonra, bir vazgeçilmez tutku ve bağımlılıklarını ise hala çözemedim. Bunca zaman aralarında bulundum, ekmeklerini ve çöreklerini yedim, çorbalarını içtim, soğuk ayranlarını ve sularını içtim ama onların şu gül çiçeğine olan ölesiye tutkularını bir türlü anlayamadım. Allah'ım, onların güle vurgunluğu ne hikmettir?

Ekseri, adları da gül ile başlar; Gülbeyaz, Gülnur, Gülnaz, Gülşen, Gülfidan, Güldane... En yaygın kadın adlarımızı bile yapyalın söylemeye katlanamaz. Bir gül takıverir yanı başına ve işte sana: Ayşegül, Fatmagül, İsmigül... Bununla da yetinmez çoğu kez. Gül sözcüğünü de bir renkle süslemesini bilir: Gülsarı, Gülpembe, Morgül... Bunlar yetmiyormuş gibi gülü, gökcisimleri ya da mevsimler yanında da görürüz: Aygül, Gülbahar...

Penceresinin altında, dallarıyla birer küçük alev gibi dört yanı tutmuş olan çiçeğin adı da Gül'dür. On beşinde genç kız iken kulağının başına kondurduğu çiçeğin adı da gül değil miydi?

İşte ben, bu Gül'den söz ediyorum. İşte ben, aynı bu Gül anneyi bir türlü anlatamadım gitti. Bundandır, başlattığım tüm şiirlerimin, destanlarımın ve öykülerimin yarım yamalak kalışı. Daha doğrusu, annelerimiz için yazdıklarımın hiçbiri beni tatmin etmedi.

Rodoplar kadınını en iyi anlatan şairin elini sıkarım ben, onu en iyi çizen ressamı kucaklarım...

Gül anne ile ilgili en çok gücüme giden, bundan bir 32 yıl öncesi onun yaşadığı bir olayı hala kaleme alma fırsatım bulamamam. Şöyle böyle geçiştirdik işte...

Bir gün onu dağ yamacındaki evinde bulurlar. Gene işinde gücündedir. Ya ineğini sağar, ya sütünü çalkalar... Köy muhtarının yamağı: "Seni, bizim makama istiyorlar!" der. Gül anne, bunun üzerine biraz düşünür. "Acaba bu ne iştir? Benim muhtarla bir alıp veremediğim bir şey yok ki!" Çocuklarını aklına getirir. Hepsi dağılıp gitmiş dört bir yana...

Güçlükle belini doğrultur, değneğinin yardımıyla dizlerine tutunarak muhtarlığın yolunu tutar. "Kendine bir güzel ad beğen, bakalım, Gül Teyze", diye yaklaşır ona katip kız ve bir liste ad sayar ona genç kız. Yaşlı kadın bu adlardan, bu işten bir şey anlamaz. "Uzatma teyze, işimiz başımızdan aşkın!"

"Bildiğinizi yapın! Benim, zaten gül gibi bir adım var!"

İçindeki o hiç kimseye fark ettirmediği müthiş isyanıyla, hemen evinin yolunu tutar...

Mehmet ALEV

Yorum Yaz

Doğrulama Kodu
Yorumlar